MÜBAREK ŞEHİR İSTANBUL - ERDEM ERTÜZÜN, NURUOSMANİYE CAMİİ (27 AĞUSTOS 2011)
ERDEM ERTÜZÜN: Hayırlı akşamlar. A9 Televizyonu tarafından hazırlanıp sunulan Mübarek Şehir İstanbul programınıza hoş geldiniz.
Bu akşam canlı yayınımızı İstanbul Çemberlitaş'ta Nuru Osmaniye Camisi'nden gerçekleştiriyoruz. Yayınımızda hem bu güzel Osmanlı Camisi'nin tarihinden bahsedeceğiz inşaAllah. Hem de Hz. Mehdi (as) 'ın çıkış alametlerinden biri olan deccalın dünyanın son döneminde meydana getireceği fitneden bahsedeceğiz inşaAllah.
Nuri Osmaniye Camii İstanbul'da inşa edilmiş ilk barok özellikle camidir. Çemberlitaş semtinde Kapalıçarşı girişinde yer alır. 1748 Ve 1755 yıllarında inşa edilmiştir. Batılılaşma ilimlerinin mimaride ortaya çıkmaya başladığı bir devirde inşa edilen cami ve külliyesi Osmanlı mimarisinde bir dönem noktası sayılır.
Caminin yer aldığı alanda daha önce Osmanlı Şeyhül İslamlarından Hoca Saadettin Efendi'nin eşi Fatma Hatun'un Mescidi bulunmaktaydı. Fatma Hatun Mescidi yıkılmaya yüz tutunca 1. Mahmud'un emriyle burada cami inşaatı başlatıldı. Mustafa Ağa ve yardımcısı Simon Kalfa tarafından gerçekleştirilen inşaat, 1. Mahmud'un ölümünden sonra 3 yıllık saltanat süren kardeşi 3. Osman'ın zamanında Nuru Osmani-Osmanlı'nın Nuru adıyla tamamlanmıştır.
Adını Padişah 3. Osman'dan ve caminin içindeki ışıktan aldığı söylenmektedir. Cami medrese, kütüphane, imaret, sebil, türbe ve çeşme ile civarındaki dükkanlar ve hanlardan meydana gelen bir külliye şeklindedir. Kütüphanesi çok değerli el yazması kitaplarla kurulmuştur.
Cami, yüksek bir kaide üzerinde inşa edilmiştir. Planı kare olup, mihrabı dışarı çıkıntılıdır. Yüksek ve geniş çaplı kubbe yan duvarlarındaki büyük kemerlere oturur. Caminin iç avlusu yarım daire şeklinde olup 12 sütuna oturan kubbelerin örttüğü revakı şadırvansız olan bu avluyu çevreler.
Caminin içi 174 pencereden ışık almaktadır. Cümle kapısı üzerinde müezzin mahfili, yanlarda yan mahfiller, mihrabın sol tarafında ise dıştan büyük bir rampa ile çıkılan ve odaları da bulunan hünkâr mahfili yer almaktadır.
Cami'nin beş gözlü son cemaat yerinin iki yanında dışarı doğru çıkıntı yapan birer tane çok zarif minaresi vardır. Minareler ikişer şerefelidir. Cami'nin içi de son derece güzel ve gösterişli olarak tezyin edilmiştir. Mihrabı, minberi ve caminin içindeki silmeler barok üslupla ve son derece güzel yapılmıştır.
Caminin içinde süsleyen kısımlardan yazılar hariç diğer yerleri güzel görünüşlü renkli taşlarla süslenmiştir. Su kaynağının üzerinden yapıldığından dolayı tabanı kemerlerle desteklenmiştir.
Bir dış avlusu bir de iç avlusu vardır. İç avlunun ikisi yanlarda biri ortada olmak üzere üç kapısı bulunuyor. İç avlu biri ortada, dördü yanlarda olmak üzere 9 kubbeyle örtülmüştür. Eteği 32 pencereyle çevrili olan ana kubbe 26 metre çapındadır. Osmanlı camilerinde kullanılan en büyük kubbelerden biri olan bu kubbe duvarların üstüne oturan kemerler tarafından taşınır.
Kubbe kemerlerinin duvar üzerindeki bitiminden bir kuşak halinde Fetih Suresi yazılır. Kubbede ise En-Nur Suresinin 35. Ayeti yer alır. Şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah göklerin ve yerin nurudur.”
Caminin avlusunda bulunan türbeye ne caminin inşaatını başlatan Sultan 1. Mahmud ne de camiyi bitiren Sultan 3. Osman defnedilmiştir.
Şimdi sizlere bazı kimseler tarafından son dönemde sıklıkla dile getirilen büyük bir yanlıştan bahsederek devam etmek istiyoruz, inşaAllah.
Tüm dünyada Müslümanlar şehit edilirken, yüzbinlerce insan açlık sınırında yaşarken, hemen her gün şehit cenazeleri kalkarken, “deccal nerde ki?” deme gafletine düşmüş insanlar olduğunu görmekteyiz.
Peygamberimiz (sav)’in pek çok hadisinde kıyamet öncesi anarşinin, karmaşanın zulmün hakim olacağı bir deccaliyet dönemi yaşanacağı bahsedilir. Rivayetlerde ayrıca deccaliyet sisteminin dünya tayininin en büyük fitnesi olduğu bildirilir. Peygamber Efendimiz (sav) deccal fitnesinin tehlikesine: “Allah'ın Hz. Adem (as)’ı yaratmış olduğu günden bu yana deccalın fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır” sözleriyle dikkat çekmektedir. (Muhammed B. Resul El-Hüseyni el Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, Genişletilmiş 8. Baskı, s.225)
Deccalın çıkışı Peygamber Efendimiz (sav)’in rivayetlerinde önemli ahir zaman alametlerinden biri olarak açıklanır. Kitleleri Allah'ın dininden uzaklaştıracak, onları mutsuzluğa, huzursuzluğa, sevgisiz, güvensiz, zalim bir ortama sürükleyecek olan deccaliyet, dünyanın sonunun yaklaştığını işaret eden birçok alametten birisi olarak rivayet ediliyor. Ancak deccalın ortaya çıkması beraberinde büyük bir müjdeyi de getiriyor. O müjde, deccaliyete karşı büyük bir manevi güç olarak ortaya çıkacak, dünyayı decaliyetin şeytani ruhundan kurtaracak, insanları yeniden İslam dininin nuruna kavuşturacak olan Hz. Mehdi (as)'dır.
İslam alimlerinin eserlerinden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi (as), Hicri 1400'lerde zuhur edecek ve onun kutlu zuhuruna haber veren yüzlerce alamet ulaşacaktır. Bilindiği gibi bugün Hicri 1431 yılındayız ve söz konusu alametlerin 200'den fazlası tam olarak hadislerde tarif edildiği gibi gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu da çok kıymetli, önemli ve nurani bir dönemde olduğumuzun bir kez daha ispatıdır. Hem Deccal hem de Hz. Mehdi (as) görev başındadır ve hak ile batılın büyük ilmi mücadelesi başlamıştır. Dolayısıyla bu dönemde yaşayan insanlar bu ilmi mücadelenin hangi tarafında olacaklarına dair kesin bir karar vermek durumundadırlar. Hz. Mehdi (as) tarafında olmak, bu mübarek zatın yardımcılarından ve destekçilerinden olmak, deccala karşı yürütülen büyük fikri mücadeleye destek olmaya gerektirir ki bu son derece kolaydır.
Allah'ın varlığının delillerini anlatmak, Kuran ahlakını yaymak, İttihad-ı İslam için fikren gayret etmek, Hz. Mehdi (as)’ın geldiğini müjdelemek ve tüm yıkıcı ideolojilerin sözde bilimsel zeminini oluşturan Darwinizmi fikren yıkmakla Hz. Mehdi (as)'ın talebesi, öncüsü ve destekçisi olmak mümkündür.
Bununla birlikte Müslüman kardeşlerimiz unutmamalıdır ki deccaliyet sistemini görmezden gelmek, deccal ve Hz. Mehdi (as) döneminde olduğumuzu anlamazlıktan gelmek, gerçekleşen yüzlerce kıyamet alametinden yüz çevirmek ve zulme suskun kalmak, deccaliyet sistemini desteklemek anlamına gelir. Deccalın yaptıklarına karşı sessiz kalmak da ona destek olmak anlamına gelir ve insana çok büyük sorumluluk yükler. Bu nedenle Müslümanların böyle bir dönemde, “deccal nerede ki? Deccalden bahsetmeye ne gerek var? Mehdiyet’in bu kadar çok üstünde durmaya ne gerek var?” Gibi hadislere ve ayetlere uygulamayan bir mantığa sahip olmaları son derece tehlikeli olur. Her şeyden önemlisi ahirette hesabı verilemeyecek bir gaflet halidir. Çünkü deccaliyet şu anda dünya tarihinde görülmemiş büyüklükte bir fitneyi tüm toplumlara yaymıştır. Deccal insanları esir almış, ekonomik krizlerle onları kuşatmış, sokağa çıkamaz, dostuna güvenemez, huzurlu yaşayamaz, adeta rahat nefes alamaz hale getirmiştir. Deccaliyet insanların annesini, babasını, evladını, sevdiklerini öldürmekte, ailesini parçalamakta, fakir bırakmakta, onurunu, haysiyetini elinden almakta, onları sevgisiz, saygısız, yalnız ve mutsuz yaşamaya mahkum bırakmaktadır. Buna rağmen tüm bu belaların içinde yaşayan bir kısım insanlar, deccaliyet yokmuş, hiç böyle bir bela yaşanmıyormuş gibi davranmakta ve Mehdiyet’in duyulan acil ihtiyacını reddetmektedirler.
Tüm Müslüman kardeşlerimizin şu gerçeği görmesi gerekir; Deccalın faaliyetleri tüm dünyayı kan gölüne çevirmiştir ve çevirmeye de devam etmektedir.
“Deccal bu dönemde gelmeyecektir. Hz. Mehdi (as) 'ın gelmesini ise daha yüzyıllar var” diyen kişiler, dünyanın içinde bulunduğu bu durumu samimi bir bakışta değerlendirmelidir.
“Deccal nerede ki? Deccalı göremiyoruz” diyenler Felluce'deki, Afganistan'daki, Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki, Sudan ve Nepal'deki, Somali’deki duruma bir bakmalıdır.
“Deccal nerede?” sorusunun cevabını burada bulacaklardır. Deccal şu anda Amerika'da, Afganistan'da, Irak'ta, Nepal'de, Doğu Türkistan'da, Keşmir'de ve dünyanın dört bir yanındadır. Tüm gücüyle insanları yok etmeyi, kan dökmeye, parçalamaya devam etmektedir.
Müslüman kardeşlerimizin deccaliyeti fikrini ezmek için Allah'ın varlığının delillerini anlatmaları, Darwinizm'in bir sahtekarlıktan ibaret olduğunu ispat eden bilimsel delilleri yaymaları, Hz. Mehdi (as)'ı müjdelemeleri ve Türk-İslam Birliği'nin bir an önce tesis edilmesi için gayret etmeleri son derece önemli ve acildir.
Hiç kuşkusuz ahirzamanda yaşanacak altın çağı gün geldikçe yaklaşmaktadır. Yakın bir zamanda inşaAllah tüm insanlar sevginin, merhametin, şefkatin tam anlamıyla yaşandığı, bolluğun, zenginliğin, refahın, huzurun hakim olduğu, sanatın ve estetiğin en güzelinin görüleceği bir dünyaya kavuşacaktır. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar güven içinde gezebilecek, neşenin, canlılığın, dostluğun yaşandığı cıvıl cıvıl ortamlar her yere hakim olacaktır. Ve bu günler inşaAllah çok yakındır.
Evet, A9 Televizyonu tarafından hazırlayıp-sunduğumuz Mübarek Şehir İstanbul programımızın sonuna geldik. Tüm izleyenlerimize hayırlı akşamlar diliyoruz.