Yaşam ve Sağlık – 42. Bölüm – Doç. Dr. Şerife Şimşek, Genel Cerrah
PINAR AKKAŞ: Merhaba değerli izleyenlerimiz. A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bu hafta programımızı moleküler biyolog arkadaşım Dolunay ile hazırladık. Stüdyo konuğumuz ise çok değerli bir Hocamız bizlerle birlikte. Doç. Dr. Şerife Şimşek. Genel Cerrah olan doktorumuzla bu hafta meme cerrahisi ve tiroit hastalıkları hakkında sohbetimiz olacak. Hoş geldiniz programımıza.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Teşekkür ederim hoş bulduk.
PINAR AKKAŞ: İsterseniz izleyenlerimize kısaca sizden bahsedelim. Ankara Üniversitesi, tıp lisans eğitiminiz, ihtisas eğitiminiz. Sonra yurt dışından çok fazla eğitimleriniz var ve çalışmalarınız var. Ayrıca makaleleriniz var, kitap çalışmalarınız var.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Ben ihtisasımı tamamladıktan sonra üç yıl İtalya’da Avrupa Kanser Enstitüsü’nde çalıştım. Ve meme kanseri cerrahisi üst eğitimi aldım. Meme hastalıkları uzmanı oldum. Esas ilgi alanım da meme kanseri yönünde. Onun dışında daha sonra İstanbul’da çalışmaya başladım. Pek çok makale ve araştırma yapmaya çalıştık hala çalışıyoruz. Asıl ilgi alanım meme kanseri.
DOLUNAY HANIM: Ben öncelikle şunu sormak istiyorum; dünyada en sık rastlanan, kadınların en sık rastladığı kanser türü meme kanseri. Ve hatta her kanseri olan dört kadından biri meme kanseri olarak geçiyor. Bunun nedeni nedir? Neden böyle bir şey oluyor?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Meme kanseri gerçekten de kadınlarda en sık rastlanan kanser. Türkiye’de de bu değişmiyor. Maalesef de en çok ölüme yol açan hastalıkların başında geliyor. İnanların hayatı boyunca her on kadından ya da sekiz kadından birinin meme kanseriyle karşılaşabileceğini söylüyorlar. Bu rakam sizin söylediğiniz gibi Türkiye’de dörde bir oranında aslında. Her dört kadından biri meme kanserine yakalanıyor maalesef. Meme kanserinin gerçek sebebini bilmiyoruz aslında. Bu nedenle de kesin çözümünü bulabilmiş değiliz. Ancak pek çok hazırlayıcı faktör var. Bir takın kişinin doğuştan getirdiği nedenler, bir takım değiştirilebilir hayatıyla ilgili sebepler var, bunları sayabiliriz aslında. En önemlisi kadın olmak meme kanserinde risk faktörü. 40 yaşın üzerinde olmak çok önemli bir diğer risk faktörü. Çünkü meme kanserleri genelde 40 yaşından sonra daha fazla oluyor. Ancak günümüzde çok daha aşağı, çok daha düşük yaşlarda meme kanserine rastlıyoruz. Çünkü artık çok daha yapay besleniyoruz, çok daha az egzersiz yapıyoruz. Pek çok hormonel faktörlerle karşı karşıyayız. Bu nedenle de meme kanseri arken yaşlarda görülebiliyor. Bunun dışında çocuk doğurmak pek tabii ki veya doğurmamak önemli risk faktörlerinden biri. Çocuk doğurmak bizi koruyor aslında. Östrojenden uzak kaldığımız dönemler için. Bir diğer önemli faktör çocuğu emzirmek çok önemli. Emzirmemiş olmak meme kanseri riskini artıran faktörlerden biri. Bunun dışında beslenmeyle ilgili olarak da mutlaka düzenli yeşil sebze-meyve ile beslenen insanlar, daha doğal belki beslenmeye çalışan insanlar ve egzersiz de hayatının bir parçası haline getirmiş insanların kansere çok daha az yakalandıkları. Ama sadece meme kanserinde değil her tür kanserde daha az yakalandığını biliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Aslında toplum olarak kanseri çok iyi biliyoruz. Kanser tabii genel anlamda hücrelerdeki DNA’nın yapısının bozulmasıyla aşırı çoğalma, kontrolsüz çoğalma anlamına geliyor değil mi? O yüzden de böyle bir durumda da bulunduğu organa göre kanser oluşumu başlamış oluyor. Her sekiz kadından bir tanesi hayatı boyunca bu riske maruz kalabiliyor değil mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Evet. Yani hayatı boyunca her sekiz kadından birisi meme kanseriyle herhangi bir hayat döneminde karşılaşabilecek diye düşünüyoruz biz ve risk 40 yaşından itibaren artıyor. Bu nedenle mesela ABD’de 2014 yılı itibarıyla bu yıl içerisinde yaklaşık olarak 250 bin civarında insanın meme kanseri teşhisi alacağı biliniyor. Ve bunlar arasında belki 60-70 bin kadın arasında kadın meme kanserinden maalesef hayatını kaybetmesi söz konusu. Bu kadar önemli aslında kadın dağlığı için.
PINAR AKKAŞ: Ülkemizde bu durum nasıl?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Ülkemizde son zamanlarda çok daha iyi istatistikler, özellikle kanser merkezlerini çalışmasıyla istatistikler yapılmaya başlandı. En son 2009 verilerine göre ülkemizde dört kadından biri yakalanma riskine sahip. Ve kadınlar genellikle yine 40 yaşından itibaren risk altındalar. Yaklaşık olarak her yıl 93 bin kadının meme kanseriyle karşılaştığını söyleyebiliriz.
DOLUNAY HANIM: Çok çok yüksek bir oran gerçekten. Bu kadar önemli bir konu, televizyonlarda da ciddi anlamda uyarılar olabiliyor veya doktorlar hastalarına genelde söyleyebiliyor. Kendi kendilerini muayene etme ihtimali var veya kendilerinin keşfetme. Bunun öncelikli bir tedbirinin alma ihtimali var. Mesela kaç yaşından itibaren genç bir bayan kendisini muayene etmeli yada kaç yaşından itibaren böyle bir riski göz önünde bulundurmalı?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Çok dikkate değer bir soru ve çok güzel. Çünkü kadınlar bize genellikle mecbur oldukları zaman kontrole geliyorlar. Oysa bütün dünyanın ve bizim kabul edipte yönlendirmeye çalıştığımız doru olan şey her genç kızın 20 yaşından itibaren kendi kendine aylık muayenelerle meme yapısını tanımaya başlaması. Ve 20 ile 40 yaş arasında da he iki yılda bir ya da üç yılda bir mutlaka bir genel cerrahi uzmanına veya meme kanseriyle ilgilenen bir uzmana muayene amaçlı başvurması gerekiyor. Doktor gerekli gördüğü takdirde iki yıl ya da üç yıl arayla veya takip etmesi daha sık aralıklarla gereken bir durumda altı ay ya da bir ayıl aralıklarla ultrasonografiye biz doktorlar çağırıyoruz. Mamografi dediğimiz esas meme kanserinde çok önemli olan tetkik metodunda 40 yaşında itibaren, 40 yaşın altında yapmıyoruz zaten.
PINAR AKKAŞ: Bu genelde merak ediliyor ve söylenen bazı yorumlara göre 35 yaşı da söylüyorlar. Esas söylenen 40 mamografi için. Niçin daha öncesinde tercih etmiyor doktorlar, 40 yaş bir sınır olarak kabul ediliyor?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Biz, birincisi doğurgan yaşın sonlarına doğru artık o yaşın olduğunu kabul ediyoruz. Kişilerde meme yapısının değişmeye başladığını. Artık bir takım kireçlenme dediğimiz, mikrokalsifikasyon dediğimiz değişikliklerin o yaştan itibaren olması söz konusu. Çok daha önemlisi onun 40’ın önünde ve öncesindeki yaşlarda meme yapısı nedeniyle mamografi yeterli olmuyor, gösteremiyor. O yüzden yapsanız da sadece hastaya gereksiz bir tetkik yapmış oluyorsunuz. 35 yaşına bazen alıyoruz mamografi. Evet, ailesinde yüksek oranda meme kanseri ve benzeri kanserler olup da yükse riskli hastaları daha erken çağırıp temel olarak 35 yaşında mamografi yapmakta fayda var.
PINAR AKKAŞ: Peki yapıldı ve hiçbir sorun yok, bir tekrarı iki sene sonra mı?
ŞERİFE ŞİMŞEK: 40’a kadar yapmıyoruz mamografiyi bir daha, gerek yok. 40 yaşından sonra rutin olarak iki yılda ya da yılda bir yıllık olarak kontrol olması gerekiyor mamografiyle.
PINAR AKKAŞ: Ultrason tek başına yeterli olmuyor.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Hayır. 40 yaşından sonra mutlaka ultrasonografi, mamografinin de yapılması lazım. Çünkü birinin gösterdiğini diğeri göstermiyor, her ikisiyle birlikte değerlendirilmesi şart.
DOLUNAY HANIM: Mesela kanserin evreler var. Siz hangi aşamasında cerrahi bir müdahale düşünüyorsunuz? Her zaman ilk kansere yakalandığını anladığı anda bir kişinin cerrahi müdahale gerekiyor mu gerekmiyor mu? Ne yapmak gerekir?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Aslında kansere yakalandığı anda hala altın tedavisi fark edilir fark edilmez cerrahiyle o tümörün oradan yayılmasını önlemek amaçlı olarak alınması gerekliliği. O nedenle de bizim en sevdiğimiz yakalama anı diyelim, evresi küçük yani tümör boyutlarının küçük olduğu zaman. Çünkü tümör boyularını ne kadar küçük yakalarsanız erken evrede, erken dönemde yakalarsanız o kadar hastanın memesini koruyabiliyorsunuz. O kadar az yayılım olanağı oluyor ve riski oluyor bütün vücuda. Bu sebeple çok daha tedaviden fayda görüyor hastalar. Erken teşhis bu nedenle çok önemli.
PINAR AKKAŞ: Belirti veriyorlar mı?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tabii. Kanserin bir takım belirtileri var ancak çok küçükken tabii bazen hiçbir belirti olmayabiliyor. Bu nedenle de zaten düzenli muayeneniz, her genç kızın 20 yaştan itibaren ve aynı zamanda doktor kontrolü bu yüzden çok önemli.
PINAR AKKAŞ: Ultrason ve mamografi tetkiklerini düzenli yapılması, doktor kontrolü belirgin bir belirti vermediği anlamında mı?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tabii. Henüz daha belirti vermeden, henüz bir kitle, şişlik elimize gelmeden, ağrı yapmadan, yara oluşturmadan ya da koltuk altına yayılmadan eğer bizim karşımızı gelirse hasta tetkiklerle, biz çok daha fazla hayat kurtarıcı tedavi yapabiliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Bu konuda siz kendi hastalarınız açısından değerlendirirseniz bilinçliler mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Bana kalırsa son on yıldır çok daha bilinçli olduklarını düşünüyorum ama herhalde bunda katkımız büyük. Çünkü bilinçlendirmede çok önemli yerimiz var. Sağlık programları kişilere çok daha televizyon başında ‘evet meme kontrolümü yaptırmalıyım’ı öğretiyor. O sayede bize geliyorlar ve erken teşhis koyabiliyoruz.
DOLUNAY HANIM: Aynı zamanda cerrahi operasyon yapıldı diyelim, erken bir evrede yakaladınız. Tekrar etmesi riski ne kadar oluyor? Yani bu kişi bu cerrahi operasyonu geçirdi, sonrasında tekrar ilaçlar kullanması gerekiyor mu? Kendini hep kontrol altında mı tutmalı? Yoksa artık bitti gibi mi düşünecek?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Bir kere bir hastalığa yakalanmak olarak algılarsak o hastalık sürekli alacağımız önlemleri gerektiren bir hastalık aslında meme kanseri. Ancak tedavinizi tamamladıktan sonra hasta normal her kadın gibi muayene ediliyor veya kontrole çağrılıyor. Sadece ameliyat ve ameliyat sonra tedavi aşamasında belki biraz daha sık görüşüyoruz hastayla. Ondan sonra çok daha seyrek çok daha az görüşüp ama düzenli kontrollerimize devam ediyoruz. Ancak sorduğunuz gibi eğer hastayı birinci dönemde, birinci evrede çok küçük bir tümörel yapı varken, kanser dokusu varken yakalayıp ameliyat ederseniz ve uygun tedavi verirseniz hastanın artık günümüz şartlarında tamamen tedavi olması söz konusu olabilir. Yani meme kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Bu sebeple de yüzde yüze yakın hasta iyileşiyor. Kanserin iyileşiyor olduğunu bilmek çok güzel bir duygu. Be sebeple yayılmadan ve zamanında kontrolle hasta normal her kadın gibi kontrollerine devam ediyor. Ve hayatını normal olarak tamamlıyor. Hiçbir şekilde kanser ölüme sebep olmuyor bu nedenle.
PINAR AKKAŞ: Yayılma dediniz, meme kanserlerinin diğer kanser türlerinden bir farkı var mı? Yoksa her kanserde olduğu gibi metastaz riski oluyor mu?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Mutlaka meme kanseri de çok yavaş büyüyen bir kanser. Bu nedenle kadınlar için bir şans aslında. Bu sebeple biz onu daha fazla seviyoruz. Çünkü tedavi edebiliyoruz. Çok çabuk büyümüyor. Bize belirtileriyle geldiğinde yayılmamış olabiliyorlar. Ancak meme kanserleri koltuk altına en sık olmak üzere. Bunun dışında kan yoluyla da beyine, karaciğer, akciğer ve kemiğe yayılabiliyorlar. Onların olduğu evreler bizim için geç dönemler. Bu nedenle ondan önce yakalamaya çalışıyoruz ama yayılması söz konusu meme kanserinin. O zaman da tedaviler farklılaşıyor.
PINAR AKKAŞ: O aşamada o zaman kemoterapiler mi devreye giriyor?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Evet. Ana tedaviler eğer ameliyat edebiliyorsak mutlaka cerrahiyle ameliyat etmek, ameliyattan sonra o tümörlü dokuyu çıkardıktan sonra kanserli dokunun geride kalan bölümünde tekrarlamaması için radyoterapi dediğimiz ışınlama yöntemi, bütün vücuda yayılan hücreleri öldürebilmek için de kemoterapi yani ilaç tedavisi şart.
DOLUNAY HANIM: İnsanların merak ettikleri konulardan biri, herhangi bir protez takıldığında yani bir silikon veya herhangi bir şey takıldığında bunlar caba tekrarlamasına risk oluşturur mu? Çünkü psikolojik anlamda da hastayı çok etkileyen bir kanser türü. Tabii ki kanserin her türü etkiler ama görsel anlamda da çok etkilediği için buna bazı çözümler oluşturuluyor cerrahi ve estetik açıdan. Bu çözümler acaba tekrarlamasına neden olur mu?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Doğal olarak acaba bu silikonlar, protezler buna sebep olabiliyor mu? Kanserin tekrarını ya da kanserin kendisine eneden olabiliyor mu diye soruluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar henüz kanser yapıyor diyerek sonuçlanan bir çalışma yok. Artık serum fizyolojikle doldurulan protezler söz konusu, çok daha sağlıklı maddelerle yapılan protezler söz konusu. Protezler şu andaki bilgilerimizle kansere yol açmadığı gibi herhangi bir nedenle kanserin tekrar etmesine sebep olmaz. Ve şu andaki bilgilerimiz onların herhangi kanser teşhisinde de bir engel oluşturmadığı konusunda.
PINAR AKKAŞ: Merak edilen sorulardan biri de mamografinin kanseri artırma riski var mı. Buna bağlı halk arasında çok bilinen bir yanlış olabilir o yüzden size soruyorum. Böyle bir etkisi var mı kanser olur mu? Ya da mevcut bir kanser varsa zaten onun yayılmasına sebep olabilir mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Mutlaka en çok sorulan ve kadınların en çok karşılaştığı sebep aslında ‘bu bana radyasyon veriyor, ben o zaman yaptırmayayım.’ Aslında meme kanserinden korunmak için yaptıracağınız mamografide alacağınız radyasyon eğer teşhis konulursa edineceğiniz yaradan çok daha az. Bu sebeple radyasyon maruziyeti, ışına karşı mamografide alınacak ışın sizde kansere yol açacak düzeyde değil. Aksine teşhis konulduğu zaman tedavi edilebileceği için bir hasta güvenli bir şekilde, şu anda çok güzel dijital mamografiler, çok güzel teknolojiler, çok daha az ışın alabildiği durumlar var ve tetkikler var hastaların. Bu sebeple güvenle devam edebilirler diye düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: Bir de fibrokistik değişikliklerle ilgili sormak istiyorum. Bu da merak edilen konulardan bir tanesi. Fibrokistik yapılar kanser riskini artırır mı?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Fibrokistik meme yapısı, birincisi doğuştan getirilen bir yapı. Bu nedenle değiştirebileceğiniz bir şey değil o. Az su içmekle çok su içmekle değişebilecek bir yapı değil. Her on kadınında yüzde 7’sinde, pratik olarak yüzde 70’inde olan bir şey. İnsanlar böyle doğdukları için sadece hayatlarına en çok getirdiği konforsuzluk dediğimiz meme yapısının ağrı. Kişinin her adet döneminde özellikle sıklıkla daha ağrılı bir meme yapısına sahip olması. İçi su dolu kesecikler diyoruz biz baloncuklar veya içi normal sert olan meme dokusuyla dolu fibroadenomlar olabilir. Pratik ve teorikte fibrokistik meme yapısının kanser yapıcı bir etkisi yok ya da kansere dönüşmesi söz konusu değil. Ancak bazı fibrokistik meme yapısı içerisinde de zamanla çok hızlı büyüyen, kenarları düzenli olmayan, radyolojik olarak kuşkulu olabilen kitleler olabilir. Veya o kitlenin yakınında başka bir kanser dokusuna benzer bir doku gelişimi olabilir. Bunu da yaptırdığımız kontrollerle şekli değişen veya hızlı büyüyen, iki kontrol arasında çok fazla büyümüş olanlara zaten müdahale ediyoruz, biyopsi dediğimiz örnek alma işlemiyle. Ya da onu tamamen çıkarıp patolojiye gönderebiliyoruz kitleyi. Ancak pratik ve teoride fibrokistik meme yapısından kadınlarımızın korkmaması lazım. Çünkü hiçbir şekilde kansere dönüşüm söz konusu değil.
PINAR AKKAŞ: Ek bir tetkik yaptırmaları gerekir mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Hiçbir tetkik yaptırmasına gerek yok. Özellikle fibrokistik meme yapısına sahip olan doğurgan yaştaki kadınlar zaten bu kitleler çok iyi bir şekilde ultrasonografik olarak görünüyorlar. Ultrasonla son derce iyi bir sonuç elde edebilirler.
DOLUNAY HANIM: Ülkemizde meme kanserinden sağ kalım oranları nasıl? Yüksek mi yoksa düşük mü?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Dediğim gibi istatistikler çalışmalar çok daha yeni başladı belki, veriler yeni toplanıyor. Bu sebeple de yıllık olarak aslında hala yüksek meme kanserinden oran. Yaklaşık olarak her yıl 23 bin, 25 bin kadınımızı belki kaybediyoruz istatiksel bilgilere göre. Bunun en büyük nedeni kırsal kesimdeki vatandaşlarımızın yeterince bilgilendirilemeyen ve bilinçlendirilemeyen insanlarımızın maalesef doktor kontrollerine tam olarak gelmemesi ya da hiç gelememesi. O nedenle bize geldiğinde hastanın artık cerrahi tedaviyle tedavi edilebilir durumunun çoktan geçmiş olması. Bu da direk olarak yaşam sürelerini azaltıyor. Ancak dediğim gibi son dönemlerde yapılan hem televizyon hem Sağlık Bankalığı’nın çeşitli çalışmalarının sonucunda oldukça bilinçlenmede öndeyiz diye düşünüyorum. Umarım daha da azalır ölüm oranı.
PINAR AKKAŞ: Bu konuda ciddi çalışmalar oluyor değil mi? Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın önderliğinde, çeşitli dernekler yada sivil topum kuruluşlarının da bu anlamda çok fazla çalışmaları, insanları bu konuda aydınlatma yönünde faydaları olmuş oluyor aslında. Bildiğim kadarıyla siz de gönüllü olarak pek çok dernekte çalışmalarınız var, değil mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Meme kanseriyle ilgili çalışan gönüllü olarak, birkaç dernekte ben de gönüllü olarak çalışıyorum. Biz de zaman zaman kadınlarımıza meme kanseriyle ilgili neleri merak ediyorlarsa onları cevaplandırmaya veya bilmedikleri konularda bilgilendirmeye çalışıyoruz, çeşitli toplantılar yapıyoruz. Yine halihazırda hastalığı olan hastalara hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak muayene etme yönünde kontrollerini yapıyoruz. Bu tip şeyler yapıyoruz. Ve gerçekten de önemli tabii. Sağlık Bakanlığı’nın önemli tabii, hem istatistiğe yönelik, hem teşhise yönelik, hem bedava mamografiye yönelik pek çok çalışmaları var. Çok iyi yönde değerlendiriyorum bunları.
PINAR AKKAŞ: Çünkü ekonomik anlamda bu tarz bir çalışma varsa hakikaten halkın da, bu konuda rahatsızlığı olanlara teşvik anlamında çok önemli bir şey olur.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Çok önemli çünkü çok sevindirici bir nokta semtler düzeyinde bile artık bazı yerlerde, bazı illerimizde özellikle İstanbul’da olmak üzere kanser merkezleri var. Ve mamografilerde çoğu kadınımızda özellikle 40 yaşından sonra ücretsiz yapılıyor. İş sadece gitmeye, düzenli kontrol olmaya kalıyor.
PINAR AKKAŞ: Yoksa o anlamda her türlü imkan zaten sağlanmış oluyor. Önemli olan kişinin bilinçli olarak düzenli takiplerini yaptırması, uygulaması ve sizin bu anlattıklarınızdan faydalanıp ona göre bir sağlık anlamında bir yol çizmesi.
DOLUNAY HANIM: Şunu sormak istiyorum size; acaba biz ülkemizde bu kırsal kesimdeki kişiler için söylediğiniz, hani söylediniz ulaşılamıyor, bu kişiler tabii ki teknik anlamda ulaşılıyor ama daha bilinçlendirebileceğimiz başka yöntemler, belki dikkatten kaçan, doktorlar tabii ki gidiyorlar gönüllü olarak, bir çok derneklerin çalışmaları zaten var. Ama oradaki kişilerin belki korkularını yenecek bu alanda veya utançlarını yenecek ekstra başka bir şey olabilir mi düşünülebilecek?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Şöyle; hemen her kentte son dönelmede açılmış olan kanser merkezlerinin her küçük beldeye kadar belki, zaten o yönde çalışmalar yapılıyor, arttırılması en iyi şey. Düzenli olarak da sadece doktor hastayla ilgili olarak değil de broşürler yoluyla, duyurular yoluyla lokal etkili kişilerin gönüllü çalışmaları ve herkesin kansere karşı bu işe ortak edilmesi bilinçlendirmede esas adım olabilir. Yoksa ne kadar yaparsanız yapın ulaşamadığınız çok yer olacaktır. Bu nedenle de halk kendi aralarından birini gördüğü zaman belki çok daha olumlu olur, çok daha az utanır, çok daha erken gelir. En önemli nokta da bu. İlla büyük şehirlere ulaşmak gerekmiyor artık. Ama kanser merkezleri sayesinde bu sağlanacak herhalde.
PINAR AKKAŞ: Meme kanserlerinde, biraz önce anlattınız cerrahi yöntemleri, kemoterapi, radyoterapi. Kemoterapiyi de bildiğimiz kadarıyla zahmetli ve hasta için zorlu bir dönem. Bu zahmetli ve zorlu dönemi en güzel şekilde geçirmek için ne tavsiye dersiniz, neler yapılabilir? Çünkü yan etkileri olan bir süreç değil mi kemoterapi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Kemoterapi tabii hastanın bize ameliyatı da geçip hemen tek sorduğu şey bazen ‘saçlarım dökülecek mi’ sorusu oluyor. Çok büyük korkuyla karşılıyorlar haklı olarak. İlaçların bir takım yan etkileri var tabii ki. O dönemde bence birinci olarak en büyük şey hastanın çevresinden destek alabilmesi. Çevre derken aile yakınlarına bilinçli olarak psikolojik bir kere yakın olması, yakın durması en büyük destek. İkincisi, kemoterapi dönemini daha rahat geçirmenin pek tabii ki hastanın bazen gücü tükenebilir, gücünün tükendiğini hissedebilir. Ama şunu bilmeli ki bu geçici bir dönem. O ilaçları her 28 günde ya da her 21 günde bir aldığı zaman evet birkaç gün belki yemekten hoşlanmayabilir, belki bulantısı olacak, belki huzursuz olacak, ağrıları olacak ama o mutlaka birkaç ay içerisinde sonlanacak bir tedavi ve getirisi çok fazla. Bu sebeple çok korktukları saç dökülmesi tedavi bitiminden itibaren tekrar saçı uzayacağı için o sebeple geçici bir dönem olduğunu bilmesi ve ailesinden destek alması. Ki bizim ülkemizde bazen biraz daha az olabiliyor bu destekler, biraz daha yalnız kalabiliyor hastalar, benim gördüğüm kadarıyla. Onun için ailelere çok büyük önem arzediyor yakın olmak hastasına.
PINAR AKKAŞ: Radyoterapiyle kemoterapi arasındaki farklılıklar nelerdir?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Radyoterapi kanserin alındığı yerde lokal olarak o bölgede bulunan kanser hücrelerini öldürmeye yöneliktir, vücudun genelindeki kanser hücrelerini değil. Kemoterapi ise bütün vücuda yayılma ihtimali olan kanser hücrelerini öldürmeye yöneliktir. Radyoterapi insanda kemoterapi gibi pek tabii ki 5-6 haftalık bir süre veya ameliyat içinde yapılan bir işlem olabiliyor. Kemoterapiye göre çok daha az yan etkileri, az şikayetleri oluyor hastaların. Belki biraz yorgunluk ama onun dışında 15 dakikalık, 20 dakikalık bir işlem gibi. Kemoterapi biraz daha zahmetli ama her ikisi de geçici.
PINAR AKKAŞ: Sonuçta şifaya vesile olacak yöntemler, mutlaka faydaları oluyor.
Her kanser hastası mutlaka radyoterapi görür mü? Meme kanserinden yola çıkarsak.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Hayır. Meme kanserinde tabii ki yakaladığınız döneme göre radyoterapi alıp almayacağını daha sonra patoloji denilen incelemeden sonra bilebiliyorsunuz. Hastalıkta eğer memeyi koruyorsanız, tümünü almamışsanız radyoterapi büyük olasılıkla yapılması gerekli bir işlem ameliyat sonrası. Ancak tüm memenin alındığı ve artık meme dokusunun orada kalmadığı durumlarda, koltuk altına da bir yayılma olmamışsa hastanın radyoterapi alması gerekmiyor.
DOLUNAY HANIM: Peki ilerleyici tedavide gen tedavileriyle ilgili bir fikriniz var mı? Mesela şimdi bir çok ilaç sistemi değişiyor. Radyoterapi de, kemoterapi de genel bir etki yapıyor. Ama lokal bir tedavi yöntemleri konusunda, çok yeni tabii ki bunlar, yurt dışında da çok yeni. Ama gen üzerinden bir tedavi olabilir mi meme için?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Pek çok ön çalışma düzeyinde, deneysel düzey de var tabii ki. Aşı çalışmalarından tümörün büyüme faktörü dediğimiz damarları etkileyerek damarlanmasını önleyecek damarsal dediğimiz tedavi şekilleri. Mesela kök hücre tedavileri gibi bir takım tedaviler var ve deneniyor. Bunların hepsi inanılmaz umut verici. Ama hepsi çalışma aşamasında, henüz yaygınlaşmamış. Ancak ben ve hemen hemen bütün meslektaşlarım dünyada artık bireysel tedaviye inanıyoruz. Yani gün gelecek herkes kendine özgü tedaviyi alabilecek. Halihazırda birkaç yıl öncesine kadar herkes standart olan bir kemoterapi şeması alıyordu belki. Oysa şimdi geliştirilen genlere yönelik mesela yapılan çalışmalar, bazı reseptör dediğimiz özel maddelerin bakılması sonucu o tümör dokusunda artık insanlar sadece kendine yönelik bireysel tedaviler alabilir hale geldiler. Bu da hastaların en çok vücuduna en uygun tedaviyi almasını sağladı. Eminim genetik dalı da bu konuda çok yakın zamanda atılımlarda bulunacak, bekliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Bir de yine kanser tedavisi yöntemlerinden biri olan hormon tedavisi. Biraz da bundan bahsedebilir misiniz?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Şimdi meme kanserinin asıl sebebinin çok önemli tetikleyicilerinden biri östrojen hormonu. Östrojen, beraberinde progesteron dediğimiz hormonlar. Östrojeni kadın hayatından yok etmek mümkün olmadığına göre onunla meydana gelebilecek olan meme kanserine antihormonel tedavilerle azaltmaya yönelik hormonel tedaviler var. Bu nedenle biz meme kanseri aha az görülsün, daha azalsın savından yola çıkarak menopozdan sonra kadınların östrojen ve progesteron gibi hormonel ilaçlar alınmasının, en azından on yıldan fazla alınmasını uygun bulmuyoruz. Meme kanserine yakalanmış bir hastada da eğer tümörü belli bir takım östrojene hassassa antiöstrojen dediğimiz hormonel tedavileri verdiğimizde hastanın meme kanserinin tekrarlamamsını veya meme kanserinin ilerlemesinin durmasını sağlayabiliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Yani sınır on yıl olarak mı söylüyorsunuz hormon ilaçlarıyla?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Mesela doğum kontrol hapları, mesela menopoz sonrası sıcak basması veya adet görmemeye bağlı sıkıntılar, kemiklerdeki sıkıntıların olmaması için çoğunlukla kullanılan hormonel tedaviler var ve içlerinde hormon içeriyorlar tabii ki, östrojen ve progesteron gibi bulunduruyorlar. Bunlarda sınır mümkünse beş yıldan daha uzun zorunlu kalmadıkça kullanmamak artık bütün dünyada. Ama bu tedaviler bilinmeden ve konuşulmadan önce eğer on yıldan fazla kullanmamışsa bir kişi ondan on yıl sonra risk normale iniyor. Bu nedenle de mümkünse kullanmamak, halihazırda bilmeden kullanmışsak da ilk tespit ettiğimiz anda bırakmak çok önemli.
PINAR AKKAŞ: hormon tedavisinde meme kanserlerinde uygulanıyor peki diğer kanser türlerinde kullanılan bir yöntem mi hormon tedavisi?
ŞERFE ŞİMŞEK: Pek tabii ki. Mesela tiroitte antitiroit hormonel tedavileri, ameliyatlardan sonra hormonları belli düzeyde tutarak kanserin tekrarlamasını önlemek üzere çeşitli tedaviler var evet. Bir çok kanserde var.
PINAR AKKAŞ: Tiroitle ilgili, tiroit kanserleri de çok yayılan bir kanser türü değil galiba değil mi?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tiroit kanserleri, insanların erken yakalanma sürecinde ölümüne sebep olabilecek bir kanser türü değil ama oldukça yaygın. Kadın ve erkeği ayırt etmeden, hemen hemen eşit diye kabul edebileceğimiz her iki cinste görülebilecek bir kanser türü. Ancak tedavisi erken yakalandığında kolay ancak tiroit bezi çok önemli bizim için boynumuzda bulunan. Saçımızın uzamasından tırnağımızın uzamasına kadar bütün büyümeyle ilgili olan, adet düzenleriyle ilgili olan vücudumuzda pek çok mekanizma için şart bir bez. Bu sebeple de kanserleri de iyot eksikliğinden olabilecek bir nodüle kadar pek çok şeye sebep olabilecek bir hastalık. Bu nedenle de erken teşhis edilip eğer cerrahiyle bezin çıkarılması sağlanırsa bunun devamında insanların hayatı normal olarak devam edebilir tiroit kanserinde.
PINAR AKKAŞ: Genetik yatkınlığı var mı tiroit kanserlerinde?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Genetik yatkınlığı çok fazla olmamasına rağmen evet. Tiroit kanserlerinin belli bir medüller tiroit kansersi dediğimiz genetik geçiş gösteren bir kanser şekli var, daha kötü gidiş gösteren. Maalesef genetik işin içerisine girdiği zaman eğer genetik bir geçiş söz konusuysa o kanserde biraz daha kötü gidiş görebiliyoruz biz. Çünkü önleyemeyeceğiniz, karşı gelemeyeceğiniz yollar oluyor o zaman.
DOLUNAY HANIM: Peki guatr gibi veya tiroitte etkili olan insanların dışarıdan gördüğü, dikkatini çeken bir çok şey oluyor ama kanser olduğunda fark edebilmek için nasıl bir şey olması gerekiyor?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Genellikle guatrların, guatr diye bildiğimiz tiroit bezinin büyümesi durumu veya içerisinde küçük kitlelerin olması durumu çoğunlukla kötü huylu olmasını göstermez. Guatrlar çok büyük olasılıkla iyi huylu hastalıklardır. Ve kolaylıkla çoğunlukla antihormon bir tedaviyle, herhangi bir homonel tedaviyle iyileştirilebilir ve normal boyutuna dönülebilir. Ancak tiroit bezinin büyümesi bazı dönem ve durumlarda kanseri çağrıştırabilir. İnsanlarda yıllardır olan bir nodülün, bir şişliğin, bezdeki bir kitlenin mesela birdenbire çok fazla büyüme göstermesi aniden. Üç beş yıldır aynı olan, on yıldır aynı olan bezin birdenbire büyüme göstermesi. Veya aniden kişide ses kısıklığı oluşması. Biz buna biraz da hırıltılı ses çıkarma veya sesin kısılması diye de, tabii ses tellerine olan bası, ileri dönemde genelde gösterse de. Veya boyunda aniden göstermeye başlayan bir şişlik oluşması. Eskiden boynunuzda herhangi bir şişlik ve sertlik hissetmezken veya şişlik var ve yumuşakken birdenbire daha sert bir kitle olarak elinize gelmesi. Veya boynunuzda çeşitli yerlerde bütün boynumuz boyunca bezeler dediğimiz lenf bezlerinin büyümesi, bu da bizim için kanseri çağrıştırabilecek şeyler, kontrolü gerektiren olaylar.
PINAR AKKAŞ: Tiroitle ilgili hep duyuyoruz, ‘benim tiroidim çok çalışıyor, benim tiroidim az çalışıyor’ gibi sözleri çevremizden de duyuyoruz. Tiroidin çok çalışması ne anlaması ne anlama geliyor, az çalışması ne anlama geliyor?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tiroit çok önemli hormonlar üretiyor, tiroit hormonları T3 ve T4 dediğimiz. Bu hormonları bazen aşırı derecede ürettiği olabiliyor herhangi bir nedenle. Beyinden kaynaklanan, hipofiz kaynaklı bir sebeple, tiroidin kendinden kaynaklı bir sebeple. Çok fazla hormon üretildiğinde hipertiroidi dediğimiz veya bazı insanların zehirli guatr dedikleri bezin büyümesi. Ve bezin büyümesine bağlı hormonların artmasıyla hastada terleme, sinirlilik, çarpıntı, ellerde titreme, daha kolay öfkelenme gibi bir takım bulgular. Ve bütün vücuda tabii ki kalbe de yansıyıp çarpıntı yapması gibi pek çok yan etki ve hastalığın ilerlemesiyle ameliyata gidebilen veya ciddi antihormonel tedavileri alması gereken durumlar olabilir. Bazen de tam tersi örneğin hamilelerde çok karşılaştığımız, hamilelik sonrası karşılaştığımız veya çok ciddi bir gribal enfeksiyon sonrası tiroit bezinin iltihabı oluştuğunda bu sefer de hormonların azalması söz konusu. Tiroidit dediğimiz tiroit iltihaplarında. Mesela o şekilde hormonlar az olduğu zamanlarda da insanlarda daha bir sakinlik belki, uyku hali, yine böyle daha bir soğuk hissetme veya daha çabuk üşüme, daha çabuk yorulma, isteksizlik. Ama bunun yanı sıra tabii ki böbreklerle ilgili, kalple ilgili zihinsel konsantrasyon gibi problemlerin oluştuğu çok geniş bir tablo oluşuyor.
PINAR AKKAŞ: Kilo alımına meyyallik oluyor mu bu dönemde?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Evet evet. Hipertiroidi çok, bezin çok çalıştığı durumlarda daha çok zayıf insanları görüyoruz, daha telaşlı, daha öfkeli, belki çarpıntısı olan ama diğer durumda daha az hareket eden ve kilo alan insanlar görüyoruz. Hastalar öyle başvuruyorlar.
PINAR AKKAŞ: Peki tedavilerinde neler yapılıyor? İkisinin de mutlaka tabii farklı tedavileri oluyordur, bu anlamda neler yapıyorlar?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tiroit bezi çok önemli hormonları ürettiği için hipotiroidi dediğimiz bezin az çalışması durumunda bir ameliyat yapmıyoruz biz. Korkutucu bir nodülle, şüpheli bir nodülle karşılaşmadığımız sürece. Ancak hipertiroidi de bazen ilaçla normale çevirmediğiniz hormon düzeylerine varmışsa ve hastanın başka bütün organlarını sistemlerini rahatsız edici düzeye varmışsa o hastanın bazen radyoaktif dediğimiz bir tedavi veya bazen ameliyatla o bezin tümünün alınması ve kişinin hayatını dışarıdan hormon alarak devam etmesi söz konusu olabiliyor. Ameliyat gerekli olabilir zehirli guatrda.
DOLUNAY HANIM: Mesela tiroidin üzerinde de kalsiyum dengesi için paratiroit bezleri var küçük küçük, onların nasıl bir etkilenmesi oluyor? O onu etkiler mi veya o bezi alırken ötekine bir zararı olma ihtimali olur mu? Çünkü farklı görevler ama çok yakınlar.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Tiroit ameliyatlarından sonra en sık karşılaşılan durumlardan biri ses tellerinin belki etkilenme ihtimali ve riski, bir diğer ondan çok daha önemli sonuçları olabilecek olan hipoparatiroidi dediğimiz paratiroit bezlerinin ameliyat sırasında maalesef zedelenmesi veya çıkardığınız tiroit beziyle birlikte paratiroit bezlerinin de çıkarılması ve farkında olunmaması olabilir. Artık günümüzde meslektaşlarım, bu işle uğraşan özellikli doktorlar çok fazla, bu sebeple de bunlarla çok az karşılaşıyoruz. Gerçekten paratiroit vücut kalsiyum dengesiyle çok birebir tamamen kontrolünü sağladığı için paratiroit bezleri, bu bezlerin etkilenmemsi lazım. Etkilenmesi kaçınılmaz biçimde herhangi bir kanser ameliyatında mümkün olabilir, böyle bir risk var. Böyle etkilendiğinde de hasta erken dönemde belirti veriyor genellikle. Uyuşmalarla, karıncalanmalarla veya daha ciddi bulgularla, kasılmalarla. Onda da hormon düzeyini veya kalsiyum düzenini belli oranda tutabilecek tedbirler almaya çalışıyoruz. Ama mümkünse maksimum cerrahi dikkat lazım, o bezlerin etkilenmemesi gerekiyor. Yoksa çıkarılan tiroit ameliyatıyla paratiroitler arasında bir bağlantı olmaması lazım, onların yerinde kalması lazım.
PINAR AKKAŞ: Ses telleri de zarar görebiliyor dediniz, öyle bir ihtimal var ameliyat sırasında, sonra tedavisi oluyordur ama değil mi ses tellerinin?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Ses tellerinin tedavisinin olduğu ve olamadığı zamanlar var. Şimdi ses telleri iki ana ses telinin, sinirin daha doğrusu, ses tellerini uyaran sinirlerin zedelenmesi bu ameliyatlarda mümkün maalesef risk olarak. Bir tanesinin veya ikisinin birden tam kesilmesi söz konusu olabilir sinirlerden, en tehlikeli olan. O zaman hastaya çok daha ciddi müdahaleler gerekiyor. Bazen bazı hastalar geçici olarak ses kısıklığı yaşayabiliyorlar. Ameliyattan sonra bir ay kadar sürebiliyor geçici olanla ve ondan sonra sesi tamamen düzeliyor. Bu tamamen ameliyattaki şişliklere bağlı ödem dediğimiz. Bazen hastanın bir ay geçmesine rağmen sesi düzelmeyebiliyor, o zaman kalıcı bir takım kulak burun boğazcı arkadaşlarım tarafından yapılabilecek çeşitli testlerle tespit edebiliyorlar. Çeşitli ameliyatları var, çeşitli protezler, bir takım normale döndürmeye yönelik bir takım tedavileri var. Ama zor tedaviler, uzun süre alabilir.
PINAR AKKAŞ: Son olarak yine tiroitle ilgili şunu sormak istiyorum; tiroit kanserine yakalanmamak için her kanserde olduğu gibi bu tiroit kanserlerinde de erken teşhis çok önemli. Erken teşhis anlamında ne yapılması gerekir? Yani nasıl bir kontrol, ultrason gerekir mi ya da biyopsiyle de anlaşılabiliyor değil mi? Neler yapılabilir?
ŞERİFE ŞİMŞEK: Şimdi tiroit kanseri, çok önemli bir noktaya değinelim; eğer bir kişini ailesinde meme kanseri, tiroit kanseri, yumurtalık kanseri veya kalın bağırsak kanseri varsa ailenin diğer bireylerinde bu dört kanserden birinin olma riski artıyor. Bu nedenle öncelikle ailemizde böyle bir öykü varsa mutlaka yıllık olarak, çünkü çok basit, ses dalgasıyla yapılıyor, ultrasonografi hiç birimizi yormaz ve çok kısa sürede yapılıyor. Bu nedenle yüksek riskli hastalar ultrason kontrolü yaptırabilirler. Aile riskimiz yoka eğer hiç değilse arada bir veya bazal olarak bir tiroit kontrolümüzü yaptırmamız veya çarpıntımız olduğunda, kalple ilgili olmadığında bu durum, terleme, sinirlilik veya boynumuzda şişlik hissettiğimiz bir dönemde doktora başvurmak. Basitçe bir kan testiyle ortaya çıkabilecek hormonlara baktırmak yerinde olur. Ani başlayan belirtiler önemli. Ani başlayan ses kısıklığı, ani olarak boyunda hissettiğiniz bir şişlik herhangi bir yerde veya elimize gelen herhangi bir şişliğin şekil değiştirmesi bizi uyarmalı ve doktora başvurmalıyız. Onun dışında dediğim gibi rutin olarak gittiğinizde, her gittiğinizde doktora tiroidinizi de zaten doktorun elle muayenesi yeterli. Ancak kuşkulandığı aşamalarda her seferinde ultrasonla kontrol olmanıza gerek yok. Ama hiç değilse tiroidim ne durumda, bu tip br şikayetim var veya ailemde öyküm var, bunları unutmadan izlemek lazım.
PINAR AKKAŞ: O zaman ailevi yatkınlığı olan kişilerin daha dikkatli olması, daha bilinçli takiplerini yaptırması gerekiyor.
Çok teşekkür ediyoruz Şerife Hocam, iyi ki eldiniz. Siz yine meme kanserleriyle, tiroit kanserleriyle ilgili izleyenlerimize bir hatırlatmada bulunmak isterseniz memnun oluruz.
ŞERİFE ŞİMŞEK: Mutlaka herkesin bence çok önemli olan bir şeyi atlamadan söylemek isterim; erken teşhis hayat kurtarıyor. Meme kanseri artık ölüme neden olmuyor. Erken teşhis konulduğu zaman hayatınız kurtulabilir ve kısalmaz. Tedavi süresi çok geçici bir dönem ama sonrası normal hayat. Mutlaka ailenizde özellikle hasta kişiler fazlaysa kanser yönünden, erken kontrollerinize başlayın ve genellikle meme kontrollerinizi de 20 yaştan itibaren mutlaka yaptırın derim ben. Teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür deriz. İyi ki geldiniz programımıza. Çok detaylı bilgilerinizle aydınlattınız bizleri çok sağolun.
Bir programımın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir Hocamızı ağırladık. Genel Cerrah Doç. Dr, Şerife Şimşek bizlerle birlikteydi. Haftaya yeniden başka bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/192658/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---42-Bolum---Doc-Dr-Serife-Simsek-Genel-Cerrah
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500