Jeff Gardner'ın Yaşamın ve Evrenin Kökeni – 2. U. Konf’daki Kapanış Konuşması (21.05.2017-Ritz Carlton) Ortadoğu Uzmanı Gazeteci
Jeff Gardner'ın Yaşamın ve Evrenin Kökeni – 2. U. Konf’daki Kapanış Konuşması (21.05.2017-Ritz Carlton) Ortadoğu Uzmanı Gazeteci
PINAR AKKAŞ: Şimdi Orta Doğu uzmanı sayın Dr. Jeff Gardner konuşmasını yapmak üzere sahneye bekliyoruz.
JEFF GARDNER: Teşekkürler. Peki. Teşekkürler. Evet, eğer o kadar büyük olsaydım, daha iyi bir fotoğraf göstermeliydim. İyi akşamlar herkese. Öncelikle, organizatörlere teşekkür etmek istiyorum. Adım. Jeff Gardner.
Ben görüntülerle çalışırım, ben medyada çalışıyorum. Görüntülerle çok ilgileniyorum Ben genel olarak medya ve medya teknolojileri dünyadaki stresli insanlar tarafından, daha doğrusu sıkıntıya uğramış kimseler tarafından nasıl kullanılabilir? Bunu çalışıyorum, bunun üzerinde yoğunlaşıyorum.
Örneğin mülteciler, yerlerinden edilmiş insanlar, bu kişiler için medya nasıl kullanılabilir? Görüntüler nasıl kullanılabilir? Bu konularla çalışıyorum. Dünyanın birçok çatışma bölgesine gittim ve Buradaki insanlardan şunu duydum, insanlar evlerini terk etmek istemiyorlar. Dolayısıyla Suriye'deki mülteciler aslında mülteci olmak istemiyor. Yani Türkiye'ye eğer gelip kalabilseler Suriye'de kalırlardı. Mülteciler evlerini terk etmek istemiyor. Ayrıca profesyonel bir fotoğrafçıyım aynı zamanda. Yine medyada çalışıyorum.
Bazı insanlar şunu sorabilir, medya insanlığa hizmet etmek için nasıl kullanılabilir? Aslında şöyle; çok fazla kamera var. Yeterince gıda yok dünyanın çatışma bölgelerinde. Ama bu teknolojiyi kullanarak bir şekilde yardımcı olabiliriz. İnsanlık olarak bu teknolojilerden nasıl faydalanabiliyoruz? Somut bir yanıt vereceğim.
Ama bizim dünyada bir amacımız var. Bizim dünyadaki amacımız zaman kaybetmek değil, faydalı olmak. Ben ayrıca bir gazeteciyim. İnsanlığın ihtiyaçlarını, insan ihtiyaçlarını kültürler arası, ülkeler arası herkese nasıl ulaştırabiliriz ve bu şekilde daha refah sahip bir dünya nasıl oluşturabiliriz? Bu konular üzerinde çalışıyorum.
Öncelikle en bariz konuya odaklanalım. Bu çok önemli bir toplantı. Çok farklı kültürlerden, bilimlerden, dinlerden insanların temsilcileri var burada. Ve hepsi aynı amaç için bir araya gelmiş. Bu çok önemli. Tek başına bu toplantı bir de çok büyük bir başarı. ikinci sene buradayız aslında ben buraya bir ilk defa geldim ama sizin ikinci seneniz.
Ama tabii ki burada olmamızın sebebi kendimizi tebrik etmek değil. Buradayız çünkü aramızdaki mesafelere ve farklılıklara rağmen biz Müslümanlar, Hristiyanlar ve Musevilerin tek bir düşmanı var. Ben tabii o açıdan kendimi biraz kaba olduğumu söyleyebilirim. Dolayısıyla bunlar için düşman ismini kullanacağım. Bu düşman kimdir? Ortak düşmanı kimdir? Ateizmdir ve radikalizmdir. Komünizm ve İslam adına terör işleyenler bunlar. Hepsi çok büyük sorun çıkaran gruplardır. Hepsi bu ortak karşı gruplardır.
Din adına hareket ettiğini söyleyen bazı terörist gruplar, bunlar Allah'a şükür o kadar yaygın değiller. Ateistlere göre daha nadir bulunuyorlar. Ama ateistler çok yaygınlar. Ve bazı insanlar var, özellikle Batı dünyasında. Agnostikler var, diyorlar ki Aslında ateist olduğunu söylemek istemiyorlar. Diyorlar ki: Dinler değilim ama Allah'a inanıyorum gibi bir sözleri var. Bu sanki şunu söylemek gibi; evet havayı soluyorum ama atmosfer beni ilgilendirmiyor, bunu söylemek gibi. Bu tabii çok samimi bir yaklaşım değil. Ateizm ve bu agnotizm, bunlar en yaygın tehlikeler ve bunlar en çok sorun çıkaranlar.
Ama daha da ilerlemeden önce bir şeyi açıklamak istiyorum, çok net olarak söylemek istiyorum. Din adına şiddet işleyen terör gruplarının sorun olmadığını söylemiyorum. Bunlar gerçekten büyük bir sorun teşkil ediyor. Hatta ciddi tehlikeler geçirdik. Özellikle Batı dünyasında yaşayanlar için, bu tarz gruplar sürekli bizi tehdit ediyor. Bunlar bizi sürekli taciz ediyor. Ama ateist gruplar da aynı şekilde bizi sürekli taciz ediyor, sürekli rahatsız ediyor. Hatta bu din adına şiddet işleyen gruplardan daha büyük bir tehdit altında tutuyorlar bizi. Bu kişiler üniversitelerde, akademik çevrelerde her yerde bulunabiliyor. Bunların tacizine her yerde karşılaşılabiliyor.
Ateizm, özellikle de yeniçağ ateizmi, öyle biliniyor. Her türlü inançtan insanlara saldırıyor. İnsanların düşünme özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, din özgürlüğüne, her türlü özgürlüğüne karşı çıkıyor. Bunların hepsinin ortak bir hedefi var. Nedir bu hedef? Kendileriyle aynı fikirde olmayan kişileri susturmak. Bu da onların tahmin edilebilir olmasını sağlıyor. Yani ne yapacaklarını tahmin edebiliyoruz. Muhaliflerini susturmaya çalışıyorlar. Hatta sizden hiç bahsetmek bile istemiyorlar. Bu da akla şu soruyu getiriyor; Bir kişiyi nasıl susturabilirsiniz? Bir kişiyi nasıl görünmez hale getirebilirsiniz 21. Yüzyılda? Bunun sihirli bir formülü yok. Çok basit. Beğenmediğin kişilerin seslerini halka duyurmasını engellersen bunu yapmış olursun. Ateistler de bunu yapıyorlar. Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur. Bu öğrenme sürecinin bir parçası ve ateistler de bunun farkında. Bunun çok iyi farkındalar.
Sözlerimi sonuna yaklaşırken şunu söyleyeceğim. İncil'de yaratılış bölümüne baktığımızda, Allah'ın insanları ve yarattıklarıyla ilgili anlattıklarına baktığımızda, Allah'ın insanları yarattıktan sonra onları ruhundan yüklediğini görüyoruz. Bu, Allah'ın insanlara çok büyük bir rahmeti.
Ateistler, insanlar ve Allah arasındaki bu bağı kabul etmek istemezler, bu iletişimi kabul etmek istemezler, bunu reddederler, Allah'ı tenzih ederim. Hatta bu konuyu tartışmak bile istemezler. Bunu bilinçli olarak yapıyorlar. Peki neden bu önemli? Neden bu bizi ilgilendirsin?
Görüntüler, biyokimya, fizik, teoloji, felsefe bunları konuştuk. Ama bu da önemli. Aslında çok çok önemli. Çünkü bugün tarihte hiç olmadığı kadar etrafımızda görüntüler var. Görüntülerle çevrelenmiş durumdayız. Bu yeni bir şey değil. Bu ünlü bir tablo. Belçikalı ressamın bir resmi. Rene Magritte. Burada şu yazıyor, bu bir pro değil. Resmin altında bu yazıyor, bu bir pro değil. Neyi sembolize ediyor? Gerçek olduğunu düşündüğünüz şey, aslında buradaki bir temsil, sadece size sunulan bir imaj. Dolayısıyla çok farklı şekillerde manipülasyonlar yapılabilir, insanlar yanıltılabilir. Ateistler de bunu kullanıyor. Ama içerisinde bunu kullanıyorsa bizim de görüntülerden fayda kullanmamanız gerekiyor. Artık basılı materyaller çok daha az kullanılıyor. İnsanlar artık görüntüleri görüyor ama pek fazla okumuyor. Görüntüler giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu bir gerçek, bu bir istatistiksel gerçek. Biz de bunun farkında olmalıyız. Çünkü görüntüleri kontrol edenler argümanları kontrol ederler, argümanları kontrol edenler sonucu kontrol ederler. Dolayısıyla, bu nedenle ateizme karşı mücadelede yapmanız gereken iki şey var. Öncelikle, hayatın kökeni hakkında akılcı, net argümanlar sunmaya devam etmeliyiz. Tabii ki siz zaten bunu benden daha iyi biliyorsunuz. İkinci olarak, bu doğal bir sonuç. Medyayı ve medya teknolojilerini daha iyi kullanabilmeliyiz. Ki mesajımızı daha iyi iletebilelim.
Ben kişisel deneyimim size söyleyeyim, ben gençken ateistim. Ama Allah'ın varlığının, delillerine dair rasyonel argümanlarla karşılaştırdıktan sonra dindar bir insan oldum, inançlı bir insan oldum. Dolayısıyla bilim sayesinde inançlı bir insan oldum. Üstün akıl sahibi bir yaratıcı olduğunu anladım. Ve bunun reddedilemeyecek bir gerçek olduğunu anladım. Dolayısıyla beni inançlı bir insan yapan bu argümanların herkesi duyması çok önemli.
Dediğim gibi medya teknolojilerini kullanmamız, öğrenmemiz çok önemli. Peki önümüzdeki zorluk ne? Bu zorluk aslında aynı zamanda bir fırsat. 21. Yüzyılda medya gelişen bir hedef, hareketli bir hedef. Elektronik yapılar sürekli bir harman oluşturuyor, yenilikler geliyor. Yenilikler olabiliyor ama iyi haber de var. Hata yaptığınızda o da kolaylıkla affedilebiliyor. Örneğin, bir kampanyada bir mesaj verebilirsiniz ama kötü bir mesajdır, hata yapmış olabilirsiniz. Ama hemen onu değiştirirseniz, insanlar unutuyor, insanlar affediyor, dolayısıyla bu iyi bir yönü. Bazen saatler içinde bu affetme olabiliyor. Bir hata yaptığınızda bu hemen telafi edilebiliyor, birkaç saat içinde telafi edilebiliyor.
Peki ne yapmamız lazım? Ama daha uzman hale gelelim, bütün araçları kullanmada daha uzman hale gelelim. Bu herkes için geçerli. Sadece A9 çalışanları için değil, hepimiz için. Medyayı nasıl kullanmamız gerekiyor, nasıl mesajımızı iletebiliriz? Hepimiz için önemli.
Şahsen ben Pictures Christians projekti, resimleri ve benzer medya formlarını, mazlum insanların durumunu bütün dünyaya duyurmak için kurdum. O kişileri dünyanın diğer tarafındaki, diğer köşelerindeki Allah'ın diğer kulları ile bir araya getirmek, bağlamak için kurdum. İki hedef kitlem olduğunu fark ettim. Bu masum insanları görmesi gereken kişiler birinci hedefimdi. Onlar biziz, kardeşlerimiz, biz burada hepimiz kardeşiz. Biz bu insanlara yardımcı olmalıyız. Biz bu insanlara yardımcı olduk mu olmadık mı Allah bize bundan soracak.
İkinci hedef kitlem var. Bunlar da bu mazlum insanlar. Bu kişilerin görünmesi gerekiyor. Size bir şey söyleyeceğim. Bu da sizi şaşırtabilir. Birçok mülteci kampına gittim. Birçok zorlu koşullarda bulundum. Oradaki insanlarla konuştum. Mültecilere sordum. En çok korktukları şey ne? Hastalık mı? Savaş mı? Ne? En çok korktukları şey ne biliyor musunuz? İnsanlıklarının, onurlarının kaybedilmesinden korkuyorlar. Yani onurlarını kaybetmekten korkuyorlar. Unutulmaktan korkuyorlar. Unutulmak istemiyorlar. Yok olmak istemiyorlar. Onurlarını korumak istiyorlar. Bu en çok korktukları şey. Yiyecek hiçbir şeyi olmayabilir. Bir çukurun içinde yaşıyor olabilir. Ama en büyük korkusu onurunu kaybetmek bu insanların. Bu beni gerçekten çok etkiledi, beni uyandırdı.
Dolayısıyla ben ne yapıyorum? Bu insanlara gidiyorum, bu mazlum insanlara gidiyorum. Son üç senedir Suriye'ye gittim, Irak'a gittim, Ürdün'e gittim, Mısır'a gittim. Ondan önce birçok kıtaya gittim, Afrika'ya gittim. Ve birçok mazlum insanlarla karşılaştım. Meryem. Gençliğini yaşayamamış bir insan, Suriyeli. Şu an mülteci, Zorka'da yaşıyor, Ürdünlü. Onunla konuştum. “Ne istedin, ne istiyorsun Meryem” dedim? “Sadece güzel bir yerde yaşamak istiyorum, o kadar” dedi. “Çünkü burası çok da güzel değil” dedi.
Sonra kenara itilmiş insanlar da buldum. Kötü yerlerde yaşayan insanlar buldum. Buralarda yaşıyorlar. Bu insanlar köprü altlarında yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Bunlar Yezidiler. Suriye sınırında yaşıyorlar. Unutulmuş insanlar bunlar. Mülteci kamplarında unutulmuş, bir kenara atılmış insanlar. Bazıları sokağa atılmış.
Bu Ezidi bir çocuk Kuzey Irak'ta. Bu ve ailesi arkada, bakın ortada. Bakın burası sokağın ortası, burada yaşıyorlar. Son 3 senedir oturuyorum ve bu fotoğraflara bakıyorum, insanları dinliyorum. Bazen bu insanların elindeki tek şey, kalan tek şey insanlıkları ve Allah'a olan sevgileri. Tabii bu en önemli şey.
Elimden geleni yapıyorum ama bana yeterli değil. Web siteleri yapıyorum, medyayı kullanıyorum. Ama son olarak farklı bir yaklaşım kullanmaya başladım fotoğrafçılıkta. Ne yaptım? Şimdi rahatsız edici bir görüntü gösterilecek. Fotoğrafçılar mazlum insanların yaşadığı yerlere gittiğinde ne yaparlar? Bazen fotoğrafçılar sahte resimler kullanırlar. Dolayısıyla ben farklı bir yaklaşım kullandım. Ne yaptım? Mültecilerle oturdum. Mazlumlarla oturdum, dedim ki onlara, siz bana söyleyin, ne oldu size? Deneyiniz nedir? Neler yaşadınız? Mülteci kampında da olsalar bile şu anda güvendeler. Bir tane bireylerden biri bana şöyle dedi, Küçük bir kızdı. Adına Lily diyeceğim. Çünkü adı başka ama isminiz vermememi istedi. Dolayısıyla Lily'e şöyle dedim: “Ne yaşadın?” dedim. O bir Yezidi. Ailesi kaçmak zorunda kalmış. Ailesi ve o aile oradan kaçmak zorunda kalmış. Kürt-terörist gruplar, YPG ve DAEŞ arasındaki çatışmadan kaçmışlar. 16 yaşında Lily şöyle dedi: “Pek tanımlayamıyorum ama Aklımda şöyle görüntüler var. Bu görüntüler hiçbir şekilde aklımdan çıkmıyor.” Bunu söylüyor Lily. “Uyanık olduğumda bile bunlar kabus gibi. Gözümün önünden gitmiyor. Evet uyanık olduğumu biliyorum ama bu görüntüler yine gözümün önünde. Ölmüş çocuklar görüyorum, susuzluktan ölmüş çocuklar görüyorum. Kuzenlerimin yüzlerini görüyorum. Bu kişiler alınmış ve cinsel istismara uğramış kişiler. Bunların yüzlerini unutamıyorum. Ve silahlar, bu terörizm, bu şiddeti hiç unutamıyorum.” Bunları söyledi.
Ben de ona şöyle dedim: “Tamamıyla bakalım senin deneyimini görüntülerle insanlara ulaştırabilecek miyiz?” Şimdi bu, şu anda çalıştığım proje. Bu Lily. Bu süreç Çeşitli elementleri dikkatli bir şekilde düzenleyerek bir hikaye meydana getirmek, bir mesaj iletmek. Önemli, denenmiş ve etkisi kanıtlanmış bir metottur. Buna indirekt iletişim metodu denir. Hazreti İsa (as) da bu metodu kullanmıştır. Hazreti İsa (as) bir mesaj iletmek istiyordu. Ama insanların düşünmek istemediği bir mesaj içeriyordu. Örneğin, insanların birbirine nezaketli olması gerektiği ya da kurtuluşlarının içinde ne yapmaları gerektiği. Bu mesajı etmek istiyordu. Hazreti İsa (as) da bunu bu metotlarla yaptı. Biz de bunu yapmalıyız, bu metotları kullanmalıyız. Şimdi size bunları göstereceğim.
Bir Kuzey Afrika'da temiz su üretmek için çalışan bir örgütle, bir kuruluşla çalışıyordum. Ne yapıyorlardı? Onlar kirli suyu içip hastalanan çocukları kurtarmak için çalışıyorlardı. Afrika çok sıcak bir yer. Gerçekten çok sıcak. 45 Derece. Orada su, göletlerde hayvanlar içinden geçiyor, hayvanlar içiyor. İnsanların yapacak hiçbir şeyi yok. Hayvanlar böyle içiyor suyu. Ama insanların yapacağı bir şey yok. İnsanlar da sudan içiyor. Şimdi ben o suyu, o durumun, o durumun resmini çekersem, mesela çamurun içine yatmış bir çocuk, çamur içinde, bu resmi çekersem, insanlar bu resmi gördüklerinde ne düşünecekler? Bu çocuğun annesi babası nerede? Niye bu çocuğa yardımcı olmuyorlar? Niye bu çocuğa burada, bu çamurun içinde yatmasına izin veriyorlar? O zaman ben de şunu düşündüm; Bu mesajı başka bir şekilde göstermem lazım. Problemi nasıl, kirli su problemini çocuktan nasıl ayırabiliriz? Çünkü bu kişiler insanların problem olduğunu düşünüyorlar.
İnsanlar problem değil, problemler insanlara zorluk çıkarıyor. Dolayısıyla hedef kitlemizin kafasında bu elementleri birbirinden ayırmamız önemli ki mesajımız iyi anlaşılsın. Sizi web sitemize ziyarete davet etmek istiyorum. Burada ne yaptığımız, kim olduğumuz açıklanıyor. Yeni bir girişimimiz var. Bu yine benim deneyimlerimden oluşan bir girişim. Adı TRIBE.
Allah'a şükür IŞİD yeniliyor ama büyük bir hasar meydana getirdi. İnsanların psikolojisine ve fiziklerine büyük zarar verdi. Burada çok fazla işimiz var, yapacak çok işimiz var. Şimdi bu TRIBE projemizle güzel şeyler yapmak istiyoruz. Web siteme giderseniz bana mesaj gönderebilirsiniz, inceleyebilirsiniz. Size bir söz vereceğim, eğer bana e-mail gönderirseniz size kesinlikle şahsen cevap vereceğim. Yarın olmayabilir ama gerçekten cevap vereceğim. Ve size yaptıklarımız hakkında bilgi vereceğim.
Sanatı kullanıyoruz. Sanatı kullanacağız. Psikolojik, danışmanlık ve ekonomik gelişme. Bu faktörleri kullanacağız. Bunlar için çalışacağız. Savaşın mazlumları için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
Kendimize geri dönersek. Burada olmamızın sebebi de bu. Konferansın sonuna geldik sayılır. Bence hepimiz şunu biliyoruz, çalışmamız daha yeni başlıyor, işimiz daha yeni başlıyor. Ateistlerin tam aksine kendilerini ilerici olarak tanımlıyorlar, halbuki değiller. Bizim çalışmamız, bizim gayretlerimiz ortak, ilahi yapımızı göstermek. Bu ortak ilahi yapı bizi birbirimize bağlıyor. Allah bizi yarattı ve bu bize verilen Allah'ın bir rahmeti. Allah'ı sevme kapasitesi. Bu hepimizin paylaştığı bir insanlık. Bu insanlık bu kız tarafından da paylaşılıyor.
Adı Nora. Ben onunla tanıştım. Kuzey Irak'taydı. O da bir Yezidi, yaklaşık 9 yaşında. Şiddet yüzünden, şu anda bu binada yaşıyor. Burada elektrik yok, su yok, duvarları bile yok. Burada yaşıyor kız. Elimizdeki, önümüzdeki yapmamız gereken görev, size şunu önermek istiyorum; Bu kızın yaşadıklarına bakınca size şunu önermek istiyorum, onun acısı bizi harekete geçirmeli. Bize harekete geçirmeli, bize ciddi bir mesaj olmalı. Yüzümüzü bu insanlara çevirmeliyiz, birleşmeliyiz ve çalışmalıyız. Birlik olmalıyız ve elimizden geleni yapmalıyız. Herhangi bir korku olmadan, herhangi bir tedirginlik yaşamadan kadın-erkek bir araya gelmeli ve birbirimiz adına birbirimizi korumak için çalışmalıyız. Çünkü hepimiz bu ortak yapıyı paylaşıyoruz, insanlığı paylaşıyoruz. Allah bizi seviyor. Sözlerimiz sonuna yaklaşıyorum.
Bizim görevimiz bu konferansı çıktıktan sonra da tekrar birliğimizi devam ettirmek ve her birimizin bir amacının olduğunu bilmek. Her birimizin görülmeye, duyulmaya hakkı vardır. Hiçbirimiz susturulamaz. Hiçbirimiz unutulmamalıdır. Hiçbirimiz görmezden gelinmemelidir. Çok çok teşekkür ediyorum hepinize.
