İnsanın, her şartta ve her durumda kendisini seven, sevgisi hiçbir koşula bağlı olmayan gerçek dostu ve yardımcısı, Rabbi olan Allah’tır. O, insanı yaratan ve onu kendisinden bile daha iyi tanıyandır. Yaratıcısını bilen, O’nun varlığının ve kendisine olan yakınlığının farkında olan insan, sahip olduğu nimetlerin O’ndan geldiğini idrak eder. Bunun sonucunda ruhunda coşkulu bir sevgi, kalbinde derin bir şefkat ve merhamet duygusu oluşur. Hayata ve etrafındakilere hep sevgiyle yaklaşır; kendisini de her an güven, huzur ve sevgiyle kuşatılmış hisseder.
 

Buna karşılık Yaratıcısını tanımayan, O’nun varlığının ve nimetlerinin bilincinde olmayan, üzerindeki sevgi ve koruyuculuğu fark edemeyen kişi, manevi bir boşluğun içinde yaşar. Bu hal, ruhu içten içe çürüten bir çöküntüye dönüşür. Hayatı boyunca gerçek sevgi ve dostluğu bulamaz. Baktığı her yerde Allah'ın tecellilerini gören insanın kalbindeki coşkulu sevgi ve derinlik, Allah’tan gafil olan kişinin asla ulaşamayacağı bir nimettir.
 

Böyle bir insan bakan ama görmeyen, işiten ama duymayan, dokunan ama hissetmeyen ölü bir varlık gibidir. Sevimli ve masum bebeklerden, rengarenk bitkilerden, çiçeklerden, hayvanlardan, ihtişamlı manzaralardan; kısacası Allah’ın yarattığı güzelliklerden etkilenmez. Allah’ın sanatını yansıtan bu muhteşemlikler karşısında kalbinde ne hayranlık, ne sevgi, ne de şefkat hissi uyanır. Ruhundaki bu boşluk ve içindeki sevgisizlik, hayatının her anına yansır ve onu adeta ruhsuz bir robota dönüştürür.
 

Oysa insan bir an bile etrafına sevgiyle bakmaya niyet etse, her yerde Allah’ın tecellilerini ve sevgi mesajlarını görmeye başlar. Allah'ın üstün aklının, kudretinin ve sanatının hayranlık uyandıran delillerini fark eder. Kalbindeki katılık erir, ruhunda samimi bir coşku ve heyecan uyanır. Gözlerinin önündeki gaflet perdesi dağılır, varoluşunun asıl amacının Allah’ı sevmek olduğunu idrak eder. Hayatı bir anda derin bir anlam kazanır. Zira Allah’ın coşkulu sevgisini ve velayetini hissetmek, hayatı anlamlı kılan büyük bir nimettir.

 

İşte gerçek dindarlığın temeli budur. Gerçek dindarlık, katı bir kalple yaşanamaz. Kalbi katı olan kişi, dinin özünü idrak edemez. Allah’ın Rauf sıfatının ifade ettiği ince şefkati ve merhameti kalbinde yaşamayan kişi, dini doğru kavrayamaz ve bu eksiklik kaçınılmaz olarak hayatına yansır. Gerçek dindar, içi Allah sevgisiyle titreyen, bu sevgi sebebiyle Allah’ın hoşnut olmayacağı davranışlardan şiddetle kaçınan, Allah'ın razı olacağı ahlakı titizlikle yerine getiren insandır. Kalbinde taşıdığı derin Allah aşkı vesilesiyle hayatı bambaşka bir coşkuyla yaşar. Sevgi, hayatının her alanında belirgin biçimde hissedilir. Allah’a ve Allah’ın yarattıklarına karşı derin bir muhabbet besler. Kalbindeki sevgiyi çevresine de samimiyetle yansıtır.
 

Allah’ın Zatı’nı aşkla sevdiği gibi, O’nun yarattıklarını da seven insan; insanlara, hayvanlara, bitkilere, canlı-cansız bütün varlıklara Allah aşkıyla bakar. Hepsini Allah’ın birer tecellisi olarak gördüğü için, kalbinde her birine karşı derin bir ilgi ve hayranlık uyanır. İnsanları değerlendirirken kusurlarına değil, güzelliklerine odaklanır; onların iyiliğini ister, hayır içinde, mutlu ve sağlıklı yaşamalarını temenni eder. Böyle bir insanın imanı yalnızca dilinde değil, sevgi dolu kalbinin derinlerinde kök salmıştır.

Sevgi, dinin özüdür. Güzel ahlaktır; anlayıştır, tevazu, şefkat, merhamet, uzlaştırıcılık, birleştiriciliktir. İnsan, kalbindeki Allah sevgisi ölçüsünde Allah’ı tanır; O’nun Kitabı’nı ve ahlakını kavrar. Aynı ölçüde dini yaşar ve gereklerini doğru bir şekilde yerine getirir. Sergilediği ahlak ve davranışlar, Allah’a duyduğu sevgi oranındadır. Allah’ı ne kadar çok seviyorsa, ahlakı, tavırları o kadar güzelleşir.
 

Allah dostu olan insanlar, yüksek, coşkulu, samimi ve karşılıksız sevgileriyle tanınırlar. Bütün benlikleriyle, hal ve tavırlarıyla birer sevgi insanıdırlar. Allah’ın hoşnut olmayacağı bir davranışı sergilemekten şiddetle sakınır, O’nun razı olmayacağı bir tutum içine girmekten özenle kaçınırlar. Her olay karşısında Allah’ın tarafında olurlar. Meydana gelen durumlar kendi aleyhlerine dahi görünse, bunların, aşkla bağlı oldukları Allah tarafından yaratıldığını ve mutlak surette hayırlı olduğunu unutmazlar. Bu sebeple asla tevekkülsüz bir tavır sergilemezler.
 

Bu kişilerin en belirgin vasıflarından biri, dikkatlerinin daima Allah’ta olmasıdır. O’nu asla bırakmaz, O’ndan başkasını tercih etmez, hiçbir koşulda O’nu unutmazlar. Çünkü Allah, aşkla ve tutkuyla sevilmeyi, hatırda tutulmayı her an hak edendir. Hayatımızı veren, nefesimizi bağışlayan O’dur. İnsan sevdiğini asla unutmaz, aşkla bağlandığı Rabbini bir an bile aklından çıkarmadan O'na yakın olur. Bu, insanın hayatına anlam veren, yolunu aydınlatan en güzel, en kıymetli yakınlıktır.