HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 24

Merak Ettikleriniz - 24

Harun Yahya
1737
08 Aralık, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 24

 

AYLİN KOCAMAN: Hayırlı akşamlar değerli izleyicilerimiz. Bir Merak Ettikleriniz programında tekrar beraberiz. Sizden gelen sorulara Kuran, hadisler ve bilim ışığında cevap vermeye çalışacağız. Bize sorularınızı gönderebilirsiniz. E-mail adresimiz merakettikleriniz@a9.com.tr. Başlıyoruz.

 

DİDEM ÜRER: İlk sorumuzla başlayalım. Aslında sorudan ziyade hafta içinde bir sevimli takipçim var Zeynep diye. Onun sosyal paylaşım sitelerinden bir tanesinde yazdığı bir yazı dikkatimi çekmişti ve ben de ona bir cevap vermiştim. Bu konudan biraz bahsetmek istiyorum. Çünkü bu özellikle refah seviyesi yüksek ülkelerde yaşayan insanların bir sorunu. Ünlü bir söz vardır, tok açın halinden anlamaz diye. Bu aslında sözün de bir nevi açıklaması gibi olmuş olacak. Tabii Zeynep de çok tatlı, hemen benim ona verdiğim cevaptan ne kadar haklı olduğumu bana söyledi. Çok vicdanlı ve çok sevimli. Buradan da Zeynep'e selamlarımı iletiyorum inşaAllah ve sevgilerimi.

 

Şöyle yazmış: “Sinirlerimi bozan 9 şey: 1- İnsanlar 2- Yavaş internet 3- Ödev 4- Okul 5- Matematik 6- Düşük pil 7- sınavlar, 8- okul, 9- sahte arkadaşlar” demiş. Şimdi Zeynep'e ben de şöyle bir cevap verdim. Demek ki hiç sorunun yokmuş senin dedim. Allah'a çok şükret dedim. İnsanın tek sorunu eğer sadece bu konularsa Suriye'deki ve diğer savaş ortamlarında yaşayan çocukların durumunu düşünmesini istedim. Ve orada yaşayan çocukların içinde bulunduğu zor durumla ilgili ona dokuz madde yazdım. Şöyle: birincisi, atılan silahlardan kız kardeşini korumaya çalışmak. Bu geçtiğimiz günlerde ben de sosyal medyada bununla ilgili bir resim paylaşmıştım. Küçücük, daha kendisi belki 3-4 yaşında olan bir erkek çocuğu kendisinden çok küçük, 1-2 yaşında olan kız kardeşine sarılarak gelen ateşlerden, ateş edilen silahlardan, mermilerden korumaya çalışıyor. Böyle bir resimdi.

İki, açlık. Bu bölgelerde yaşayan insanlar ciddi olarak açlık tehlikesiyle karşı karşıyalar. Çünkü gerçekten hem yiyebilecek yemekleri olmadığı gibi maddi imkanları da yok ve zaten birçoğu mülteci konumundalar. Zaten kendi evlerinde, kendi yurtlarında seyahat ediyorlar, göçebe durumundalar. Bu insanların ciddi olarak karşılaştıkları sorunlardan bir tanesi açlık.

Üç, işkenceler. Bildiğiniz gibi son dönemde özellikle Suriye'de ve diğer ülkelerde küçük yaştaki çocuklara, Mısır'da, Irak'ta çok sayıda işkence haberine biz ulaşabiliyoruz, basından duyabiliyoruz. Bu çocuklar daha 10 yaşında, 11 yaşında, 12 yaşında vahşi psikopatlar tarafından işkenceye maruz kalıyorlar ve onların en önemli sıkıntılarından bir tanesi de bu. Bombardımanlar düzenli olarak bombardımana maruz kalıyorlar. Kendi evlerinde yaşarken belki evinin önündeki o küçücük taş bölümde top oynamaya çalışırken birdenbire bir varil bombasıyla hem bütün ailesi hem kendisi sürekli enkaz altında kalan çocuklarla muhatap olmak durumundayız. Onlar da enkaz altından kurtarılan çocuklarla ilgili videoları da sürekli, inşaAllah kurtarılanlar tabii ki Allah'ın dilemesiyle imkan verilmiş olanlar ama birçoğu vefat ediyorlar orada ve cennet kuzusu olarak cennete ulaşıyorlar. Ama bunları görüyoruz. Yine yaralanmalar, bu çocukların yaşayanlarının da büyük bir kısmı yaralanmalara maruz kalıyorlar. Birçoğu bir veya birkaç uzvunu kaybetmiş oluyor ve hayatının bundan sonraki dönemine bu şekilde devam ediyorlar.

Yine ailesini, kendi ailesini gözünün önünde kaybetme bunların en önemli konularından bir tanesi. Küçücük bir çocuk, daha 3-4 yaşında, belki 10 yaşında, 12 yaşında bütün ailesini kendi gözünün önünde hem işkenceye maruz kalarak onları seyrederek kaybediyor veya bombaların altında yok olurken kaybediyor ya da bir gün gece yarısı o korkunç seslerle kapılarına gelen insanların ailelerini alıp götürmesine şahit oluyorlar.

Okula gidememe zaten bu çocuklar için okul bir sorun değil çünkü gidemiyorlar zaten. Ve diğer küçük yaştaki çocukların görebilecekleri birçok şeyle karşılaşamıyorlar. Evinden ayrılmak zorundalar. Bu çocuklar kendi yaşadıkları evlerde, apartmanlarda da yaşayamıyorlar. Çünkü kendi ülkelerin içerisinde mülteciler hatta başka ülkeleri hayatta hiç görmedikleri yerleri yürüyerek kilometrelerce yolu aç ve susuz olarak, soğukta veya sıcakta, kuraklıkta kat ederek başka bir ülkeye göç etmek durumunda kalıyorlar.

Ve yine salgın hastalıklar, özellikle çocuklara yönelik salgın hastalıklar bu çocukların hayatlarını yine kaybetmelerine sebebiyet veriyor. Ama açlık, susuzluk ve böyle işte üzerinde durduğumuz birçok sorun işte bu canların karşı karşıya oldukları sorunlardan sadece sayabildiğimiz birkaç tanesi. İşte o yüzden de Zeynep'e çok şükür etmesini söyledim ki Allah'a şükürler olsun Allah onu böyle güzel bir ülkede sağlıklı olarak ailesiyle birlikte, tek sorunu okul ve dersleri olacak şekilde tutuyor. O da zaten şükrettiğini bize söyledi.

 

AYLİN KOCAMAN: Bir başka soruda kardeşimiz sorunu sormuş: “Müslümanların Havra, kiliseyi öcü gibi görmesinin nedeni ne olabilir? Bu durumun oralarda ibadet eden insanları da irrite eden bir durum olduğunu anlayamıyorlar mı?”

 

 Şimdi bunun sebebi hurafe dinidir. Hurafe dini yaygınlaştıkça da, insanlar arasında yayıldıkça da hatta küçük yaşlardan itibaren çocuklar bu şekilde eğitildikçe bu, bu şekilde olur. Yani kilise ve havraları düşman yeriymiş gibi oradaki ibadet eden insanları düşmanmış gibi görme anlayışı gelişir. Biliyorsunuz bu pek çok toplumda Hristiyan ve Musevilere yönelik de yapılıyor. Ki onlar Kitap Ehlidir. Ve pek çok iman etmiş olan Kitap Ehli Kuran'da övülmüştür. Fakat Kuran'ı bilmedikleri için hurafe dininde bu geçerli bir şey olarak kabul ediliyor. Bu elbette ki oradaki insanları irrite eder.

Şimdi buradaki sorun Müslümanların geneli evet bu şekilde görüyorlar. O kilise ve havraları bir ibadethane olarak görmüyorlar. Halbuki oralar Allah'ın isimlerinin anıldığı yerlerdir. Ve Allah bütün Müslümanlara kilise ve havraların korunması sorumluluğunu vermiştir. Şimdi bir ayet okumak istiyorum. Şeytandan Allah'a sığınırım. Hac Suresi 40. Ayet: “Onlar yalnızca Rabbimiz Allah'tır demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi dinine yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah güçlü olandır, aziz olandır.”

 

 Demek ki Allah'ın bir koruması var kiliseler ve havralar üzerinde. Mescitler ve kiliseler, havralar, manastırlar üzerinde Allah'ın koruması var. Neden? Çünkü buralar Allah'ın anıldığı yerlerdir. Allah ibadethane olarak buraları övmüştür. Müslüman ve Hristiyanlar arasında ciddi şekilde Allah'a gönülden boyun eğmiş olanlar hep övülmüşlerdir Kuran'da. Fakat şu andaki Müslüman toplumlarının genel olarak sorunu nedir? Kuran'dan habersiz olmalarıdır. Kuran'dan habersiz olunca övülmüş olan Musevileri de, övülmüş olan Hıristiyanları da, övülmüş olan Allah'ın adının alındığı evleri de anlamaz insanlar.

Şimdi bunu nasıl sağlamak gerekiyor? Çoğunluk böyle inanıyor. Ne yapacağız? Şaşırtıcı olan gerçekten bizim ülkemizde bile bazı siyasetçiler bile bu mantıkta olabiliyorlar ve şaşkınlık içinde izliyoruz böyle şeyleri. Olmaması gerekir ve genel olarak yaygın bir şey. Bunu işte eğitimle, Kuran eğitimiyle sağlayacağız. Bizim hep gelip-varıp geldiğimiz yer hep eğitim oluyor farkındaysanız. Dünya'ya hurafe çok ciddi şekilde ve çok tahrip edici şekilde yayılmış. Bunu ortadan kaldırmak için de Kuran'la eğitim vermek gerekiyor. İnsanlara İslam kitabının sadece Kuran olduğu ve bizim için Kuran'ın yeterli olduğunun anlatılması gerekiyor. O zaman işte Müslümanlar canla başla samimi Müslümanları da, samimi Musevileri de, Hristiyanları da onların ibadethanelerini de korurlar. Bunu çok severek içten yaparlar. Allah'ın izniyle Mehdi (as) döneminde Hz. Süleyman Mescidi tekrar inşa edilecek. Ve oradaki bütün Müslüman ülkelerdeki kilise ve havralarında o vakte kadar Müslümanlar tarafından mutlaka korunması, tamir edilmesi, mutlaka bakımının yapılması gerekiyor. Bu da bir ibadettir, inşaAllah.

 

DİDEM ÜRER: Hatta ekonomik krizden dolayı İtalya'daki bazı kiliselerin çeşitli yerlere çevrildiği ile ilgili haberleri gördük geçtiğimiz günlerde. Ofislere, meyhanelere, hatta araba tamirhanelerine çevrilmişti. Hocamız da orada çok önemli ve kıymetli bir şey söylemişti. “Müslümanların bu mescitleri, mescit olarak kullanmalarını, bu kiliseleri kendilerine satın alıp orada bir lokanta veya oto tamircisi haline gelecekken orada verilen fiyatın çok daha üzerinde bir fiyatla rahatlıkla kendilerine satın alıp onları mescide çevirebilecekleri” gibi bir tavsiyede bulunmuştu. Çünkü Allah'ın adının anıldığı yerler her yer kutsaldır. Onları korumak da tabii ki bütün Müslümanların üzerine düşen gerçekten önemli bir sorumluluk.

Tabii biz bütün programlarımızda aslında Kuran'a dönmenin ne kadar önemli olduğunu, Kuran'dan dinin yaşanmasının ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.

 

Yine bir izleyicimiz şöyle bir soru sormuş: “Günümüzde insanların sevme şartı neredeyse bir sayfa dolusu liste yapılacak kadar çok iken Allah katında da birini sevmek için şart var mı, varsa nedir?” demiş.

Şimdi sorunun sorulma şeklinde bir hata olmuş olabilir. Allah katında birini sevmek için şart var mı derken Allah'ın birini sevmesini kastediyorsa burada izleyicimiz, Allah'ın birini sevmesi için Allah'ın bize Kuran'da gösterdiği, dost edindiğini söylediği insanlar Allah'a tam olarak boyun eğmiş ve kendisinden Allah'ın istediklerini yerine getiren insanlardır. Bu Allah katındaki en önemli delillerden bir tanesidir bir insanın sevilmesi için. Ama tabii ki bir Müslüman her zaman Allah'ın kendini sevmesini umar ve samimi olması önemlidir. Allah samimi olan kullarının kurtulacağını bize müjdeler Kuran'da çok sayıda ayette. Ve her zaman onları müstesna olarak diğer insanlardan ayırır. Samimi olarak bir insan dini yaşarsa ve dini yaşaması için gerekli bütün gayretleri gösterirse ciddi bir çaba gösterenlerden bahseder Allah. Bunların Allah'ın dostları olduğunu, onlar için korku olmadığını ve mahzunda olmayacaklarını söyler. Bunları insanların arasındaki sevgi anlayışı olarak değerlendirecek olursak da günümüzde gerçekten bildiğiniz gibi evlilik sözleşmeleri denen bir facia vardır. Tabii ki bu aslında cahili mantık içerisinde yaşayan yani Kuran'a dayalı bir sevgi anlayışı içinde yaşamayan bir kadın için bir garanti gibi görülür. Çünkü bir adam her halükarda kendisini kullanabilir diye düşünebilir. İşte evlenip bir süre sonra ona belki çalışma için izin vermeyip ortada bırakacağını düşünebilir. Çünkü sadakat anlayışı yoktur böyle bir ilişkide. Hiçbir şekilde gerçek sevgiye dayanmadığı için vefa da yoktur. O yüzden de başına her şeyin gelebileceğinden korkabilir böyle bir insan ve bu konuda da haklıdır.

Aynı şey erkek için de geçerlidir. Kadının kendi parası için kendisiyle evlendiği riski her an bir tehdit olarak kendisinde durduğu için bu evlilik sözleşmeleriyle hem malını hem kendi çocuklarının, kime çünkü daha sonrasında çocuklarıyla başkalarıyla evlenmiş oluyor. Kendi çocuklarının geleceğini garanti altına aldığını düşünür. Yani tam anlamıyla aslında bir felakettir bu.

Ve insanlar yine bu evlilik sözleşmelerinin dışında biliyorsunuz çok sayıda filme konu olur. Gençler arasındaki sevgi anlayışlarında da gerçekten listeler yapılır. İşte neleri dikkat edecek, kendini güldürmesi gerektiği gibi mesela çok önemli bir maddedir bu, bu tarz ilişkilerde ki buna zaten Müslüman zaten her zaman güler. Bu bir öncelik hiçbir zaman değildir. Bir insanın bir insanı sevmesi için olan önceliği o kişinin bir kere Allah'a iman etmesidir. Bir insan ancak Allah'a samimi olarak iman ediyorsa, Allah'ın varlığından emin bir ruh haliyle bütün hayatını yaşıyorsa ve bundan dolayı da Allah'a haşyet dolu, yani saygı dolu bir korkuyla boyun eğicilik içerisindeyse bu insana zaten güvenmek o insanın boynunun borcudur. Yani bütün gönül rahatlığıyla bu insana güvenirsiniz. Ne evlilik sözleşmesine gerek olur ne sadakatinden şüphe edersiniz. Hiçbir risk taşımaz böyle bir insan. Çünkü zaten sorumluluğu size karşı değil, başta Allah'a karşıdır. Allah'a karşı kendini sorumlu hissettiği için de size karşı gerekli olan her türlü görevini yerine getirecektir bu insan. Sevgiyi, Allah'ı sevdiği için size yönelteceği için sonsuz bir sevgi anlayışıyla size yönelecektir. Bu da zaten dünya ile sınırlandırılmış bir sevgi anlayışı değil. Allah'tan yansıyan bir sevgi anlayışı olarak sonsuza kadar beraber olma niyetine ulaşan bir sevgi anlayışıdır. Bu da hiçbir sevgiyle zaten kıyas olabilecek bir şey değildir.

Müslümanlar, inananlar bir gün ayrılırız diye bir araya gelmezler. Sonsuza kadar beraber olmayı niyet ederek bir araya gelirler. Bu da işte gerçek anlamda sevgi için gerekli olan en önemli şartlardan ve güzelliklerden bir tanesidir. Bu anlamda kadına erkeğin bakış açısı Kuran'ın gösterdiği bakış açısıdır. Yani üstün olarak görür, her yerde saygı gösterir. Kendisinden her zaman daha çok el üstünde tutar ve Allah'ın kadına gösterdiği saygıyı da o kadına gösterir. Kadın da aynı şekilde erkeği Allah'ın ruhundan üflediği bir insan olarak görür ve ona saygısı sevgisi ölünceye kadar devam eder. Sevmek için işte tek şart Allah'a imandır.

 

AYLİN KOCAMAN: Şimdi bir başka soru da bir kardeşimiz şunu sormuş: “Sizlerin de sürekli bahsettiği İslam birliği hayalini hükümet de dile getirirken, aynı hükümetin Avrupa Birliği'ne girme çabasının nedeni ne olabilir?”

 

 Birincisi bu İslam Birliği'nden ne anlaşıldığına bağlı. Eğer İslam Birliği dendiğinde biz sadece İslam ülkelerinin bir araya gelip işte İslam İşbirliği Teşkilatı konferanslarında ya da toplanmalarında olduğu gibi bir araya gelip konuştuğu veya sadece kendilerinin dost bildiği bir birlikten bahsediyorsak bu yok. Ne bizim ne de hükümetin kastettiği İslam Birliği bu değil. İslam Birliği şu demektir; İslam ahlakının bütün dünyaya yayıldığı ve bütün sınırların kalktığı bir sistemdir. Ama ülkelerin yok olması manasında değildir. Sınırların kalkması şu şekildedir; Bir ülkeden bir ülkeye sadece kimlik kartıyla geçebilecek bir topluluk olacaktır. Bütün dünya topluluğu bir olacaktır. Bunu şu an nasıl Gürcistan'da uyguluyoruz? Nüfus kağıdımızı gösterip nasıl geçiyoruz? Nasıl o hükümet bize güveniyor? Nasıl biz onlara güveniyoruz? Bu aynı şekilde bütün dünya ülkelerinde gerçekleşecektir.

Şimdi şunu bir belirtelim; Avrupa Birliği'ne girmemiz bizim için önemli, iyi bir şey olur. Yani bunu hani biraz bağnaz kafayla değerlendirenler var bazı, ne işimiz var Avrupa'da? Şöyle böyle falan ya da ekonomik anlamda pek beğenmeyenler var. Evet, gerçekten Avrupa Birliği'nin çok fazla eksileri var son yıllarda. Biz de bunu yayınlarımızda aslında sık sık eleştiriyoruz. Fakat aynı zamanda çok da güzel artıları var Avrupa Birliği'nin ve bize yarayacak bizim için gerekli olan artılar. Mesela demokrasi şart, bizim ilerlememiz için çok gerekli bir şey ve Avrupa Birliği'nin demokrasisi gerçekten ileri bir demokrasi. Mükemmel değil ama ileri bir demokrasi. Mükemmel demokrasi Kuran'dadır. Bunu da burada hatırlatalım. Kuran uygulandığında Peygamberimiz (sav) bunu uygulamıştır. Medine Vesikası ve diğer anlaşmalarını da uygulamıştır. Benzeri bir demokrasi şekli, anlaşma şekli dünyada bir daha görmemiştir o dönemden bu döneme. Dolayısıyla Kuran'ın uygulanması ile demokrasi gelir. Fakat Avrupa Birliği de gerçekten insan hakları bakımından ciddi şekilde demokratik bir sistemi barındırır. Bizim buna ciddi şekilde ihtiyacımız var. Demokratik bir ülkeyiz ama daha ileri demokrasiye her zaman ihtiyacımız var.

Aynı şekilde Batı'nın kültürü, modernliği, özgürlük anlayışı gerçekten güzel bir anlayış. Bizim sanat anlayışı, kadına bakış anlayışı yani pek çok açıdan Orta Doğu'dan farklı ve üstün özellikleri var Avrupa'nın. Buradaki özellikleri biz ülkemize alabilmek için ciddi bir gayret içinde olmalıyız. Bundan faydalanmalıyız biz. Biz tabii ki biliyorsunuz Gümrük Birliği'ne girdikten sonra bir takım anlaşmalarını ve aynı şekilde de Avrupa Parlamentosu anlaşmalarına dahil olduk. Oranın anayasasına dahil olduk. Bunların tamam eleştirdiğimiz eksileri var. Özellikle azınlıklar konusunda, özellikle PKK'ya yönelik açılımlar konusunda bizim eleştirdiğimiz yönleri var. Fakat bunun dışında insan hakları bakımından da çok fazla şey getirdi Türkiye'ye. Bundan bile faydalandık yani daha ilk aşamasından bile faydalanmış olduk. Dolayısıyla Avrupa Birliği'ne giriş de gerçekten bu aşamalarda güzellik olur.

Aynı şekilde Avrupa Birliği'ne giriş Türkiye'nin oraya getireceği katkılar açısından da bir güzellik olur. Çünkü insaniyet sevecenlik, sıcaklık, misafirperverlik, insanlık bu şekilde Avrupa'ya öğretilebilir. Fakat bunun için de, Hocamız’ın her zaman söylediği bir şey çok şart. Türkiye'deki kalite eksikliğini çok ciddi bir tehdit olarak görüyor Avrupa Birliği. Ne Kıbrıs sorunu ne bir başka sorun, hep böyle önümüze getirilen bazı bahaneler var. Onlar değil asıl kalite sorunu asıl bağnazlık sorunu biliyorsunuz. Ülkemizde de aslında diğer ülkeler kadar çok olmasa da var öyle bir sorun. Bunlar hüküm sürdükçe Türkiye'de, Avrupa Birliği'ni almak istemiyorlar ve çok da haksız değiller bu konuda. Bunun için Hocamız’ın önerisini buradan yenileyelim. Mutlaka bir kalite bakanlığı kurulmalı. Kaliteyi düşürecek herhangi bir yayının, herhangi bir anlayışın Türkiye üzerinde yaygınlaşmasına engellenmeli. Kalite artırımında neler yapılabilecek, sanat kültürü artırımında, bilim artırımında neler yapılabilecek bu konuda bir gelişme yapılması gerekiyor. Avrupa Birliği işte öyle kaliteli bir Türkiye gördüğünde içine alır.

Şimdi İslam Birliği'ne geldiğimizde, Avrupa Birliği zaten İslam Birliği'nin içinde olacak. İslam Birliği'nin dışında bir yer değil orası. Çin de değil, Rusya da değil, İsrail de değil, Amerika da değil. Bunların tamamı İslam Birliği'nin zaten içinde olacaklar. O anlayış çünkü beraberinde bütün ülkeleri kapsayacak. İslam ne demektir? Kuran'daki İslam bütün herkesi kucaklamaktır. Dini, görüşü, bakış açısı, kültürü, etnik kökeni ne olursa olsun herkesi kucaklamaktır. İşte İslam Birliği dünyaya bunu getirecek. Dolayısıyla işte biz Çin'i dışladık şöyle şu ülkelerle birlikte çok güçlendik diye bir mantık İslam Birliği'nde olmaz. Ya da Avrupa'yı dışladık ne güzel işte Orta Doğu ülkeleriyle bir birlik kurduk diye bir birlik hiçbir zaman başarılı olmaz. İslam Birliği dünya ülkelerini, dünya insanlarının tümünü, bütün dinleri, bütün anlayışları, bütün ideolojileri içine alan bir birlik olacak. Ve dünyaya barış getirecek ve bu Allah'ın izniyle mutlaka olacak. Hükümetimizin çabaları da gerçekten takdire şayan.

 

DİDEM ÜRER: Bunu da buradan duamız olarak bir kez daha duyurmuş olalım, inşaAllah.

 

AYLİN KOCAMAN: Bugünkü yayınımız burada sona eriyor. Görüşmek üzere. İyi akşamlar.
 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

Allah'ın yardımı
Avrupa Birliği
Aylin Kocaman
Açlık
Demokrasi
Didem Ürer
Kilise
Kitap Ehli
Kuran Ahlakı
Kuran Bilime Yol Gösterir
Kuran-ı Kerim
Merak ettikleriniz
Mescid
Müslüman
Nefis
Savaş
Sevgi
Sevgi Toplumu
Vicdan
İslam Ahlakı
İslam ülkeleri
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
İttihad-ı İslam
Şükretmek
şevkat