Yağmur sularının toprağa sızarak yer altı sularını beslediği bilinmektedir. Ancak bu süreç ilk bakışta düşünüldüğü kadar basit değildir. Yağış sonrası toprağa giren su, doğrudan yer altı suyunun bulunduğu tabakaya ulaşmaz; önce çeşitli fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip katmanlardan geçer. Bu katmanlar, suyun depolanması, hareketi ve canlıların kullanımına sunulması açısından önemli görevler üstlenir. Özellikle yer altı suyunun üzerinde bulunan ve “Havalandırma (aerasyon) Zonu” olarak adlandırılan tabaka, hem suyun yer altında düzenli bir şekilde ilerlemesini sağlar hem de bitkiler için önemli bir su kaynağı oluşturur.
Öte yandan yer altına inen suları yağmur sonrasında hemen toprağın altında da birikmezler. Yer altı suyunun üstünde yukarıda bahsettiğimiz, “Havalandırma (aerasyon) Zonu” adı verilen tabakadaki su, içinde bulunduğu toprağı ve kayaç parçalarını tamamen doldurmamıştır. Bu sayede, yağış sonrası toprağın hızla doygunluk noktasına ulaşıp taşkınların oluşması engellenmiş olur. Boşluklar arasında kısmen hava da bulunur. Su bu tabakada toprak veya kayaç parçaları tarafından emilmesi veya boşlukların kılcal oluşları nedeniyle daha derine inemeyip burada asılı olarak kalır. Suyun yerçekiminin etkisiyle daha derine inemeyip burada asılı kalmasında, toprak ve kayaç unsurları üzerindeki moleküler çekim kuvveti (adhezyon kuvveti) ile su moleküllerinin birbiri üzerindeki çekim kuvvetinin (kohezyon kuvveti) rolü bulunur. Bu tabakanın havada asılı su zerrecikleri içermesi, köklerini yer altı suyunun bulunduğu tabakaya kadar uzatamayacak olan bitkilerin, buradaki sudan yararlanmasını sağlar.
Peki havalandırma katmanındaki asılı su zerrecikleri olmasaydı, yağışın olmadığı kurak dönemlerde, bitkiler temel gereksinimi olan suyu nereden karşılayacaklardı?
Bu katman olmadan su ihtiyacının karşılanması olasılığı yok, yani bu katman olmasa kurak dönemlerde tüm bitkiler solacak, şimdiki gibi çiçekler, meyveler ve sebzeler olmayacaktı. Ayrıca buna bağlı olarak fotosentez olmayacak oksijen sorunu ortaya çıkacaktı. Öte yandan bu sistem sayesinde toprağa asılı olan bu su taneleri, topraktaki mineral maddeleri de eriterek, bitkilerin bunları eriyik yani emilebilir halde almalarına ve beslenmelerine katkıda bulunur.
Yer Altı Suyu Yüzeyin Şekline Göre Yayılır
Yukarıda da belirttiğimiz gibi havalandırma zonunun altında yer alan kısım asıl yer altı suyunun bulunduğu yerdir. Burası “suya doygun zon” veya “satürasyon zonu” olarak adlandırılır. Bu zonda yer alan su bir düzlem halinde değildir. Yeryüzünün tepe, sırt, gibi kısımlarında yükselir, vadi gibi alçak kısımlarında ise alçalır. Yer altı suyunun belirtilen biçimde bir şekil alması, yüzeye çıkış sırasındaki kaynak tipini belirler (artezyen gibi). Ayrıca yer altı sularının yeryüzü şekillerine göre şekil alması taşkınları önler. Eğer vadi, ova gibi alçak yüzey şekillerinin bulunduğu kısımlarda, tepe sırt gibi şekillerin bulunduğu alanlardaki kadar yükselseydi, bu kısımlarda drenaj bozulacağından her yerde bataklıklar oluşurdu. Bilindiği gibi bataklık alanlarda tarım yapılması olanaksızdır. Bu alanların öncelikle kurutulması gereklidir. Ancak bu işlem oldukça masraflıdır ve şiddetli yağışların olması halinde bozulması çok kolaydır. Bu durum ise sel felaketlerine veya daha dar anlamda taşkınlara sebep olarak, tarım alanlarına ve yerleşim merkezlerine büyük zarar verir.

Diğer taraftan ova yüzeylerinde yer altı su seviyesi yüksek olsaydı yine bataklıklar oluşacak ve insanların temel besin kaynağını oluşturan tarım ürünlerini yetiştirilemeyecekti. Tarım için en elverişli ovalar, bataklık bitkilerinin yetiştiği işe yaramayan boş alanlar haline gelecekti. Bu durumda insanların beslenmeleri için yeni bir yöntem bulmaları veya bataklıkları kurutmak gibi oldukça zahmetli ve masraflı bir işe kalkışmaları gerekecekti ki bu da sürdürülebilir bir sistem değildir.
Öte yandan yeraltı sularının yüksek yüzey şekillerinin biçimine uymaması durumunda ise, su seviyesi olması gereken düzeyden daha aşağıda bulunacağı için bu sulardan yararlanmak imkânsız hale gelecekti. Özellikle kurak sahalarda veya kuraklığın olduğu dönemlerde bu sulardan yararlanmamız mümkün olmayacak hatta belki de bu suların varlığını dahi bilemeyecektik. Bastığımız toprağın altında su olmasına rağmen, biz başka yöntemler kullanarak veya sadece yağışlar ve yüzey sularından yararlanarak ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışacaktık. Yüce Allah Kuran’da yer alan birçok ayette bu konuya dikkat çekmektedir:
"Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin." (Kehf Suresi, 41)
“De ki: Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?” (Mülk Suresi, 30)
Bunun aksine yüksek alanlarda yer altı su seviyesi yüzeye çok yakın olsaydı bu durumda da en küçük bir yağışta toprak yüzeyi kayganlaşacak ve heyelanlar kaçınılmaz olacaktı. Bu olay yüksek yerlerin yamaçlarında yaşayanlar için her yağmurdan sonra, yerleşim alanlarının çamur gölüne dönüşmesi anlamına gelecekti. Kuran’da yer alan bazı ayetlerde eski kavimlerin başına gelenler konuya yeterince açıklık getirmektedir.
“Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?” (Sebe suresi, 15-17)

Yer Altı Suları Gereksinimin Büyük Bölümünü Karşılar
İnsanlar hayatlarının her aşamasında sulardan çeşitli biçimlerde faydalanırlar. Yüce Allah bu durumu bir ayetinde şöyle bildirir:
“Görmüyorlar mı; biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?” (Secde suresi, 27)
Faydalanmanın en belirgin biçimi yaşamamız ve vücudumuz için gerekli olan suyu içerek karşılamamızdır. Bunun yanında su sanayide, tarımda, hayvancılıkta, ısınmada (jeotermal enerji), yapı işlerinde, tıpta, turizmde çeşitli amaçlarla kullanılır. Çoğunlukla yer üstü sularından yararlanılmakla birlikte, bunların yetersiz kaldığı veya kurak koşulların hüküm sürdüğü alanlarda içme ve kullanma suyu olarak normal veya artezyen kuyularından faydalanılır. Bu suların olmadığı bir dünya söz konusu olsaydı, yağışlarla gelen suların depolanması oldukça güç olacaktı. Yer altı sularını adeta yerin altındaki barajlara benzetebiliriz. Fakat yer üstündeki barajlardan farklı olarak, bunlar kuraklığa daha dayanıklıdırlar. Başka bir deyişle yer altında buharlaşma düzeyi düşük olduğu için çok az kayba uğrarlar.

Yeraltı Suları En İdeal Şeklide Depolanmaktadır
Dünyadan nüfusun artması, sanayinin gelişmesinin yanında buharlaşma ve kirlenme gibi sorunların da hızlanması sebebiyle, kıyı bölgelerde tuzlu su sızmasının önlenmesi, taşkınların kontrol altına alınmasında yer üstü sularının fazlası akiferlerde (içinde yer altı suyu bulunduran veya taşıyan jeolojik birim veya ortamlar) saklanmakta ve çeşitli yollarla (havuzlama, akarsu yatağında yayma, kuyular açarak sızdırma, taşkın meydana getirme vb.) yeraltına sevk edilmektedir. İnsanlar en verimli ve ekonomik yöntem olduğu için görselde de görüldüğü gibi Rabbimizin yaratışının olağanüstü yapısını örnek almaktadır.

Kimyasal Bileşimlerinin Çok Zengindir
Bir diğer önemli sistem ise bu sular yeraltına sızarken aynı zamanda geçtikleri kaya veya toprağı eriterek, onların bileşimindeki elementleri bünyelerine alırlar. Kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, demir gibi katyonlar ile, karbonat, bikarbonat, klor, sülfat, nitrat, flor gibi anyonları içerir. Bazı yer altı sularının içlerinde suda çözünmüş olarak bulunan oksijen ve karbondioksit gibi gazlar da bulunur, bir kısmı ise kurşun, bakır, selenyum, çinko, arsenik gibi zehirli elementler içerir. Bu sular kaplıca, içme veya kullanma suyu olarak çeşitli biçimlerde kullanılır.
Bölgeler göre değişen bu suların kullanım yerleri de farklıdır, örneğin tarımda genellikle iyi kaliteli sular kullanılırken, endüstride çeşitli kalitede sulardan faydalanılır. Örneğin şeker ve malt yapımında kalsiyum oranı yüksek dereceli sert su kullanılır. İlaç ve meyve suyu üretiminde ise iyi kaliteli saf su kullanılmak zorundadır.
Kaynaklar Sıcaklıklarına Göre Farklılık Gösterir
Yeraltı sularının bir kısmı soğuk sular biçimindedir. Genellikle içme suyu olarak kullanılanlar bunlardır. Ancak Yeraltına sızan suların bir kısmı da yerin derin kısımlarına kadar iner ve temas ettikleri sıcak katman sayesinde ısınırlar. Sıcak suların bir kısmı ise volkanizma olayları sırasında magmadan ayrılan su buharının yoğunlaşması sonucu oluşmaktadır. Bu sulardan sıcaklığı 40-900C arasında olanlar “kaplıca” veya “ılıca” adıyla bilinirler.
Sıcaklığı kaynama noktası civarında olan sular ise, “gayzer” adıyla bilinirler. Volkanizma olayına bağlı olarak oluşan bu sıcak sular aralıklı olarak ve fışkırarak çıkan kaynaklarıdır. Yükseklikleri 30-35, çapları ise 3-4 metreye kadar çıkan bu su-buhar sütununun püskürmesi sırasında yüzlerce ton su yeryüzüne atılır.
Bu sular da jeotermal enerjiye dönüştürülerek konutların, seraların ısıtılmasında, sanayi tesislerine enerji sağlanmasında kullanılır.

Kimyasal Bileşimlerine Göre Kaynaklar Oldukça Çeşitlidir
Yer altı sularının yüzeye çıkması olarak tanımlanan “kaynak’ suları da çıkış tarzlarına göre de farklılık gösterirler. Bir kısmı yeraltında bulunan suyun topografya yüzeyi ile kesişmesi sonucu yeryüzüne çıkar. Bu tip yerler genellikle topografya yüzeyinin girinti yaptığı yüksekçe yerlerin yamaçlarına karşılık gelir. Bir kısmı ise kırılmalara ve faylara bağlı olarak yeryüzüne çıkarlar. Başka bir deyişle depremler, volkanizma ve tektonik hareketler gibi zarar verici olaylar, yer altı sularını insanların kullanımına hazır hale getirir. Yer altında geçirgen olmayan iki tabaka arasında hapsedilmiş olan su, kırık düzlemi boyunca yol bularak yeryüzüne çıkabilir. Başka bir çıkış yolu da faylanmaya bağlı olarak yeraltı suyunun bulunduğu alanın karşısına geçirgen olmayan tabakanın gelmesi ile suyun akışının engellenmesi ve onu yeryüzüne çıkmaya zorlamasıdır. Artezyen adı verilen kaynaklar da geçirgen olmayan iki tabaka arasına hapsedilmiş yeraltı suyunun tektonik hareketler sırasında meydana gelen kırık ve fay düzlemleri boyunca yeryüzüne yükselmesi ile oluşur. Eğer suların yeryüzüne çıkış seviyesi, bulunduğu yer altı suyu tablasından daha aşağıda ise su fışkırarak çıkar. Bu kaynaklar kuyular kazılmak suretiyle mekanik yöntemlerle de elde edilmektedir.
Yer altı sularının asıl mucizevi özelliklerinden biri de suyun yer altındaki toprak tabakaları arasından hiç çamurlanmadan tertemiz ve içime uygun bir şekilde çıkmasıdır. Şüphesiz bu durum yüce Allah’ın insanlara sunduğu sayısız nimetten biridir.
Yer altı sularının toprak altındaki çeşitli tabakalardan geçerken temizlenme işlemine, çoğumuz okul sıralarında yaptığımız bir deneyle bizzat şahit olmuşuzdur. Bu deney şu şekilde gerçekleşir:
Tabanı kesik şişe içine alttan üste doğru ham pamuk, iri çakıl, iri kum, ince kum ve odun kömürü tozu bulamaç haline getirip konulur. Sonra bardakta bulunan çamurlu su yavaş yavaş dökülür. Önce borudan birkaç damla bulanık su akacaktır. Sonra temiz suyun damlalar halinde aktığı gözlemlenir.
Bu deneyle ispatlanan temizleme olayı yüce Allah’ın dilemesiyle tabiatta da çok daha kompleks ve koordineli şekilde gerçekleşmektedir. “Süzülme veya infiltrasyon” adı verilen bu olayla su, toprak ve kayaçlardan yavaş yavaş aşağıya iner. Yer altı sularının aşağıya doğru süzülmesi sırasında toprak sünger vazifesi görür. Su sırasıyla çakıl, kum ve kilden oluşan tabaklardan süzülürken, iri unsurlu çakıllar daha büyük parçalı atıkları, kumlar daha küçük olanlarını tutar. Su, kil tabakaları üzerinde toplanırken, ince unsurlu materyaller de zeminde birikir. Bu şekilde su temizlenmiş olur. Veya oldukça geçirimli bir özellik gösteren kalker kayaçlar içinde süzülerek, yeraltında oluşturduğu mağaralarda tamamen temizlenmiş olarak birikir.
Toprak filtrasyon işlevi görerek suyun süspansiyon halindeki organik maddelerini ve mikroplarını tutar. Aynı zamanda toprağın derinliklerinde bulunan bakteriler tarafından suyun içerisindeki bir kısım organik ve inorganik maddeler bozunur ve bu şekilde yabancı maddelerden gittikçe temizlenir. Bu yüzden memba suları hemen hemen mikropsuz sulardır.
Görüldüğü gibi yer altı suları da diğer tüm canlı ve cansız varlıklar gibi yüce Allah’ın üstün tasarım gücünün ve kusursuz yaratışının delilleri ile doludur. Evrim savunucularının tesadüf iddiasının aksine bu denli mucizevi bir düzenle kusursuz şekilde işleyen bir sistemin tesadüflerle oluşamayacağı açıktır. Kâinatı Rabbimiz yoktan yaratmıştır ve bir mükemmel bir düzen içinde ayakta tutmaktadır.


