İnsan fıtratı gereği sevmeye ve sevilmeye ihtiyaç duyar. Sevginin eksik olduğu bir yaşam manevi anlamda derin bir boşluk oluşturur. Ancak sevgi çoğu zaman çıkarlar, beklentiler ya da geçici hevesler üzerine kurulur. Oysa Rabbimiz kullarına Kuran rehberliğinde gerçek sevgiyi öğretir. Çünkü Allah aşkın ve sevginin kaynağıdır. Bunun için öncelikle kullarından Yüce Zâtı’nı tanımalarını, hayranlıkla saygı duymalarını ve samimi bir sevgiyle bağlanmalarını ister.
Allah’a duyulan sevgi, O’nun kudreti, sanatı, estetik zarafeti, adaleti ve merhametini idrak ettikçe daha da derinleşir. İnsan, Allah’ı ne kadar iyi tanırsa sevgisi o kadar güçlenir ve büyür. Bu sevgi zamanla bir tutku haline gelir, aşka ve bağlılığa dönüşür.
Allah, kullarına bu duyguları yaşatarak hem Yüce Zatı’na hem de tecellilerine yönelik gerçek sevginin nasıl olması gerektiğini öğretir. Sevgiyi yalnızca bir duygu olarak değil, aynı zamanda bir ahlak, hayatın temel direği, ruh kalitesinin vazgeçilmez bir parçası ve cennete girişin anahtarı olarak sunar.
Bunu ise en açık biçimde Esmaü’l-Hüsna, yani Yüce Zatı’nın güzel isimleri aracılığıyla öğretir. Allah’ın isimleri, sevgiyi nasıl yaşayıp derinleştireceğimizi ve bu sevgiyi koruma yollarını insana detaylarıyla gösterir. Akıl, kalp ve ruhun tam bir uyuma ulaşması ile ortaya çıkan bu sevgi, Allah’ın yeryüzündeki tecellilerine de yönelerek gerçek ve samimi bir sevgiye dönüşür.
Gerçek Sevgi Yüce Allah’ın isimlerinde Saklıdır
Allah’ın sevgiyle ilgili isimleri, müminin ruhuna canlılık katan, kalbine derin bir coşku ve heyecan veren ilahi hakikatlerdir. Bu isimler insanı kabalıktan, bencillikten ve sevgisizlikten arındırarak; onun nezaketli, merhametli, asil ve fedakâr bir kişiye dönüşmesine vesile olur ve cennet ahlakına yönlendirir. Mümin bu isimleri tefekkür ettikçe Allah’a olan aşkı, sevgisi, tutkusu, bağlılığı artar. Cennete kavuşma ümidi güçlenir ve dünya hayatını da bu isimler rehberliğinde yönlendirerek sevgi gücünü arttırmayı hedefler:
Merhamet ve Şefkat Sevgiyi Pekiştirir
Sevgi, merhamet olmadan eksik kalır. Allah’ın her şeyi kuşatan rahmeti, insana hem kendisine hem de başkalarına karşı nezaketli ve şefkatli olmayı öğretir. Rabbimizin Erhamü’r-Râhimîn ve Raûf (Merhameti Sonsuz Olan, Pek Şefkatli Olan) isimlerini hayatına geçiren kişi, kalbinin katılaşmasını engeller; incitmeden sevmeyi ve hüküm vermeden anlamayı öğrenir.
Merhametle beslenen sevgi yalnızca sözle değil; sabırla, fedakârlıkla ve karşılık beklemeyen bir anlayışla şekillenir. Sertlikten, kabalıktan ve acımasızlıktan uzaktır, sevdiğini asla incitmez. Böyle bir sevgi, ilişkileri güçlendirir güveni, sadakati ve dostluğu pekiştirir.,

Gönül Alarak, İltifat Ederek, Nezaketle Sevmek İnce Bir Sevgi Anlayışıdır
Allah, kullarına karşı son derece nazik ve şefkatlidir; kullarına ait her ayrıntıyı bilir ve buna göre davranır. Latîf ismi (Lütuf Sahibi, İncelikle Muamele Eden) sevginin ince, asil ve zarif olması gerektiğini öğrettiğinden insan sevdiğine karşı ince düşünceli ve nezaketli davranır; ses tonuna, kullandığı kelimelere ve bakışlarına dikkat eder. Sevgiyle konuşarak, sabırla dinleyerek, övüp onore ederek karşındaki kişinin kendini değerli hissetmesini sağlar.
Çok Yumuşak Huylu Olmak Sevgi Bağını Güçlendirir.
Allah’ın Halim (Çok Yumuşak Olan) ismi, sevgiyi canlı tutan en güzel isimlerden biridir. Allah kullarını hemen cezalandırmaz; onlara sabır, şefkat ve hikmetle yaklaşır. Gerçek sevgi de böyledir. Halim ahlâkını benimseyen insan; yumuşak huylu, yatıştırıcı, öfkesine yenilmeyen ve kırıcı olmayan bir karaktere sahip olur. Tartışma anlarında sakinliğini korur, nefsini dizginler ve sevgiyi muhafaza etmeyi tercih eder. Çünkü sabır, sevgiyi derinleştirir ve kalıcı kılar.
Çok Bağışlayıcı ve Affedici Olmak Sevgi Alametidir
Sevgi, affetmeden varlığını sürdüremez. Allah samimi bir şekilde tövbe eden kullarını defalarca bağışlar. İnsan ne kadar hata yaparsa yapsın, içtenlikle Allah’a yöneldiğinde O’nun affediciliği bilir. Bu nedenle gerçek sevgi Yüce Allah’ın kullarına öğrettiği gibi affedici olmalıdır. Affın olmadığı yerde kin, öfke ve intikam olur. Bu duygular sevginin önündeki engellerdir.
İnsan Allah’ın Gaffâr ve Afûv (Çok Bağışlayan, Affı Bol Olan) isimlerini rehber edindiğinde kalbinde kine yer vermez. Geçmişte yaşananları sürekli gündeme taşımaz; suçlayarak ya da küçümseyerek kendini üstün görmeye çalışmaz. Çünkü sürekli hatırlatılan kusurlar sevgiyi engeller, kalpleri katılaştırır. Affetmek ise insanı hem ruhen rahatlatır hem de olgunlaştırır. Affetmek yüksek bir ahlâkın göstergesidir. Affın hâkim olduğu yerde güven olur; güvenin olduğu yerde ise gerçek sevgi ortaya çıkar. İnsan affettikçe kalbi yumuşar, vicdanı canlanır ve kendini Allah’a daha yakın hisseder. Rabbimiz ayette şöyle buyurur:
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, örf ile emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
Adalet Sahibi Olmak Sevgiyi Yüceltir
Gerçek sevgi adaletlidir. Allah Adl (sonsuz adalet sahibi)dır ve hiçbir kuluna haksızlık etmez. Bu ahlâkı insana da öğretir. Sevdiğine karşı adaletsiz davranan, ayrım yapan ya da bencilce hareket eden kişinin sevgisi samimiyetini kaybeder ve güven zedelenir. Sevgi; vicdanlı olmayı ve karşıdakinin haklarına saygı duymayı gerektirir. Adaletle güçlenen sevgi güven verir ve kalıcı olur. Bu, Allah’ın razı olduğu sevgi anlayışıdır. Rabbimiz şöyle emreder:
De ki: 'Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na dua edin. 'Başlangıçta sizi yarattığı' gibi döneceksiniz.'(Araf Suresi, 29)

Sevgi, Esenlik ve Huzur Veren bir Duygudur
Yüce Allah Selam ismiyle kullarına esenlik, huzur ve güven verir. Allah’ın bu ismini üzerinde taşıyan kişi çevresine ferahlık sunan bir nimettir. Gerçek sevgide korku, baskı ve tehdit yoktur. İnsan sevdiğinin yanında huzur bulur ve güvende hisseder. Mümin bu ismi hayatına yansıttığında çevresine sükûnet taşır; sevdiklerine huzur ve güven aşılar. Böyle bir sevgi, Allah rızası için yaşanan bir ibadete dönüşür.
Karşılıksız ve Kesintisiz Sevmek Samimi Sevgi Göstergesidir
Allah, kullarını karşılıksız, sonsuz ve kesintisiz bir sevgiyle sever. Bu sevgi; insanın hatasına, eksikliğine ve zayıflığına rağmen devam eden, şart koşmayan ve vazgeçmeyen bir sevgidir. İnsan gaflete düşse, hata yapsa bile samimi bir yönelişle Allah’a döndüğünde yine aynı sevgiyle karşılanır. Çünkü Allah Vedûd’dur; sevmeyi de sevilmeyi de yaratan O’dur.
İnsan Vedûd ismini hayatına geçirdiğinde sevgiyi bir menfaat ilişkisi olmaktan çıkarır. “Bana böyle davranırsa ben de onu severim” anlayışı ortadan kalkar. Sevdiğini kusurlarıyla kabul eder; hatayı büyütmez, kalbinde kin tutmaz. Kırıldığında hemen arkasını dönmez, aceleyle hüküm vermez. Sabırlı, affedici ve yapıcı olur. Sevgiyi bir pazarlık konusu hâline getirmez; “şöyle yaparsa severim” demez. Çünkü gerçek sevginin yalnızca Allah rızası için olması gerektiğini bilir. Mümin insanları Allah için sever. Bu nedenle sevgisi geçici heveslere, anlık duygulara ve dünyevî beklentilere menfaat bittiğinde biten yüzeysel bir sevgiye bağlı değildir.
SONUÇ: ALLAH'IN EN BEĞENDİĞİ SEVGİDİR
Sevgi, dünyadaki en kıymetli nimettir. Allah, dünyayı sevgi üzerine kurmuş, kullarını sevgiyle yaratmıştır. Hatta cennetin varlığında da sevgi vardır. Hayatın her alanının merkezinde sevgi yer alır. İnsanların, bitkilerin, hayvanların, tüm canlıların ve hatta atomların böylesine kusursuz bir şekilde yaratılmasının temelinde yine sevgi yatar. Allah, sevgiyi öğretir, yaşatır ve şekillendirir. Sevgiyi bu ruh ile yaşayan bir insan, karşısındaki kişiden hiçbir şey beklemeden iyilik yapar, affedici olur ve her türlü zorluk ya da eksiklik karşısında içtenlikle sabredebilir. Çünkü yaptığı her şeyi yalnızca Allah'ın rızası için yapmaktadır. Bu nedenle gerçek sevgi ihlas, vefa, sadakat ve nezaket gibi üstün ahlak özellikleri doğal olarak içinde barındırır. Dolayısıyla kulların birbirini sevmesi, kişisel beklentilerden ya da dünyevî sebeplerden değil, yalnızca Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle olmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav) de bu hakikati bir hadis-i şerifinde şöyle ifade buyurur:
“Birbirinizi Allah için sevin.” (Müsned, Ahmed b. Hanbel, c.5, s.233)



