HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 43. Bölüm - Dr. Harun Özkan, Plastik ve Estetik Cerr...

Yaşam ve Sağlık - 43. Bölüm - Dr. Harun Özkan, Plastik ve Estetik Cerrah

Harun Yahya
56621
31 Ekim, 2014
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

 Yaşam ve Sağlık - 43. Bölüm - Doç. Dr. Harun Özkan, Plastik ve Estetik Cerrah

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızın bu hafta çok değerli konuğu bizlerle birlikte. Plastik ve Estetik Cerrah. Doç. Dr. Harun Özkan konuğumuz. Hocam hoş geldiniz programımıza.

 

HARUN ÖZKAN: Teşekkür ederim.

 

PINAR AKKAŞ: Öncelikle isterseniz sizin çok ödüllerle başarılarla dolu geçmişiniz var biraz izleyenlerimize ondan bahsedelim. Aynı zamanda askeri doktorusunuz.

 

HARUN ÖZKAN: İdim. Emekli oldum.

 

PINAR AKKAŞ: 1974 Kıbrıs Barış Harekatında Çıkarma Birlikleri Mesul Cerrahi ve Cerrahi Hastane Baş Tabibi olarak görev yaptığınız dönem gösterdiğiniz üstün başarılardan dolayı silahlı kuvvetler tarafından size verilen bir madalya var.  

 

HARUN ÖZKAN: Çıkarma Birlikleri Baş Tabibi Ve Mesul Cerrah olarak bana Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ilk defa üstün cesaret ve feragat altın madalyası verildi. 

 

OKTAR BABUNA: İsterseniz harp yaralanmalarıyla başlayalım. Çünkü Türkiye’nin de gündeminde olan bir konu. Bütün Ortadoğu zaten şu anda kan gövdeyi götürüyor. Şarapnel yaraları, kurşun yaralanmaları, onlarda plastik cerrahinin rolü nedir?

 

HARUN ÖZKAN: Efendim, harp yaraları ateşli silah yarasıdır genellikle. Her türlü makineli tüfekti, kurşun yarasıydı, şarapnel yaraları, bomba yaralanmaları bunları hepsi ateşli silahlara giriyor. Bunlar parça etkisiyle yaralananlar var, delip geçenler var. Bu yaraların özelliği kirli yara olması. Bir kere harp yarası kurşun da girse, şarapnel parçası da girse, başka bir cisimle de yaralanmış olsa kendi elbisesini delip geçtiği için elbise parçaları dahil, üzerindeki toz-toprak dahil yaranın içine giriyor. Ayrıca etraftan gelen kirlilik de var. Dolayısıyla bu yarayı görünce ufacık bir delik kurşun girmiş, çıkış deliği biraz daha büyüktür. Kemiğe gelmişse Allah korusun parçalı kemik de olduğu için daha geniş bir çıkış deliği oluyor. Ama kemiğe gelmemişse giriş deliğinden 3-4 misli büyüklükte bir delikten çıkıyor. Çıkmışsa eğer, içeride de kalan oluyor. Bu yaralarda olayı görüp hemen dıştan temizleyip dikiş atmak en büyük tehlikedir. Yaranın içini temizlemek gerekiyor. Çünkü yaranın içerisinde kumaş parçasından tut taş parçası, toz-toprak her türlü kirlilik vardır. Onun için öncelikle bütün harp yaralarında yarayı temizlemek. Bunun için de serumunu antibiyotikle bol bol yıkamak gerekiyor öncelikle. İki, yarayı dikip kapatmak yine tehlikelidir. Mutlaka bir drenaj yani akıntı yolu bırakmak zorundasınız. Ya açık bir ağız bırakacaksınız yahut da bir hortum koyacaksınız ki oradan yaranın içindeki parçacıklar falan atılabilsin dışarıya diye. Aksi takdirde, yarayı kapattınız gayet güzel -başımıza geldi çünkü biliyoruz, kıtalardaki genç doktor hemen oraya bir dikiş koymuş- bunlar da içeride ağzı da kapandığı için, drenaj da olmadığı için o kirlilik apselere sebep oluyor, kol felçlerine, bacak felçlerine sebep oluyor. Onun için harp yarasında öncelikle temizlik, içini temizlemek, iki, drenajı sağlamak. Ondan sonra da normal cerrahi girişimlerini yapacaksınız tabii ki. Onun için harp yarasındaki  prensip; bir, temizlik, iki, drenajdır. Bu arada yanıklar da çok oluyor harpte. Tabii o bombalardan dolayı yananlar oluyor, başka ateşli şeylerden yananlar oluyor.  

 

PINAR AKKAŞ: Kolu kopanlar oluyor, ayağı kopanlar oluyor değil mi?

 

HARUN ÖZKAN: Allah’a şükür çok fazla kol-bacak kopması görmedik. Diğer yaralıların hepsini tedavi ettik orada.

 

PINAR AKKAŞ: Ayrıca Hocam siz Gülhane’de Gata’da yanık merkezinin sorumlusuydunuz değil mi?

 

HARUN ÖZKAN: Evet efendim. Ben Plastik Cerrahi eğitimini 1976’da bitirdikten sonra yanık merkezi uzmanı olarak tayinim çıktı. Gülhane’nin yanık merkezi ayrı bir binadadır ve Türkiye’de tektir. Bu İngiltere’deki Crayner yanık merkezinin bir modeli olarak yapılmıştır. 16 yataklı müstakil bir binadır. Halen Türkiye’deki tek yanık merkezi odur. Oranın 4 yıl sorumlu uzmanı olarak çalıştım ve Türkiye’deki bütün askeri ve sivil ağır yanıkların tedavisinde 4 yıl uğraştık orada.

 

OKTAR BABUNA: O zaman isterseniz şöyle herkesi ilgilendirecek şekilde hafif ev yanıklarından, mesela kaynar su döküldü. Daha ağır yanıkların tedavisine kadar detaylı bir konuşalım. Çünkü önemli bir konu.

 

HARUN ÖZKAN: Evet, şöyle panoramik bir gezinti yapalım.

 

Şimdi efendim, yanık bir kere, ben halkımızın konuşmasından söylüyorum; “birinci derece yanık çok ağır oldu” diyor. Birinci derece yanığı en ağır zannediyor. Halbuki birinci derece yanık en hafifidir. Şimdi yanıklar üç türlüdür. Birinci, ikinci, üçüncü derece diye. İkinci dereceyi biz ikiye ayırırız; yüzeyel ikinci derece, derin ikinci derece diye. Dolayısıyla dört grup gibi oluyor. Birinci derece hafif yanıklardır, güneş yanıkları gibi. Bunlar cildin kızarıklığıyla kendini belli eden yanıklardır. Ağrısı vardır bunların. İkinci derece yanıklar, gül dediğimiz su toplayan yanıklar. Bir de deriyi tam kalınlıkta olursa bu ikinci derecenin derin yanığı oluyor. Üçüncü derece yanıklar adaleler, kaslar da yanıyor, sinirler de kemiğe kadar olan yanıklardır ki bunlar artık amputasyona gidecek derecede yanıklardır. Öncelikle yanıktaki alevi söndürmek çok önemli. Şimdi yanan kişi koşar, koştukça daha fazla yanar,i havayla temas ettiği için alev fazlalaşır. Bir yerinden tutuşan kişiyi yere yatırmak gerekir, havayla temasını kesmek gerekir. Ya bir battaniyeye saracaksınız, ya bir kilime, halıya saracaksınız ya da hiç bir şey bulamazsanız yuvarlayacaksınız. Dolayısıyla havayla temasını keseceksiniz. Üstüne toprak da atabilirsiniz. Öncelikle alevi söndürmek, ilk yardımın birinci prensibi bu. İkinci prensibi de, yanan yeri elbiseleri falan keserek çıkarıp, buzlu bezlerle sarmak. Bu yanık ağrısını azaltır. Bunun üzerine eşline geçen her şeyi sürenler var maalesef. Yoğurt sürenler var, bal sürenler var, diş macunu sürenler var, hayvan pisliği sürenler var. Ama yapılabilecek en güzel şey; temiz bir bez veya nasıl bir bez olursa olsun, soğuk suya batırıp havayla temasını kesmek ve hemen bir sağlık kurumuna yetiştirmek. Yapılacak şey budur, öncelikle bu. Sonra yanıkları zaten merkeze gittikten sonra yanığın derecelendirmesi yapılıyor. Birinci mi, ikinci mi, üçüncü drece mi ona göre tedaviye alınıyor.Ölü kızımlar yavaş yavaş temizleniyor. Yara kendiliğinden kapanacak durumdaysa, ameliyatla veya kendisi kapanacak durumdaysa günlük pansumanları yapılıyor, yıkamalar yapılır. Mesela yanığa su vurulmaz derler halbuki biz yanığı her gün yıkamak zorundayız. Yıkayacağız, temizleyeceğiz, nekrotik dediğimiz ölü dokuları uzaklaştırıyoruz. Çünkü o dokular enfeksiyona sebep olur, mikrop kaptırır ve yanığı derinleştirir. Yaranın mikrop kapması yaranın, yarayı derinleştirmesi demektir. Dolayısıyla yüzeyel ölü dokuların temizlenmesi gerekiyor. Ama bunu yaparken tabii hastaya da acı vermemek gerekiyor. Onun için özel yanık merkezlerinde yanık yıkama tankları vardır. Lifler vardır, üstüne yatırılıp kaldırılıp indirilen hasta hareket ettirmeden, oralarda yıkamalar yaparak bunları günlük pansuman yapılır. Enfekte olan yara varsa eğer günde iki kere yapılan pansuman vakıalar vardır. Ondan sonra eğer derin yanıklarsa doku transferleriyle kapatarak olur kendiliğinden kapanamayan yanıklarda, deri nakilleri olur veya flep dediğimiz doku nakilleri yapılarak kapatılan yerler vardır. Eğer çok fazla yanık var deri bulamıyoruz, el içleri, ayak tabanları oralardan aldık. Ya da kafası tıraş edilir kafadan deri alınır. Merak etmeyin hiçbir şey olmaz kafadan deri alınırsa yine gelir o, saçına da bir şey olmaz. Biz öyle deri nakilleriyle oldukça fazla hasta kurtardık. Hiç onlardan bulamadığımızda bile annesinden babasından geçici de olsa deri alıp yaranın üstünü kapatıyorduk mikrop kapmasın diye, en azından 15-20 gün kapalı durur dayanır diye, ondan sonra reddediyor vücut tabii. Başkasının derisini reddediyor ama hiç olmazsa 15-290 günlük bir zaman kazanıyoruz, bu arada yara yavaş yavaş kendini toparlıyor. O şekilde tedavilerini yapıyorduk. Acil yanıklarda bu. Tabii kasılmalar yani kontraktürler olmasın diye atellemeler falan yapılıyor, gerekli işlemler yapılıyor, hareket telafisi yapılıyor. Özellikle ellerde çok önemli bu. Ondan sonra diyelim ki eski yanıklar olmuş, kontraktürler olmuş tedavi görmemiş, koltukaltında yapışmalar, ellerde büzüşmeler, kollarda büzüşmeler, onları da artık onarım cerrahisiyle çeşitli plastik cerrahi yöntenleriyle, rekontrüksiyon yeniden onarım denen işlemlerle, işte greft, deri grefti dediğimiz deri nakilleriyle, deri transferiyle veya flep dediğimiz. Flep demek; damarlı sinirli saplı doku, onu döndürerek veya kaydırarak götürmek. Bir de free flep, serbest flepler var o mikro cerrahi istiyor tabii. Alıyorsun damarıyla siniriyle götürdüğün yerde damarıyla siniriyle birleştiriyorsun. Bunlar tabii teknik teferruat bunlarla kafanızı karıştırmayalım. Ama doku nakilleriyle bugün artık iyi bir yanık merkezinde yüzde 70’in üzerindeki yanıklar bile tedavi edilebiliyor ki bizim zamanımızda yani 70’li yıllarda yüzde 50’nin üzerinde ikinci derece derin yanık ve üçüncü derece yanıkların ölüm oranı yüzde 50’ydi, çok daha yukarı. Demek ki öncelikle taze yanıklarda temizlik, yıkama, mikrop kaptırmama, atelleme, kontraktürleri kaybetmek için ve hareket. Oluşmuş yanıklarda da onarım cerrahisiyle büzüşmüş yerleri açarak hem görünümü normale çevirmek hem de fonksiyonunu vermek çok önemli. Yanıklarda halkın anlayacağı söyleyeceklerimiz bu.

 

PINAR AKKAŞ: Mesela kaynar su döküldü elinize, onu ilk olarak suya tutmamız gerekiyor değil mi?

 

HARUN ÖZKAN: yapacağımız şey; bir beze buz sarıp koymak ufak bir şeyse veya soğuk kompres yapmak. Suya da tutabilirsiniz ama bir buz koymak en güzeli veya soğuk buzlu suya bez batırıp üstüne koymak, on dakikada acıyı alır hemen acı kalmaz bir şey kalmaz rahatlar hasta.

 

OKTAR BABUNA: tabii mikrop kapmasını engellemesi önemli.

 

Türkiye’de şu an yanık merkezleri sadece büyük hastanelerde mi var yoksa özel hastanelerde var mı?

 

HARUN ÖZKAN: Yanık merkezleri özel hastanelerde yok. Yanık merkezi çok zor bir şey. Bir yanıklı hastaya 10 personel hizmet ediyor aşağı yukarı. Dolayısıyla çok masraflı ve çok ağır yük isteyen bir şey. Çok da sıkıcı bir şey yanık tedavileri. Bunun için halen Türkiye’de üniversitelerimizde dahi müstakil yanık merkezleri maalesef yok. Ya genel cerrahinin içinde birkaç yatak, ya plastik cerrahi varsa içinde birkaç yatak. Ya da acilde birkaç yatak ayırıyorlar yanık tedavisi yapılıyor. Ama maalesef diğer hastaları da alıyorlar acile yanık hastalarla birlikte yatıyor, mikroba açık bir yer oluyor. Türkiye’de diğer hastaneden ayrı müstakil olarak yapılmış tek yanık merkezi 1974’te açıldı Ankara’daki Gülhane Askeri Tıp Akademisinde halen de tek maalesef.

 

OKTAR BABUNA: Sırf ateş yanıkları değil elektrik yanıkları da oluyor. İsterseniz ondan da biraz bahsedelim. Özellikle elektrik işiyle uğraşan meslek grubunda.

 

HARUN ÖZKAN: Tabii onlar çok daha ağır oluyor. Şimdi efendim elektrik yanıkları, fosfor yanıkları, kimyasal yanıklar en tehlikeli yanıklar oluyorlar. Elektrik yanığını bir kere ilk anda derinliğini ve derecesini tayin etmek bile çok zordur. Ancak ikinci üçüncü gün anlaşılır onlar. İçeriden gittiği için, damarlar ve sinirler yoluyla iletişim olduğu için onlarda üçüncü  derece bir elektrik yanığını ilk gördüğünüz zaman “bir şey yok merak etmeyin” diyebilirsiniz ama üç gün sonra kuruyup kangren olduğunu görürsünüz. Onun için onlar çok önemlidir. Elektrik yanıklarında tabii öncelikle elektriği keseceksin çarpılmış kişide. Ondan sonra da mümkün olduğu kadar yanıkla uğraşan merkeze bir an önce yetiştirmek gerekiyor. Yapılacak şey enfeksiyonu engellemek oluyor onlarda da. Eğer elektrik zaten yakmışsa dokuları onu geriye çevirmek mümkün olmuyor maalesef. Ama hiç olmazsa enfeksiyonunun fazla ilerlemesini engellemek gerekiyor. Bunun için de işte gerekli antibiyotik tedavisi, temizlik tedavisi, yıkamalar, ebritmonlar. Bir de yanıklarda şu vardır; derin ikinci derece yanıklarda bir kabuk oluyor ve kan dolanımını durduruyor. O da dolayısıyla kol, bacak, elin kangren olmasına sebep ola bilir sıkıyor çünkü. Yanıklarda, yanık merkezlerinde yapılan en önemli tedavilerden birisi fasyotomi dediğimiz o bileklik gibi sıkan kısımları eğri çizgilerle keserek sağlam dokuya kadar açıp genişletmek gerekiyor. Bu çok önemli bir şey. Fasyotomi yapıldıktan sonra iki üç gün sonra yavaş yavaş o kabuk kısmı temizlenip greftleme başlar, yani deri nakilleri başlar. O da çok önemli. Ama bunlar tabii teknik olaylar.

 

PINAR AKKAŞ: Yanık tedavi merkezlerinin ve uzmanlaşmış personelin artırılması gerekiyor buradan anladığımız.

 

HARUN ÖZKAN: Mutlaka. En azından büyük merkezlerimizde mutlaka yanık merkezlerinin kurulması şart.

 

OKTAR BABUNA: isterseniz biraz da konjenital anomalilerden bahsedelim. Yarık damak, yarık dudak gibi anomaliler oluyor. Onları nasıl tedavi ediyorsunuz, neler yapılabilir?

 

HARUN ÖZKAN: Tokyo’da konjenital anomalilerle ilgili bir merkezde çalıştım 1,5 - 2 yıl kadar. Onun için o konuda da bir eğitimim var. Sadece Tokyo’da değil benim çalıştığım üniversitenin 29 tane hastanesi vardı bütün Japonya çapında. Japonya’nın hemen hemen her yerinde gidip ameliyat yaptık gördük.

 

Şimdi yarık dudak ve yarık damak dediğimiz şer ahlak arasında tavşan dudağı denilen ya da yirik dudak denilen olay. Damak da kurt ağzı denilen olay. Bu doğmalık anomalilerdir. Bunlar istatistik olarak 700 ile 1000 doğumda bir görülür, oldukça da sık bu sayıda görülmesi. Dudak yarıkları da, damak yarıkları da tek taraflı olabildiği gibi iki taraflı da olabilir. Neden oluyor? Bir kere kalıtımsal faktör var herediter dediğimiz kalıtımsalın rolü var ama sadece ona bağlamamak gerekiyor. Bunlar ana rahmindeyken olabilecek bazı çarpmalar, vurmalar, travmalar, kullanılan ilaçlar, geçirilen enfeksiyon hastalıkları, kötü beslenme, vitamin noksanlığı, çevresel faktörlerin çok rolü var. A vitamini ve C vitamini çok önemli, bunların noksanlığında görüm oranı daha sık oluyor. Ama sadece bunlara da bağlanmıyor. Bazı hastalıklar var ki, konjenital hastalıklar, bunlara biz multifaktöriyel diyoruz. Bir çok faktörün rolü var. Hangisinin dominant olduğunu karar vermek çok zor. Dolayısıyla tam olarak şundan oluyor denmiyor ama tetikleyen faktörleri sayabiliyoruz sırayla, dediğim gibi bunlar da herediter olduğu gibi diğer faktörler de var. Böyle doğmuş bir vakıada, öncelikle bu bir ekip işidir. Dudak, damak yarıkları tek başına bütün tedavisi yapılacak bir olay değildir. Çünkü plastik cerrah damak yarığını, dudak yarığını ameliyatla düzeltti diyelim, ama bunun o zaman kadar olan beslenme sorunu var. Yani bir diyetisyen olması şart, ailenin psikolojik sorunu düzeltmek için bir psikoloğa ihtiyaç var, diş ve çene gelişiminin düzene sokulması için bir ortodontiste ihtiyaç var. Konuşmasının düzgün olması için konuşma terapisi, spijt terapi dediğimiz terapiste ihtiyaç var. Enfeksiyonlara çok meyilli oldukları için bir çocuk hastalıkları uzmanına ihtiyaç var. Bakınınız bunlar bir tim oluşturuyorlar, bir ekip oluşturuyorlar ve böyle bir ekibin kontrolünde olursa bu çocuklar tam tedavisi oluyor. Yoksa dudak, damak yarıklı bir çocuk olmuş, plastik cerrahiye götürüp tedavi ettiririz; bitmiyor bu iş, bir. İki, plastik cerrahi tedavisini yaptı ondan sonra, ekip de beraber çalışarak yaptılar diyelim, ilkokul çağına kadar her 3 ayda bir kontrol, ondan sonra 6 ayda bir kontrol sonra 18-20 yaşına kadar her sene kontrol etmek zorundasınız. Ufak tefek rötuşlar yapılır.

 

PINAR AKKAŞ: Ama tamamen düzeliyor.

 

HARUN ÖZKAN: Hemen hemen. Şimdi öncelikle psikolojik duruma gelelim; bu çocuklarda bir kere zeka geriliği yok aileler bunu bilsinler. Hatta süper zekidirler çoğu da. Aileler birbirini suçlarlar boşanmaya kadar giden olaylar olur, “senin sülalende var, onun sülalesinde var” karı koca birbirine girer. Böyle bir şeye girmesinler lütfen. Çünkü sadece herediterin rolü yok, annenin geçirdiği hastalıklar olduğu gibi babanın rolü de var. Onun için bunlarda bir kere hırgürü ortan kaldırmaları gerekiyor ve çocuklarını tedavi ettirmeleri gerekiyor. Tedavi şöyle; öncelikle dudak yarığı tedavi edilmeli. Dudak yarıklarına eskiden biz, bizim ihtisas zamanımızda 70’li yıllarda treten over diye bir kural vardı dünya sağlık teşkilatının koyduğu bir kural. Nedir treten over? Treten over; üç onun üstü, Türkçesi bu üç 10’un üstü. Ne olacak? 10 haftalığı geçecek çocuk. Birinci ilk te nin üstü. İkincisi; hemoglobini 10 gramın üstüne çıkacak. Üçüncüsü 10 paund olacak. Bunlar olduktan sonra ameliyat olacak deniyordu. Yani 3 aylıktan önce ameliyat etmeyin deniliyor, hemoglobini 10 gramdan aşağı olursa etmeyin deniyordu, kilosu 4,5 kilonun altındaysa etmeyin deniliyordu. Şimdi teknoloji ilerledikçe, anestezik maddeler daha geliştikçe bu yaş sınırı gittikçe azalıyor. Şu anda dudak yarıkları 4 haftalıkla 6 haftalık arasında yapılıyor. Yani 1-1,5 aylıktayken yapılıyor. 3 aydan düştü 1 aya. Damak yarıkları, eskiden denirdi ki; konuşmaya başlamadan önce. Konuşma ne zaman başlıyor? 2-2,5 yaşında başlıyor; başlamadan ameliyat ettirin diyorlardı, 18 aylık. Şimdi 6 aylıktan itibaren ameliyat ettirin 1 yaşına kadar deniyor. Konuşmaya başladıktan sonra damak yarığı kapatılırsa alışkanlık olarak konuşma bozukluğu, burundan konuşma nazion konuşma olur. Onun şiçin konuşmaya başlamadan yapmak lazım ve spijt terapistin de bunu eğitmesi gerekiyor. Mesela ta 80’li yıllarda Japonya’da kaldığım üniversitenin konuşma terapisti alırdı bu çocukları karşısına alıştıra alıştıra yüzlerce kere tekrar ettirerek doğrusunu söyleyene kadar giderlerdi.Bunların yapılması lazım. Çene gelişiminin devamlı kontrol edilmesi lazım. Şimdi dudak tedavisinde çeşitli teknikler var, bu doktoruna bağlı tabii. Şunu söyleyebilirim burada; öncelikle fonksiyon, ikincisi görünüm, foksiyonunu vereceksin. Yarık dudaklarda, biliyorsunuz dudaklarda…… orbikularis overüs üstte yarım ay şeklinde, altta yarım ay şeklinde kenarlarda birleşiyor. Bu yarık tarafta kesik oluyor yarık olan yerde, dolayısıyla birleşme yapıldığı zaman dudak yarıkları konuşurken, gülerken ortadaki kaslar tam birleşmediği için orada çukurluk olur, buralarda kabalıklar meydana gelir işte bun u düzeltmek çok nemli, bir.  Mukokutanat dediğimiz yani mukoza dediğimiz dudağın pembe kısmıyla deri kısmının birleşme çizgisini tam karşılıklı getirmek gerekiyor. Bu da çok önemli.  Dünyada şu an en çok kullanılan şey modifiye millard tekniği var. Ama benim yanında çalıştığım Hocam Onizuka, Tokyo Onizuka’nın kendi geliştirdiği bir teknik var, bana fonksiyon olarak en iyi, görünüm olarak da en iyi durumda, normale en yakını elde ediyorsun.

 

PINAR AKKAŞ: Hiç iz kalmaması mümkün değil ama dikkati çekmeyecek iz yapmamak çok önemli, küçücük bir iz koymak çok önemli. Onun için tabii onun kriterler var, teknik konulara girip de baş ağrıtmaya gerek yok ama bu konudaki tecrübeli bir doktorun olması neticeyi daha da güzelleştiriyor.

 

PINAR AKKAŞ: peki Türkiye’deki başarı oranı nedir bu konuda?

 

HARUN ÖZKAN: Efendim, Türkiye’de bu dudak yarıkları konusunda baya iyi ileride. Zaten plastik cerrahi seviyesi Türkiye’de çok ilerledi. Dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle başa baş gitmektedir Türkiye. Hiç bir zaman, mesela bugün dünyanın plastik cerrahideki en gelişim ülkesini her şeyde olduğu gibi Amerika dersek, ama bu demek değildir ki dünyada en fazla estetik ameliyatı veya plastik ameliyatı Amerika’da oluyor. Değil. Brezilya’da daha çok oluyor mesela, Meksika’da daha çok oluyor. Çünkü oralarda vergi yok, vergi az dolayısıyla Amerikalı da oraya gidiyor. Dolayısıyla şimdi Amerika, Fransa, Japonya bu konudaki önder ülkeler. Fransa çok önemli, İtalya hatta. Türkiye onlardan hiç aşağı değil.

 

PINAR AKKAŞ: Zaten yurt dışından çok fazla hasta geliyor galiba plastik cerrahisi için.

 

HARUN ÖZKAN: Evet. Şu anda plastik cerrahiye oldukça fazla hasta geliyor. Zaten Türkiye’de bir göz, iki plastik cerrahiye saplık turizmi çok fazla oluyor. Sebebi; ücretleri onlara göre çok daha düşük seviyede olması. 10’da 1 seviyesi neredeyse, sonuçların da oralardan daha iyi olması.

 

Damak yarıkları dediğimiz gibi 6 ile 12 ay arasında yapılması gerekiyor. Bunda da önemli olan şey; dudak yarıkları nasıl ki ufacık bir çentikten başladığı gibi dudağın çeşitli yerlerine kadar yarıklar olabildiği gibi burun tabanına kadar olan yarıklar var. Bunlara inkomplet yani yarım yarıklar, tam olmayan yarıklar, tam yarıklar, komplet yarıklar dudak yarıklarına diyoruz. Damak yarığı da öyledir; tek taraflı yarıklar olur, çift taraflı yarıklar olur. İnkomplet yani küçük yarıklar, orta derecede ve tam komplet yarıklar olabilir, diş arkına kadar gelen yarıklar olabilir. Yarık küçük dil dediğimiz uvulanın ikiye ayrılması şeklinde olabildiği gibi boydan boya da olabilir, kemik de olmaz arada. Bunların tedavisi dediğimiz gibi bu şekilde oluyor. Önemli olan şey şu; küçük dil ile arkadaki nefes borusu falanks borusu arasındaki bir boşluk vardır. Konuşurken yutkunurken küçük dil oraya yapışıyor, hava kaçmasını engelliyor yukarıya. Normal zamanda arada bir açıklık var, oradan nefes alıp veriyorsun. Bu boşluğun 20 milimetreküp olması gerekiyor normalde. Ama yarık damaklarda uvula ediğimiz bu küçük dil geride oluyor ve aradaki boşluk çok fazla oluyor. Bunun için ameliyatı yaparken geriye doğru itmek çok önemli bir şey, fonksiyonunu ancak öyle verirsin. …..arkaya itme olayını tam yaparsanız konuşmada kötülük olmaz, kaçak olmaz yani, burundan hım hım konuşma olmaz. Olursa yeniden ameliyatla arkadan doku çevirip o kaçağı önlemek gerekir ileride. O da 2,5 yaşından sonra yapılırsa yine de yüzde 100 başarı elde edilmez. İlk tedavi onun için çok önemlidir. Bu konuları mutlaka tecrübeli ekiplerin yapması gerekiyor.

 

PINAR AKKAŞ: Hocam, bu konuyla ilgili iki sorum var. Bir tanesi dudak ve damak yarıkları aynı anda görülebilir mi?

 

HARUN ÖZKAN: Genellikle beraber görülür.

 

PINAR AKKAŞ: Bir de kardeşler içinde aynı anda olabiliyor mu?

 

HARUN ÖZKAN: Tabii. Bir aileden iki üç çocukta da görüldüğü olmuştur.

 

OKTAR BABUNA: Cilt kanserleri de çok önemli bir konu. Özellikle güneşlenmeden kaynaklanan, açık renk ciltlilerde. Ve insanların çok hoşlarına gidiyor güneşlenmek, cayır cayır yanıyorlar tabiri caizse. Hatta koruyucu kullanmadan. İsterseniz biraz da o konudan bahsedelim. Ne zaman bir hekime gidilmesi gerekiyor, nasıl önlemler alınması gerekiyor?

 

HARUN ÖZKAN: Şimdi efendim, insanların bir kere cildinin kalitesi çok önemlidir. Açık tenli yani sarışın hatta buğday rengi beyaz kişilerde güneş ışınına karşı hassasiyet daha fazladır. Koyu tenlilerde daha azdır. Birincisi bu. İkincisi, renkli benleri olan kişiler çok önemli. Bunların tahrişle cilt kanserine dönme oranı yüksektir. Güneş ışını da bir tahriştir. Elbise sürtmesi, kaşıma nasıl ki bir tahrişse güneş ışını da öyledir. Onun için güneş ışını altında risk grubu dediğimiz beyaz tenliler ve benli kişiler özellikle yüzlerini sakınmaları gerekiyor. 60 faktör koruyucu sürmeden mutlaka çıkmamaları gerekir. Yine de başlarını şemsiye altında tutmalarını ben öneriyorum mutlaka.

 

Şimdi cilt kanserleri genellikle yanık zeminlerinde olan kanserler ……kanser oluyor, cilt benlerinden olanlar bazalsel oluyor genellikle eğer cilt kanseri zamanında tedavi edilirse, başka yere atlamadan zamanında fark edilir tam olarak çıkarılırsa tedavisi yüzde 100’dür korkmasınlar cilt kanserinden. Yüzde 100’lük oran, risk sıfırdır hemen hemen. Onun için ama korkmayacağız diye de güneş altında olup da kendini kanser etmesin kimse.

 

PINAR AKKAŞ: Şu mantık da doğru mu peki? 60 faktör kullandım dışarı çıktım, güneşin altında durayım, o yanlış bir mantık mı?

 

HARUN ÖZKAN: Değil. O da yanlış, Onu n da koruyucu sınırı belirlidir, yüzde 100 koruma mümkün değil. Onun için direk güneş ışınından sakınmak. Zaten biz hep söyleriz hastalarımıza veya tanıdıklarımıza deriz ki; 11-3 arasında güneşte durmayın, denize bile girmeyin. Gölgelenin veya gidin evinize istirahat edin, gölgede durun. 11’e kadar girin, 3’ten sonra girin denize.

 

PINAR AKKAŞ: Peki Hocam, güneş yanıklarında ne yapılacak?

 

HARUN ÖZKAN: Güneş yanıklarında yine aynı şey; soğuk tatbikatla ağrıyı dindirmek, başka bir şeye gerek yok.

 

 OTAR BABUNA: Bir de malign melanom denilen çok azgın bir kanser var, o ne zaman şüphelenilmesi gerekiyor? Nasıl tedavi edilmesi gerekiyor.

 

HARUN ÖZKAN: Şimdi bir insanın cilt rengini veren melanin hücreleridir. Melanin hücreleri ne kadar azsa cilt açık renklidir. Esmerlerde daha çoktur. Melanin hücrelerinin bazı yerlerinde kümelenmeler olur, bunlar da renkli benleri oluşturur. Bir arya toplanırlar. Bu benler dağınık olarak yaşarlarsa -anarşistler gibi tek başlarına olunca bir iş yapamazlar, bir araya gelirlerse birbirini teşvik ederler ve eyleme geçerler- aynen anarşi grubu gibi. Ve birbirini kötü yola sevkederler ve kanserleşmeye başlar. Kanserleşme nasıl anlaşılır; renkli benlerin hepsinde kanserleşme potansiyeli vardır, bir kere bunu kafaya koymak lazım. Halkımızda bir yanlış inanış var; lütfen bunu kaldırsınlar, ‘renkli benlere bıçak burulursa kanser olur’ diye, böyle bir inanış var. Bu çok yanlış bir inançtır çünkü bizim halkımız normal renkli bene gidip de şunu al demiyor. Ne zaman ki kanserleşiyor o zaman gidiyor doktora, doktor çıkarıyor alıyor tahlile gönderiyor kanser çıkıyor ‘bıçak vurdu kanser oldu’ diyor. Sen kanserleşip gitmişsin kardeşim. Kanserleştiği nasıl belli oluyor? Doktora gitme ihtiyacı duyduğu zaman kanserleşmiş demektir zaten bizim algımıza göre. Ne oluyor? Kaşınmaya başlıyor, rengi parlak oluyor. Dünyadaki en tehlikeli şeyler çok parlak şeylerdir. En zehirli yılanlar parlaktır. Çok güzel görünümlü şeylerin hepsi tehlikelidir. Onlardan biraz korunmak lazım. Ben de eğer çok güzel görünmeye başlamışsa parlıyorsa bu işin içinde bir iş var demektir. Kaşınma, büyüme, üzerinde yara olmaya başlaması bunlar kanserleşmenin alametidir. Zaten öyle olunca rahatsız oluyor halkımız doktora öyle gidiyor. Onun için renkli benlerde melanin hücrelerinin kanserleşmesi malign melanom oluyor. Malign melanom da cilt kanserlerinin en tehlikelisidir. Süratle dağılır ve maalesef cilt kanserlerinin bazalsellerinden……korkmayın. Çünkü bunlar zamanında tedavi edilirse, tan çıkarılırsa yüzde 100 tedavi edilir. Malign melanomda öyle değil maalesef öldürücü bür kanserdir. Onun için tavsiyemiz şu; renkli benler, vücudunuzda bulunan renkli benler, yüzünüzde de olsa eğer herhangi bir tahrişe meyilli, açıksa gömlek yakasının sürtmesi bile, kemerin sürtmesi bile veya güneş ışınının alınması bile bunları zamanında aldırın. Vücudunuzda bir bomba taşımayın, ne zaman patlayacağı belli olmaz.

 

OKTAR BABUNA: Teşhis konulduğu zaman genelde bir yere sıçramış oluyor zaten. 

 

HARUN ÖZKAN: renkli ben kansere dönmüş malign melanom olmuşsa gittiğinizde aldırıyorsunuz, ‘bıçak vuruldu da kanser oldu keşke ameliyat olmasaydı’ deniyor. Zaten sen kanserleşip gitmişsin. Ondan sonra sen treni kaçırmış oluyorsun gidene kadar. Olay bu.

 

PINAR AKKAŞ: Hocam, son olarak diyabetik ayak yaralarından biraz bahsedelim mi?

 

HARUN ÖZKAN: Tabii. Diyabetik ayaklarda, tabii ki diyabetin her yarası zor. Ayakta alt ekstremi dediğimiz vücudun alt kısmı, diz kapağından aşağısı vücudun en az kanlan bölgesidir. Orada zaten iki tane damar gidiyor, arada da ince damarlar var. Kanlanması en az olan yer de diyabet tedavisinde en zor olanıdır. Çünkü nereye kan çok gelirse, tedavisi o kadar kolaydır, beslenmesi o kadar kolaydır. Hatta biz bazen ‘yarası kanıyor falan ne güzel’ deriz biz doktor olarak, besleniyor. Ben derim ki hastalarına; “kanayan yaradan değil kanamayan yaradan korkun.” Kanayan yara besleniyor demektir. Vücudun diz kapağından aşağı kısmı zaten kanlanma olarak çok zayıf olduğu için bir de diyabetikse bu beslenme çok daha zayıfsa üç misline çıkıyor. Dolayısıyla bunların tedavisi de tıbbın başının belası en zor şeylerden biridir. Bir de özellikle bunlarda, diyabetik ayak yaralarında oksijenlenmesi de az olursa yaranın,, kabukla kapatılmışsa gazlı kangren olur. Gazlı kangren olması bacağın veya ayağın nekroz olması demek. Ondan sonra seviye seviye kesimler başlar. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Onun için diyabetik hastalarda kaşımalar veya çarpmalardan çok dikkatli olmaları gerekir. İki, öyle bir şey varsa lütfen yaranın üstünü kapatmasınlar, oksijenini kesmesinler. Üçüncüsü mutlaka doktora gitsinler. Tabii ki temiz olacak, steril olacak yıkayacak bol bol.

 

PINAR AKKAŞ: Hocam, çok teşekkür ederiz. Hem tecrübelerinizden, değerli bilgilerinizden bizi izleyenlerimiz istifade ettiler, çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için.

 

HARUN ÖZKAN: Faydalı olabildimse ben de çok mutlu olurum.

 

OKTAR BABUNA: Güzel, detaylı anlatım oldu, anlaşılır. İnşaAllah tekrar ağırlamak isteriz.

 

HARUN ÖZKAN: Bir şeye dikkati çekeyim; bizim halkımızda tavşan dudağı derler ya, Norveç’te ortaçağda kasapların vitrinlerine tavşan yüzüp asıyorlar  ya, yasaklanmıştı. Hamile kadınlar görüp de tavşan dudaklı çocuk doğurmasın diye.Bunu da anekdot olarak söyleyeyim.

 

PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz tekrar sağolun.

 

Bir programımın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikteydi. Doç. Dr. Harun Özkan’ı ağırladık. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.

 

http://a9.com.tr/izle/193078/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---43-Bolum---Dr-Harun-Ozkan-Plastik-ve-Estetik-Cerrah

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Doç. Dr. Harun Özkan
Estetik
Estetik ameliyat
Hastalık
Plastik ve Estetik Cerrah
Sağlık
Yaşam ve Sağlık
cilt
cilt kanseri
damak yarıkları
flep
güneş yanıkları
konjenital anomali
plastik cerrahi
yanık
yaralanma
İnsan Vücudu