Dr. Anjeanette Roberts'in Yaşamın ve Evrenin Kökeni 2.U.Konf da (21.05.2017-Ritz Carlton) “Virüslerdeki Yaratılış Mucizesi” Konulu Konuşması
Dr. Anjeanette Roberts'in Yaşamın ve Evrenin Kökeni 2.U.Konf da (21.05.2017-Ritz Carlton) “Virüslerdeki Yaratılış Mucizesi” Konulu Konuşması
Biyografi: Moleküler biyolog Anjeanette “AJ” Roberts, bilim ve Hristiyan inancı arasındaki uyum üzerine yazılar yazıyor ve konferanslar veriyor. 1988 yılında Tulsa Üniversitesi'nde kimya alanında lisans eğitimini, 1996 yılında ise Pennsylvania Üniversitesi'nde moleküler ve hücre biyolojisi alanında doktora eğitimini tamamladı. 1997-2001 yılları arasında Yale Üniversitesi'nde Dr. John Rose'un laboratuvarında viral patogenez ve "Kavram Kanıtı" aşı çalışmaları üzerine doktora sonrası araştırmalar yaptı. Daha sonra iki yılını Rusya'nın Samara kentinde Hristiyan misyonerlik çalışmaları ve halk sağlığı üzerine konferanslar vererek geçirdi. 2016-2020 yılları arasında Reasons to Believe kuruluşunda araştırma görevlisi olarak çalıştı ve bilim ve Hristiyan inancı üzerine çeşitli etkili kaynaklar geliştirdi. AJ, hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmış 40'tan fazla makalenin ortak yazarıdır. Ayrıca çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel konferansta sunum yapmış ve dünyanın çeşitli kurumlarında dersler vermiştir. 2005 yılında, bulaşıcı hastalıklar alanındaki araştırmalarına katkılarından dolayı NIH Liyakat Ödülü'nü almıştır.
SUNUCU: Şimdi sıra Dr. Angelette E.J. Roberts'te. Dr. Roberts, Rise to Believe araştırma görevlisi Dr. Roberts 1997-2001 yılları arasında Yale Üniversitesi'ne virüel patojenler aşılama üzerine çalışmalar yürüttü. 2005 Yılında bulaşıcı hastalıklar konusunda araştırmaları dolayısıyla liyakat ödülüne layık görürdü. 2006-2013 Yılları arasında Virginia Üniversitesi'nde mikrobiyoloji fakültesine yardımcı profesör olarak çalıştı. Bu üniversitede mikrobiyoloji, immünoloji ve bulaşıcı hastalıklar programının başkanlığını yaptı. Ardından 2015'e kadar Yale, Rivendell Enstitüsü'nde misafir araştırmacı olarak faaliyetlerine devam etti. Dr. AJ Roberts, “Allah Neden Virüsleri Yaratmıştır?” konulu konuşmasını yapacak.
DR. ANJEANETTE ROBERTS: Çok mutluyum. Bu ikinci kere buraya gelişim. Tekrar Türkiye’de olmaktan çok mutluyum. Burada inanlar çok misafirperver, çok sıcak kanlı, çok teşekkür ediyorum. Allah hepinizi çok kutsasın, hepinize rahmetini bağışlasın. Ülkenize rahmetini bağışlasın. Hepinize çok teşekkür ediyorum.
Kan resmi veya kötü bir resim gördüğünüzde, hasta resmi gördüğünüzde kötü olur musunuz? El kaldırabilir misiniz? Bu resimleri gördüğünüzde rahatsız olur musunuz? Çünkü böyle birkaç resim göstereceğim. Eğer rahatsız olacaksanız lütfen gözlerinizi kapayabilir misiniz? Çok güzel değil hastalık resimleri.
Kızamıktan bahsedeceğim, kızamıktan bahsettiğimde gözlerini kapayın çünkü resimler çok iyi değil. Görmek istemeyebilirsiniz.
İnsanlar benim virüs uzmanı olduğumu öğrendiklerinde bana genelde “virüsler canlı mı?” diye soruyorlar. Dindar olduğumu öğrendiklerinde de, “Allah neden virüs gibi zararı mekanizmaları yaratmıştır?” diye soruyorlar. Bu soruları cevaplamayı çok seviyorum. Çünkü seneler boyunca virüs hakkında mükemmel sırlara kavuştum bu konuda. Virüsler aslında çok faydalı şeyler olabiliyor, bunu öğrendim. Ayrıca dindar bir bilim adamı olarak bilimsel bulguları kullanarak, insanlara Allah’ın tüm yaratılıştaki tecellilerini göstermeye çalışıyorum. İncil’de, örneğin Mezmurlar 19’da ve Romalılar 1/20’de yaratılış ve doğanın Allah’ın varlığını insanlara gösterdiği anlatılır. Doğa ayrıca Allah’ın gücünü ve sıfatlarını da bize tanıtır.
Diğer bir deyişle, yaratılışı incelemek, bilimsel bulgulardan faydalanmak bizi sadece Allah’a götürmez aynı zamanda Allah'ı tanıtır. Şimdi okumak istiyorum, Mezmurlar 19-1/4'te şöyle söyleniyor pasajda:
“Gökler Allah'ın görkemini sergilemekte. Gök kubbe Allah'ın eserlerini duyurmakta. Gün güne söz söyler, gece geceye bilgi verir. Ne söz geçer orada ne de konuşma. Sesleri duyulmaz ama sesleri yeryüzünü dolaşır. Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır.”
Romalılarda şöyle deniliyor:
“Çünkü Allah'a ilişkin bilinen ne varsa gözlerinin önündedir. Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Allah'ın yaptıkları net bir şekilde görülebilmektedir. Bu nedenle Allah'ı tanımadıklarını söyleyenlerin aslında mazeretleri yoktur, çünkü Allah'ın varlığının delilleri açıktır.”
Evet, bazı virüsler çok tehlikeli ve hatta öldürücü olabilmektedir. Tarihsel olarak virüsler, neden oldukları hastalıklara göre isimlendirilmiştir. Örneğin, tütün mozaiği virüsü, kuduz virüsü, kuş virüs. Bu virüslerin birçoğu ciddi hastalıklara ve hatta ölüme neden olabildiği için, bazı insanlar soruyor, “Allah neden virüs yaratıyor?”
Ama bu soruda virüslerin kötü olduğunu varsayıyor insanlar. Sadece hastalığı, acıya ve hatta ölüme neden olduğunu düşünüyorlar. Hatta bu varsayım nedeniyle Allah hakkında saygıya uygun olmayan bazı çıkarımlar da yapabiliyorlar.
Evet, bazı kötü virüsler var ama onların hepsinin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Lütfen gözlerinizi kapatın eğer rahatsız oluyorsanız. Evet, bunlar kötü virüslerin örnekleri. Kuş virüsü, kanatlı virüsü, herpes, mesela her 15 saatte bir kişiyi öldüren kızamık, tüm nüfusu etkileyebilen hemorajik ateş gibi virüsler bunlar evet. Mesela ebola virüsü salgını ya da grip virüsü. Bunlar evet insanları etkileyebiliyorlar. Ama bunlar aslında çok nadir olan istisnalar.
Teknolojik gelişmeler ve metogenomi gelişmesi sayesinde virüslere bakış açımız artık daha değişik. Artık bilim adamları çevresel örneklerden DNA çıkarabiliyorlar. Bu analizler sayesinde dünyanın gerçekten çok büyük çeşitlilikte virüse ev sahipliği yaptığını görebiliyoruz. Çok fazla virüs var etrafımızda. Nerede hayat varsa orada virüs var. Üstelik çok büyük miktarlarda virüs var. Örneğin bir milimetre okyanus suyunda ya da bir gram toprakta 10 ile 100 milyon virüs olabiliyor. Bir milimetre okyanus suyunda 100 milyon virüs olabiliyor. 10 Milyon ile 100 milyon virüs parçası olabiliyor.
Virüsler diğer tüm canlılardan o kadar fazla ki 10 üzeri 100 kat daha fazla sayıda var. Virüslerin çoğunluğu bakterileri ve arkeaları etkiliyor ve onları enfekte ediyor yani onlara bulaşıyor. Dünya üzerinde 10 üzeri 31 sayıda virüs olduğu düşünülüyor. Bu sayı, 10’un yanına 31 tane sıfır koymak demek. Yani dünyada bu kadar sayıda virüs var, çok fazla virüs var. Bu sayıyı anlamak tabii ki çok zor. Ama eğer tüm virüsleri bir araya getirip tartabilseydik, 75 milyon mavi balina ağırlığında olurlardı. Eğer tüm virüsleri yan yana koyabilseydik, 42 milyon ışık yılı uzanabilirlerdi. Bu, Andromeda galaksisine 20 kere gidip gelme demek. Birçok virüsün sadece 0.1 mikron büyüklüğünde olduğunu düşünürseniz bu çok fazla bir sayı. Yani 0.1 mikron ne demek? Bir insan saç telinin sadece binde biri.
Ama insanlarda hastalığa neden olan virüsler, bu virüslerin arasında çok çok küçük bir miktar. Dünyadaki virüslerin çoğu hastalık ya da acıya neden olmaz. Bu virüsler genelde dünyanın ekolojik dengesini korumaya yardımcı olur. Organizmalara ekolojik bir ortam sunar. Yani dünyada hayatın var olması için çok önemlidirler.
Bana genelde sorulan diğer bir soru da şu; “virüsler canlı mı?”
Bu sorunun cevabı da önemli, çünkü virüslerin kökenini anlamamıza da yardımcı olacak. Virüsler iki temel birleşenden oluşmaktadır. Proteinler ve nükleik asitler; RNA ve DNA.
Bazı virüslerin üçüncü temel bir birleşeni olabiliyor. Buna da lipid zarf deniyor. Virüslerin boyutları, şekilleri, kopyalama stratejileri, bileşenleri, organizasyonları, bulaştıkları hücre türleri açısından virüs arasında devasa bir çeşitlilik var.
Hangi hücreleri enfekte ediyorlar? Bu açıdan da çok fazla değişiklik gösteriyorlar. Bu bakterilerin, tütün bitkilerini, hayvanları ve insanları enfekte eden virüslerin elektron mikrografisi. Burada çeşitli virüsleri görüyoruz. Tahminlere göre omurgalılara bulaşan 1 ile 3 milyon farklı virüs mevcut.
Yarasalar hakkındaki bir çalışmaya göre memeli hayvanları etkileyen virüslerin yüzde 90'ından fazlası henüz tanımlanmamış durumda. Bazıları da insanları etkiliyor. Bu dev çeşitliliğe rağmen tüm virüslerde tek bir ortak özellik var. Kendilerini kopyalayamıyorlar ya da kendi başlarına virüs üretemiyorlar.
Ama canlılar böyle değil. Dolayısıyla virüsler canlı mı diye sorduklarında, değil, çünkü canlılar sinirleri tüketir, büyürler, gelişirler, enerji alırlar veya enerji üretirler, atık üretirler, eşeyli ya da eşeysiz olarak üreyebilirler. Ama virüsler bunların hiçbirini yapamaz. Dolayısıyla virüsler canlı değil.
Virüsler ortamlardan besin alamazlar. Viral bileşenlerini viral bir nesle ya da yeni virüslere dönüştürecek kaynaklar makine ve enerji için canlı bir hücreye ihtiyaç duyarlar. Viral proteinler ve nükleik asitlerin sinyalleri canlı bir hücreye gelerek onun makinelerini ele geçirir ve bu hücrenin içinde virüsün üretilmesini sağlar. Çünkü virüsler, yeni nesil virüslerin yapı taşları olan nükleobazlar ve aminoasitlerin üretimi için gereken hücresel metabolik süreçlere ve enzimlere ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla virüsler çoğalmak ve montajındaki birçok aşama için hücreye ihtiyaç duyarlar. Diğer bir deyişle, canlı bir hücre olmazsa virüsler çoğalamaz.
Virüslerin çoğalmasını fotokopi makinesiyle açıklayabiliriz. Virüsler üzerinde bilgi olan ve makineye yerleştirilen kağıtlar gibidir. Ama mürekkep ve kağıt, enerji ve kağıdın daha fazlasını üretmek için gereken mekanizma makine tarafından sağlanır. Tabii bu örnek tam olarak bu değil, çünkü hücresel çoğalma mekanizması zaman içinde virüsün genetik sıralamasında değişiklikler ya da hatalar yapabildiğinden virüsler zaman içinde değişikliğe uğrayabilir. Dolayısıyla virüsler canlı olmasa da dünyadaki yaşam için ve biyoçeşitliliğin korunması için hayati bir rol oynuyorlar.
Bana diğer sorulan bir soru şu; “virüsler nereden geliyor?”
İnsanları etkileyen virüsler, diğer virüsler gibi bilinmeyen bir etiyolojiye yani sebebe sahiptir. Bazı virüslerin hayvanlardan insanlara bulaştığını biliyoruz. Kuş virüsü, domuz gribi, kuduz bunlara örnek. Ama virüslerin ilk kökenini bilmiyoruz. Virüslerin ilk kaynağını bilmiyoruz. Ama daha fazla virüs yapmak için kesinlikle canlı hücrelere ihtiyaç duyduklarını biliyoruz.
Dolayısıyla bazı evrimci bilim insanları bunu zaman içinde, bir zaman yaşayan hücrelerden kaçan genleri olarak düşünüyorlar. Onlara göre, evrimcilere göre bu virüsler bir şekilde fonksiyonel bir hücreden kaçmış, kendilerini çoğaltmak için gereken bileşenleri korumuş ve zaman içinde bazı değişiklikler geçirmiş ve çeşitli organizmalar içinde çoğalmaya devam etmiş.
Ama bu senaryoda birçok sorun var. Örneğin virüsler çoğu zaman konak hücre konusunda çok seçicidir, her yere gitmezler. Farklı türde hücreler ya da konaklara başarıyla giremezler, yerleşemezler. Bu nedenle farklı türdeki birçok hücreden çeşitli bileşenleri toplamış olması çok az bir olasılık dışı. Ayrıca virüsler birbirinden o kadar farklı ki, çoğalma stratejileri ve konak hücresi seçimleri açısından virüsler arasında devasa farklılıklar var. Bu faktörler virüslerin kökeni hakkında ortaya atılan evrimci senaryoyu geçersiz kılıyor. Dolayısıyla evrimcilerin bu tarz görüşleri var. Ancak bunların hepsi çok sorunlu, demin anlattığım nedenlerden dolayı.
Aslında virüsler, Allah'ın yaratığı düzenin bir parçasıdır ve virüs olarak görevleriyle birlikte yaratılmışlardır. Şöyle düşünün; Eğer virüsler olmasaydı bakteriler ve diğer tek canlı organizmalar dünyayı ele geçirirdi. Tüm besinleri tüketirlerdi, tüm ekolojik alanları doldururlardı ve çok hücreli organizmaların hayatta kalmasını imkansız hale getirirlerdi.
Bakteriyofajlar yani bakterilere bulaşan ve onları yok eden virüsler olmasaydı dünyanın okyanuslarındaki bakterilerin çoğu yok edilemezdi. Dolayısıyla virüslerin sürekli yaptığı işlem dünyanın biyokimyasal çevrimine ve canlıların hayatta kalmasına çok önemli katkı sağlıyor. Ayrıca besin zinciri için de çok önemli görevleri var. Bakterileri etkileyen virüsler, dünyanın ekolojik ve vücut dengemizin de düzgün kalmasını sağlıyor. Çünkü virüsler bakterilerin kontrolü ele geçirmesini engelliyor. Eğer bakterilerin üremesiyle, virüslerin bakterileri yok etmesi arasındaki bu denge olmasaydı, dünya kocaman bir bakteri topuna dönerdi. Bakteriler her şeyi ele geçirirdi. Çünkü bakteriler çok hızlı üreyebilirler ve çok hızlı adapte olabilirler. Dolayısıyla virüsler onları kontrol altında tutuyor, çok fazla üremelerini engelliyor. Eğer bakteriler kontrolsüz büyüseydi, dünyada başka hiçbir canlı yaşayamazdı. Bakteri popülasyonunu enfekte eden ve kontrol eden virüsler, dünyanın ekolojik dengesine de ve yağış döngüsüne de katkıda bulunuyor. Yani yağışın oluşmasında da çok önemli rolleri var. Yağışın olması için dünyanın atmosferindeki parçacıkların tohum görevi yapması gerekiyor.
Virüslerin eriyip yok olması sonrası havaya karışan virüsler ve bakteriyel proteinler yağışı besleyen tohum işlevi görüyorlar. Ve tabii ki dünyanın yağışı fazla olduğu için dünya kompleks yaşama uygun oluyor. Eğer bu virüsler olmasa, bu şekilde yağmur olmazdı.
Tabii ki evet, insanlarda hastalığa neden olan virüsler çoğu zaman hayvanlardan bulaşıyor. Bu hayvanlar hasta olmasa da bazen insanlar hayvanlara temas ettiğinde insanlara geçebiliyor. Bu virüslerin doğada nasıl bir rolünün olduğunu henüz bilmiyoruz. Bazılarının aynen bakterileri enfekte eden virüsler gibi hayvan popülasyonunu düzenlemede rol oynuyor olması mümkün. Yani aynı bakterileri kontrol altında tuttukları gibi hayvan popülasyonunu da kontrol altında tutuyor olabilirler.
Ayrıca birçoğunun doğada simbiyotik etkiye neden oluyor olması da muhtemel. Simbiyotik etkileri olan birçok virüsü aslında keşfettik. Daha önce herhangi bir hastalığa neden olmadığı için dikkat çekmeyen bazı virüslerin bitkilere, böceklere ve bazı organizmalara zorlu çevresel koşullarda hayatta kalmalarına yardımcı olduğunu anladık. Bazı virüsler bazı bitkileri örneğin enfekte ediyor ama virüsler bu enfekteyi yaptıklarında, bu şekilde bulaştıklarında bitkiler soğuk havalarda daha fazla hayatta kalabiliyor diğer bitkilerle karşılaştırıldığına. Dolayısıyla virüsler onlara yardımcı oluyor.
Tabii ki baktığımızda bu şekilde çok daha fazla simbiyotik ilişki örneği bulabiliriz, yani virüslerin faydalı olduğu örnekler bulabiliriz. Simbiyotik etkiye ve ekolojik dengeyi sağlamalarına ek olarak virüsler Allah tarafından bizim onları kullanmamız ve hatta yönetmemiz için yaratılmış bile olabilir.
Virüsler örneğin insan sağlığı ve hastalıklarını anlamamızda bize şu anda bile çok yardımcı oluyorlar. Örneğin bize çok zengin bir gen ve sistem matrisi sunuyorlar. Dolayısıyla kaynağı ne olursa olsun birçok virüs, bilim adamlarına hücresel biyolojiyi anlamada büyük katkı sağlıyor, çok yardımcı oluyor. Örneğin, organizmaları genetik olarak değiştirme, hastalıkları azaltma konusunda yardımcı oluyor.
Virüsleri iyi amaçlar için kullanabiliyoruz. Örneğin kanser tedavisinde, gen terapisinde, aşı üretiminde ve nanotıpta onlardan faydalanabiliyoruz. Moleküler ve hücresel biyoloji hakkında bildiklerimizin çoğu bugün virüsler üzerinde yapılan çalışmalardan kaynaklanıyor.
Şimdi bu tablo, Nobel ödülü kazandıran 15 keşfi gösteriyor. Bu keşiflerden hepsinde virüsler kullanıldı ve DNA'nın keşfi, genetik kodun yapısı, tümörü bastıran genler, RNA bu gösterdiğimiz keşifler arasında. Bunlar Nobel kazandı ve virüsler sayesinde, vesilesiyle.
Tümör bastıran genler, RNA, tüm bunlar dediğim gibi virüslerin vesilesiyle bilebildiğimiz bilgiler. Virüsler ayrıca hastalıklara karşı da kullanılabiliyor. Virüslere birçok hastalığa karşı, mesela kansere karşı, doğuştan gelen hastalıklara, genetik hastalıklara, viral ve bakteriyel hastalıklara karşı kullanabiliriz. En bilinen kullanım, virüslerin en bilinen kullanımı genellikle çocuk felci aşısı. Çocuk felci açısının keşfinden önce, biliyor musunuz bilmiyorum ama ABD'deki bir salgında sadece bir senede 50.000 kişi çocuk felcine yakalanmıştı 1952'de. 21.000 Vakıa felçle sonuçlandı, 300 vakıa da ölümle sonuçlandı. Tek bir yılda oldu bu.
Ama inaktif ve ağızdan alınan çocuk felci aşılarının çıkmasından sonra global aşılama kampanyaları arttı. Dolayısıyla 1988'de 350 bin vakıa yıllık görünürken 2013'de bu sayı 500'e düştü. Dünya Sağlık Örgütü hedeflerine göre 2018 yılına kadar bulaşıcı çocuk felci virüsü tamamen ortadan kaldırılabilir. Virüsler şu anda kanserle mücadelede direk olarak ve bazen de eklem tümörü, omurilik tümörü ve cilt kanseri gibi hastalıklarda gen düzenleyen moleküllerin teslim mekanizması olarak kullanılmaktadır. Gen düzenleme virüsleri teslimat mekanizmaları olarak kullanma gibi metotlar, bir gün doğuştan ve genetik hastalıkların, hatta HIV gibi kronik bulaşık hastalıkların tedavisine de kullanılabilir.
İnsan hastalıkları ile savaşmada ve hatta tarımsal ürünleri gelişmede virüslerin sunduğu potansiyel gerçekten de devasa. Hatta virüsler insanların bugüne kadar kullanacağı en iyi moleküler araçlar bile olabilir. Virüsler ayrıca ilaçlara dirençli bakterilere karşı en iyi silahımız da olabilir. İlaçlara dirençli bakteriler de aynı şekilde virüsler karşısında güçsüz. Doğru fajı bulup, izole ederek ve faj litiğini korumanın yollarını tespit ederek, antibiyotiklerin artık işe yaramadığı durumlarda virüslerden faydalanabiliriz ve bu şekilde bakterileri kontrol altında tutabiliriz.
Dolayısıyla birçok virüs türü gerçekten kötü olsa da tüm virüslerin aynı olduğunu söyleyemeyiz. Hatta dünyayı dolduran muazzam sayıdaki virüsler olmasaydı hayat olmazdı ve bizler de olmazdık. Dolayısıyla virüsler hayatın varlığında önemli bir vesile.
Virüslerin yaratılan düzenin bir parçası olduğu çok açık. Çünkü bakterileri etkileyen virüsler olmasaydı dünyadaki biyoçeşitlilik olmazdı ve yaşama büyük bir kısmı da olmazdı.
Bazı virüslerin sadece bizim cehaletimizden dolayı hastalıkları yol açıyor olması da mümkün. Bazı virüsler de sonsuz şefkat sahibi Yaratıcımız tarafından hastalıklarla savaşabilmemiz için yaratılmıştır.
Rabbimiz virüsleri hastalıklara karşı kullanabilmemiz için yaratmıştır. Ancak dünyadaki yaşamın düzeninin korunması için, ki ister bu insanların sindirim sistemi olsun, ister global biyokimyasal çevrimler olsun, çok farklı çeşitte virüslerin olması gerekiyor.
Hala bilinmeyen bu kadar çok fazla sayıda virüs varken keşfedebileceğimiz çok şey var. Allah'ın muhteşem yaratışı ve şefkati gerçekten olağanüstü ve nefes kesici. Allah'a şükürler olsun.
SORU: Bayan Roberts'a bir virüslerle ilgili, bir kısım evrimciler virüsleri çok basit yapılar olarak gösteriyorlar. Acaba onların bu karmaşık yapısıyla ilgili bilgi sahibi olmadıkları için mi yeterince böyle gösteriyorlar yoksa doğruları söylememek için bir kaçış yöntemi olarak mı?
DR. ANJEANETTE ROBERTS: Bazen virüslerin daha basit yapıları olabiliyor, proteinleri var, nükleik asitleri var ama viral genom yani genetik yapıları çok kompleks olabiliyor. Bazen gen sayıları az olabiliyor, bazen daha fazla sayıda olabiliyor. Virüsleri basit göstermeye çalışan insanların çoğu materyalistik, Darwinist düşüncelerinden dolayı bunu yapmaya çalışıyorlar bence. Çünkü virüslerin kökenini henüz bilmiyoruz. Eğer kökenini bilseydik, genetiklerinin yapısını daha iyi anlayabilirdik ve o zaman materyalistler bunu yapamazlardı. Bu şekilde bir mazeretleri olamazdı. Ben bu konuda bir makale yazdım. Bazı bilim adamları virüsleri basit canlı yapılar olarak göstermeye çalışıyor ama bu yanlış. Bunu yapmaya çalışmalarının tek nedeni materyalist düşünceleri. Onları basit görmek istiyorlar çünkü onları bu şekilde Darwinist düşüncelerine uydurabileceklerini düşünüyorlar.
