HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 22

Merak Ettikleriniz - 22

Harun Yahya
2495
23 Kasım, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 22

 

AYLİN KOCAMAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Bir merak ettikleriniz programında tekrar karşınızdayız. Sizden gelen sorulara Kuran, hadisler ve bilim ışığında cevap vermeye çalışacağız. Sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz.

 

DİDEM ÜRER: İyi akşamlar. İlk sorumuzda hemen başlıyoruz, inşaAllah.

 

“Bizlerin de Hz. İbrahim (as) kadar Allah'a dost olma olasılığımız var mı? Varsa nasıl olabilir?” diye sormuş bir izleyicimiz.

Gerçekten önemli bir soru, çünkü Müslümanların kendileri için bir hedef belirlemesi gerekiyor Allah'a yakınlık konusunda ve bunun için de bütün gayretlerini en üst noktasına kadar göstermeleri gerekiyor.

Şimdi Hz. İbrahim (as) kadar Allah'a dost olma olasılığımız var mı diye sorduğumuzda, o zaman Hz. İbrahim (as)’ın Allah'a yaklaşımına nasıl olduğuna bakmamız gerekiyor. Allah ayetlerini Hz. İbrahim (as) için şöyle bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım: “Doğrusu İbrahim yumuşak huylu, duygulu ve gönülden Allah'a yönelen birisiydi” diye Rabbimiz bildiriyor. (Hud/75)

 

Ve yine “Gerçek şu ki İbrahim tek başına bir ümmetti. Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhitti ve o müşriklerden değildi.” (Nahl/120)

 

Ve yine başka bir ayette de: “Kitapta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o doğruyu söyleyen bir peygamberdi.” (Meryem/41)

Şimdi bütün bu ayetlere baktığımız zaman Hz. İbrahim (as)’ın en çok öne çıkan özelliklerinden bir tanesi müşriklerden olmaması, ki Allah'ın bir Müslümandan en önemli konu olarak istediği Allah'a şirk koşmamak. Hiç kimseye şirk koşmamak hiçbir şeyi, hiçbir dünyevi menfaate şirk koşmamaktır. Hz. İbrahim (as) katıksız olarak Allah'a gönülden dönüp yönelen bir Müslümandı. Çok samimi bir Müslümandı ve “tek başına bir orduydu” diyor Allah. “Tek başına bir ümmetti.”

 

Bu ne demek? Yani bütün dünya kendisine karşı olsa yine Allah'a dönüp yönelmiş bir insandı. Hiçbir baskı, hiçbir zor onu Allah'a yönelmekten, dinini yaşamaktan alıkoyamadı. Ki kendi kavmin içerisinde de biliyorsunuz putlara tapan bir kavmin olmasına rağmen, ailesi, babası hatta kendi öz babası bile bu puta tapan kavmin dinini benimsemişken, Hz. İbrahim (as) tek başına onlara karşı mücadele verdi ve onlara doğruyu anlatmaya devam etti.

Tabii doğru söyleyenlerden olmasına da dikkat çekmiş Allah. Doğruyu söyleyen bir peygamber olması, Müslümanın her zaman doğrunun yanında olması ve doğru konuşan olması gerektiğine de yine dikkat çekiyor. Ilımlı olması huyunun, son derece güzel ahlaklı olması duygulu, yani her şeyi bütün güzellikleri bütün son noktasına kadar yaşayabilen bir insan olması ve gönülden Allah'a yönelen biri olması da bir Müslümanın neler yapması gerektiğini bize ayetlerden gösteriyor.

 

Ve Hz. İbrahim (as) ile Hz. İsmail (as)’ın Kabe'yi inşa ederken Allah'a yaptıkları dua da bir Müslümanın Allah'a yönelirken nasıl samimi olması gerektiğini bize gösteren önemli bir işaret. Allah Bakara Suresi’nin 127. ve 128. ayetlerinde şöyle bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım: “İbrahim, İsmail'le birlikte evin Kabe'nin sütunlarını yükselttiğinde ikisi şöyle dua etmişti: Rabbimiz bizden bunu kabul et. Şüphesiz sen işitensin, bilensin. Rabbimiz ikimizi sana teslim olmuş Müslümanlar kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş Müslüman bir ümmet ver. Bize ibadet yöntemlerini göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden esirgensin.”

 

 Bakın Müslüman önce Allah'tan ibadet yapmayı diliyor. Sonra bu ibadeti yaptığında yine bunu kabul edecek olanın Allah olduğunu biliyor. Allah'tan dua ile bu ibadetini kabul etmesini istiyorlar. Allah'a teslim olduklarını bildiriyorlar ve kendi soylarından da yine tertemiz Müslümanlar olmasını isterken, sadece biz olalım gibi bir iddiaları hiçbir şekilde olmuyor. Kendilerine benzeyen Müslümanlar olması, bu dini devam ettirecek Müslümanlara ihtiyaç olduğu için Allah'a dua ediyorlar. Ve aynı şekilde Allah'tan ibadet yöntemlerini göstermesini istiyorlar. Ama tüm bunlara rağmen de hataları varsa yine tövbe edilecek olanın Allah olduğunu biliyorlar. Hayatlarının her noktasında Allah'a dönüp yöneliyorlar ve her şeyi Allah'tan istiyorlar. İşte bir Müslüman böyle bir ruh halini yaşadığı sürece Hz. İbrahim (as) gibi de olur. Allah'ın burada bize belirttiği bütün özelliklerine sahip olmak için bütün Müslümanların gayret etmesi gerekiyor. Hiçbir zaman hiç kimse için bir sınır yoktur. Asla böyle olamazsın denemez. Allah'ın istediği gibi yaşadığı sürece her Müslüman her özelliğe sahip olabilir, inşaAllah.

 

AYLİN KOCAMAN: Şimdi bir kardeşimiz birkaç soru sormuş aslında, birbiriyle bağlantılı sorular. Ben birincisinden başlamak istiyorum. Diyor ki: “Allah bizim cennete ya da cehenneme gideceğimizi biliyor ve orada ne kadar kalacağımızı da biliyor mu? Bunu bildiği halde neden bizi yaşatıyor?”

 

 Allah bizi neden yarattı sorusunun aslında bir cevabı olacak sanırım. Bunu anlamak için tecelli kavramını önce bir bilmek gerekiyor. Tecelli nedir? Şimdi biz dünyadaki hiçbir şey, biz dahil hiçbir şey Allah'tan bağımsız değiliz. Allah'a aitiz. Ama bu ne demektir? Allah'tan bir ruh olarak yaratıldık. Her şey için geçerli bu. Yani gördüğünüz eşyalar için de geçerli, bütün canlılar için de geçerli. Siz eğer derseniz ki köşedeki şu tabure o şekilde değil, o zaman Allah'ın sonsuz sıfatına yakışmaz bu. Allah sonsuzdur. Yani Allah'ın dışında bir varlık vardır diyemeyiz. Her şey Allah'ın tecellisidir. Burada gördüğümüz her şey, yaşayan tüm varlıklar, yaşamış tüm varlıklar tamamı Allah'ın tecellisidir. Şimdi Allah tecelli olarak yani kendinden bir ruh olarak yaratıyor. Neden yaratıyor? Çünkü Allah, Hocamız’ın çok güzel bir tabiri vardır; “Allah kendi güzelliğini görmek ister. Kendi güzelliğini izlemek, seyretmek ister.” O yüzden işte insan çok güzel yaratılmış gerçekten. “Güzel bir sureti yarattık” diyor Allah. İnsanı yaratıyor Allah, kelebeği yaratıyor, ağacı yaratıyor, kuşu yaratıyor rengarenk, o süsü, o güzelliği görmek için. Nasıl benzetmek olmaz tabii ki de sadece bir metafor olarak bir ressam nasıl resim yaparken ona hayranlıkla bakıyor ve ondan zevk alıyor, çünkü bir sanat icra ediyor orada. İşte Allah orada kendi varlığının, kendi büyüklüğünün, kendi güzelliğinin tecellilerini seyretmek istiyor. İşte bu yüzden yaratıyor. Yaratılış bu yüzden var. Biz güzelliklerin, cennetin ve Allah'ın o güzelliğinin farkına varalım diye, kıyas yapabilelim diye eğer kıyas olmazsa o güzelliklerin hiçbir değeri olmayacak.

Şimdi demek ki Allah kendi güzelliğinin tecellisi olarak bizi yaratıyor ve o güzelliği anlayabilelim diye bu dünyaya gönderiyor. Biz bunu anladıktan sonra Allah cennet ve cehennem olarak bütün insanları tasnif ediyor ve o şekilde gönderiyor.

 

DİDEM ÜRER: Şu soruya çok kısa bir ek yapmak istiyorum; Allah ayetinde şöyle bildiriyor bize. Mülk Suresi 2. ayette. Şeytandan Allah'a sığınırım: “O amel davranış ve eylem bakımından hanginizin daha iyi ve güzel olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır” diye bildiriyor. Yani bizim de Allah'ın yaratmasının ardından bu Allah'ın güzelliklerini görmemiz, Allah'ı bizim hamd etmemiz Allah'a hamd etmemiz ve Allah'ın yarattığı güzelliklerden bizim de zevk almamızın dışında, Allah ölümü ve hayatı hangimizin daha güzel davranışlarda bulunacağımızı görmek için yarattığını söylüyor. Ve Allah sadece insanları değil cinleri, melekleri ve şeytanı da bir cin olan aslında şeytanı da yarattığını bize biliyor. Yani başka boyutlar da yaratıyor Allah insanların dışında. Ama burada önemli olan bizim imtihana tabi olan bir varlık olarak yaratılmamız ve Allah cennet ve cehennemi evet biliyor yaratan Allah, ama Allah'ı bunu sık sık belirtiyorum gerçekten bir hataya düşülüyor. İnsan vasıflarıyla kıyaslayarak insanlar değerlendiriyorlar. Merhamet anlayışını, adalet anlayışını, Allah'ın yaratmasındaki gücü, hep insani vasıfla değerlendirdikleri için bazı insanlar zamana, mekana mesela tabi olma konusunu, o yüzden hataya düşüyorlar. Halbuki Allah zamana ve mekana tabi değildir. İkisini de bilir, ikisini de Allah yaratmıştır. Ama ona tabi değildir. Allah insanı, insanın bütün acizliklerini bilir ama bunların hiçbirini Allah yaşamaz. Bunların hepsinden münezzehtir. Dolayısıyla biz daha Big Bang'den bahsederken o küçücük bir noktanın patlamasından, şu ana kadar geçen milyarlarca yıllık evrenin hayatından bahsederken, evrenin ömründen bahsederken, insanın ve dünyanın da sonu geldiğinde kıyamette yeni bir yaratılışla ahiret hayatına geçeceğimizi söylediğimizde, bu ahiret hayatının sonsuz olduğunu anlattığımızda, işte bu bahsettiğimiz bütün zaman dilimleri Allah katında olup bitmiştir, tek bir anda yaratılmıştır. İşte bu tek anı bizim kavramımız mümkün değildir. Çünkü biz tek bir an bile derken, ben bunu daha dün birine anlattım, yani saniye mi demek istiyorsun veya salise mi demek istiyorsun yine zamanlı bir kıyasla tabii ki anlatmak durumunda kaldı. Çünkü bunun dışında biz zaten bir yaşam şekli bilmiyoruz. Ama Allah bunların hepsinin üstündedir, bunların hepsinden münezzehtir. Ve bunların hepsini her an yaratan Allah'tır. Bir video film gibi düşünebiliriz aslında bunu. Kaderi düşünürken insanların anlamasına zorluk çektiği şey bu oluyor. Bir video kaset gibi düşünecek olursanız, bir filmi izlediğinizde filmin başı ve sonu bellidir. Siz ama ortasındayken filmin sonunu bilmezsiniz. Ama o son o kasetin içerisinde zaten yaratılmıştır ve bitmiştir. Siz ancak onu yaşayarak görürsünüz. Aynı insanın ömrü de o kasetteki film gibi yaşayarak gördüğümüz sürece şahit olabiliyoruz. Ama Allah bunların hepsini biliyor çünkü yaratan O.

 

AYLİN KOCAMAN: Evet şimdi kardeşimizin ikinci sorusu bununla ilgiliydi. Ben de bunu şimdi açıklayacaktım. İstersen soruya bir döneyim. Diyor ki kardeşimiz: “Allah bizim ne zaman öleceğimizi, zor durumlarda ne karar vereceğimizi biliyorsa bizi neden yaşatıyor? Neden sonucu belli olan bir sınav yapıyor?”

 

 Şimdi sonuç zaten, burada sonucu belli olan diyor kardeşimiz. Yani bir şeyin başının ve sonucunun olduğunu düşünüyor. O başlangıç ve sonuç o kişinin algısına göre var. Yani bir şey onun için başlamış, biraz süre geçmiş, onun sonucunda bir sonuç olmuş. Halbuki Allah'ın katında başlangıç ve sonuç zaten o anda yaratılmış. Dolayısıyla Allah onun başını da sonunu da aynı anda biliyor. Şimdi bazı kişilerin gerçekten bu konuyu anlamamasının sebebi, zamana tabi varlıklar olarak yaratılmış olmanız bizim. Yani biz dünyada zamana tabiyiz, ahirette de öyle olacağız. Yani Allah nasip eder cennete gidersek biz yine zamansızlık kavramını anlayabilen insanlar, varlıklar olmayacağız zaten. Bu sadece Allah'a mahsus. İşte burada yanılıyorlar. Yani burada asıl konunun sırrı burada. Allah'a ait bir vasfı anlamaya çalışmaktan kaynaklanıyor. Şimdi zamansızlığı biz ne yaparsak yapalım, ne kadar üzerinde düşünürsek düşünelim, hep zamana tabi olarak düşünürüz. Mesela biz, işte Einstein'ın bu konuda bazı deneyleri vardır, uzaya giden insanlarla ilgili, orada sadece bir kıyas yaparız. Orada sadece zamanın bir algı olduğunu anlarız. Deriz ki, uzay zamanda yani uzaya çıkıldığında zaman daha ağır işler. Dolayısıyla yaşlanma daha geç olur. İşte dünyayla kıyasladığımızda böyle bir şey gerçekleşir. Ama yine zaman vardır. Yani orada da zaman vardır.

 

Mesela Rabbimiz ayetinde şu şekilde belirtir. İsra Suresi 52. Ayet, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: ”Sizi çağıracağı gün ona övgüyle icabet edecek ve dünyada pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.”

 

 Bir başka ayette de “bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldık” diyorlar ahirete gittiklerinde. Bu ne demektir? 80 yıl dünyada yaşamış bir insanın gidip de sadece bir gün kaldık demesi, algının farklı olduğunu gösterir. Yani dünyada geçirdiği vakti çok uzun bir vakit zannediyor. Fakat ahirete gittiğinde bunu sadece kısacık, bir günün bir vakti kadarlık bir vakit olduğunu düşünüyor, fakat yine vakti zamana tabi.

 

DİDEM ÜRER: O algı konusunda bile yine de kendi aralarında ihtilafa düşüyorlar. Bir tanışma vakti kadar diyen de oluyor ayetlerde anlatılan veya bir göz çarpması kadar diyen de olabiliyor. Düşünün bir gün de diyebilen oluyor. Yani orada bile yine zamanı hesap edememe gibi bir durum oluyor gerçekten.

 

AYLİN KOCAMAN: Evet, dolayısıyla zamanın mutlak varlığına inanıp ama zaman konusunda, zamanın algısı konusunda bir belki işte çelişme oluyor. Fakat burada herkes kiminle konuşursanız konuşun size zamansızlığı anlatamaz. Çünkü o zamansızlığı bilmiyorsunuz. Hiçbirimiz bilmiyoruz ve bunu Allah dilemedikçe de anlayamayız.

 

Ben bir ayet daha okuyacağım. Bakara Suresi 255. ayet. Allah'a övgüyle başlayan bir ayet. Çünkü Allah'ın yüceliğini insanların bilmesi gerekiyor. Kendileri gibi düşünmemeleri gerekiyor insanların. Diyor ki Rabbimiz: “Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.” Bakın çok önemli. “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O önlerindekini, arkalarındakini bilir.”

 

 Şimdi burası çok önemli, kardeşimizin dikkat vermesini istiyorum. Diyor ki ayette: ''Dilediği kadarının dışında” Allah'ın dilediği kadarının dışında “O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar.” Allah bizden ne kadar bilmemizi istiyorsa biz ancak o kadarını bilebiliriz. “O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. O'nun korunması O'na güç gelmez. O pek yücedir, pek büyüktür.'' (Bakara/255)

 

Şimdi demek ki Allah bize bir ilim verdi, bir anlayış verdi. Biz bu anlayışta zamanı biliyoruz. Ama Allah bize zamansızlık ilmini vermediği için bilmiyoruz. Dolayısıyla biz bir olayın bir başı var, bir de sonu var zannediyoruz. Bir olayın başı ve sonu yok. Bir olay bütün olarak yaratılıyor. Bizim an dediğimiz şey de bir zaman. Allah'ın katında o da yok. Yani an da bir zaman kavramıdır. Çünkü şunlara mesela biz zaman deriz. Halbuki böyle bir kavram da yok Allah'ın katında. Olaylar tek bir anda diyeceğim, başka türlü ifade etmenin imkanı yok bizim için. Tek bir anda başlamış ve sona ermiş. Yani Big Bang'le, Didem'in de örneğini verdiği gibi, kainatın yaratılışı başlamış ve sona ermiş bitmiş kainat. Ve herkes cennette ve cehennemdeki yerlerini almışlar. Bu imtihanın karşılığı olarak da bize Allah, ruh verdiği insanlara tanıtıyor bu dünyayı. Kendi güzelliğini tanıtıyor. Bunu anlamamızı sağlıyor. Allah bize o kıyası anlayalım, şükredelim. Allah'ı anlayalım, Allah'ın büyüklüğünü kavrayalım diye. Çünkü her şey Allah'ın yaratmasıdır. Onları anlayalım diye özel olarak yaratıyor belki. Ama şu çok önemli, her birimiz Allah'ın ruhunun bir parçasıyız. Ondan müstakil değiliz, her birimiz tecelliyiz. Dolayısıyla Allah yaratıyor, izliyor ama zamana tabi olmadığı için kaderde her şey o an olup bitiyor.

 

DİDEM ÜRER: Allah'ın tabii ki takdiri ve dilemesiyledir, imtihandan çıkması demektir. Yani böyle bir şey de hiçbir şekilde mümkün olamaz tabii ki. O yüzden insanlar düşündükleri zaman hep imtihana tabi olduklarını bilecekler. Demin burada Aylin’in okuduğu ayette olduğu gibi, Allah neyi dilemişse o kadar bilgiye sahip olduğumuzu biz bileceğiz. Aynı şekilde Hz. Adem (as)’ın kıssasında da Allah Hz. Adem'e cennetin bilgisini veriyor. Dünya diye bir hayatın bilgisini vermiyor. Hz. Adem (as) acizliklerin olduğu, eksikliklerin olduğu, imtihanın olduğu bir dünyadan habersiz olarak cennetin içerisinde yaşıyor. O nimetlerin içerisinde yaşıyor. Ölümü bilmiyor hiçbir şekilde. Ve sonsuzlukla kandırabiliyor şeytan orada. Yani çünkü bilmediği bir bilgiyi ona öğretiyormuş gibi yaklaşıyor. Halbuki Hz. Adem (as) ne zaman dünyaya geri geliyor? O zaman işte cennetin nasıl bir yer olduğunu, nasıl bir nimet olduğunu o zaman daha iyi kavrayabiliyor. Allah bunları bilmiyor mu baştan? Bana da kaderi anlattığım bir kişi bunu sormuştu. Tabii ki biliyor Allah. Mesela şeytan Allah'a orada insan yarattığını söylediğinde, meleklere ve şeytana ona secde etmelerini Allah söylediğinde şeytan isyan ediyor bildiğiniz gibi, kibrinden, büyüklüğünden, büyüklenmesinden daha doğrusu. Diyor ki: “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan, topraktan yarattın, ben böyle bir varlığa itaat etmem” diyor. Allah bunu insanı yaratırken ve ona itaat etmelerini söylerken bilmiyor muydu? Tabii ki biliyor. Ama Allah insanların ders alabilecekleri, öğüt alabilecekleri ibretler yaratıyor. O yüzden Kuran'da bize peygamberlerin hayatında öğütler olduğunu söylüyor Allah. Onların hayatlarındaki örnekleri görerek biz de kendi hayatımızı bu örnekleri alıp onların davrandığı gibi davranmaya çalışıyoruz. Veya aksi ibretleri gösteriyor Allah şeytanda olduğu gibi veya firavunda olduğu gibi. Onları görerek de hayatımızdan bu ahlak özelliklerini uzak tutmaya çalışıyoruz. Yoksa Allah zaten bunları bilmiyor mu diye bir soru sormanın hiçbir mantığı yok. Çünkü Allah katında böyle olayların gelişmesi diye bir şey söz konusu değil. Aylin'in burada çok kapsamlı olarak anlattığı gibi her şey zaten tek olarak yaratıp bitmiş durumda. Bütün dünyanın ömrü bakın, sonsuz Allah katında bitmiştir diyoruz. Bu ifade bile aslında olayın ne kadar mükemmel olduğunu bize gösteriyor. Sonsuz, insanlar için asla bitmeyecek olan, sonu olmayan demektir. Ama Allah katında sonsuz hayat yaratılmış ve bitmiştir. Çok açık olarak aslında ifade ediyor inşaAllah.

 

Bir izleyicimiz şöyle bir şey sormuş: “Şarkılara, şiirlere konu olan hep aynı konu var, ayrılık. Ayrılınca bu kadar acı çekilmesi sevmenin şiddetinden mi olur?” diye sormuş bir kardeşimiz.

 

Böyle bir şey sevmenin şiddetinden olmaz, yanlış bilmekten kaynaklanır. Bir kere ayrılmak için birlikte olunmaz. Sevgi dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesidir ve Allah sevgiyi insanların Allah'a olan coşkulu aşklarını ve sevgilerini yansıtabilecekleri tecellileri olan bir nimet olarak bize gösterir ve böyle yaratmıştır. Dolayısıyla biz bir insanı seviyorum dediğimiz zaman bu insanla sonsuza kadar beraber olmayı niyet ederek bir kere birlikte oluruz. Bu da yine Allah'ın yarattığını bilmemizden, karşımızdaki insanın Allah'a bağlı olan, Allah'a boyun eğmiş, aciz bir kul olduğunu bilerek biz bunu yaparız ve oradan Allah'a olan sevgimizin yansımasıyla sevgi yönelteceğiz. Dolayısıyla bir insanla eğer bir ayrılık söz konusuysa zaten bu zihniyetlerde bir kopma olmuş demektir. Çünkü bir Müslüman eğer sonsuza kadar birlikte olmaya niyet ettiği bir insanla birlikteyse, ayrılmak diye bir şey zaten söz konusu değildir. Ama diyelim ki iki insan anlaşamadı bazı sebeplerden dolayı ve ayrılmak durumunda kaldılar. Ayrılık acısı diye bir şey insanların kendilerini suni olarak oluşturdukları bir şeydir. Tabii ki insanlarda sevgi olsa zaten bir ayrılık söz konusu olmaz, gerçek sevgi olmuş olsa. Ama uzun süre birlikte olmaktan kaynaklanan, gerçek sevgiyi bilmemekten kaynaklanan ayrılık sonucu bir rahatsızlık oluşabilir. Çünkü bütün hayatını birlikte geçirdiği bir insan bir anda hayatından çıkıyor, bir boşluk hisseder. Bu boşluğu da bir ayrılık acısı olarak değerlendirir bazı kişiler. İşte o boşluk her zaman doldurulacak olan tek sevgi vardır, o da Allah sevgisidir. Boşluk diye bir şey zaten bir Müslüman için hiçbir şekilde söz konusu olmaz. Çünkü eğer Allah bir insanı kendisine uzaklaştırıyorsa bunda bir hayır görür Müslüman. O insana öyle bir ayrılık acısı çekip yataklara düşeceği bir durum söz konusu olmaz. Kader anlayışına aykırı bir şeydir zaten. Allah bir olayı yarattıysa ben bununla hayır görürüm der ve sevinçle karşılar. Demek ki bu insanla birlikte olmasında hayır Allah dilememiş, görmemiş ve o insanı ondan uzaklaştırıyor diye düşünür. Dolayısıyla yine sevinç içinde olur.

Ama bazı şarkılarda tabii ki şarkıların belki müziklerine, ritimlerine uygun olacak şekilde şarkı sözleri yazılabiliyor ve bundan dolayı da bazı insanlar hüzünlenebiliyorlar. Hüzün tabii ki olmaz Müslümanda. Ama şarkının melodisine uygun düşecek şekilde öyle bir şey yapılıyorsa sadece söylenerek geçilebilir. Ama içinde isyan olan tabii ki, Allah'a karşı ayrılıktan getirilen mesela isyana yönelik sözler varsa tabii ki o şarkıyı dinlemeyi ve söylemeyi biz tercih etmeyiz. daha ziyade mutluluk verici şarkılar dinlemekte her zaman fayda vardır. Hocamız’ın yayınlarda dinlettiği güzel fasıl şarkıları zaten çok hoş oluyor. Ama başka yine ağır müzikleri olan, güzel melodileri olan şarkılar da olabilir. Ama bu hiçbir zaman bir ayrılık acısı veya efkarlanıp mahvolmaya, yataklara düşmeye, hastalığa sebebiyet verecek bir şey asla olmaz tabii ki.

 

AYLİN KOCAMAN: Bu haftaki yayınımız burada sona eriyor. İyi akşamlar.

 

 

 

 


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Ahiret
Allah rızası
Allah sevgisi
Allah'a sığınmak
Allah'ı dost edinmek
Allah'ın Sıfatları
Allah'ın varlığı
Allah'ın yakınlığı
Allah'ın yaratması
Aylin Kocaman
Didem Ürer
Dünya Hayatı
Hz. İbrahim
Kabe
Kader
Kuran Ahlakı
Kuran-ı Kerim
Merak ettikleriniz
Nefis
Samimiyet
Tecelli
Vicdan
Şirk