PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyicilerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızın bu haftaki konuğu Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrah Dr. Zekeriya Kul bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Hocam programımıza.
ZEKERİYA KUL: Hoş bulduk sağolun.
PINAR AKKAŞ: Sizinle bu hafta estetik plastik ve cerrahi alanında daha çok onarıcı ameliyatlar alanında sorularımız olacak. Yaralanmalar, yanıklar, travmalar, tümörler, ameliyatlara bağlı doku eksikliği, doku kayıpları bunların telafileri anlamında sorularımız olacak. İsterseniz öncelikle izleyenlerimize plastik ve estetik cerrahi nedir? Diğer tıptaki uzmanlık alanlarından farkları nedir, onlardan bahsedebilir miyiz?
ZEKERİYA KUL: Elbette. Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi demek herhalde daha doğru olur. Çok geniş bir alanı kapsayan bir bilim dalı, diğer cerrahi bilim dallarından farklı olarak. Kendi içinde de alt başlıklara ayrılıyor. Estetik cerrahi tabii daha çok bilinen işte halkımızın da genelde estetik ameliyatlarla bütünleştirdiği bir bilim dalı. Ancak unutmamak lazım ki bizim neredeyse yüzde 60 hasta popülasyonumuzu rekonstrüksiyon yaptığımız hastalar oluşturuyor. Rekonstrüksiyon onarım demek. Yani doğuştan gelen bozuklukların veya sonradan travmalara bağlı herhangi bir ev kazası, iş kazasına bağlı yaralanmaların oluşturduğu defektleri onarmak için kullandığımız ameliyatlar topluluğu rekonstrüktif ameliyatlar. Plastik cerrahi biraz daha ana başlığı oluşturuyor. Zaten plastikoz biliyorsunuz Yunanca şekil verme demek. Biz de dokulara dokuların fıtratını bozmadan tabii ki şekil vererek ameliyatlarımızı yapıyoruz. Diğer kısım ise estetik ameliyatlar. Estetik ameliyatlar biraz daha isteğe bağlı ameliyatlar, biraz daha keyfi ameliyatlar. Her ne kadar kişilerin ruhsal durumunu da iyi hale getirmek için yaptığımız ameliyatlar olsa da yine de rekonstrüktif ameliyat gibi zaruri ameliyat değil estetik ameliyatlar. Çok geniş bir başlık var. Biz de plastik cerrahlar kendi aramızda bir tarafından tutuyoruz, hepimiz bir konuda iyi olmaya çalışıyoruz. Ama genelde her plastik cerrah özellikle ihtisas yaptığı yıllar içerisinde çok sayıda rekonstrüktif ameliyat gerçekleştiriyor. Ülkemizde de çok ciddi anlamda rekonstrüktif ameliyat gerektiren hasta topluluğu var. Gerçi geçmiş yıllara göre ev kazaları, iş kazaları, yanıklar daha azaldı. Ülkemiz geliştikçe bu tarz yaralanmalar da azalıyor. Ama hala geçmiş yıllardan kalan sekeller, doğumsal anomaliler. Özellikle akraba evliliklerinden sonra çıkan doğumsal anomaliler hala devam ediyor. O yüzden de aktif bir şekilde rekonstrüktif şekilde ameliyatlar da hala gerçekleştiriliyor tarafımızdan.
OKTAR BABUNA: Siz aslında uluslar arası tanınan bir doktorsunuz. Çünkü bir çok ülkeden, Avrupa ülkelerinden hastalarınız var. Bu tabii Türk hekimliğinin de bir başarısı. Son yıllarda büyük bir atak yaptı Türk doktorları bu konuda. Hizmette bence Avrupa’nın önüne geçtiler, genel kanaat bu şekilde. Çünkü Avrupa’dan hasta akışı olmaya başladı. Eskiden hep Türkiye’den Avrupa’ya gidilirdi, şimdi Avrupa’dan Türkiye’ye geliniyor.
Deri en büyük organ. Bu pek bilinmez ama, deriyi topladığınızda ağırlığı bütün organlardan daha fazla yeri var. Çok mucizevi bir yapısı var. Geçirgen olmaması, mikroba geçirgen olmaması, izole ediyor, ısıyı izole ediyor çok mucizevi özellikleri var, koruyucu özelliği var. Yaralandığında kendi kendini tamir edebiliyor. Bu da diğer organların bir çoğundan ayırıyor bu yönüyle, farklı bir hale getiriyor. Dolayısıyla çok çeşitli hastalıkları var, biraz önce saydığınız geniş bir yelpaze var. Özellikle rekonstrüktif dediğiniz tamir edici. İsterseniz sırayla başlayalım. Baş bölgesinden başlasak olur mu nasıl yapalım?
ZEKERİYA KUL: Tabii. En çok zaten deri dedik, çok büyük bir organ ama daha çok dış ortama maruz kalan bölgesi baş-boyun bölgesi. Hele de güneşin etkisiyle, ozon tabakasının delinmesiyle birlikte maruz kaldığımız tehlikeli ışınlardan dolayı da en çok deriyle ilgili hastalıkların, özellikle kanserlerin görüldüğü bölge baş-boyun bölgesi. Bu, özellikle güneşin çok aktif olduğu bölgelerde beyaz tenlilerde çokça görülen şeyler cilt kanserleri. Kendi aralarında da bir sınıflaması var elbette. İşte kötünün iyisi diye tarif ettiğimiz bazal hücreli kalsinom diye bilinen çok yaygın görülen, bir çok hastanın yıllarca kremle tedavi etmeye çalıştığı cilt kanserleri var. Bir de çok hızlı ilerleyen iç organlara atlayan çok ciddi anlamda ölümcül etkisi olan kanserler var. Bence cilt kanserlerini konuşurken herhalde en çok üzerinde durmamız gereken şey korunma olsa gerek. Hele de güneş bir kenara dursun şu an gençlerin bir çoğunda ciddi bir solaryum dediğimiz yapay ışınlara maruziyet var. Bence bu çok daha fazla konuşulması gereken bir nokta. İleriki yıllar için özellikle. Çünkü gençken farkına varılmayan çok küçük bir nevüs, ciltteki bir ben uzun yıllar içerisinde kansere dönüşme özelliği de olduğu için belki ileriki yıllarda problem çıkartıyor ama erken yaşlarda insanlar bunun çok farkına varmıyor, önem de göstermiyorlar. Bence en önemli nokta korunma noktası, ihmal edilen nokta da bu. Hastalık olmadan bir şeylerin önlemini almak en doğrusu. Cilt kanserleri için de en önemli nokta dediğim gibi güneşten korunacağız.
PINAR AKKAŞ: Solaryum güneş kadar etkili mi?
ZELERİYA KUL: Muhakkak. Cilt tipine göre de tabii ki değişiklik gösteriyor ama çok ciddi zararları var. Sadece hastalıklar için değil aynı zamanda cildin çok ciddi hızlı bir şekilde deforme olması, yaşlanması için de büyük bir etken.
PINAR AKKAŞ: Bilinçli kullanılırsa?
ZEKERİYA KUL: Bence solaryum bilinçli kullanılması söz konusu olamaz. Sonuçta zarar veren bir şey. Bunun dozunun olacağını ben düşünmüyorum. Muhakkak az veya çok zarar veriyor. Bence ondan kaçınmak en doğrusu diye düşünüyorum.
OKTAR BABUNA: Peki korunmak için ne yapmak olabilir? Yani güneşe çıkmamak mümkün değil.
ZEKERİYA KUL: Muhakkak. Ama özellikle 1 ila 5 arası öğleden sonra o saatler arasında olabildiğinde güneşten uzak durmanın hele de beyaz tenliyseniz sürekli süzenli olarak yüksek faktörlü güneş koruyucu kremlerle en azından o süreci geçirmeniz herhalde yeterli olacaktır. Ancak ailesel olarak yatkınlığı olanlarda yani cilt kanserine karşı bir yatkınlığı varsa bir kişinin biraz daha uyanık olması gerekiyor. Yani çok küçük bir ben farkına varıldığı andan itibaren ya takibe alınmalı ki biz çok fazla takip taraftarı değiliz cerrah olarak. Erken dönemde de alınmasını daha doğru buluyoruz. Küçükken selim tabiatlı bile olsa hem kozmetik amaçlı hem de ileriki yıllarda güneşin etkisiyle sıkıntı oluşturmasın diye alınmasının doğru olduğunu düşünüyoruz.
OKTAR BABUNA: Peki ne zaman dikkat çeker? Mesela herkesin vücudunda benler var, ne zaman benden şüphelenip çıkartırsınız?
ZEKERİYA KUL: Tabii ki kötüye dönüşme süreci başladıysa zaten etrafı düzensizleşmiştir, renk farklılığı ortaya çıkmıştır, şeklinde asimetriler olmuştur. Hele de üzerinde kanam odakları ortaya çıktıysa zaten büyük oranda kötüye dönüşümden bahsedebiliriz. O dönemde hemen alınması çok daha doğru. Ama dediğim gibi bu tarz belirteçler olmadan da alınması herhalde daha garantili bir yaklaşım olacaktır.
OKTAR BABUNA: Hasta ne zaman doktora gitsin?
ZEKERİYA KUL: Renk farklılığı, etrafında düzensizlik gördü ama hele de güneşe direk maruz kalınan bir bölgedeyse yani yüz bölgesindeyse biz genelde plastik cerrahlar olarak alınması taraftarıyız. Yani herhangi bir değişim olmasa da cildiye doktoruna başvurur, onun da görüşünü aldıktan sonra cerraha başvurarak aldırabilirler.
OKTAR BABUNA: Biz laf var, ‘şüphe varsa şüphe yoktur.’ Yani bir şeyi çıkardıktan sonra bir şey çıkmazsa iyi ama ya bir şey varsa, değil mi? Onu bırakıyorsanız siz o risk alınacak bir risk değil.
ZEKERİYA KUL: Kesinlikle. Halk arasında şöyle bir düşünce var, biz çok fazla anlayamıyoruz neden böyle bir düşünce ortaya çıkmış; benler ellenmez, benlere dokunulmaz, benlere bıçak değmez benzeri halk arasında görüşler var. Fakat şu da bir gerçek ki siz bir beni sağlam ve temiz bir şekilde aldıktan sonra ona ait hiçbir şey vücutta kalmıyor. Yani kötüyse de alınış oluyor, iyi huyluysa da zaten alınmış bitmiş oluyor. Böyle bir düşünce var, bu düşüncenin yıkılması gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Tamamen haklısınız çünkü Allah saklasın melanom, bahsettiğiniz kanser, zaten bunların genelde teşhisi konulduğunda çok geç kalınış oluyor. Çünkü genelde sıçramayla teşhisi konuluyor, hatta bazen kaynağı bile bulunamıyor, değil mi? Nereden geldiği bile anlaşılmıyor.
ZEKERİYA KUL: Çok hastamız oldu, yıllarca kendince doğal bazı ilaçlar kullanarak, kremler kullanarak tedavi etmeye çalışmış. Ancak neredeyse vücudun bir çok organına metastaz yapmış melanomlar gördük. O noktadan sonra zaten tedavisinin de çok fazla bir anlamı kalmıyor. Başka palyatif tedavilerle o süreci geçirmeye çalışıyor hastalar. Ama herhalde en ufak bir şüphe varsa hemen hızlıca gitmek en doğrusu.
PINAR AKKAŞ: Peki cilt lekelerinde de yine siz devreye giriyorsunuz, değil mi? Çiller, çeşitli nedenlerden oluşan lekelerde. Buna yönelik neler yapılıyor?
ZEKERİYA KUL: Leke tedavisi tabii farklı bir alana giriyor ama kısaca onu da izah edeyim. Leke genellikle cildin üst tabakasından gelişen bir hadise. Dolayısıyla sizin üst tabakayı yani kendisini yenileyen bir organ olduğu için üst tabakayı bir şekilde lazerle veya başka cihazlarla soyduğunuz zaman alttan sağlam deri geldiğinde çildir veya lekedir benzeri problemler ortadan kalkmış oluyor. Onların tedavisi biraz daha farklı, daha kolay, tedavi edilmese de sadece kozmetik olarak problem oluşturan şeyler. Ama tedavisi de mümkün olan şeyler.
OKTAR BABUNA: Diğer kanserlerde bazal hücreli kalsinom olanlarda kişi ne zaman şüphelenebilir, nasıl bir şey oluyor? Dediğiniz gibi yıllarca gitmiyorlar doktora.
ZEKERİYA KUL: Genelde hastaların bize başvuru sebebi şu oluyor; bir yara çıktı yüzümde, bu yara mümkün değil iyileşmiyor. Bir sürü doktora gittim, bir sürü krem kullandım buna rağmen bu yara geçmedi diye geliyorlar. Baktığımız zaman ortak özellik bir tümör var, bu tümörün orta noktasında bir kanama odağı var, ülserleşme var inatçı bir yara var yani. Genelde bazal hücreli kalsinomlar bu şekilde karşımıza çıkıyor. Bir aşama daha kötü olanı melanomdan bir öncesini söylüyorum; yassı hücreli kalsinom adını verdiğimiz kanser türü. Bu bazal hücreliden farklı olarak yine benzer noktalarda çıkıyor. İşte dudak, kulak benzeri noktalarda çıkıyor ama daha hızlı seyrediyor. Vücudun diğer organlarına atlayabiliyor, lenf bezlerine metastaz yapabiliyor, farklılığı burada. Biraz daha hızlı davranılması gerekiyor. Örneğin bazal hücreli kalsinomda biraz daha tolerans var yani geç tedavi edilse de kendisini sağlam bir şekilde çıkardığınız zaman yüzde yüz tedaviden bahsedebiliyoruz. Ama yassı hücrelide geç kalındıysa lenf bezlerine atlama olduğu için ilave olarak başka tedaviler de gerekiyor. Zaten bir sonraki kötü olan kanser türü maling melanom. Orada çok erken dönemde ancak tespit edildiği takdirde yüzde yüz tedaviden bahsedebiliriz. Biraz ilerlemiş vakıalarda muhakkak cerrahi tedaviler, onkolojik tedavi, çok sıkı takipler yapmak gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Deri kanserlerinde genelde baş boyun bölgelerinde ağırlıklı görülüyor, değil mi? Diğer bölgelerde de görülme ihtimali var ama daha çok o bölgede, baş ve boyun çevresinde.
ZEKERİYA KUL: Daha çok o bölgede. Maling melanom biraz daha farklı, vücudun bütün bölgelerinde görülebiliyor. Ayak tabanı olabilir, el ayası olabilir, tırnak yatağında bile her yerinde görebiliyoruz. Ama güneşle direk ilişkili olan aha çok bazal hücreli ve yassı hücreli olanlar. O yüzden onlarda güneşin direk ışınlarının vurduğu yüz bölgesinde ortaya çıkıyor.
PINAR AKKAŞ: İzleyenlerimize tekrar toparlamak gerekirse deri kanserlerinde güneş ve solaryumun olumsuz bir etkisi var, vesile olma etkisi çok fazla. Bunlardan korunmak gerekiyor. Onun dışında başka bir şeye dikkat etmemiz gerekiyor mu?
ZEKERİYA KUL: Genetik faktörler var ailesel öyküsü olanlarda. Onlarda olabildiğince vücutlarında herhangi bir pigment değişikliği gördükleri anda hızlı bir şekilde bir dermatoloğa başvurmalılar. Veya geçmiş yıllarda bir travma geçirmiş, yanık olabilir, bir trafik kazası olabilir ama iyileşmiş olan bir yaradan bahsediyoruz. O yaradan da cilt kanseri gelişme ihtimali olduğu için o tarz travma sorası sekellerin de çok uzun süre hatta ömür boyu diyelim takip esilmesi gerekiyor. Sanki oradan bir zaman içerisinde cilt kanseri ortaya çıkacakmış gibi tedbir alınmalı.
OKTAR BABUNA: Özellikle uyarmak açısından, tarlada çalışan insanlarımız onlar tabii çok fazla risk oluyor. Onların da koruyucu krem kullanmaları, en ufak bir şeyde de doktora gitmelerini buradan tavsiye edelim o zaman.
ZEKERİYA KUL: Gerçekten önemli bir konu, çok ihmal ediliyor. Özellikle taşradan gelen hastalardaki ortak problem bu. İleri yaşlarda çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımızda en büyük problem bir yarayı yıllar önce tespit etmiş olmasına rağmen doktora gitmeyip ihmal edip kendince bazı kremler kullanarak tümörün büyümesini sağlamış oluyorlar. Bizim de işimiz zorlaşıyor, hastanın da tedavi süreci zorlaşmış oluyor. Ne kadar erken dönemde başvurursanız o kadar işler kolay oluyor tabii ki.
OKTAR BABUNA: Bir de tabii yüz ve baş bölgesinin anormallikleri var doğumsal olarak, işte yarım damak. İsterseniz onlardan da bahsedelim. Çok sık değil ama çocuklarda yarık damak, yarık dudak görülebiliyor.
PINAR AKKAŞ: Halk arasında tavşan dudak diye geçiyor.
ZEKERİYA KUL: Bu tip anomaller, ülkeler geliştikçe aslında bu anomallerin de azaldığını görüyoruz. Yakın zamanda Japonya’da bir toplantıya katılmıştım, kendi aralarında konuşuyorlardı. Biz dudak ve damak yarıklarını bitirdik. Çünkü çevresel faktörler ve ailesel faktörlerin çok ön planda olduğu hastalıklar bunlar. Söylediğim gibi; akraba evliliğini ne kadar azaltırsanız doğumsal anomalleri de o kadar azaltmış oluyorsunuz. Veya işte hamilelik döneminde sigara alkol benzeri şeylerin tüketimi olmazsa bu tarz şeyler görülmüyor. Veya beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri olmazsa bu tarz hastalıklar da olmuyor. Bizim ülkemizde de çok şükür 10 yıl öncesiyle şu an arasında ciddi bir fark var. 10 yıl önce dudak-damak yarıklarıyla bize gelen çocukları artık çok fazla görmüyoruz. Hala var ama ciddi bir azalma oldu. Ailelerin tabii öyle bir problemle karşılaştıkları zaman başlangıçta çok ciddi bir travma yaşadıklarını görüyoruz ama bunların tedavileri mümkün, cerrahi olarak hepsinin tedavisi var. Sadece biraz daha meşakkatli bir süreç var. Ailelerle konuşarak o süreci birlikte geçiriyoruz. Çok uzun yıllara yayılan bir tedavi süreci var özellikle dudak-damak yarıklarının.
PINAR AKKAŞ: Embriyo döneminde oluyor bu değil mi?
ZEKERİYA KUL: Evet. Özellikle ilk organ şekillenmesinin olduğu dönemlerde olan hastalıklar. Koruyucu hekimlik burada da devreye giriyor. Erken dönemlerde hekimlerin özellikle takip eden kadın doğumcuların desteğiyle de belki bu oran biraz daha azaltılabilir. Ama tekrar söylüyorum; tedavisi olan şeyler bunlar. Eğer aileler bu tarz bir problemle karşılaşırlarsa panik olmasınlar. Hepsinin cerrahi tedavisi var, h,iç biri ölümcül değil. sadece kozmetik olarak ufak tefek kusurlar kalabiliyor ameliyatlardan sonra ama o kadar da üzülecek şeyler değil. Teknoloji de gelişiyor, teknik de gelişiyor. Başımıza gelince üzerine düşüp takip edip sonuna kadar mücadele etmek gerekiyor. Genelde de aileler kabulleniyorlar, bu tarz şeylerle karşılaştıkları zaman başta bir tepki oluyor ama konuşunca kabulleniyorlar ve tedavi sürecini başlatınca da inançları yerine geliyor. Özellikle dudak yarığı ameliyatından bir hafta sonra dramatik bir değişiklik görüyor aileler ve çok mutlu oluyorlar. Tedavisi olan şeyler olduğu için çok fazla üzülmeye gerek yok.
PINAR AKKAŞ: Peki hangi yaşta yapılıyor çocuklarda bu ameliyat? Belli bir yaşı var mı işte şu yaşta olursa daha faydalı olur gibi? Ya da bebekliğin şu döneminde olursa o kadar faydalı olmaz diye bir ayrım var değil mi?
ZEKERİYA KUL: Var. Şimdi bizim çocuklarda ameliyat yaparken en çok üzerinde durduğumuz nokta çocuğun gelişimi ne durumda. Siz bir dokunun üzerinde oynuyorsunuz, o dokunun gelişimini de bozmamak gerekiyor. Aynı şekilde dokunun cerrahi sonrası gelişme sürecine katkısı ne olacak bunu da iyi kestirmek gerekiyor. O yüzden belli bir kiloya gelmesi gerekiyor, belli bir kan düzeyine ulaşması gerekiyor kan değerlerinin ondan sonra bu tarz ameliyatları yapıyoruz. Genellikle 10-11. haftalardan itibaren dudak yarıklarını gerçekleştirebiliyoruz ama damak yarığı olduğu zaman iş biraz saha farklılaşıyor. Çünkü orada yumuşak dokuya ilave olarak kemik yapılar da etkilendiğinden dolayı kemik anatomisini bozmamak için, kemik gelişimini bozmamak için ameliyat sürecini biraz erteliyoruz. 1 yaş, 16. aylar civarına kadar tolore edebiliyoruz. Geç tedavi edince şöyle bir sıkıntı oluyor; konuşma bozuluyor. Çocuğun genizden konuşma problemleri ortaya çıkıyor o yüzden ameliyatı çok geciktirmeyi de önermiyoruz. Genelde damak yarığında 12 ila 16. aylar arasında gerçekleştirmek gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Bunlar da bize şunu gösteriyor; Allah mükemmel bir simetriyle yaratmış her şey mükemmel, altın oranla. En ufak bir mutasyonda, harf değişikliği olduğunda ne hale geliyor, değil mi? Allah tabii ki tedavisini de yaratmış bozuluyor simetri. Mesela en sık görülen şeylerden biri de asimetrik yüz, baya sık görülen bir anomalisi yüzün. Bir çalışma okumuştum, onun da mutasyonunu bulmuşlar, herhalde ileride de genetik mühendisliğiyle de ilk teşhis olduğunda daha bir müdahaleyle beklide düzelecek bir hale gelecek.
ZEKERİYA KUL: Özellikle ilk üç ayda şekillenmelerin olduğu dönemde zaten yarıklar var olan şeyler. Burada problem -özellikle dudak-damak yarıkları için konuşuyorum- yarık ortaya çıkmasından ziyade var olan yarığın kapanmaması. O kadar muhteşem bir süreç var ki, başlangıçta bir yarık var bu yarık zaman içerisinde kapanıyor dudak oluşuyor, damak oluşuyor. Siz eğer bu kapanmalarda b,r nedenden dolayı kesintiye uğratırsanız bu süreci kapanmıyor ve hastalık ortaya çıkıyor. Aslında çok güzel ilerleyen bir süreç var bunu biz zaten görüyoruz. Onu bozan yine biziz. Örneğin hamilelikte bir vitamin eksikliği bu tarz şeylerle onu etkileyebiliyor.
PINAR AKKAŞ: Aynı anda görülüyor mu hem dudak hem damak?
ZEKERİYA KUL: Evet görülüyor. Tek başına da oldu oluyor ama beraber de görülebiliyor.
OKTAR BABUNA: Deri nakilleri var mesela biraz ondan bahsedelim isterseniz. İnsanın bir yerine bir şey olduğu zaman başka bir yerinden deri nakli olabiliyor veya başkasından. Bu konuyu da anlatır mısınız?
ZEKERİYA KUL: Deri de bildiğiniz gibi bir organ neticede. Herhangi bir organ nakli için geçerli olan bunun için de geçerli. Genelde biz deri naklinde kendi dokumuzu kullanıyoruz. travma sonrası veya yanık sonrası defekt ortaya çıkabilir, kendi dokumuz, kendi kumaşımız en ideal olanıdır. Ama bazen çok yetersiz olunduğu durumlarda, özellikle son yıllarda popüler oldu yüz nakli ameliyatlar devreye girdi, başka kişiden nakiller devreye girdi. Oradaki bütün süreçler tabii ki bir organ nakil süreçleriyle aynı. Yani başkasına bir soku nakli olduğu zaman nasıl ki bağışıklığı baskılayan ilaçlarla ameliyat sonrası süreci yaşıyorsa kişiler aynı şekilde burada da benzer süreçler yaşanıyor. Biraz daha sıkıntılı bir ameliyat, daha sıkıntılı bir iyileşme sürecine sahip ama kendi dokumuzla yaptığımız ameliyatlar genelde bir hafta 10 gün içerisinde rahatlıkla iyileşim elde edebildiğimiz, reddolma olayının çok nadir olduğu ameliyatlar.
OKTAR BABAUNA: Büyük parça olduğunda damarları nasıl birleştiriyorsunuz?
ZEKERİYA KUL: Şimdi çok yüzeyel deriye ihtiyaç olduğu zaman bacağımızdan, sırtımızdan, kolumuzdan kendiliğinden iyileşme özelliği de olduğu için deri, çok yüzeyel tabakayı alıp nakil yapabiliyoruz. Deriyi aldığımız bölge kendiliğinden iyileşiyor. Bazen tam kat deri nakline ihtiyaç duyduğumuz zaman vücudumuzun yine lüzumsuz demeyeyim ama çok kullanılmayan bölgelerinden damarıyla siniriyle bir nakil gerçekleştiriyoruz. Biz buna serbest doku transferi diyoruz. Bu biraz daha zor bir ameliyat demin söylediğimden.
PINAR AKKAŞ: Ciddi yan etkileri oluyor mu?
ZEKERİYA KUL: Yan etki demeyelim, kanma olabilir, enfeksiyon olabilir. Bütün ameliyattaki riskler burada da var. Burada bizim en çok korktuğumuz plastik cerrahi olarak dokunun tutmaması. Hele de serbest doku transferi yaptığımız hastalarda damarın tıkanması, o ilk 2-3 gün boyunca biz çok fazla uyuyamıyoruz, uykularımız kaçıyor. Acaba ne oldu, ufak bir problem oldu mu? Ufacık bir pıhtı damarı tıkadığı zaman bütün ameliyatınız boşa gidiyor. Biraz daha sıkıntılı ameliyatlar. Ama direk yüzeyel deri nakli greft adını verdiğimiz daha kolay, kabulü hemen olan ameliyatlar. Ama her ameliyatta sıkıntı risk var mı var tabii ki. Fakat biz ameliyatlarımızı yaparken biraz elimizi taşın altına sokarak yapıyoruz. Önlemlerimizi alıyoruz elbette. Mesela enfeksiyon için antibiyotiği muhakkak öncesinde sonrasında veriyoruz. Kanamaya karşı muhakkak önlemlerimiz var. Ama bir de bizim cerrah olarak, hasta olarak çok fazla önüne geçemediği riskleri var, onlar için de bir şey yapamıyoruz tabii.
OKTAR BABAUNA: Ben bunu ilk defa ortaokuldayken duymuştum baya şaşırmıştım. Ünlü bir araba yarışçısı vardı, yarışta yanmıştı yüzü. Vücudun başka yerinden doku alıp nakil edilmiş gayet de başarılıydı.
ZEKERİYA KUL: Doğrudur. Yani kendi dokusu olduğu zaman sonuç çok daha hoş oluyor estetik olarak.
PINAR AKKAŞ: Kendi dokusu olduğu zaman yine tutmama ihtimali oluyor mu?
ZEKERİYA KUL: Tutmama ihtimali demeyelim de az önce dediğim gibi damarlarda transfer yaptığımız zaman damarda tıkanma olduğunda doku beslenemediğinden dolayı dokuda ölüm oluyor nekroz diyoruz biz ona. Maalesef bütün ameliyat boşa gitmiş oluyor. Dokumuz kaybolmuş oluyor, ikinci bir ameliyat gereksinimi ortaya çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Balak canlılardan doku alınabiliyor mu veya doku kültürüyle bir şey yapılabiliyor mu?
ZEKERİYA KUL: Şu tarz şeyler oluyor; immun sisteme karşı bağışıklığa karşı mücadele etmek adına hücreden arındırılmış bazı doku transferleri yapıyoruz. Kadavradan alınabilir, başka canlılardan alınabilir ama immun sistemine üstün gelme adına ona karşı hücrelerden arındırılmış olması gerekiyor. Şu an daha çok deneysel çalışmalar için kullanılan şeyler, daha ç.ok kendi dokumuzu kullanmak bizim işimize geliyor. Çok zorda kalırsak ancak donörden almak gerekiyor.
OKTAR BABUNA: İsterseniz şikayetlerin sıklığı olarak daha değişik bir konu, şeker hastalıklarında bazı problemler oluyor. Mesela kapanmayan yaralar olabiliyor, burada da tabii plastik cerrahların önemli rolü oluyor. İsterseniz o konudan da biraz bahsedelim ki dinleyenlerimiz arasında bu tip rahatsızlığı olan kişiler olabilir.
ZEKERİYA KUL: Şimdi şeker hastasındaki en büyük problem damar yetmezliği ve sinirle ilgili problemler. Yara iki şekilde ortaya çıkabiliyor, bir tanesi damar probleminden dolayı yeterli oksijenin gitmemesine bağlı dokuların beslenememesi. Nekroz adını verdiğimiz doku ölümü ortaya çıkması bir diğeri ise sinirin yeterince çalışamamasından dolayı uyuşukluklar ve uyuşukluğa bağlı olarak da hastaların hissedememesinden dolayı ayakların veya vücudun diğer organlarının travmaya karşı açık olması. Yani yaşlı bir beyefendi bir ayakkabı giydiği zaman eğer ayakkabısının içinde sivri bir cisim varsa ve şeker hastasıysa ve hissedemediğinden dolayı o sivri cisim yara oluşturuyor ve iyileşmesi de zor oluyor. Yani oluşması bir kenara oluştuktan sonra tedavisi ve iyileşmesi de çok sıkıntılı. Burada tabii biz devreye giriyoruz. Öncelikle hastanın şeker profilinin normal seviyeye getirilmesi gerekiyor. Burada endokrin uzmanlarından yardım alıyoruz. Başka damarla ilgili problemleri varsa damar cerrahlarından yardım alıyoruz. Öncelikle dokunun oksijenlenmesini. Ayaksa eğer, ki genelde diyabette hep ayaktan bahsediyoruz, oksijenle ilgili problem ortadan kalktığında biz tedavi sürecine dahil oluyoruz. Aksi takdirde yaptığımız hiçbir işin bir anlamı kalmıyor. Yani bir deri nakli yaptığınız aman eğer derinin oturacağı yatak yetersiz oksijenlenen bir yatak ise deri tutmuyor. Redden bahsettik, red değil ama tutmuyor. Yani emekler de boşa gidiyor. Dolayısıyla önce şeker probleminin giderilmesi gerekiyor, ardından damarla ilgili problem varsa onun giderilmesi gerekiyor. Zaten bazen kendiliğinden iyileşen o kadar çok yarayla karşılaşıyoruz ki, siz iyi bir pansuman, doğru bir yara bakımı yaptığınız zaman eğer oksijenlenme de normale geldiyse yara kendiliğinden kapanıyor. Yeter ki bakım iyi olsun. Diğer dahili hastalıklarla ilgili problemlerde de giderilmiş olsun.
PINAR AKKAŞ: Şeker hastaları diyabetik hastalar potansiyel yaraya açık olduklarını bilerek ona göre önlem almaları gerekiyor ki dediğiniz gibi tetikleyen faktörler oluyor. Bir dar ayakkabı giymek ya da içinde sivri bir metal olması, başka şeyler de olabilir o yüzden de dikkat etmeleri gerekiyor.
ZEKERİYA KUL: Dikkat etmeleri lazım. Bir başka nokta da şu özellikle yaşlılarda görülen problem; hissedemediği için kışın nöropati dediğimiz bir problemle karşılaşıyor. Ayaklarda çorap tarzında bir uyuşukluk, karıncalanma, üşüme benzeri problemlerle karşılaşıyorlar. Hissetmediklerinden dolayı üşüyen ayağı ısıtmaya kalktıkları zaman, bu genelde Anadolu’da yaşanan eyler, sobaya yaklaştırıyorlar, sobaya temas etmesine rağmen ayağı hissetmediğinden dolayı ayağı ciddi yanıklar oraya çıkabiliyor. Bunları da sıklıkla görebiliyoruz.
OKTAR BABUNA: Yanık tedavileri de sizin alanınız. En geniş en büyük organ, dolayısıyla tabii geniş bir daha olmuş oluyor.
ZEKERİYA KUL: Bir cerrahın sözü var; bütün cerrahi branşların arka bahçesi gibi bir tanımı var plastik cerrahiyle ilgili. Genel cerrahlar ameliyat yapar, deriyle ilgili problem olur bize gelir. Ortopedistler yapar kemik çok güzel kaynar ama üstündeki doku açılır yine bize gelir. Beyin cerrahlarında da aynı şekilde çok rastladığımız şeyler bunlar. Deriyle ilgili ü problemler bir şekilde bize geliyor ama çok şükür teknikler gelişmiş durumda, ilaç tedavileri var. Bazen ameliyatsız da yara tedavileri yapıyoruz. Ama dediğiniz gibi deriyle ilgili bütün alanlar bizim sahaya giriyor.
OKTAR BABUNA: Bir çok kimseyi ilgilendirten bir soru somak istiyorum. Bir yara olduğunda bazı kimselerde nedbe dokusu oluşuyor baya da görünür şekilde, özellikle siyah ırkta çok ünlüdür keloid simi veriliyor. Nasıl tedavi ediliyor bunlar, ne yapılabilir?
ZEKERİYA KUL: Keloidin tedavisi var muhakkak. Bir takım steroid enjeksiyonları yapıyoruz, üzerine silikonlu giysiler giydirerek basınçla keloidi gidermeye çalışıyoruz ama çok daha önemli olan şey keloid olmadan bir şeyler yapmak. Eğer bir insan keloide yatkınsa, zencilerde bu tarz problemleri ok fazla görüyoruz. Hemen ameliyat sonrasında muhakkak basınçlı giysiler giydirmek en doğru olan şey. İlk 3 ay çok önemli. Günde en az 12 saat bir silikonlu basınçlı giysi. Biraz zahmetli ama keloid olduktan sonra onun tedavisi çok daha zor. O yüzden eğer bu tarz yatkınlığı olan birisinden bahsediyorsak muhakkak silikonu tavsiye etmek lazım. Eğer keloid olduysa o kabarıklığı indirmek için direk lezyon içerisine steroid enjeksiyonu, kortizon enjeksiyonu yaparak o kabarıklığı indirebiliyoruz. Ama muhakkak normal bir ize göre daha fazla iz kalıyor. Zaten hastaların bir çoğu keloid oluyor. Yükseklik o kabarıklık kayboluyor fakat derideki renk farklılığı izin görüntüsü kaybolmuyor. Zaten hastaların keloidle ilgili şikayetleri de genelde izden ziyade kaşıntı ağrı benzeri şikayetlerle geliyorlar. O yüzden izi o noktadan sonra çok da önemsemiyorlar. Yani steroid sonrasında rahatlama onlara yetiyor.
PINAR AKKAŞ: Peki tiroit ameliyatlarından sonra keloid oluşmasın diye ne yapılabilir? Zaten yatkınlık varsa dediğiniz gibi olacak.
ZEKERİYA KUL: Evet, yine özel silikonlu bantlar var sadece o bölgeye tatbik edilebilen veya silikonlu jeller var. Silikonun da tam etkisi açıkçası ispat edilmemiş. Hatta bu konuyla ilgili Nobel ödülünden bahsediliyor bunu bulacak kişi için. Belki biraz silikon yağından fayda görüyoruz. Bazen yine basınçla birlikte silikonun oluşturduğu basınçla ortaya çıkan iyileşmeden bahsedebiliyoruz. Nedenini bilmiyoruz ama şu an modern olarak, tıbbi olarak etkili tek tedavi bu, önleyici tek yöntem bu. Onun dışındaki binlerce belki krem var, kozmetik var bir çok ürün var ama şu an bizim hekim olarak hastalara tavsiye ettiğimiz tek şey bu.
OKTAR BABUNA: Peki yaranın kapandığına kanaat geldikten sonra kortizon enjeksiyonu daha hiç olmadan mı yapılıyor?
ZEKERİYA KUL: Kortizon biliyorsunuz normal dokuda da bir miktar depresyon yani çökme yapabiliyor. O yüzden keloid olmadan normal sağlıklı dokuya yapmak biraz riskli. Eğer o tarz bir şüpheniz varsa önce bantlarla bir süre gidip oluştuktan sonra direk lezyon içerisine steroid yapmak daha güvenli.
PINAR AKKAŞ: El yaralanmaları var. İsterseniz biraz el yaralanmaları hakkında konuşalım. Çünkü elimiz kompleks organımız, hakikaten çok hareketli bir organ. İskelet sisteminin içinde de, değil mi? O ayrı bir uzmanlık dalı. İş kazalarında.
ZEKERİYA KUL: Burada da konjenital anomalilerdeki azalma nasıl ki ülkemizdeki gelişmeyle birlikte azalıyorsa iş kazaları da azaldıkça onlar da azalma oluyor.
OKTAR BABUNA: Şimdi kurban bayramına geldik, özellikle kurban bayramında kesiler çok sık görülüyor kurban keserken.
ZEKERİYA KUL: Onda bile geçmiş yıllara göre kurban bayramı içindeki el yaralanmaları azaldığını görüyorum. Belki kurban kesim yerlerinin daha izole olması düzenli olması beklide etken. Özetle gelişmişlikle birlikte bu tarz iş kazaları da azalıyor, el yaralanmaları da azalmış oluyor. İhtisas yaptığım dönemlerde çok ciddi bir oran vardı. Şimdi hastanelerdeki ameliyat programlarına bakıyorum pek fazla el yaralanmasıyla ilgili ameliyatları çok fazla göremiyoruz. Halen de var tabii ki. Ama genelde el yaralanmasıyla ilgili hastalar sanayi bölgelerinden gelen hastalar. Evde de tabii ki ortaya çıkan kazalardan sonra yaralanma olabilir ama oran olarak daha çok iş kazaları bahsetmek daha doğru. Parmak kopmaları ki bunlar replantasyon dediğimiz nakil ameliyatlarını gerektiriyor. Tendon yaralanmaları yani elimizdeki hareketi sağlayan kirişlerin yaralanması, sinir yaralanmaları veya damar yaralanmaları bunların hepsi el cerrahisi şemsiyesi altında toplanan ameliyat grupları.
OKTAR BABUNA: Ne kadar zamanda müdahale edilmesi lazım? Mesela Allah saklasın birinin parmağı kesildi ne yapması gerekiyor? Nereye gitmesi gerekiyor ve hangi zaman içerisinde bunun yapılması gerekiyor?
ZEKERİYA KUL: Tabii çok erken durumda yapmak her zaman avantajdır. Ama ilk 6 saat bizim için çok önemli. İlk 6 saat içerisinde soğuk bir serum içerisinde dokunun taşınarak bir merkeze alınarak erken dönemde ameliyat yapılması başarı oranını artırıyor.
OKTAR BABUNA: Buzun içinde mi?
ZEKERİYA KUL: Tabii ki, her yerde serum bulunamayacağı için buz içerisinden ziyade biz genelde şunu tavsiye ediyoruz; temiz bir bez içerisinde, direk buzun içerisine atmak dokuda nekroza neden olabiliyor. Buzun olduğu bir poşetin etrafına sararak veya birkaç poşetin arasında temiz bir bezin içinde taşımak daha güvenli. Eğer serum bulunamıyorsa ki genelde evde bulunamaz. Sağlıkçılar, profesyoneller için biz bunu tavsiye ediyoruz. Öyle bir şeyle karşılaştığınız zaman serum içerisinde taşıyın. Eğer değilse de temiz bir bez içerisinde ve buz etrafında olacak şekilde serin bir şekilde, hızlı bir şekilde hastaneye taşınması gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Peki süresi ne kadar?
ZEKERİYA KUL: İlk 6 saat bizim için çok önemli. 6 sat içinde nakillerde başarı oranı çok yüksek. Tabii zaman geçtikten sonra da yüne nakil gerçekleştiriyoruz ama başarı oranı tabii ki düşüyor. Taşınmayla ilgili yani başarı oranında belirgin en önemli nokta dokunun taşınma şekli.
OKTAR BABUNA: Tabii ki mutlaka, özellikle de el cerrahisi konusunda uzmanlaşmış bir yere gitmesi gerekiyor. Bu da herhalde büyük şehirlerimizde var, değil mi?
ZEKERİYA KUL: Biraz daha yayıldı tabii. Şimdi ülkemizin her yerinde bir plastik cerrahi uzmanına rastlamak mümkün. Hatta ilçelerde bile neredeyse artık plastik cerrahi uzmanları var. Türkiye’de mikro cerrahi eğitimini plastik cerrahlar aldığı için bazı merkezlerde ortopedistler de alıyor. Bizzat el cerrahisiyle ilgilenen bir hekimin bu ameliyatları yapması tabii ki çok daha doğru.
PINAR AKKAŞ: Tendon yaralanmasında nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
ZEKERİYA KUL: Tendon biliyorsunuz elimizi hareket ettiren kirişler. Burada aciliyet biraz daha geri planda. Elbette ne kadar erken dönemde yaparsak yine başarı oranı artıyor ama birkaç gün içerisinde hatta 3 hafta içersinde de bu ameliyatı yaptığımız oldu. Ama ne kadar erken yaparsak, şimdi bunlar kiriş olduğu için ve lastik benzeri yapı olduğu için geç dönemde yaptığımız aman geriye kaçabiliyorlar ve ameliyatın zorluğu ortaya çıkmış oluyor o noktada. O yüzden erkenden hastaların yine bir merkeze başvurmaları, sadece bir organ kompası, parmak kopması veya el bileğinden amputasyonlar gibi çok aciliyet içermediğini bilmeleri gerekiyor. Bazen hastalar panik oluyorlar, işte gecikti neden ameliyatım yapılmıyor, benzeri tedirginlikler yaşıyorlar ama o kadar aciliyeti olan şeyler değil, onu bilsinler. Sadece ameliyat sonrasındaki dönemde bir süreçten bahsetmek gerekiyor tendon yaralanmalarında. Ameliyat kadar fizik tedavi sürecinin de çok ciddi önemi var. Ameliyatın başarısını belirleyen en önemli noktalardan biri. Bu hastaların ameliyat kadar fizik tedavi de önem vermeleri gerekiyor, ihmal etmemeleri gerekiyor. Genelde ameliyat oldum her şey bitti deyip ardında sekeller kalan, tendonları çalışmayan yapışıklıklar olan çok hasta gördüm. Ki bunlar her zaman ikinci revizyona ihtiyaç duyuyorlar. O yüzden ameliyat sonrası dönemde muhakkak fizik tedavi hekimine de başvurmaları gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Elle ilgili, özellikle bilgisayar çağında daha sık görülüyor. El sinirlerinin geçtiği bir tünel var, orada sıkışabiliyor, o da sizi ilgilendiriyor zaten. Ondan bir bahsedelim mi? Ne tür şikayetler oluyor, ne zaman doktora gitmeleri gerekiyor, nasıl bir tedavi gerekiyor?
ZEKERİYA KUL: Şimdi karpal tünel sendromu dediğimiz bir hastalık. İçerisinden geçen bir sinirimiz var median sinir dediğimiz bir sinir. Bu tünel herhangi bir nedenle sıkışabiliyor travmaya bağlı, tam bilekte. Çok kullanımla ilişkili olabilir, bir romatizmal hastalıkla ilişkili olabilir çok nedeni var. Ama neticede temel şey kanalın daralması, daralıp sinire baskı yapması. Bu baskıya bağlı olarak da elde uyuşma, ağrı, gece uyandıracak kadar ağrılarla karşılaşabiliyoruz. Tedavisinde de bu kanalın serbestleştirilmesi, baskı yapan dokuların temizlenmesi var. Çok geç kalınmaması gerekiyor ki bir araz kalmasın ameliyattan sonra. Çünkü çok gecikmiş vakıalarda gördüğümüz bir şey var. Hatta kum saati belirtisi diyoruz, neredeyse sinir ortasından sıkılarak işlevini yitirecek hale gelmiş hastalar görüyoruz. O durumda ameliyat yapsanız dahi uyuşukluğun çok fazla geri dönmediğini görüyoruz. Sadece biraz ağrı azalmış oluyor. O yüzden karpal tünelde de erken dönemde belki fizik tedavi, belki bir atel istirahatı işe yarayabilir. Ama neticede kesin tedaviyi sunacak şey cerrahi tedavi.
PINAR AKKAŞ: Sonunda mutlaka cerrahi tedavi gerekiyor mu karpal tünelde?
ZEKERİYA KUL: Eğer dikkat edilmezse, eğer bir travmadan söz ediyorsak, travma devam ediyorsa karpal tünel geçmeyecektir. Daha da daralacak ve sinir hasarı artacaktır. O yüzen muhakkak cerrahi tedavi yapıyoruz. Cerrahi tedavide de el bileği seviyesinde bir kesiyle girerek o tüneklin üzerinde bir lif vardır kapsül şeklinde bir örtümüz vardır, onu kesip serbesliyoruz. Eğer ilave olarak bazen kanalın içerisinde de doku fazlalığı oluyor, o doku fazlalığını da temizleyince hasta rahatlamış oluyor. Hasta zaten o ilk gece bile rahat ediyor söylüyor ertesi gün, ilk kez rahat bir uyku uyudum diyen hastalar oluyor.
OKTAR BABUNA: Tabii cildin maruz kaldığı diğer organlardan farklı olarak önemli bir durum daha var, bası. Biz sürekli oturuyoruz, yatıyoruz hep bir baskı oluyor. Bu baskıya rağmen hayatta kalması bir mucize. Ayaktayız mesela,o ayak tabanındaki baskı hiçbir şeye benzemiyor. Hoplayıp sıçrıyoruz koşuyoruz, normalde o dokunun hemen ölmesi lazım Allah’ın dilemesiyle yaşıyor. Ama tabii yatalak hastalarda önemli yaralar açılabiliyor, o konuda sizi ilgilendiriyor deriyle ilgili olarak, bası yaraları. Onlarda ne yapıyorsunuz? Nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?
ZEKERİYA KUL: Bası yaraları sadece yatalak hastalarda değil bir travma sonrasında da uzun süre yatağa mahkum kalan hastalarda da gördüğümüz şeyler. Basınca bağlı olarak özellikle 2 saatten fazla basınca maruz kalmış yerlerde doku oksijeni azalıyor. Buna bağlı olarak yavaş yavaş beslenememe, yüzeyel yaralar derken derin yaralar ortaya çıkmaya başlıyor. Burada da yine koruyucu hekimlik devreye giriyor. Özellikle yoğun bakım ünitelerinde çok ihmal edilen bir konu bu. Hastalar zaten hissetmiyorlar sırt kısımlarını. Özellikle kalça bölgelerinde rastladığımı şeyler bunlar, bazen topuklarda da oluyor. Bunların pozisyonlarını sık sık değiştirmek gerekiyor ki..
OKTAR BABUNA: hangi sıklıkla, özellikle evde bakanlar var?
ZEKERİYA KUL: En az 2 saatte pozisyon değiştirmedi gerekiyor. Havalı yataklar kullanılması gerekiyor ki bu tarz problemler olmasın. Yani sıkıntılı bir süreç yaşıyor hasta. Ben bazen hayran oluyorum, eşler geliyor, eşi yatalak olan insanlar görüyorum, ömürlerini bu işe adıyorlar. Yara bakımı, sürekli hastanın yatak içerisinde pozisyon değiştirmesi. Düşünün 2 saatte bir değiştirilmesi gerekiyor, neredeyse gece birkaç sefer kalkıp değiştirmesi gerekiyor. Çok büyük bir fedakarlık. Biraz dikkat edildiği takdirde önlenebilecek şeyler. Eğer oluştuysa da cerrahi tedavi tek seçenek. Bazen duyuyoruz, uzun süre kremler bakımlar yapılan hastalar var. Bunlar ekonomik anlamda da çok ciddi kayıplar, hastanın da iyileşme sürecini uzatan şeyler. O yüzden eğer bası yarası oluştuysa direk cerrahi tedavi tek seçenek ve kesin sonuç.
OKTAR BABUNA: Başka bir konu, deride kan akımının yanında lenf akımı diye lenf sistemi var. Bağışıklıkla da ilgili özellikle. Lenf ödem denen bir şişkinlik ödem hali görülebiliyor. Bu da yine deriyle ilgili olduğu için plastik cerrahinin konusu oluyor. İsterseniz biraz da ondan bahsedelim.
ZEKERİYA KUL: Cerrahi tedavide biz devreye giriyoruz. Bazen medikal tedavi, konservatif tedaviler oluyor. Orada diğer hekim arkadaşlar da tedaviler uygulayabiliyorlar. Burada da etken önemli, lenf ödemi yapan şey nedir. Bir, enfeksiyona bağlı lenf ödemleri olabilir, ki fil adam hastalığı olarak da biliniyor. Veya bir mastektomi sonrasında, meme kanseri ameliyatı sonrasında koltukaltı lenflerinin de temizlenmesi sonrası kolda şişlik olabilir. Genelde bu tarz hastalarda yani ameliyat sonrası lenf ödemleri gelişecek hastalarda biraz daha konservatif yaklaşıyoruz. İşte basınçlı giysiler giydirerek lenf ödemin önüne geçmeye çalışıyoruz. Ama başka nedenlerden lenf kanallarında tıkanma ve kronik hal almış lenf ödemlerde cerrahi tedavi yine tek seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Burada ada fazla olan, kalın olan lenf ödem dokunun çıkartılıp o bölgeye diğer sağlam yerden deri nakli yapma şeklinde bir ameliyatımız var biraz büyük bir ameliyat. Daha çok inatçı lenf ödemlerde, kronik tedavisi, konservatif tedavinin işe yaramadığı lenf ödemlerde kullandığımız ameliyatlar. Kozmetik olarak da çok ciddi sıkıntılı bir ameliyat ama artık mecburen yapmak zorunda kaldığımızda bu ameliyatları tercih ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Başarı oranı nedir?
ZEKERİYA KUL: Başarı oranı, tabii ki hasta rahatlıyor. Çünkü bu tarz hastalar özellikle bacaklarında lenf ödemi olan hastalar artık sosyal hayattan, iş hayatından tamamen kopmuş oluyor, hareket edemez hale geliyorlar. Bu ameliyatın amacı o, hastayı rahatlatmak. Yoksa herhangi bir kozmetik bir iyilik hali elde etmek değil. bazen de, bu da yeni yeni tercih ettiğimi bir şey, özellikle ameliyat sonrasındaki lenf ödemlerde lenf ödemli bölgeye liposuction (liposakşın) .yaparak ki sunulan bir tez de şu; lenf ödem sonrasında o bölgedeki yağ hücrelerinin de çapında artış oluyor. Siz o bölgelerdeki yağ hücrelerini aldığınız takdirde lenf ödemin miktarını da azaltmış oluyorsunuz. Liposakşın yaparak, belki estetik bir ameliyat ama başka bir amaç için kullanarak iyi sonuçlar elde edebiliyoruz.
OKTAR BABUNA: Son olarak yanıklarla ilgili sormak istiyorum. Plastik cerrahinin herhalde birebir ilgilendiği durumlardan biri. Yanıklar sonucu oluşan olumsuz izlerin giderilmesinde neler yapıyorsunuz?
ZEKERYA KUL: Bu konuda çok fazla hastanın geldiği ama maalesef çok fazla iyi netice sunamadığımız problemler yanık sekelleri. Neredeyse bütün hastalar için aynı şeyi söyleyebilirim. Sunduğumuz hiçbir şey hastanın hayalinden geçenle birebir örtüşmüyor. Bekli de beni plastik cerrah olarak en çok üzen şey bu. O yüzden hastalarla çok uzun süre konuşuyorum. Saatlerce bıkmadan usanmasan hatta bazen ameliyattan vazgeçirmek için uğraşıyorum. Çünkü yaptığınız şey ne olursa olsun normal sağlam doku bozulduktan sonra siz hangi bölgeden bir deri getirirseniz getirin hiç bir zaman orijinal derinin kıvamı, rengi, kontürünü yakalayamayacaksınız. Ve hastanın hayalinden geçen şey de ortaya çıkmayacak. Ne kadar güzel bir ameliyat yapardanız yapın hasta mutsuz olacak. O yüzen genelde bu tarz ameliyatlarda estetik kaygılardan ziyade fiziksel sıkıntılardan dolayı gelmiş olan hastalara bu ameliyatın yapılmasını daha doğru buluyorum. Yani boyun bölgesinde bir yanık sekeli varsa ve bu hasta boynunu yana doğru çevirirken sıkıntı çekiyorsa evet, bu hastayı ameliyat etmek gerekir. Ama hastanın beklentisi, hayır ben boynumu gayet rahat hareket ettiriyorum ama estetik olarak beni rahatsız ediyor şeklindeyse yine yapılabilir, yine bazı ameliyat tekniklerimiz var ama çok uzun konuşmak lazım hastayla. Yani hiçbir zaman orijinal deri renginde olmayacak, biraz daha iyi olacak, eğer bu seni tatmin ederse ameliyat yapalım şeklinde konuşuyoruz.
PINAR AKKAŞ: Önceden anlatmak ve hastayı ikna etmek daha doğru tabii.
ZEKERİYA KUL: Kesinlikle daha doğru. O yüzden hani yanık sekellerinin izlerinin tedavisi demektense fiziksel sıkıntıların ortadan kaldırılması demek herhalde daha doğru oluyor.
OKTAR BABUNA: Bir de son olarak kıl dönmelerini soralım mı?
ZEKERİYA KUL: Kıl dönmesi daha çok genel cerrahinin alanına giriyor ama bize daha çok nüksetmiş uzun tedavi sonuçları sonrasında tedaviye yanıt alınamamış vakıalar geliyor. O hastalarda daha çok doku nakli yaparak, işte sırt bölgesinden yumuşak dokular kaydırarak onarınlar yapıyoruz. Orada biraz devreye giriyoruz. Direk kıl dönmesi tedavisinden ziyade sekellerin, nükslerin, inatçı kapanmayan yaraların tedavisinde biz plastik cerrah olarak devreye giriyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah yakın zamanda kök hücre teknikleri çok etkili olacak öyle gözüküyor. Araştırmalarda baya bir ilerleme oldu. O dönemde de sizi de çok rahatlatacak herhalde büyük gelişmeler olacak. Çünkü dediğiniz gibi doku bulmak zor, başka yerinden alsanız bile hiçbir zaman aynı özellikte olmuyor, mutlaka her bakımdan farklılıklar gösterebiliyor. Ama kök hücreyle herhalde bütün bu konuların üstesinden gelinebilecek gibi gözüküyor.
ZEKERİYA KUL: İnşaAllah. Şu anki bütün çalışmalar o yönde. Kök hücreyle ilgili de çok kısa bir şey söyleyeyim, en büyük handikapımız şu; hücreyi çoğaltabiliyoruz, yani kültür ortamında çoğaltıp istediğimiz sayıya ulaşabiliyoruz. Burada büyük problemlerden biri çoğalma kabiliyetlerini durduramıyoruz. Yani vücudumuza tekrar naklettiğimiz zaman orada çoğalmaya devam ediyorlar, birinci problem bu. İkincisi, bazen neye dönüşeceklerini kestiremiyoruz yani tümöre de dönüşebiliyorlar. Şu an belki üzerinde en çok çalışılan konulardan biri bu. Yoksa kök hücre elde etmek artık çok kolay. Sadece kemik iliğinden değil yağ dokusundan da artık çok yüksek sayıda kök hücre elde edilebiliyor. Sadece buradaki aşılması gereken problemler bunlar.
OKTAR BABUNA: Bir çalışmada organ elde edilmesi söz konusu oldu yakın zamanlarda. Çok hızlı ilerliyor, bunlara çözüm bunacak öyle gözüküyor, inşaAllah. O zaman da tabii çok farklı bir dönem olacak öyle gözüküyor. Çünkü çok geniş yanık yaraları veya tümör de olabilir, kazalar baya bir sorun meydana getiriyor ama, inşaAllah bu söylediğiniz sorunların üstesinden gelindiğinde güzel şeyler olacak.
ZEKERİYA KUL: Çok ciddi çalışmalar var. Neredeyse bütün cerrahi ve bütün dahiliye branşların da ortak buluşacağı nokta kök hücre olacak. Bakalım ileriki yıllarda nasıl gelişmeler olacak.
PINAR AKKAŞ: İnşaAllah güzel gelişmeler olacak.
Programımızın sonuna geldik. Çok teşekkür ederiz çok sağolun.
OKTAR BABUNA: Her konuda soru sorduk, maşaAllah hepsini de çok güzel açıkladınız. Hakikaten çok güzel bir anlatım oldu. Teşekkür ediyoruz katıldığınız için.
ZEKERİYA KUL: Ben teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: İzleyenlerimiz de mutlaka çok faydalanmışlardır.
Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir doktorumuzu ağırladık. Dr. Zekeriya Kul bizlerle birlikteydi. Haftaya yeniden başka bir konuğumuzla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/192401/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---41-Bolum---Op-Dr-Zekeriya-Kul-Estetik-Plastik-ve-Rekonstruktif-Cerrahi-Uzmani