Materyalizm, hiçbir bilimsel delile dayanmaksızın, yaratılışı inkar etmek üzere geliştirilmiş bir fikir ağıdır. Çeşitli konuları birbiriyle ilişkili bir kurgusal anlatım üzerine açıklamaya çalışır.

Uygarlığın gelişimi Evrim Teorisi’ni doğrulayacak bir hikâye ile anlatılır. Bu hikâyede hiçbir bilimsel desteği olmamasına karşın ilk insanların maymunsu özelliklere sahip oldukları, hiçbir medeniyet unsuru olmadan sürü gibi yaşadıkları iddia edilir. Bu iddiayı doğrulamak içinde yandaki gibi sahte canlandırmalar yapılır. Bu canlandırmada da insanların kafatasların ki özellikle maymunlarınki gibi çizilmiştir. İnsanların duruşları bile maymunlarınki gibi hafif çökük olacak şekilde resmedilmiştir. 

Evrende ve dünyada canlı cansız tüm varlıklar ile canlılardaki bilinç, düşünce, duygu ve tüm davranış şekillerinin maddesel ilişkiler ile sözde kendiliğinden oluştuğunu, bunlara etki eden metafizik bir etki olmadığını iddia eden görüştür. (1) Materyalistlerin savunduğu mantık örgüsünün çelişkilerini ortaya koyan ise “bilimsel deliller”dir. Materyalistlerin iddialarını doğrulayan hiçbir bilimsel delil yoktur.

Materyalistler, tarihi klasik Marksist görüşün kurgusal anlatımları ile açıklamaya çalışır. Buna göre ‘altyapı’ dedikleri, bireyler arasındaki üretim şekilleri ve ekonomik ilişkiler, ‘üstyapı’yı yani toplumun yasal, dinsel, siyasal, düşünsel özelliklerini belirleyen ana etkendir. (2) Bu, hiçbir bilimsel delile dayanmayan, tamamen kişisel bir fikir geliştirmeyle ortaya atılmış bir iddiadır.

Materyalist tarih anlayışı da bu görüş üzerine inşa edilmiştir. Bu kurguya göre sözde ilk insanlar doğada karşılaştıkları hayvanları avlamış, meyve ve bitkileri toplayarak geçinmişlerdir ve daha sonra tarıma başlayınca göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçmişlerdir; böylece sakinlerinin birbirleriyle gelişmiş sosyal ilişkiler kurduğu ilk köyler ve kentler ortaya çıkmıştır. Bugün bütün tarih kitaplarında bu evrimci anlatıma rastlarsınız, ama bilimsel delillerin bu iddianın tam tersini gösterdiği sizlerden gizlenir.

Evrimci Tarih Anlayışına İlk Darbe: Göbeklitepe

Bugüne kadar dünyanın bu dört bir tarafında kabul gören bu maddeci yaklaşımın doğru olmadığını gösteren önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi Şanlıurfa şehrimizin 20 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Örencik köyü yakınlarındaki Göbeklitepe’deki tarihi buluntulardır.

Göbeklitepe’de geçmişi 12 bin yıl öncesine kadar giden taş yapılar bulunmaktadır. Üzerlerinde çeşitli hayvan figürleri bulunan ve boyu 8 metreyi bulan T şekilli sütunlar o dönemin insanlarının burayı tapınma alanı olarak inşa ettiklerine işaret etmektedir. Genişçe bir alanı kaplamasına karşın Göbeklitepe’de insanların ikamet ettiklerine dair bir bulgu tespit edilememiştir. Yani Göbeklitepe bir yerleşim alanı değildir. İnsanların uzaklardan tapınmak, dini ayinler yapmak için geldikleri bir yerdir. 

Bu durum materyalist tarih anlayışının iddia ettiğinin tam tersi bir durumu ortaya koymaktadır. Materyalistler, sözde yerleşik hayatın 8000-5500 yıl önce başladığını iddia ederlerdi. Ancak arkeolojik bulgular 12 bin yıl önce, bugünkü teknoloji ile bile yapılması çok zor olan sanatlı yapılar ortaya çıkarınca, materyalist açıklamalar tamamen yerle bir oldu.

Üstelik, materyalizm, dini değerlerin yerleşik hayata geçişten de bin yıllar sonra ortaya çıktığını iddia ediyorlardı ki, Gökbelitepe’de bulunan kalıntıların bir tapınağa ait olması bu evrimci teoriyi ikinci kez yerle bir etti. İşte bu nedenle uzun yıllar Göbeklitepe kazılarını yöneten Alman bilim insanı Prof. Dr. Klaus Schmidt kendisi ile yapılan bir söyleşide tarih anlayışının değiştirilmesi gerektiğini şöyle belirtmiştir.

O dönemde yaşayan insanların tıpkı bugün olduğu gibi düşünme kapasiteleir olduğu görülmektedir. Hep düşündüğümüz gibi ilkel insanlar değillerdir. Ağaçtan inip uygarlık kurmaya çalışan maymun benzeri yaratıklar oldukları düşünülmemelidir. Zekâ yönünden bakacak olursak bize benzedikleri görülmektedir.” (3)

Urfa Göbeklitepe’deki keşif evrim teorisine o kadar aykırıydı ki uzun yıllar bilimsel literatüre alınmadı. Ancak, sonunda evrimciler bir kez daha bilimsel gerçekler karşısında yenilgilerini kabul etmek zorunda kaldılar.

12 bin yıl önce Göbeklitepe sakinleri 2 kilometre öteden getirdikleri taş blokları oyarak ağırlıkları 40-60 ton arasında değişen T biçimli sütunlar yerleştirmişler, bunları çeşit figürlerle süsleyerek dik duracak biçimde konumlandırmışlardı. Dahası Göbeklitepe’de bir mimari tarz oluşturulmuş, içinde T sütunları barındıran etrafları duvarlarla örülü yapılar inşa edilmişti. Tüm bunların evrimci biyologların ya da materyalist tarihçilerin iddia ettikleri gibi ilkel insanlarca yapılmış olmayacağı açıktır. 

Evrimci Tarih Anlayışına İkinci Darbe: Körtik Tepe

Göbeklitepe buluntularının yankısı hala sürmekteyken Anadolu topraklarında yapılan yeni bir keşif evrimciler için daha da sağlam bir darbe oldu.

Körtik Tepe, Diyarbakır ili, Bismil ilçesi, Ağıl köyü mezrası olan Pınarbaşı yakınlarında, Batman Çayı ile Dicle Nehri’nin yaklaşık birleştiği noktada yer alır. İşte burada, yer seviyesinin 5 metre kadar altına inen kazılarda, geçmişi 12.500 yıl öncesine kadar uzanan tarihi kalıntılar bulunmuştur. Yani Körtik Tepe, Göbeklitepe’den de eskidir! Buranın Göbekli Tepe’den en büyük farkı, Göbelitepe ibadet alanıyken buranın tam bir yerleşim alanı olmasıdır. 

Körtik Tepe kazı alanı

Körtik Tepe sakinlerinin geyik, yabani koyun, yaban eşeği gibi büyük hayvanları, yabani tavşan gibi hızlı koşan ve keklik gibi uçan küçük hayvanları ve iri kuşları bugünkü ustalıkla avlayacak bilgi ve teknolojiye sahip oldukları açıkça bilinmektedir. Körtik Tepe’de yaşayan insanlar burada balık, kuş, ceylan gibi pek çok hayvanı avlamış, çevrelerindeki bitkisel ürünleri de toplamışlardır. Körtik Tepeliler avladıkları hayvanlar ve bitkilerden elde ettikleri gıdaları tandırda pişirerek yemişlerdir.

Kazılarda önemli mimari yapılar da ortaya çıkarılmıştır. Konutların bulunduğu yerin tam bir yaşam alanı olduğuna dair pek çok arkeolojik kanıt mevcuttur. Yapılan kazı ve araştırmalarda Körtik Tepe’de yaşayan insanların tarım yaptığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Yani Körtik Tepe avcı toplayıcı olan ama yerleşik yaşayan bir topluma aittir. Bu durum insanların tarım yapmaya başlayınca yerleşik düzene geçtiklerine dair materyalist tarih anlayışının yanlışlığını açıkça göstermektedir.

İşte bu nedenle Dicle Üniversitesi Arkeoloji bölümünde profesör olan Vecihi Özkaya genel kabul gören materyalist tarih kurgusunun yıkıldığını şu cümleler ile getirmiştir: 

"…Tarımın keşfiyle insanların yiyecek aramaktan vazgeçip bunun yerine yiyecek üretimine başladığı, bunun da yerleşimi zorunlu kıldığı gibi bir kural vardır. Çok genel geçer olan bu kural, Körtik Tepe ile geçerliliğini kaybetmiştir. Burası, bilinenlerin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Çünkü Körtik Tepe'de avcılık ve toplayıcılık yapıp, yerleşik düzende yaşayan bir topluluk var."  (4)

Göbeklitepe ve Kortik Tepe’deki bulgular materyalist tarih anlayışını yıkmış olmasına karşın, dünyanın her tarafında okullarda ve üniversitelerde bu anlayış hala bir gerçekmiş gibi öğretilmeye devam etmektedir. Bunun nedeni, yanlışlığı ortaya çıkmış olan bu anlayışın Allah’ın varlığını inkar etmek için arkasına sığınılan tek safsata olmasıdır. 

Yeryüzünde materyalizmi hâkim kılmayı amaçlayan Darwinist diktatörlük, tıpkı fosil bulgularını olduğu gibi Göbeklitepe ve Kortik Tepe’deki bulguları da görmezden gelmeye çalışmaktadır. Evrim teorisi sözde çevresel nedenlerle canlılığın dönüşerek geliştiğini ve son noktada insanın ortaya çıktığını iddia eder. Oysa nasıl ki fosil kayıtları evrimin bir gerçek olmadığını bilimsel olarak ortaya koymuş ise, Göbeklitepe ve Körtik Tepe’deki arkeolojik bulgular da materyalist tarih anlayışının yanlışlığını ortaya koymuştur. 

Ne Göbeklitepe’de ne de Körtik Tepe’de yaşayanları evrimcilerin iddia ettiği “ilkel insanlar” olarak nitelendirmek mümkün değildir.  Göbeklitepe ve Kortik Tepe kazılarında bulunan tüm sonuçlar evrimcilerin sözde taş devri olarak nitelendirdiği dönemde, medeni toplulukların var olduğunu ve iddia edildiği gibi evrimsel hiçbir süreç yaşanmadığını ispatlamıştır.

Körtik Tepede 12.500 Yıllık Kültürel Özellikler

Göbeklitepe höyüğünden bile eski olduğu saptanan Körtik Tepe; yerleşik yaşama ve buradaki sosyal hayata dair birçok bulgular içermektedir. Körtik Tepe erken neolitik dönemde kültürel ve ticari ilişkilerin varlığını ortaya koyduğu gibi, sanatsal anlamda da söz konusu dönemden beklenenin çok ötesinde gelişmiş özellikler taşımaktadır.

Körtik Tepe’deki yerleşimde kendine gözü bir mimarı yapı mevcuttur. Bu yapılar yuvarlak tabanlıdır ve taş örgülü duvarları mevcuttur. Konut olarak kullanılan bu yapılar aynı zamanda mezar olarak da kullanılmışlardır.  (5)

Körtik Tepe’de çıkarılan konutların tamamı yuvarlak yapıdır. Planları tam olarak kavranabilen ve 86 tane yapının tamamı yuvarlak yapılıdır. Bu yapılar, doğrudan toprak zemin üzerine inşa edilmiş, taş sıralarından oluşan temelleri ile çukur tabanları sıkıştırılmış topraktan oluşmaktadır. Belirli bir yüksekliğe kadar inşa edilmiş taş sıraların üzerine sıvanmış saz gibi bitkilerden inşa edilmiş duvarlar söz konusudur.

Mezarlarda ölüler gömülme şekli gelişi güzel değildir. Ölülerin büyük çoğunluğu tam ya da yarım şekilde cenin pozisyonunda gömülmüşlerdir. Mezarlarda yön birliğine dikkat edilmiş ve ölüler gömülmeden önce bazı işlemlere tabi tutulmuşlardır. Mezarlarda ölülerin yanlarına bırakılmış armağanlara da denk gelinmiştir.                                                                           

Hiç kullanılmamış çeşitli taş kaplar ya da baltalar ölüler ile birlikte gömülmüştür. Bunlardan başka çeşitli taş aletler; ağ ve dokuma ağırlıkları; çeşitli taşlardan, hayvan kabuklarından ve kuş tüylerinin sert saplarından yapılmış boncuk ve takı nesneleri; çakmaktaşı ve obsidyen aletler de ölü armağanı olarak kullanılmışlardır. Tüm bunlar Körtik Tepelilerin ölümden sonra yaşama inandıklarını, ortak bir inanç ve kültürü paylaştıklarını göstermektedir. Ayrıca ölü armağanlarının mezarlarda farklılıklar taşıması veya bazı mezarlarda hiç olmaması Körtik Tepe’de yaşayanların arasında farklı sosyal statülerin olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. (6)

Körtik Tepe’de taş kaplar, düğmeler, oltalar, baltalar, dikiş iğneleri, takılar, havan ve havan eli, çeşitli oyma, kesme ve delme aletleri de bulunmuştur. Bu aletler genellikle kemik, obsidyen ve çakmaktaşından yapılmışlardır. Bölgede yokluğu bilinen obsidyenin kullanılmış olması, büyük olasılıkla Bingöl civarından temin edildiğine, yani Körtik Tepelilerin çevreleriyle ilişkiler geliştirdiklerine; dolayısıyla sınırdışı ticaretin varlığına işaret etmektedir. (7)

Böylesi bir ilişki, aralarında kültürel etkileşimlerin olduğu, dışa dönük ve karmaşık bir sosyal yapıya sahip toplulukların varlığına işaret etmektedir. Bu, evrimci iddianın tam tersini ortaya koyan bir antropolojik keşiftir. 

Körtik Tepe’de tahıl öğütmek için kullanılan havan ve havan eli. En sağda öğütülecek ürüne ve havan tipine göre şekillendirilmiş çeşitli havan elleri.
Üstte ortada Körtik Tepe de bulunan balta başlarında birisi yer alıyor. Taşın orta yerinde sapın takıldığı delik yer alıyor. Sağ alttaki sapları şekillendirip düzeltmek için kullanılan taşlar yer alıyor. Bu taşların üzerine çeşitli desenlerin çizilmiş olması, Kortik Tepelilerin estetik kaygılar taşıyan gelişmiş bir sanat anlayışına sahip olduklarını göstermektedir. En sağda figürlü bir taş plaka yer almaktadır.  Bu taş plakanın üzerindeki süsleme aşırı sitilize olduğu için figürün bir böcek mi yoksa dağ keçisi mi olduğundan emin olunamamıştır. Ancak bunun gibi üzerinde kabartma oyma figürlerin olduğu taşlardan çok fazla sayıda bulunmuştur.

Eski insanlar Uzak Diyarlar ile Ticaret Yapmış ve Sanatsal Eserler Üretmiş

Konutlarda kullanılan ve zaman zaman da ölü armağanı olarak mezarlara bırakılmış olan taş kapların imalinde kolayca aşındırılabilen ve yumuşak karakteri nedeni ile kolaylıkla işlenebilen klorit tercih edilmiştir. Bölgede yer almayan kloritin de obsidyen gibi uzaktaki başka bir yerden temin edildiği anlaşılmaktadır. Bu durum bir kez daha bölgeler arası ticaretin varlığına işaret etmektedir. Buluntular arasında sayıları az da olsa, mermerimsi yapıdaki sert taşlardan yapılmış örneklere de rastlanmıştır. Figürlü taş plakalardan birisi. 

Taş kaplar günlük kullanım amacına göre farklı şekillerde tasarlanmışlardır. Kapların cidar kalınlıkları boyutlarına göre değişmektedir ve üzerlerinde kulp ya da askı ile kullanım için açılmış delikler mevcuttur. Ölülerin yanlarına bırakılanlarda daha gösterişli olmak üzere birçoğu süslemelere sahiptir. Süslemelerde yoğun bir işçilik göze çarpmaktadır. Bezemeli kapların çoğuna geometrik desenler egemendir. Süslemeler kabın şekline göre değişmektedir. Uzun bir kaptaki desenler, başka bir kaptaki basıklığı örtecek şekilde değişim göstererek uyarlanmıştır. Körtik Tepe’de sayıları sınırlı da olsa bütün yüzeyi çeşitli süslemeler ile bezenmiş ya da kabartmalara sahip kaplar da bulunmuştur. Bu kaplarda dağ keçisi, akrep, kuş ve başkaca hayvanları içeren figürler görülür. (8)

Sade bir ağız yapılmış olan vazoların büyük çoğunluğunun yüzeyi parlatılmıştır. Parlatılmış diğer objeler ise ölülere armağan olarak gömülen baltalardır. Normalde bulunan baltaların pek çoğunda kullanım nedeni ile aşınmalar ve izler bulunurken ölülere bırakılanlarda bunlar mevcut değildir. Baltaların hiç kullanılmadığı, ölüler için özel imal edildiği buradan anlaşılmaktadır. Zaten ölü armağanı olan baltalar diğerlerine göre daha yumuşak bir malzeme olan kloritten imal edilmişlerdir ve daha zarif bir tasarıma sahiptirler. (9)

Kd örtik Tepe’de dağınık halde ya da taş kapların içinde, iskelet ile birlikte ölü armağanı olarak gömülmüş çok sayıda boncuklar ise değişik taşlardan işlenerek elde edilmiştir. (10)

Bu taşların büyük çoğunluğu yumuşak karakterli bordo renkli taşlardan üretilmişlerdir. Çok fazla olmasalar da başka taşlardan, hayvanların omurga kemiklerinden, kuş tüylerinin sert saplarından ve kabuklu hayvanlardan imal edilmiş boncuklar da mevcuttur. Ayrıca boncukların olmadığı mezarların da varlığı, Körtik Tepe’deki yerleşimde sınıf farklılığının olduğuna işaret etmektedir.

Tüm bunlar Kortik Tepelilerin estetik kaygılar taşıyan gelişmiş bir sanat anlayışına, sosyal statülere ve karmaşık bir kültüre sahip olduklarını göstermektedir.

Kazı alanında yaklaşık 12 bin 500 yıl öncesinde dokuma yapımında kullanılan kemik iğne bulunmuştur. Kazılarda bulunan diğer eşyalar üzerinde, dokumanın incesinden kalınına varıncaya kadar tüm evrelerini gösteren desen izleri de ortaya çıkarılmıştır. (11) 

Kalıntılarda saptanan hasır, dokuma ve ip izleri gündelik yaşamda gerekli olan ip, sicim, kumaş gibi maddelerin üretimi için yoğun bir faaliyetin mevcut olduğunu göstermektedir. (12)
 

Körtik Tepe’deki Buluntulara Göre İnsanların Tamamının İlkel Olduğu Bir Dönem Hiç Yaşanmamıştır 

Körtik Tepe kazılarında Anadolu‘da bilim dünyasını şaşırtacak düzeyde gelişmiş bir toplulukla karşılaşılmıştır. Burada yaşayan insanlar için yerleşme ve barınma sorunları olmayan, inançları ve sosyal statüleri gelişmiş, sanatsal kaygıyla eserlerini üreten bir topluluktur. 

 

Körtik Tepe’de yaşayan hayatlarını kolaylaştıracak olta iğneleri, dikiş iğneleri ve çeşitli delme ve kesme araçları üreterek bunları kullanmışlardır.

Kazılardan elde edilen tüm bulgular evrim sürecinin hiçbir zaman yaşanmadığını bir kez daha kanıtlamış, geçmiş medeniyetlerdeki insanların da güzellikten ve sanattan zevk alan, medeni bir toplumda yaşadıklarını göstermiştir. Kültürel ve toplumsal evrimin bilimsel açıdan hiçbir dayanak noktası yoktur. Elde edilen tüm bulgular, evrimci tarih iddiasını yalanlamaktadır. Geçmiş dönemlerde yaşamış insanların, anatomik veya zihinsel yetenekleri açısından bugünkü insanlardan hiçbir farkı bulunmamaktadır.  

Günümüzde de olduğu gibi, her çağda ileri ve geri medeniyetler aynı anda yaşamını sürdürmüştür. Toplumların sahip oldukları teknolojik imkânlar bir toplumun diğerinden zihinsel ve fiziksel olarak daha gelişmiş ya da geri kalmış bir tür olduğunu göstermemektedir.  

Allah insanı ilk yaratılış anında aklıyla, ruhuyla üstün bir varlık olarak yaratmıştır. Antik bulgular da bize insanın tüm dönemlerde, aklıyla bulunduğu dönemin şartlarına en uygun medeni bir hayat sürdüklerini göstermiştir. 

Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik.”  (En’am Suresi,6)

Referanslar:

1. Aydın Topaloğlu, “Materyalizm”, İslam Ansiklopedisi, cilt: 28; s. 137 http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=280137&idno2=c280079#1 

2. Evrensel, “İki kavram: altyapı, üstyapı”, sayı: 292, 21 Eylül 2017,  https://www.evrensel.net/haber/332967/iki-kavram-altyapi-ustyapi

3. Taş Devrinde Yaşam (Life in the Stone Age), Terra X Belgeseli, TRT

4. Haberturk, “Diyarbakır Körtik Tepe'de 30 bini aşkın eser çıkarıldı “, 14.08.2017 https://www.haberturk.com/yasam/haber/1598001-diyarbakir-kortik-tepe-de-30-bini-askin-eser-cikarildi

5. H. Hauptmann, “Uppermesopotamia in its regional Context during the early Neolithic. The Neolithic of Central AnatoliaInternel Developments and externel Relations During the 9th-6th Miilenia Cal.” BC., Ed. Gerard ve I. Thissen, 2002 s. 263-264

6. Birol Can ve Mehmet Işıklı, “Doğudan Yükselen Işık, Arkeoloji yazıları”, Atatürk Üniversitesi, Graphis Matbaa, İstanbul  2008, ISBN 978 975 807 190 6, s. 88

7. M. Rosenberg, “Hallan Çemi” Neolithic in Turkey: the Cradle of Civilization, Ed. M. Özdoğan ve N. Başgelen, 1999, s. 26

8. V. Özkay ve O. San, “Excavations at Körtik Tepe: 2001” Salvage Project of the Archeleogical Heritage of the Ilısu and Carchemish Dam Reservoir Activities in 2001, Ed. N. Tuna ve diğerleri, 2004, s.673 

9. M. Rosenberg, “Hallan Çemi Tepesi: Some Further Observations Concerning Stratigraphy on Material Culture” Anatolica XX, 1991 fig. 12: 3-5, s. 121-140 

10. V. Özkay ve O. San, 1994, s. 671

11. Haberturk, “Diyarbakır Körtik Tepe'de 30 bini aşkın eser çıkarıldı “, 14.08.2017

12. Dr. Haydar Dönmez ve Ömer Ötgün, 33. Kazı Sonuçları Toplantısı 1. Cilt, Kültür Varlıkları ve Müzeler Gen. Müd. Yayın no: 155-1, Malatya 2011, s.324