Çiçeklerin renkleri, yalnızca böcekleri üzerine çekmekle kalmaz; aynı zamanda içinde nektar olup olmadığını da haber verir. Dölleyici böcekler yaklaştığında çiçeklerde koku ve şekil gibi uyarıcı sinyaller ortaya çıkar. Bu sinyaller, böceği doğrudan nektar bölgesine yönlendirir. Tıpkı havaalanındaki pist ışıklarının pilotlara rehberlik etmesi gibi, çiçekler de böceklerin yolunu aydınlatır.

 

Bitkiler, renk rehberliğini son derece ustaca kullanır; hatta zaman zaman hayvanları kandırmak için bile devreye sokarlar. Örneğin, bazı bitkiler hiç nektar üretmedikleri hâlde, döllenmeyi sağlamak için nektar taşıyan çiçeklerin renklerini taklit ederek dölleyici böcekleri kendilerine çekerler. Bunun için çeşitli strateji ve taktikler kullanırlar.

 

Mor Çan ve Sefalanda’nın Hayatta Kalma Stratejisi

 

Akdeniz ikliminin ormanlık alanlarında, Mor Çan çiçekleri bolca nektar salgılayarak arıları kendine çekerken, Kırmızı Sefalanda orkidesi hiç nektar üretmez. Buna rağmen her iki bitkinin döllenmesini sağlayanlar aynıdır: “Yaprak kesen” olarak bilinen yaban arıları.

Peki, nektar vermeyen orkide nasıl oluyor da arıları kendine çekebiliyor? 

 

Araştırmalar esnasında spektrofotometre ile yapılan ölçümler bu sırrı ortaya koymuştur., Mor Çan ve Kırmızı Sefalanda’nın yaydığı ışığın dalga boylarının insanlarca ayırt edilebildiğini, ancak yaprak kesen arılar tarafından ayırt edilemediğini göstermiştir. Yani bu durum bu çiçeğin, arıların ışık boylarının bu farkı anlayamayacağını bilmesi ve bu yönde yaptığı taklit sayesinde gerçekleşmektedir. Bu bilim adamlarının teknik olarak açıklayamadığı büyük bir mucizedir. Yani arılar nektar için Mor Çan’a çiçeğine uğrarken, aynı renge bürünmüş fakat nektarsız olan Kırmızı Sefalanda’yı da nektar alma amacıyla ziyaret eder. Kırmızı sefalanda çiçeği, Allah’ın ilham ettiği “görsel kopyalama” sayesinde, hiç nektar üretmese de taklit yeteneğini kullanarak tohumlama engelini aşmakta ve neslini devam ettirmeyi başarmaktadır.

Çekiç Orkidesinden Taklit Stratejileri

 

Çekiç Orkidesi 

Taklit yöntemi, yukarda anlattığımızın dışında orkide türlerinde de oldukça yaygındır. Avustralya’ya özgü Çekiç Orkidesi, doğanın en ustaca kurgulanmış hayatta kalma stratejilerinden birine sahiptir. Bu sıra dışı bitki, dişi yaban arısının görünüşünü ve kokusunu neredeyse birebir taklit eder. Kalp biçimindeki tek yaprağı, dişi yaban arısına birebir benzer. Üstelik yalnızca erkek arıların uçabildiği bu türde, dişiler kanatsızdır ve yaşamlarının büyük kısmını toprak altında geçirirler. Çiftleşme zamanı geldiğinde, dişiler toprağın yüzeyine çıkarak erkeklerin onları bulabilmesi için özel bir koku yayar.

 

Çekiç Orkidesi de işte bu kokuyu birebir kopyalayarak erkek arıları kendine çeker. Dahası, bu ziyaretler gerçek dişi arılar ortaya çıkmadan yaklaşık iki hafta önce başlar. Erkek arı, dişi arı zannettiği orkidenin yaprağına konduğunda, çiçeğin hemen özel mekanizması devreye girer: Çiçekteki hareketli bir bölüm hızla kapanır ve arıyı polenlerin arasına düşürür. Arı kurtulmaya çalışırken polenler kafasına ve sırtına yapışır. Böylece, arı başka bir Çekiç Orkidesi’ne gittiğinde farkında olmadan döllenmeyi sağlayarak Çekiç Orkidesinin türünün devam etmesine farkında olmadan katkıda bulunur. Çıkardığı koku, büründüğü görünüş yanında zamanlama ve devreye tam vaktinde giren hareketli mekanizma arasındaki bu mükemmel uyumun tesadüfen gerçekleşemeyeceği açıktır. Tüm bu mucizevi aşamalar kâinatı örneksiz var eden ve her an yaratmaya devam eden Yüce Rabbimizin üstün yaratışının delillerinden sadece bir tanesidir.

 

Çiçekler ve Böcekler Arasındaki Anahtar-Kilit Uyumu 

 

Çiçekler, polenlerini hangi böceğin taşımasını istiyorlarsa ona göre özel olarak uyum sağlarlar. 

Örneğin bazı çiçeklerin yalnızca arıların girebileceği kadar dar girişleri vardır; vücut yapısı uygun olmayan diğer böcekler bu çiçeklere erişemez. 

Bazı çiçekler ise uzun taç tüplerine sahiptir ve yalnızca uzun dilli böcekler —gece kelebekleri ve güveler— nektara ulaşabilir. Bu özel uyum, adeta bir anahtar-kilit ilişkisini andırır.

Kırmızı Boru Çiçeği (Ipomopsis rubra) – Parlak kırmızı rengi ve tüp şeklindeki yapısı sayesinde özellikle sinekkuşlarını cezbeder. Arılar bu çiçeğin içine ulaşamaz çünkü tüp hem dar hem de derindir.

Gece açan Kaktüs Çiçekleri – Yalnızca geceleri açar ve yoğun, tatlı bir koku yayar. Yarasalar veya gece kelebekleri tarafından tozlaşır.

Akasya Çiçekleri – Küçük çiçekleri salkım halinde bulunur ve genellikle bal arıları için uygundur; bu yapı onların kolayca polen toplamasını sağlar.

Çikolata Kozmosu (Cosmos atrosanguineus) – Hafif çikolata kokusu yayarak özellikle arıları ve bazı kelebekleri cezbeder.

 

 

Evrimin Çıkmazı

 


Bitkilerin nesillerini sürdürmek için kullandıkları bu yöntemler, ilk bakışta anlaşılacağı gibi bilinçli kararlarla planlanmış davranışlardır. Eğer tüm bu süreçlerin bitkiler tarafından kendi başlarına yapıldığını varsayarsak, şu mantıksız senaryo ortaya çıkar:

* Bitki, aerodinamik yapısının rüzgârla tozlaşmaya uygun olduğunu “hesaplar”.

* Rüzgârdan yeterince yararlanamayacağını “fark eder” ve böcekleri kullanmaya “karar verir”.

* Böcekleri gözlemleyerek hangi koku ve nektarın hangi türü çekeceğini “keşfeder”.

* Moleküler düzeyde koku üretir ve doğru zamanda yayar.

* Nektarını böceklerin tercihine uygun şekilde “tasarlar”.

* Gerekirse başka türlerin görünüşünü taklit eder.

* Polenlerini en uygun boyut ve zamanda üretir, hedefe ulaşması için önlemler alır.

* Tüm bu bilgileri genetik koduna işler ve nesillerine aktarır.

 

Bu senaryo, bitkilere insanüstü bir bilinç ve mühendislik yeteneği yükler ki, biyolojik olarak imkânsızdır. Günümüz teknolojisine sahip bilim insanları bile bu sürecin tamamını taklit edemez. Ancak evrimciler yukardaki tüm bu mucizevi davranışları bilim ve akıldışı bir izahla yani tesadüf ile açıklanmaktadırlar.

 

Çiçekler ile böcekler arasındaki renk, koku, şekil ve zamanlama uyumu; her iki canlıyı da bilen, ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan üstün bir Yaratıcı’nın varlığını açıkça gösterir. Bu kusursuz sistemler, Yüce Rabbimiz’ın sonsuz ve eşsiz sanatını gözler önüne sermektedir.