Oktar Babuna'nin Yaşamın ve Evrenin Kökeni 2.U.Konf'da Yaptığı Konuşma (21.05.2017-Ritz Carlton)
Oktar Babuna'nin Yaşamın ve Evrenin Kökeni 2.U.Konf'da Yaptığı Konuşma (21.05.2017-Ritz Carlton)
OKTAR BABUNA: Merhaba ve selamlar herkese. Ve Mr. Adnan Oktar'ın Selamını saygısını ve sevgisini getirdim.
Bugünkü konuşmacıları dinledikten sonra, hayatın kendi kendine olmuş olabileceğine inanamayız. Ben mesela bir insan olarak kesinlikle yaratılmışım. Eğer hayat rastlantısal olarak meydana geldi deniyorsa, bir hücre içinde binlerce protein olması gerekir ve bu proteinlerin diğer proteinler olmadan meydana gelmesi mümkün değil. Çünkü bir protein meydana gelmesi için başka proteinlere ihtiyacı vardır. DNA'nın meydana gelmesi için yine proteinlere ihtiyaç vardır. Aynı zamanda fosiller de bize, fosillere göre çok uzun zaman önce bunların meydana geldiğini gösteriyor ve bunlar arasında hiçbir şekilde bir değişiklik olmadığını görüyoruz.
Fosillerin bu durumu Charles Darwin ve diğer paleontologlar tarafından da kabul edilmiş bir şey. Tüm fosiller bir anda meydana gelmiş.
Şimdi benim bu sunumumda anlatacağım konu, hayatımızın önemli bir sırrını ortaya koyuyor. Bu konuyu dünyaya bakış açınızı değiştirecek nitelikte olduğu için dikkatle dinlemenizi rica ediyorum. Bu anlatacaklarım sadece farklı bir yaklaşım ya da felsefi bir düşünce değil. Bilimin kanıtlamış olduğu bir gerçek.
Dış dünyayı beş duyumuz aracılığıyla alıyoruz, bu görme, koklama, duyma. İnsan doğduğu andan itibaren içinde yaşadığı dünyanın mutlak bir maddesel gerçekliği olduğunda şartlanır. Bu beş duyu aracılığıyla. Eğer evrimsel, bilimsel bulgulara baktığımızda, tamamen farklı ve önemli bir gerçekliği bize gösterdiklerini görürüz.
Bu beş duydan görmeyi incelemek istiyorum. Bize görme kimyasını anlatıyor. Gördüğünüz gibi burada bir mum görüyoruz. Buradaki fotonlar gözlerimize gelir ve buradaki ışık, elektrik sinyallerine dönerek, elektrik sinyalleri halinde, yani foton elektrik sinyallerine dönüşerek beynimize gelir. Yani ışık hiçbir zaman beynin içine girmez. Beynin içi tamamen karanlıktır. Beynin içi sadece sinyaldir, elektrik sinyalidir. Beynin içi kapkaranlıktır.
Burada bir göz görüyoruz. Aynı zamanda gözünün yapısından da konuşacağım. Gözün 3 tabakası vardır. Kornea göz akı virüsüne. Göz akı, gözün şeklini oluşturan beyaz tabakadır. Sinir hücreleri gördüğünüz gibi farklı tabakaları var gözün. Ve bunlar farklı bileşiklerden oluşmaktadır. Ve bu bileşiklerin hepsi gözün işlevini görmesi için aynı anda meydana gelmiş olması gerekir.
Cambrian zamanında meydana gelen bir hayvanın gözünde. Altı bin farklı mercek bulunmaktadır. Pardon 32 bin mercek bulunmaktadır.
Şimdi burada bazı damarlar görüyorsunuz. Bunlara dikkatinizi vermenizi istiyorum. Burada da bir kaplı gibi bir şey var. Bu optik sinirdir. Burada karanlık nokta denen bir bölüm vardır. Yani görürken aslında büyük bir kusur olması gerekir. Buna rağmen biz mükemmel bir şekilde görürüz. Burada duralım. Burası optik sinir. Bunlar ışığa duyarlı olan hücreler. Bunların önünde iki tabaka farklı hücre bulunur ve bir milyonda akson vardır. Işığa duyarlı olan hücreler ve buradaki aksonlar, onların da önünde damarlar var. Aslında bunları gördüğümüzde gözün görmesi mümkün olmadığını görürüz. Teknik olarak ve bilimsel olarak göz göremez.
Daha ileriye gidelim. Dışarıda doğayı görüyoruz. Evreni, kuşları yani bir uzay hissi var bizde. Mesela burada ekranı görüyorsunuz. Siz şimdi konferans salonunun içinde misiniz? Hayır, konferans salonu sizin beyninizde. Ama biz, elektrik kopyaları yüzünden kendimizi bu konferans salonunun içinde düşünüyoruz, olduğumuzu zannediyoruz. Uzağa da baksak, yakına da baksak, biz beynimiz içindeyiz. Bu demektir ki maddenin gerçeğiyle hiçbir zaman muhatap olamayız, dış dünyayla hiçbir zaman muhatap olamayız. Yani maddenin aslında hiçbir zaman erişemeyiz. Her şey beynimizin içinde gerçekleşir.
Tüm bunların oluşması için dışarıda bir dünya alması gerekiyor mu? Simülatörler sayesinde bunun böyle olmadığını görüyoruz. Simülatörler bazı görme kusurlu hastalara konmuş. Bir süre sonra bu kişilerin görebildiği anlaşılmış. Kamera yaklaştığında kendilerini korumaya çalıştıkları anlaşılmış. İkincisi de şu; George Berkeley bir rahipti ve bir felsefeciydi, şöyle diyor:
“Objeleri görüp onlara dokunduğumuz için var olduklarını düşünürüz. Bu duyuları hissettiğimiz için onların varlığına inanırız. Ne var ki? Duyularımız zihnimizde var olan düşüncelerdir. Sonra da dünyanın ve maddenin dışarıda olduğunu düşünerek kendimizi aldatırız çünkü bunlar sadece zihnimizde yer alır.”
Berkeley'in zamanında bilim çok gelişmiş değildi. Ama dış dünyanın sadece zihnimizde gerçekleştiğini bu sözlerle anlıyoruz. Size bu simülatörlerden bahsetmiştim. Dışarıda herhangi bir madde olmadan bu maddeyi zihnimizde canlandırabiliyorlar.
Rüyalar çok önemli bir delil. Her zaman uykuya daldığımızda rüya görüyoruz. Daha önce hiç görmediğimiz insanları, kişileri, arabaları, daha önce hiç bulunmadığımız yerleri rüyamızda görüyoruz. Bunu hiçbir şekilde de sorgulamıyoruz. Çünkü orada çok farklı kurallar geçerli. Mesela uçabiliyoruz ama hiçbir zaman bunu sorgulamıyoruz. Çünkü orada farklı bir şuur, farklı bir hafıza söz konusu. Yatağımızda yatmamıza rağmen rüzgarı duyabiliyoruz, yağmurun yağdığını görebiliyoruz. Hiçbir duyumuz çalışmadığı halde, kapkaranlık ve sessiz bir yerde tüm bunları algılayabiliyoruz.
Diyelim ki rüyanızda biri size diyor ki rüyanızda, maddenin gerçeğini gördüğünü söylüyor ve size yine rüyanızda diyor ki: Maddenin gerçeğiyle muhatap olmadığını nereden görüyorsun? Gel bir boğaza gidelim. Arabaya biniyorsunuz. Ve neredeyse arkadaşına itiraz edecekken birdenbire saati çalıyor ve onu uyandırıyor. Tüm bunlar rüyanızda meydana gelebilir. Tam itiraz edecekken rüyanızdan uyanıp gerçek hayata dönebilirsiniz. Rüyada olduğumuzu sadece uyandığımızda anlayabiliriz. Aynı şekilde bu dünyadan sonra öldüğümüzde, bu dünyada aslında başka bir..
Hz. Peygamber (sav)'in söylediği bir sözü söyleyeceğim şimdi: “İnsanlar aslında uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.”
Bu demektir ki, bu dünyada gördüğümüz nesneler uyuduğumuzda gördüğümüz nesneler gibidir. Gördüğünüz gibi bu hayatın gerçeğine dair pek çok delil vardır.
Yine Kuran'da, “bizi uyuduğumuz yerden kim uyandırdı?” diye bir ayet vardır. Biz ancak öldüğümüz zaman bu dünyada bir rüyada olduğumuzu anlayabiliriz.
Burada soracağımız soru şu, peki eğer göz göremiyorsa o zaman gören kim? Duyan kim? Dokunan kim? Tad alan kim? Tabii bu üstün bir güç olması gerekiyor.
Gregory isimli bir bilim adalı şöyle söylüyor: “Gözlerin beyinde resimler oluşturduğuna dair bir yanılgı mevcut. Beyinde bir resim oluştuğu söylenirse bunu görmesi için içte bir göz daha olması gerekir. Fakat bu gözün resmini görebilmek için bir göze daha ihtiyaç olacaktır.”
Gregory, eğer göz göremiyorsa, iç bir gözün, gören bir iç gözün varlığının olması gerektiğine inanıyor ve bu yüzden bu soruyu soruyor.
Assisi'den beri ki filozoflar, makinenin içindeki hayalet, küçük insanın içindeki küçük insan üzerine düşünüp durmuşlardı. Ben, yani beyni kullanan varlık nerededir? Asıl bilmeyi gerçekleştiren kim? Aradığımız şey bakanın ne olduğudur. Bu maddesel dünya bir varlık tarafından algılanıyor. Ki bu madde değil, bir görüntü değil, bu ruhtur, bu metafizik bir varlıktır.
Başka bir Kuran ayetinde, bilimsel ve mantık olarak, Kuran ayetinde, Fatır Suresi’nin 41. Ayetindeki bu mantık açıklanmıştır. Sadece Allah sürekli yaşattığı için, sürekli tüm görüntüleri yarattığı için dışarıdaki dünya vardır. Allah yaratmayı durduğu an her şey kaybolacaktır. Allah yaratmazsa hiçbir şey var olmayacaktır. “Doğu ve Batı Allah'ındır. Nereye dönersen Allah'ın mülkü orasıdır.”
Daha önce de söylediğim gibi dışarıdaki mekan hissi sadece beyindedir. Bu konferans salonu, uzakta gördüğümüz bir manzara, yakında gördüğümüz her şey, buradaki kişiler, her şey aslında benim beynimde oluşuyor. Tek bir noktada. Yani bu bir his. Bir mekan hissi. Gördüğünüz gibi buradaki vücudum da bu dış dünyaya ait bir varlık. Ayaklarımı görüyorum. Her şey aslında beynimin içinde oluyor. Ve bunlar elektrik kopyalar. Elektrik sinir kopyaları.
Peki beyin ne? Beyin de bu dış dünyaya ait. Çünkü biz kafatasımızda bir şey olduğunu düşünüyoruz. Eğer beynimi elime alıp baksam, beyni görüyorum desem, beyni beynimde görüyor desem, peki o zaman nerede görüyorum? Anladığınız gibi, algılayan kim diye sorduğumuzda, bu ruh olduğunu anlıyoruz. Ve Allah mekandan münezzeh. Allah bizi yaratan. O bizi yaratıyor ama kendisi mekandan ve zamandan münezzeh. İçimizi, dışımızı, düşüncelerimizi, her şeyimizi Allah kuşatıyor. Nereye dönersek Allah orada. Allah her yerde. Zaman, mekan, hepsi bizde yaratılan duyular.
Bazen materyalistler şunu söyleyebiliyor, bildiğiniz gibi maddeciler, materyalistler bunu tamamen reddediyorlar. Bilimsel bulgulara bakıp, bunlar doğru diyorlar. Ve bir varlığımız, illüzyonun görüntüsü olan bir varlığımız, kesinlikle bir varlığımızı göremez. Biz varlığımız, illüzyonun görüntüsü olan bir varlığımız, Biz görüntü varlıklarız. Bu yüzden hiçbir zaman Allah'ı göremeyiz. Çünkü Allah mutlak varlık. Ve bu Kuran ayetinde şöyle belirtilir, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: ''Gözler onu idrak edemez, o ise bütün gözleri idrak eder.'' “İnsanı biz yarattık ve O'na ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.”
Daha önce de söylediğim gibi, hayatımızın başlangıcından itibaren madde ile muhatap olduğumuza, zamanla, mekanla yaşadığımıza şartlanmışızdır. Ama bu Kuran ayetinde gördüğünüz gibi tüm bunlar bize bir his olarak yaratılır. Bu gerçekte yaratılıyor mu? Hayır. Rüyalarımızda İstanbul'dan Ankara'ya, New York'a gidiyoruz, uçağa biniyoruz. Rüyamızda bir yere gidiyoruz ama bunun gerçek olmadığını ancak uyandığımızda görüyoruz.
Yine Kuran'dan, tüm yaptıklarımızın Allah tarafından yaratıldığını biliyoruz. Berlin'de yapılan bazı deneyler var. Birçok kişi üzerinde denemeler yapılmış. Fonksiyonel MR’a sokulan farklı hastalar olmuş. Bu kişilere ikişer tane düğme verilmiş. Diyelim ki elinizde iki tane farklı düğme var. Ve MR'ları izleyerek bu kişilerin verdikleri kararın zamanlamasını izlemişler. Karar vererek, iradelerini kullanarak butona basan bu hastalar 10 saniye önce, yani 10'a kadar sayacak olursak düşünün, 10 Saniye önceden MR görüntüsünde ne karar vereceklerini bilim adamları görmüş. Mesela sağdaki butona basacaksam 10 saniye önce bu MR görüntüsünde beynin ilgili yeri aktive edilmiş. Peki o zaman o karar veren kim? Bu eylemleri yaratan kim? Bunu yine Kuran'dan biliyoruz: “Sizi ve yaptıklarınızı yaratmakta olan Allah'tır.” Saffat Suresi 96. Ayet.
Biz sadece bir şey yaptığımız hissine kapılırız ama bilimsel açıdan 10 saniye önce Bunlar zaten karar verilmiş, yapılmış. Sizi bir MR'a soksam ve vereceğiniz kararı MR olarak MR'da izleyecek olsam tüm bunları görebilirim. Ayrıca konuşacak olsanız yine MR'da bunları anlayabilirim. 10 Saniye önce beyniniz harekete geçecek ve MR'da bu hareketleri yapacağınız bunları söyleyeceğiniz belli olacaktır. Açıkçası bir yaratıcı var. Üstün bir sanatla yaratan Allah, üstün bir güce sahip olan Allah her şeyi yaratandır.
Kuran'da verilen başka bir bilgi daha var. Tüm hayatımız Allah tarafından bilinmektedir. Bu yüzden biz imtihanla bu dünyada deneniyoruz.
Zaman da insan için bir algı, başka bir bilimsel deneyden bahsedeceğim. Princeton'da Einstein'ın çalıştığı laboratuvarda bir çalışma yapıldı ki bu çalışma Türk ve yabancı basında da ortaya çıkıp verildi.
Bu deneyde bir lazer gönderiliyor ortama. Ve bu 300 kere arttırılıyor, genişletiliyor. Giren ışık, bu deneyde görüldü ki tüm bu sebep-sonuç değiştirilmiş. Mantık olarak ve bilimsel olarak ışığın önce ortama girmesi, sonra çıkması gerekir. Ama sadece hız değiştirildiği için önce çıkıyor, sonra ortama giriyor. Bundan da görüyoruz ki zaman da mutlak değil, zaman sadece bir algı. Allah için zaman yoktur. Allah, sonsuz hayatı yaratandır. Sonsuz zamanı, sonsuz zaman, tek bir anda yaratır Allah. Tevrat'ta, Kuran'da, tüm kutsal kitaplarda bu gerçek anlatılmaktadır.
Darwinizm bir yalan, diğer önemli bir gerçek şu ki; bu algılamaları kim yaratıyor diye sorduğumuzda, her şeye Allah’ın yarattığı gerçeğine geliyoruz. Bir Kuran ayetinde Allah, “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız o zaman da tükenir korkusuyla (kimseye bir şey) vermezdiniz” diye belirtiyor. (İsra Suresi, 100)
Bir insan düşünün, her türlü şeye sahip. Tüm bunları kafasında sahip, sanki bir rüyada. Tüm bunlara karşı büyük bir sevgi beslemenin hiçbir anlamı yok. Bu hayatın bir amacı var ve bu amaç güzel bir meslek sahibi olmak, iyi bir aile sahibi olmak. Tabii ki bunları elde edebilirsiniz ama bu hayatın amacı, Allah'ı sevmek ve Allah'ın istediği şekilde yaşamak. Kutsal kitaplar bunu bize açıklamış.
Bu konunun anlatılması gerekiyor çünkü bu insanın hayatı olan bakış açısını değiştirecek nitelikte bir konu. Kaderi ve Allah'ın her şeyi yarattığını düşündüğümüzde çok mutmain bir hayat yaşarız. Yarın ne olacağını, ne olmayacağını, yaşlanıp öleceğiz mi? Bütün bu kuşkulardan arınmış olarak çok güzel bir hayat yaşarız.
Ama materyalistlerin birçok materyalist yanılgıları var. Eğer eliniz çizilirse, bunun nasıl olduğunu bilemezsiniz. Eliniz kesildiğinde gördüğünüz kan, duyduğunuz şeyler, acı, hepsi bunlar elektrik sinyali olarak beyninizde yaratılmaktadır. Ya da size bir araba çarptığında bu deneyiminizde elde ettiğiniz tüm şeyler yine beyninizde oluşmaktadır. Tüm bunlar sizin ruhunuza verilmektedir birer algı olarak.
Bazen materyalistler, biz Allah'a inanmıyoruz diyorlar. Eğer siz bir görüntüyseniz tabii ki mutlak varlığı göremezsiniz. Sonuçta hem mantıken hem de bilimsel olarak bu bir gerçektir. Gerçekten kaçınılamaz. “Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak. Kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” (Nur Suresi, 55)
Kuran'da ve tüm İslami literatürde Mehdi (as)’ın gelişiyle dünyadaki tüm şiddet, savaşlar sona erecek ve güzel günler gelecektir. Allah sonsuz hayatı tek bir anda yaratıyor demiştik. Bazen Allah gelecek günlerden geniş zamanda bahseder. Bazen de gelecek zamanı geçmiş zamanda anlatır. Bizim için gelecek olan Allah için gelecek değildir. İşte o günler gelecek. Hazreti İsa (as)’ın geleceğini göreceğiz. Hazreti Mehdi (as)’ın geleceğini göreceğiz. Ve altın çağ yaşanacak. Teşekkürler.
İZLEYİCİ SORUSU: Dünyadaki tüm politik mücadelelere ve terörizme nasıl son verebiliriz? Sizce materyalizm karşıtı bir eğitim kampanyasıyla bunu yapabilir miyiz? Özellikle Türkiye'de yaşadığımızı düşünürsek bu çok önemli. Çünkü çok fazla terörle karşı karşıyayız, terör grubuyla karşı karşıyayız. Sizce materyalizme karşı bir kampanya bu terörü bitirebilir mi?
OKTAR BABUNA: Darwinizm vahşetin kaynağıdır. İnsanların genç bilinçlere şunu eğer şu fikri verirseniz, sen hayvansın ve hayatta kalmak için savaşman lazım derseniz bunun tabii ki sonuçları olacak. Onlar bireyleri ezebileceklerini düşünecekler ve tabii ki bu da şiddete yol açacak. Komünizm, faşizm bunlar hepsinin bir sonucudur. Hitler ne demişti? “Nordik, Kuzey halklarını düşünmezseniz bütün dünya maymunlardan başka bir şey değildir.” E böyle düşünen bir adam tabii ki 6 milyon Museviyi katletti, Çinlileri katletti. Komünizm de bu şekilde. Komünizm örneğin Rusya'da, Kamboçya'da, Vietnam'da olan bir komünizm yüzünden 50 milyondan fazla kişi öldürüldü. Dolayısıyla bu yanlış ideolojiden kurtulmamız gerekiyor. Bu Darwinizm bilim değildir. Darwinizm batıl bir dindir. Ateizmi ayakta tutmak için onu savunuyorlar. Halbuki bu yanlış. Dolayısıyla Hristiyanlar, Müslümanlar, Museviler arasındaki inananlar bir araya gelmeliyiz, ittifak etmeliyiz. Çünkü İslami bilgin Bediüzzaman demişti ki: Hristiyanlar ve Müslümanlar ahir zamanda bir araya gelecek, deccalı fikri olarak yenecek. Deccal bugün dünyada mevcut. Hz. İsa (as)’ın dönüşünü bekliyoruz. İslami kaynaklara göre gelecek ve Hristiyanlarla yapılacak ittifak sonucunda Darwinizm ve materyalizm çökecek, bu ideoloji çökecek ve bunun sonucunda ve bu çok yakında olacak inşaAllah ve bunun sonucunda dünya değişecek bütün silahlar ortadan kaldırılacak bu silahlar insanların ihtiyaçları için kullanılacak, endüstri için kullanılacak. Şu anda silahlar için trilyonlarca dolar harcanıyor. Örneğin siz Amerika'dansınız. Amerika'nın Afganistan'a girdi, Irak'a girdi. Son bilgilere göre 7 trilyon dolar harcandı bu savaşlar için. Bu para Amerika'yı çok daha fazla zengin yapabilirdi. Tıbbi sorunları kalmazdı, açlık kalmazdı. Bu savaşlar sonucunda 4 milyon kişi hayatını kaybetti. Kim kazandı? Savaş endüstrisi kazandı. Dolayısıyla insanların kafasına bomba atmak yerine onların kafasını değiştirelim, yanlış fikirlerin yerine doğru fikirleri koyalım. Darwinizm, materyalizm ve radikalizme, aşırıcılığa yani yobazlığa karşı koyalım, örneğin IŞİD ve El Kaide bu yüzden bu sorunları yapıyor. Allah bunu kesinlikle yapacak, biz de buna vesile olmak istiyoruz, bunun için gayret ediyoruz.
