Yaşam ve Salık – 28. Bölüm – Prof. Dr. Osman Yeşildağ, İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından Yaşam ve Salık programımıza hoş geldiniz. Bugün stüdyomuzda Marmara Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Yeşildağ Hocamız bizlerle birlikte. Kendisiyle kalp hastalıkları ve tedavileri üzerinde sohbetimiz olacak. Hocam programımıza hoş geldiniz.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Hoş bulduk, bütün izleyenlere selam ve sevgilerimi iletiyorum.
EREL AKSOY: Teşekkür ederiz. Hocamız çok değerli bir Hocamız. Kendisi çeşitli üniversitelerde görev yaptıktan sonra şu anda Marmara üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalınsa öğretim üyesi olarak çalışmalarına devam etmekte. Daha önce 19 Mayıs Tıp Fakültesi’nde görevliydi. 2007 yılından beri Marmara Üniversitesi’nde görev yapmakta.
Hocam dilerseniz kardiyoloji üzerine konuşmaya başlayalım. Kalbimiz çok önemli bir organ. Kalp olmadan vücudun canlılığının devam etmesi mümkün değil.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Pompa gibi düşünmek lazım. Ben hastalarıma diyorum ki; bir arabanın motoru gibi düşünün, kaporta sağlam olsa bile motor bozuksa o arabadan hayır gelmez. Aynı onun gibi, pehlivan gibi, delikanlı gibi diyoruz ama kalbi bozuksa onun fazla bir yaşam beklentisi olmuyor.
EREL AKSOY: Anlık olarak düşündüğümüz zaman 3-5 saniyelik insan hayatının bitmesi demek.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ani ölüm demek. Halk arasında; akşam yattı sabah kalkamadı, dün akşam beraberdik derler, şaşırırlar. Derler ki; Allah herkese böyle ölüm nasip etsin. Hayırlı ölüm dedikleri bu olsa gerek. Ama tabii ki kimse arzu etmez, hayatta kalmak güzel.
EREL AKSOY: Dilerseniz kalp hastalıklarının çeşitli belirtilerinden bahsedebiliriz, onlarla başlayalım. İlk aklıma gelen ve en önemlisi herhalde göğüs ağrısı. Benim ilk başta önem vermek istediğim konu bu. Ne demek istersiniz?
OSMAN YEŞİLDAĞ: En önemli belirti göğüs ağrısı. Önce şunu vurgulamak istiyorum; ölümleri en önemli sebebi kalp hastalıklarıyla olan ölümler. Fakat kalp hastalığı deyince özellikle koroner arter hastalığı öne çıkıyor. Diğer kapak hastalıkları, doğumsal kalp hastalıkları, hipertansiyona bağlı ortaya çıkan kalp yetmezliği onlar da var. Fakat bizim esas üstünde durmak istediğimiz konu koroner arter hastalığı. Koroner deyince kalbi besleyen damar hastalığı anlamına geliyor. Bu damarlarda oluşacak tıkanma belli bir seviyenin üstüne çıkınca ağrıyla kendini gösteriyor. Bu kritik seviye aşağı yukarı yüzde 70 düzeyinde. Yüzde 70 düzeyine daralana kadar hiçbir belirti vermiyor. Bunu su borusunun içindeki kireç toplanmasına benzetebilirsiniz. Belli bir noktadan sonra hasta yürüyünce eforla, yokuş, merdiven çıkarken ağrı hissettiğini, belli bir mesafe gidip dinlenince geçtiğini ifade ediyor. Bu çok önemli bir belirti. Ama bu ağrını karakteri, yayıldığı yer ve özellikleri büyük önem taşıyor. O açıdan hastanın ifadesi hatta mimikleri bile önemli, teşhis koymak açısından.
PINAR AKKAŞ: Ağrı son aşama mı olmuş oluyor? Yüzde 70-80 daralma varsa.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Yüzde 50 de olsa hiç bir belirti vermiyor, hasta farkında olmuyor. Bu çok önemli bulgu. Yüzde 50 darlık olabilir fakat bu damarın içerisinde plak dediğimiz kabartı bir şekilde yırtılırsa o damar içerisinde pıhtı teşekkül edip hastanın enfarktüse uğramasına neden olabilir ve ani kalp durması ve ani ölümle sonuçlanabilir. Yani darlık yüzde 70’e gelsin ondan sonra tıkanma olur, öyle bir düşünce yok. Yüzde 30-40 bile tıkanmaya neden olabilir.
PINAR AKKAŞ: Peki hiç ağrı oluşmadan olabiliyor mu?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ağrısız enfarktüs olabilir. Eğer şeker hastasıysa diyabetik, onlarda ağrı konusunda sıkıntı olabilir, nöropati olabiliyor çünkü. Özellikle çok yaşlı insanlar, bilhassa 80 yaşın üstündeki kişilerde aşağı yukarı yüzde 50’sinde ağrısız enfarktüs olabilir. Bir de ameliyata giren özellikle kardiyak sorunları olan, kalp sorunları olan bir insan zaten anestezi altında olduğu için ameliyat esnasında enfarktüs geçirebilir. O yönden iyi irdelenmesi lazım, ameliyata girecek özellikle riskli grubun bu yönden araştırılması büyük önem arzediyor.
EREL AKSOY: Şimdi bu damar tıkanıkları herhalde her şeyin başı, ateroskleroz dediğimiz durum değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Damar sertliği denen olay. Bu o kadar genç yaşta başlıyor ki 20 yaşlarında. Kore’de ölmen Amerikan askerlerinin otopside bunun olduğu görülmüş. Biliyorsunuz Amerikan kültüründe hamburger kola esastır. Şişmanlık giderek artan bir sorun. O kadar genç yaşta görmüşler damarlarda tıkanma başladığını.
EREL AKSOY: Peki bu damar tıkanıklığını başlatan o plak dedik. Ateroskleroz plağının başlangıcına sebep olan şey nedir?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kolesterolün önemi var, bazı risk faktörlerinin önemi var. Bilhassa ölümcül dörtlü dediğimiz, mahşerin 4 atlısı diye irdeleyebilirsiniz. Bir tanesi hipertansiyon, tansiyonun normal seviyenin üstünde olması. İkincisi kolesterol yüksekliği, yağların belli bir düzeyin üstünde olması. Sigara içilmesi ve şeker hastalığı. Şeker hastalığı başlı başına büyük bir tehlike. Ülkemizde sigara ciddi bir sorun. Son çıkarılan sigara yasası bu konuda büyük ümit vaad ediyor ve çok değerli bir yasa benim açımdan.
PINAR AKKAŞ: Yüksek tansiyon da çok sık görülüyor ülkemizde.
OSMAN YEŞİLDAĞ: İnsanlar tansiyonun yüksek olduğundan habersiz yıllarca yaşayabiliyor. Bu da damar sertliğinin ilerlemesine büyük ölçüde katkıda bulunuyor. Bir de bunların hepsi bir aradaysa o zaman çok büyük tehlike söz konusu demektir..
EREL AKSOY: Peki damardaki bu tıkanıklık başlıyor, 20’li yaşlardan itibaren, belki çocukluk yaşlarından itibaren başlıyor. Bizim kriz dediğimiz durum da damarın tamamen tıkanması, değil mi Hocam?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii damarın tamamen tıkanması ama o tıkaç giderek büyüyerek tıkanmıyor. O damarın içindeki kolesterol muhtevası o plak çatlayınca kanla temas ediyor, kanın içindeki trombosit dediğimiz küçük kümecikler, arkasından fibrin pıhtı teşekkülüne neden oluyor, damarın akımını kesiyor. Kalp kasına yeterince kan gitmediği için büyük bir doku kitlesi hayatiyetini yitiriyor, olay bu.
EREL AKSOY: Peki oluşmuş olan plağın geri döndürülmesi nasıl oluyor?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Regülasyon, yani bunun için bazı ilaçlar kullanılıyor ama esas geri döndürülmesinden ziyade plağın stabil haline getirilmesi, çatlamasının, yırtılmasının önlenmesi esas. Bu konuda bizim statin grubu dediğimiz ilaçlar kullanıyoruz. Plağın içindeki kolesterol muhtevasının küçültülmesi, plağın başlık kısmın da kalın hale gelmesi ve yırtılmayı engellemek açısından inflamasyon göstergelerinin azaltılması bunu sağlamaya yardımcı oluyor.
PINAR AKKAŞ: Statin grubu ilaçlar arasında son dönemlerde bazı görüş ayrılıkları var. Ama tabii ki kolesterolün kontrol altına alınması çok önemli. Bu da tabii ki o ilaçlar vesilesiyle olması gerekiyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kolesterol belki o kadar önemli olmayabilir ama yanında hipertansiyonu var, diyabeti var bir de sigara içtiğini düşünürsek o hasta çok ciddi risk altında demektir.
EREL AKSOY: Peki ortaya göğü ağrısı çıkıyor, göğüs ağrısı çıktığı zaman hastalık aslında baya ilerlemiş bir safhada olmuş oluyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii alarme etmesi lazım, hastayı hekime getiren bir bulgu olması lazım. Fakat her göğüs ağrısı eşittir koroner damar hastalığı anlamına gelmiyor.
EREL AKSOY: Nedir ayrımını yapmamız gereken şeyler?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Lokalizasyonun nerede başladığı, bilhassa halk arasında iman tahtası denen bizim sternum tabir ettiğimiz bu kemiğin arkasında baskı tarzında sıkıştırıcı tarzda, belli bir yerde lokalize olmayan giderek yayılan, özellikle omza, sırta, boyuna özellikle sol kolun iç yüzüne yayılan, bazen mide bölgesine ve sağ tarafa safra kesesinin olduğu bölgeye yayılarak bizi yanıltabilir. Başka hastalıklarla çok kolaylıkla karıştırılabilir. Ağrının özellikle istirahatta gelmesi ve çok ufak eforla gelmesi ciddi risk olduğunu gösterir. Enfarktüsün yolda olduğunu düşündürür.
EREL AKSOY: Peki ağrı dışında düşünülmesi gereken kalp krizi dışı hastalıklar?
OSMAN YEŞLDAĞ: Ağrıya neden olan mide hastalıkları olabilir, safra kesesi hastalıkları, özofagus yemek borusuyla ilgili mesela mide muhtevası yemek borusuna kaçarsa reflü dediğimiz hastalık da pirozis yanma hissi, o yanmayla koroner hastalığında hissedilen yanmanın alakası yok.
PINAR AKKAŞ: Kas ağrısıyla karıştırılabilir mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kas ağrısıyla karıştırılabilir ama orada belli lokalizasyon daha fazla. Yayılma önemli yani belli bir dermatom sahası boyunca yayılıyor o ağrı. Özellikle sol kol ama şart değil, boyuna, omza, sırta da vurabilir. Onun için uyanık olmak lazım. Risk altında bir hastada varsa bu önemli. Ama 20 yaşında hiçbir riski olmayan bir hasta koroner hastası olma ihtimali tabii ki çok düşük. Yalnız konjenital doğuştan bazı damarsal anomaliler olabilir, onu da yabana atmamak lazım. Ya da hiperkoagülabilite dediğimiz pıhtılaşma bozuklukları olabilir. Damarın içinde pıhtı teşekkülü ihtimali genç olsa bile o kişilerde ihtimal yüksek olduğu için yine de bu yönden araştırılması icap ediyor.
PINAR AKKAŞ: Tansiyon hastaları, şeker hastaları bu açıdan çok riskli gruba giriyorlar, dikkat etmeleri gerekiyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Bizim açımızdan çok ciddi bir grup. Çünkü şeker hastalığı tek başına o kadar yaygın damar hastalığına neden oluyor ki artık günümüzde yapılan çalışmalarda stentten ziyade bunlara bypass öneriyoruz. Karşılıklı kafa kafaya yapılan çalışmalarda buna ilaçlı stent de dahil bypass daha üstün olduğu gösterilmiş. Yani ameliyattan kurtulamıyor bunlar büyük ölçüde.
EREL AKSOY: Şeker hastalığı çok önemli gerçekten, vücutta etkilemediği bir yer yok herhalde. En başta damarlar.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Böbrekler, sinir sistemi damar yapısı bilhassa risk altında şeker hastalığında. Gözler de dahil.
PINAR AKKAŞ: Tedavi yöntemleri olarak, biraz ondan bahsedersek.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tarihçesinden bahsedeyim bu işin. Ben 80’li yıllarda Hacettepe’de asistandım, o zamanlar elimiz kolumuz bağlıydı. Türkiye’de birkaç ilaç dışında bir şey yoktu. Hatta kardiyojenik bir hastaya çok fazla bir şey yapamıyorduk ve çoğu kez hasta kaybediliyordu. Ama 1977 yılında ilk defa İsviçre’de Andreas Gruentzig birisi balonla damarın açılabileceği konusunda bir vakıa neşretti. Yayınlandı vakıa. Kimse ciddiye almadı ama zamanla bu yöntemin çok geçerli olabileceği üzerinde çalışmalar yoğunlaştı. Hatta o kadar ki Andreas Gruentzig çok meşhur oldu. Amerika’ya davet edildi Emory Hospital’da çalıştı. O kadar zengin oldu ki kendisine uçak aldı. 1985 yılında kazandığı uçakla düşerek öldü. Onun açtığı yol da büyüdü. Kardiyolojide ilerleme giderek daha da gelişti. 1990’lardan sonra artık stent dediğimiz kalbin içine yerleştirilen tel kafesler damarın açılmasına katkıda bulundu. Ve 2002 yılında itibaren de ilaçlı stentler bu daralma riskinin daha az olduğu, daha çok yararlı olabileceği gösterilen stentler ortaya çıktı.
PINAR AKKAŞ: Bu stentlerin belli bir süresi var mı? Vücutta kalma süresi.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Bir defa takıldıktan sonra geri almak mümkün değil yani orada kalıyor. İlaçsız stentse 1 ay içerisinde endotel dediğimiz hücrelerle kapatılıyor, battaniye gibi örtülüyor. O 1 ay içerisinde hastalığın pıhtı teşekkül etmemesi için damarın içersinde sürekli kanı sulandıran bizim antiagregan tabir ettiğimiz antikoagülan etkili maddesi olan ilaçları alması lazım. Ve bunları kesmemesi gerekiyor. İlaçlı stent ise 1 sene kesintisiz bu iki ilacı alması gerekiyor. Birkaç gün bile ara verse ani ölüm damar içersinde pıhtı teşekkülü hasta yatağında ölü bulunabilir, gece kaybedilebilir, böyle durumlar olabilir. Bunu çok iyi vurgulamak lazım. Biliyorsunuz özellikle bu ilaçlar pahalı olduğu için devlet bunları raporla veriyor, suiistimal de edilmemesi için. O konuda hasta eriniyor bazen rapor çıkartmaya hastaneye gitmeye, bunun hayati önemde olduğu mutlaka vurgulanması lazım. İş stent takılmakla bitmiyor yani.
EREL AKSOY: Hastalara tedavi yapılmıyor olmasının onların hastalığının sonu olmadığının herhalde vurgulanması gerekiyor. Stent takılmış olması veya ameliyat olmuş olması her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Stent takıldı her şey bitti, ben delikanlı gibi oldum, sıfırladım rektefiye oldum diye düşünmemek lazım.
PINAR AKKAŞ: Yemeye içmeye çok dikkat etmek gerekiyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Bizim kültürümüzde biliyorsunuz ‘can boğazdan gelir’ derler. Ama dişiyle mezarını kazabileceğini de söylememiz lazım hastalara.
EREL AKSOY: Diğer belirtilerinden bahsedelim Hocam. Nefes darlığına geçelim.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Nefes darlığı da önemli. Çünkü nefes darlığı niye oluyor? Eğer sol ventrikül dediğimiz kalp kasına yeterince kan gitmezse yani motora yeterince benzin gitmezse motor teklemeye başlıyor, yeterince kasılma gücü olmuyor. Kasılamadığı için içinde kan birikince kalp içindeki basınç artarak akciğerlere yansıyor, akciğerlerde biriken kan alveol dediğimiz keseciklerin içine sıvının sızmasına neden oluyor. Ve esneyebilme kabiliyeti azalıyor akciğerlerin, akciğer alveollerine sıvı doluyor, hasta özellikle nefes darlığından bahsederek bize gelebilir. İllaki göğüste ağrıyla gelmeyebilir. Bu da dikkate alınması gereken bir belirti olabilir.
EREL AKSOY: Ödem dediğimiz safha bu mu olmuş oluyor?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ödemden kasıt akciğerde sıvı birikmesi demek lazım. Bu sol kalp yetmezliği anlamına geliyor. Ayaklarda, karında şişlik varda sağ kalp yetmezliği oluyor.
EREL AKSOY: Hastanın daha çok farkına vardığı herhalde sağ kalp yetmezliği oluyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Evet, sağ kalp yetmezliği ortaya çıktıysa artık iş işten biraz geçmeye başlamış demektir. Çünkü sol kalp yetmezliği tedavi edilmezse tabloya sağ kalp yetmezliği eklenir. Onun tedavisi daha güç. Belki biraz ondan bahsetmek gerekebilir.
EREL AKSOY: Başka bizim hatırlayamadığımız aklınıza gelen belirtileri neler olabilir?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Çarpıntı olabilir. Eskiden bu tür hastaların büyük ölçüde ölüm sebebi kalp durmasıydı. Kalp durmasından kasıt ventriküler fibrilasyon dediğimiz yaprak gibi titreşmesi ya da çok hızlı bir şekilde düzensiz atması ve yeterince beyne kan gitmediği için hastanın yere düşmesine, bayılmasına veya titreşmesi bir nevi kalp durmasıyla eşdeğer olduğu için hastanın kaybedilmesiyle sonuçlanıyordu. Bunu önlemek için koroner bakım üniteleri denen küçük 8-10 yatak en fazla 12 yatak merkezi bakım sağlayan monitörlü hastane üniteleri devreye girdi. Buralarda sürekli bakım altında olduğu için hastaların ritim problemleri anında tedavi edilme şansı buldu. Ölümler büyük ölçüde azaldı. Koroner bakım üniteleri enfarktüs nedeniyle ölümleri büyük ölçüde azalttı. Sonra trombolitik tedavi dediğimiz damar içindeki pıhtıyı eriten ilaçların ortaya çıkması, balon ve stent tedavi uygulamalarının devreye girmesi, koroner bypassın yaygınlaşması koroner hastalığına bağlı ölümler büyük ölçüde azalttı. Ama yine de buna rağmen en büyük ölüm sebebi olmaya devam ediyor, bunu unutmamak lazım.
PINAR AKKAŞ: Kalp hastalıklarında genetik faktörler önemli, değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Gayet tabii. Ailede bir kalp hastalığı hikayesi varsa çok daha dikkatli olmak lazım. Annesinde, babasında veya yakın akrabalarında kalp nedeniyle erken yaşta ölüm varsa muhakkak sebebini araştırması gerekir.
PINAR AKKAŞ: Peki hangi hastalıklar kalp hastalığı riskini artırır? Yani şeker dediniz, tansiyon dediniz, akciğer hastalıkları olabilir, bunun dışında başka hangi rahatsızlıklar birebir etkili olur?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Hipotiroidi dediğimiz tiroit anormallikleri, mesela tiroit yeterince çalışmazsa, kozmetik nedenlerle gereksiz yapılan cerrahileri var, kazıyorlar tabiri caizse, tiroit hormonları azalıyor. Bunlarda hem yağlar kanda artmaya başlıyor ve ateroskleroz dediğimiz damar sertliği hızlanıyor ve neticede istemediğimiz sonuçlar ortaya çıkıyor.
EREL AKSOY: Tam tersi hızlı çalışması da problem oluyor herhalde?
OSMAN YEŞİLDAĞ: İleri derecede kilolu, kolesterolü yüksek, şekeri yüksek, tansiyonu yüksek insanlar giderek çevremizde artıyor. Beslenme fast food sisteminin yaygınlaşması istemediğimiz şekilde koroner hastalığına en büyük ölüm sebebi yapmaya devam ediyor.
EREL AKSOY: Peki şişman hastalara tabii ki zayıflamasını öneriyoruz. Nasıl bir metot izlemesi lazım? Bir kalp hastası adayı veya kalp krizi geçirmiş bir şişman hastadan bahsedersek bunlara nasıl bir yöntem öneriyorsunuz zayıflamaları için?
OSMAN YEŞİLDAĞ: öncelikle tabii anjinası varsa koroner hastalığını tedavi etmeden sen spor yap demek ölüme davetiye çıkarmak olur. Bu ileri yaşlarda spora başlayacak insanlar içinde çok önemli. Bantta yürümesi, ağır spor yapması, bisiklete binmesi koroner hastalığı olmadığını ortaya koyduktan sonra bunları önermek lazım. Öte yandan koroner hastalığını tedavi ettikten sonra spor tabii ki önereceğiz. Burada da amaç eskiden koşu öneriliyordu ama şimdi bizim hızlı yürüme facewalking dediğimiz belli bir temponun üzerinde belli bir süre hastanın yürümesini istiyoruz.
EREL AKSOY: Belli bir hızı var mıdır Hocam önerebileceğiniz?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Normalde maksimal hız 220 rakamından hastanın yaşını çıkararak bulunuyor 220 eksi diyelim 40 yaşında olsanız 180. Bunun yüzde 70’i kadar artıracak ölçüde hızlı yürümeniz, yüzde 60-70 civarında. Onu ölçen cihazlar var yürürken kendiniz onu görebilirsiniz, hangi hızla yürüdüğünüzü ayarlamanız gerekiyor. Ve belli bir hızda aynı tempoyu muhafaza ederek en az 45 dakika, 1 saat, haftada 3-4 defa bunu yapmamız lazım. Sallana sallana yürümek spor olmuyor.
EREL AKSOY: Bu yapmış olduğumuz sporun faydası yeni damarların sisteminin artması yönünde bir artı mı oluyor?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kolesterol yönünden ve rehabilitasyon yönünden faydaları var. Büyük ölçüde riski azaltıyor, şekeri azaltıyor, tansiyonun belli bir düzeyde kalmasını sağlıyor, risk faktörlerini büyük ölçüde sıfırlıyor. O durumda tabii ki spor önemli bir şey. Hem diyet, hem spor, hem ilaçları zamanında almak, uyanık kalmak, risk faktörlerini mümkün olduğu kadar azaltmak çok önemli.
EREL AKSOY: Peki enfarktüs geçirmiş bir hasta için spor öneriniz nedir Hocam?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Enfarktüs 1,5, 2 ay bir rehabilitasyon olmadan, bizim hastanede 8 üniteden ibaret bisiklet ergometre var, onun başında fizik tedavi uzmanları var bu konuda yetişmiş. Ve bir takım parametrelere bakarak belli düzeyde egzersiz veriyoruz. Körü körüne hastayı zorlayarak egzersiz vermek doğru değil. O tür ünitelerin bulunduğu yerlere hastayı göndermek, parametreleri dikkatle izleyerek zaman içersinde egzersiz programını artırmak amaçlanması lazım. Bizim hastanede 8 üniteden ibaret böyle bir merkez var. Hatta zorlanıyor hasta bulmakta oradaki arkadaşımız fizik tedavi uzmanı. Bunu iletmek lazım hastalara tabii. Tercih etmeleri gerekiyor, o yönden büyük bir imkan.
PINAR AKKAŞ: Diyet açısından nasıl beslenme olmalı?
OSMANYEŞİLDAĞ: Diyet, doymuş yağlardan uzak sıvı yağlardan ibaret özellikle zeytinyağı Akdeniz tipi diyet öneriyoruz. Tereyağ, donyağ, kuyrukyağı gibi özellikle kırsal kesimde çok kullanılan yağlardan uzak durmak lazım. Bizim ülkemiz zeytinyağ açısından zengin bir ülke, özellikle tavsiye ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Tuzlu beslenmek, tuzu azaltmak daha doğrusu?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tansiyonu yüksek olan bir hastaya tabii ki mümkün mertebe azaltmak lazım. Biz buna Non-Pharmacologi yani ilaç dışı tedavi diyoruz. Hem hastanın spor yapması hem tuzsuz yemesi belki de ilacı terk etmesiyle sonuçlanabilir, ilaca ihtiyacı kalmayabilir.
EREL AKSOY: Basında çok duyuyoruz, zayıflama sonrasında ani ölümler. Bunlar gerçekten kalple ilgili sorunlardan mı çıkar yoksa elektronik dengesizliklerine bağlı sorunlardan mı oluyor?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Bizimle direk ilgisi yok öyle düşünmek lazım. Ama aritmiği doğuracak bir takım ilaç tedavileri olabilir. Eskiden anorektik ilaçlar vardı, bir zamanlar peynir ekmek gibi kullanılırdı fenfluramin diye iştahı kesen bir ilaç vardı. Daha sonra hipertansiyon yaptığı ortaya kondu ve toplatıldı ilaç. Bu ilaç toplanıncaya kadar yıllarca Türkiye’de peynir ekmek gibi kullanılıyordu. O nedenle bu tür ilaçlara bel bağlamamak lazım. Daha güvenilir zararsız yöntemleri seçmekte yarar var.
EREL AKSOY: Bir de basına yine çok yansıyan sporcu ölümleri var efor sonrası. Bunlar koronerden ziyade daha başka sebepleri var sanırım.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Onlarda büyük ölçüde sebep ya aritmetiğe bağlı ölümler ya da Hipertrofik Kardiyomiyopati dediğimiz doğuştan yapısal kalp hastalıkları olabilir, onun farkında olmayabilir. Spor onu tetikleyebilir, o nedenle uzun mesafe koşanlarda ya da halı saha maçı yapanlarda ve bu tür sporcularda bunu görebiliyoruz. Yapılan otopsilerde bunun altında kalp kasının anormal kalınlaştığı görülmüş ve efor esnasında sanki kum saati gibi kalp ortasından ikiye bölünmüş gibi senkop dediğimiz baş dönmesi, göz kararmasıyla sonuçlanan ve ciddi aritmelerle ritim bozukluklarıyla ölümle neticelenen tablolar ortaya çıkar.
PINAR AKKAŞ: Kalbin yasıyla ilgili soracağım; kalp kası güçlü bir kas ve çizgili kaslardan oluşuyor. Bildiğimiz kadarıyla kolumuzda bacağımızdaki kaslar da çizgili kaslar, onun farkı ve ayrı olan özelliği nedir acaba?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Siz kası alın serum fizyolojik içine koyun o kasılmaya devam eder. Kalp öyle bir organ ki otomastiğe sahip, çok önemli bir özellik. Elektriksel aktivitesi var o aktivite nedeniyle belli bir hızla çalışmaya devam ediyor onun normal hızı istirahatta 60 ile 100 arasıdır. Çoğu insan benim çarpıntım var diye geliyor, bakıyorsunuz 70-80 nabzı var. Onlara bu hızın istirahatta normal olduğunu söylemek lazım.
EREL AKSOY: Bir de kalbin özel bir durumu kendi beslenmesini kendi içinden yapmayan bir organ. Biraz ondan bahsedebilir miyiz? Aslında bütün temel konumuz o ama damar sistemi.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Koroner sistemiyle besleniyor. Koroner sistemi nereden kaynaklanıyor? Aort dediğimiz büyük organ, hemen kapağın üstünden çıkan damarlar var, bütün o koroner damarlar kalp kasının içine dağılıyor, esas mekanizma bu. O nedenle onun görüntülenmesi bizim açımızdan büyük önem taşıyor.
EREL AKSOY: Enfarktüse sebep olan neden de bir dokunun tek bir damarla beslenmesi sanırım değil mi Hocam? Normalde kolumuza 2 veya 3 tane damar giderken kalpte bir bölgenin beslenmesinde nasıl bir sistem var?
OSMAN YEŞİLDAĞ: İki tane koroner sağ ve sol koroner var. Sol koronerin 2 dalı var. Daha çok sol koronerin ani tıkanması ölümle neticeleniyor. Hele sol ana koronerin kesinlikle hayatla telif değil. Özellikle sol inen dalın başlangıç kısmından tıkanması kardoyojenik şoka, ciddi aritmilere ve ani ölümlere neden olabiliyor. Ve bunun ortaya konulması lazım, bir şekilde önceden ortaya konulması lazım. Tabii hastanın ifadesi önemli ama bazı tetkiklerin de büyük önemi var. Belki onların üzerinde de durmak yararlı olacaktır. Bunlar nasıl ortaya konuyor, nasıl anlaşılıyor.
EREL AKSOY: Dilerseniz ona girelim. bir hasta size geldiği zaman nasıl bir değerlendirmeye tabi tutuyoruz?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii ki bizim meslekte şeytanın avukatı olacaksınız. Yani iyimser olursanız faturayı çok ağır ödeyebilirsiniz hem siz hem hasta öder. O nedenle en kötü ihtimal neyse onu düşünmek lazım. Yani kuru fasulye yiyen biri enfarktüs geçiriyorsa bu kuru fasulyedendir gaz yaptı derse, bir süre de beklemeye devam ederse geçer diye çok ağır ödeyebilir faturayı. Doku kitlesi çok büyük bir harabiyete uğrar ve artık yatağa bağlı bir hasta haline gelebilir. O nedenle en kötü ihtimal neyse aman bu kalp ağrısı olmasın diye düşünüp o nedenle gerekli tedbiri alıp bir an önce özellikle acil servise gelmesi lazım. Bu önemli bir nokta.
EREL AKSOY: İlk yaptığınız tetkik herhalde kalbin grafisini çekmek.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii, yüzyıllardır neredeyse bilinen basit bir EKG her yerde var. Çoğu sağlık ocağında da var. Biz öğrencilerimize EKG okumayı büyük ölçüde enfarktüs tanısını elimizden geldiğince öğretmeye çalışıyoruz. Ne derece başarılı oluyoruz bilemiyoruz, inşaAllah yeterince oluyoruzdur. Onun dışında normal EKG’de hiçbir şey çıkmayabilir fakat yine hasta ciddi koroner hastası olabilir. Bunun için provokasyon testleri yani hastayı yorarak bu bantta yürüme şeklinde oluyor, kayan döşeme testi diyoruz ya da bisiklet çevirme olabilir. Eskiden merdiven çıkma vardı çok iptidai yöntemler vardı, şimdi daha çok herkesin yapabileceği kayan döşeme testi dediğimiz testi uyguluyoruz. Burada amaç şu; hastanın kalp hızını artırmak, kalbin işini artırmak ve daha önce istirahat halinde yeterli olan kan akımının efor esnasında yetersiz hale geldiğini düşünerek EKG’nin bozulup bozulmayacağına, hastada belirtilerin çıkıp çıkmayacağına ve tansiyonun düşüp düşmeyeceğine bakmak. Eğer bunlar rotaya çıkarsa tanıyı koymuş oluyoruz bir yerde. O zaman da görüntüleme yöntemleri gerekiyor. Böyle bir hastalık var ama acaba hangi damarda var? Neresinde var? Çünkü onu bize söylemiyor efor testi.
EREL AKSOY: Burada kalbi zorlamak diyelim strese sokmak için kullanılan yöntemler nelerdir?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Bir, efor testi ama diyelim ki hasta efor yapamıyor, yürüyemiyor dizinde protez var, kalçasında protez var. Bu durumda kalbi hızlandıracak bir takım ilaçlar var bunlardan biri dipiridamol gibi ilaçlar, bunları vererek kalbi hızlandırıp neticedeki duruma ya ekoyla kardiyografik olarak kasılmaya bakarak ya da EKG’ye bakarak ya da sintigrafik yöntemlerle nükleer tıp yöntemleriyle hangi bölgeye kan gittiğini gitmediğini, o bölgedeki kasılmanın nasıl olduğunu görerek karar verebilirsiniz. Ondan sonra da gold standart en iyi yöntem koroner anjiyografi.
PINAR AKKAŞ: Özellikle son zamanlarda hemen hemen pek çok kalp doktorunun sıklıkla uyguladığı bir yöntem.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Anjiyografi, 1991’de ben Samsun’a geldiğimde ilk kez uygulanıyordu. Karadeniz’de ilk kez herhalde uygulayanlardan biriyiz. 92’de ilk defa balon anjiyoplasti diye, neredeyse 22 sene olmuş. Artık ufacık yerleşim birimlerinde bile her yerde anjiyografi yapılabiliyor. Çok daha gelişmiş makineler de var.
EREL AKSOY: Aynı anda tanı ve tedavi oluyor olması avantajı.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Aynı anda stent koyma imkanı var, tanıyı koyduktan sonra akabinde damar açma yöntemleri uygulamak çok mümkün.
PINAR AKKAŞ: Bu yöntemin herhangi bir yan etkisi var mı?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Şimdi koroner anjiyografi gereksiz yapılmaması lazım. Bizim meslekte bir kaide var ‘önce zarar vermeyiniz’ diye o kaide her zaman geçerli. Lüzumsuz bir iş yaparsanız neticede faturasını ödersiniz. Binde bir de olsa ölüm riski var. Binde bir o hastaya isabet ederse yüzde 100 olur. Onun için gereksiz anjiyo yapılmasını katiyen istemiyoruz.
EREL AKSOY: Son zamanda teknolojinin gelişmesiyle MR ve tomografiyle anjiyografi yapılıyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kansız anjiyo yöntemlerinden bahsetmek lazım. Kansız tomografik anjiyo 256 kesitli makineyle değişik seviyelerde film çekilerek dışarıdan kontrast madde boyalı madde vererek koroner arterlerin görünmesini sağlayan bir yöntem. Yüzde 80-90 bize istediğimiz bilgiyi veriyor fakat yüzde 100 değil. Yine gold standart koroner anjiyo olduğunu unutmamak lazım.
EREL AKSOY: Peki hastada MR veya anjiyografiyle damarlarda bir tespit yaptıktan sonra illaki yine anjiyo ihtiyacı duyuyor musunuz?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii. Bu durumda orada anjiyo yok. Tespit yaptıktan sonra stent koymak için tomografi odasındaki aleti kullanamıyoruz. Mecburen koroner anjiyografi yapıp o esnada hem teyit etmek açısından gerçekten doğru mu. Bazen bizi yanıltabiliyor. Tomografik anjiyoda görüntüde ciddi darlık olup onda çıkmayabilir veya tersi olabilir. Büyük ölçüde doğru ama bazen de olmayabiliyor. Biraz da tabii tecrübe işi.
PINAR AKKAŞ: O zaman en güvenilir yöntem yine anjiyo olmuş oluyor. Yani anjiyodan teyit alarak stent ya da ameliyata karar verilmiş oluyor.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Gayet tabii stent koyarken koroner anjiyografi odasında kateter odasını kullanmak şart.
EREL AKSOY: Peki ameliyatla stent birbirinin alternatifi midir Hocam neye göre karar veriyorsunuz?
OSMAN YEŞİLDAĞ: O konuda birebir çalışmalar var. Çalışmalarımızı özetleyeyim ben size. Onlar şudur; eğer diyabetik hasta grubunu bir tarafa bırakırsak kafa kafaya yapılan çalışmalarda ikisinin birbirine üstünlüğü yok. Ama şöyle düşünün; ameliyatta göğsünüz açılıyor, karnı yarık gibi yarılıyorsunuz, acılar çekiyorsunuz. Halbuki stentte kasığınızdan ya da son zamanlarda daha çok tercih etiğimiz bilekten çok rahatlıkla stent koyarak o damarı açabiliyoruz. İkisinin de bir farkı yok. O zaman hastaya soruyoruz, bıçağı mı tercih edersin yoksa ertesi gün evine gideceğin balonu ya da stenti mi tercih edersin? Karar onların.
PINAR AKKAŞ: Ama hastanın inisiyatifine kalmayacak durumlar da vardır zaten mutlaka.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ana koroner darlığı oluyor, ciddi bir furkasyon darlığı oluyor, teknik olarak mümkün olmuyor stent koymak. Tabii ki bizim cerrahlara her zaman ihtiyacımız var. Onlar başımızın tacı. Arkamızda onların desteği olmadan, bekapı olmadan anjiyografi bile yapmak doğru değil. Tek başına o macera olur, Donkişotluğa gerek yok. Mutlaka bir cerrahın desteğiyle bir komplikasyon olduğu zaman arkamızda olduğunu bilerek bu işe girmek lazım ki öyle yapıyoruz biz de. Doğru iyi hekim bunu yapar.
PINAR AKKAŞ: Mesela 80 üstü yaştaki kişide herhalde ameliyat bypass çok zor olabilir.
OSMAN YEŞİLDAĞ: 80 üstünde de tabii ameliyat mümkün ama bizim kültürümüzde biliyorsunuz ‘yaşı 70 işi bitmiş, bundan ne köy olur ne kasaba’ dediğimiz insanların böyle düşündüğü ama doğru olmadığını düşündüğüm hastalar oluyor. İnsanların bakış açısı böyle. Bu durumda ikna etmek çok zor oluyor. O hastaları ikna etmek bırakın ameliyat anjiyoya ikna etmek bile zor oluyor.
EREL AKSOY: O eskiden kalma bir kültür herhalde. Yaş ortalamalarının 40-50’lerde kaldığı.
OSMAN YEŞİLDAĞ: 90 yaşında bile stent konan, ameliyat yapılan hastalar var. Ama böyle durumlarda tabii ki ameliyat riski arttığı takdirde stent daha iyi bir çözüm oluyor.
PINAR AKKAŞ: Şeker hastalarını biraz önce onları ayrı bir yere koyalım dediniz. Şeker hastalarında kalp krizini ya da ciddi bir damar tıkanıklığını hissetmiyor olabilir dediniz. O tarz bir durumda peki bu hastalar nasıl bir tedbir alması gerekiyor?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ağrısız enfarktüs geçirebilir haberi olmaz, farkında olmaz. O durumda şeker hastalarını potansiyel bir koroner hastası gibi düşünmek lazım ki doğru yaklaşım da bu. Yani bu aksi ispat edilene kadar eşittir koroner kalp hastası, ana koroner damarlarında bir şey olabilir diye düşünerek üstüne gitmek lazım bu tür hastaların.
EREL AKSOY: Efor testi yeterli midir bu tür hastaları tespit etmek için?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Efor da yapamayabilir. Ama diğer nükleer tıp testleri var sintigrafi dediğimiz testler var, onları kullanmak mümkün.
EREL AKSOY: Peki yine cerrahiyle ilgili, ameliyat oldu hasta, damarların tekrar tıkanma riski var, herhalde bu cerrahi için de geçerli.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii, o her şey bitti anlamına gelmiyor bir sürü politikacıyı görüyor, Turgut Özal’ın yaşadıklarını görüyor, benim bildiğim Alparslan Türkeş, Zeki Müren’in durumunu hatırlayın bir çok insan bu hastalıkla bir şekilde karşılaşıyorlar. Biz ölüme çare bulsak herhalde buna da çare bulacağız. Bulamadığımıza göre bu hastalıkla her zaman yüzleşeceğiz demektir. Öyleyse gereken tedbiri alacağız. Dinimizde tevekkül esastır ama tedbir olmadan tevekkül olmaz. Önce tedbir sonra tevekkül diyeceğiz.
EREL AKSOY: Orada yaptığınız bypass işlemi bize zaman kazandıran bir işlem midir yoksa tedavideki amacımız bypass mıdır?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Şimdi şöyle bir şey var önemli nokta şu; bir defa hayatiyetini yitirdiyse, nekroz gerçekleştiyse orada yeni damar teşekkülü olmaz. Ama son zamanlarda kök hücre yöntemi var, kök hücre zerkederek miyokardi kalp kasına orada acaba yeniden miyokardit yeni damar teşekkülü sağlayabilir miyiz diye b,r takım çalışmalar sürüyor. Ama bunlar henüz sonuçlanmış değil ve kliniğe yansımış değil. Bir süre daha zaman lazım bunun için. Kalp kendini yenileyen bir organ değil. O nedenle burada önemli bir nokta var; burada zaman çok önemli, zaman ne kadar geçerse bu doku kitlesi o kadar çok ölüyor. O zaman uyanık olmak lazım hemen 112’ye haber verip bir an önce acile başvurup yardım almamız lazım. Bu tür hastaneleri de yanlış seçmemek lazım. Yani anjiyografinin yapılabileceği, setent imkanının olduğu, uzmanlaşmış ekibi olan hastaneye gelmeli. O büyük bir hata oluyor. Önce perifer bir hastaneye gidiyor küçük bir hastane, oradan bu işlemin yapıldığı hastaneye sevk edilmesi zaman aldığı için bu geçirilen zaman zarfında büyük bir doku kitlesi kalpte hayatiyetini kaybediyor. Ve ondan sonra o hiçbir zaman eski durumuna kavuşamıyor, yarım adam oluyor. O nedenle zaman çok önemli, bu 6 saat bizim için çok önemli. Şimdi kullanmıyoruz stent çıktığından beri ama trombolitik dediğimiz damar içindeki pıhtıyı eriten ilaçlarda zaman sınırını 6 saat bilemedin 12 saat koyuyorduk. 12 saat önemli, ilk 12 saat ağrı başladıktan sonra başvurduğu takdirde hemen hiç beklemeden anjiyo odasına alıp damarın açılması lazım.
EREL AKSOY: Trombolitik tedaviyi şu anda uygulamıyor muyuz Hocam?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Eğer stent imkanı varsa kafa kafaya yapılan çalışmalarda kesinlikle stentin daha iyi olduğu gösterilmiş. Yani ama elinizde imkan yok veya personeli tedarik edemiyorsunuz, hemşire yok, teknisyen yok, bu işi yapacak uzman yok. O zaman hemen trombolitik tedavi verip en kısa zamanda anjiyografik görüntülemeyi sağlayıp stent gerekirse yine stenti koymak lazım. Tek başına tedavi değil tabii. Bazen çok iyi netice aldığımız hastalar olurdu eskiden stent olmadığı dönemlerde.
PINAR AKKAŞ: Stent takıldıktan sonra hastaların nasıl bir kontrol sisteminin olması gerekiyor? Yani hangi aralıklarla kontrolden geçirilmeli?
OSMAN YEŞİLDAĞ: En erken 1 ay içinde çağırıyoruz. Çünkü normal ilaçsız stent takılırsa ilacın kesilmesi gereken süre oluyor. İlaç çalışmaları bazen 1 sene, bazı çalışmalarla 6 aya kadar indirdiler bu süreyi, ikili ilaç tedavisini. Hastanın semptomları var mı onu sorguluyoruz, ikincisi provokasyon testleri efor testleri, sintigrafi, ekokardiyografi gibi diğer alternatif testleri yaparak hastada bir problem olup olmadığını ortaya koymaya çalışıyoruz. Eğer bir problem olduğundan şüpheleniyorsak anjiyoyu yeniden tekrarlıyoruz, damarda ne olmuş ne bitmiş gözle görebilmek için. Çünkü gold standart anjiyoydu dediğim gibi, en ufak bir şüphe varsa damara bakmamız lazım.
EREL AKSOY: Bir de bahsetmemiz gereken tanı yöntemlerinden bir tanesi çok kullandığımız ekokardiyografi, değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Onu halk arasında ayna tabir diyorlar, tabiri caizse doğru yani ayna, gerçekten kalbin içini gösteriyor. Kalbin anatomisini, kalbin kapaklarını, çalışma düzeyini, kasılma kabiliyetini, kalp etrafında sıvı var mı, komşuluklarını gösteriyor. Çok hayati bir tetkik vasıtası ve çok yaygın kullanılıyor. Eskiden derdik ‘tüfek icat oldu mertlik bozuldu’ derdik, hakikaten eko muayenenin bazen yerine kullanılıyor ama tabii muayene hiçbir zaman terk edilmemesi lazım. Önce hastayı babadan kalma usulle dinlemek, muayene etmek, elimizle yoklamak hipokrattan beri yaptığımız bu şart. Bunu terk etmemek lazım, sadece ekokardiyografik olarak incelemek yetmez.
PINAR AKKAŞ: Peki ekokardiyografi hastalık oluşmadan da yapılabilir mi tedbir amaçlı?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Onu hekim karar vermesi lazım. Bazen hastayı ben, cehck-up yaptırmak istiyorum, şunu da istiyorum. Bunların bir maliyeti var, hem devlete hem vatandaşa maliyeti var. Onları düşünerek bunları istemek gerekir. Gereksiz tetkik yaptırmamak lazım. O çok önemli.
EREL AKSOY: Kapak hastalıkları hakkında da çok detaylı bilgi veriyor eko.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Evet. Kapak hastalıklarına biraz girelim isterseniz. Biliyorsunuz kalbimizde 4 tane kapak var, solda 2 tane, sağda 2 tane kapak. Soldaki kapaklar sol kulakçıkla karıncık arasında olan vitral kapak. Bir de aort dediğimiz ana damarın hemen sol karıncığın çıkışında yer alan aort kapağı var. Bunlardaki hastalıklar da çok ciddi. Eskiden bir zamanlar streptokok enfeksiyonları yaygınken romatizmal kalp hastalıkları afet halindeydi. Biz asistanken sık sık mitral darlığı, mitral yetmezliği, aort kapak hastalıklarını çok görüyorduk. Ama artık insanlar bilinçlendi. İlkokul çağında bunların taramaları yapılıyor, boğaz enfeksiyonları streptokok yönünden eradikasyon yapılıyor ve akut romatizmal ateş dediğimiz bu kapakların harabiyetine neden olan hastalık artık eskisi kadar sık görülmüyor. Bunlar geri kalmış Ortadoğu, Hindistan, Irak, Suriye gibi ülkelerde görülüyor. Ülkemizde özellikle kırsal kesimde olmasına rağmen gelişmiş yörelerde artık bunları görmüyoruz. Ama bunların da önemi var.
PINAR AKKAŞ: Bu kapak hastalıklarından halk arasında en çok duyduğumuz mitral kapak sorunları, değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Mitral kapak önemli, mitral kaçağı mitral darlığı dediğimiz. Mitral darlığı bilhassa hanımlarda sık görülüyor. Özellikle kırsal kesimde evlenen gebe kalan hanımlarda bilhassa ilk belirti nefes darlığıyla geldiğinde mitral darlığını görüyoruz. Eskiden mitral darlığına kapalı mitral komissürotomi denen parmakla yapılan bir ameliyat vardı. 1980’lerden sonra balon uygulamasıyla yani hastayı ameliyata sevk etmeden kasığından bir balon sokarak bunu vitral kapağın üzerinde şişirerek balonun yardımıyla kapağın açılması sağlandı. Bu yöntem artık günümüzde çok sık kullanılıyor ama bunu yapacak hasta bulamıyoruz. Çünkü artık mitral darlığı neredeyse ortadan kalkmış gibi. Ancak kırsal kesimde gördüğümüz bir hastalık haline geldi.
EREL AKSOY: Aort darlığı daha genetik sebeplerle mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Evet, genelde erişkin yaşta sık görüyoruz. 70 yaşın üstünde, 80 yaşın üstünde daha sık görüyoruz. Önemli bir hastalık grubu ve çok ciddi belirtilerle bayılmayla, göğüs ağrısıyla olabilir, nefes darlığıyla karşımıza gelebilir. Bu tür hastalarda da tabii mekanik bir sorun olduğu için bunun tedavisi de kapağın değiştirilmesiydi. Ama son zamanlarda yeni bir tedavi yöntemi çıktı, herhalde bundan biraz bahsetmekte fayda var. Şimdi bu tür hastalar genelde yaşlı insanlar, düşkün insanlar, birlikte bazı komorbit dediğimiz bir sürü hastalığı olan, kronik akciğer hastalığı olabilir veya kalp yetmezliği birlikte olabilir. Bir ameliyatı kaldıracak düzeyde olmayabilir. Böyle düşkün ve çok yaşlı insanlarda son birkaç yıldır yeni bir tedavi yöntemi var, halkı bu konuda bilgilendirmek lazım. O da şu; biz kapağı aynı anjiyo yapar gibi kasıktan sokarak tam protez kapağı hastanın göğsünü yarmadan aort hizasında şişirerek bir stent yardımıyla yerleştirebiliyoruz. Ve hasta ertesi gün normal bu stentli kapakla artık tüm belirtilerden kurtulabiliyor, buna TAVİ deniyor, transcatheter aortic valve implantation denen bir yöntem.
EREL AKSOY: Darlık hastalığı değil mi Hocam, eski kapak yerinde durduğu halde?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Eski kapağı önce balonla dilate ediyoruz, arkasından protez stenti oraya yerleştiriyoruz. Bizim hastanemizde bu uygulanıyor. Özellikle daha çok uygulayan başka hastaneler de var, ülkemizde yaygın başladı. Demek ki artık insanlar yaşlanınca bu hastalıkla yüz yüze geldiklerinde kaderim buymuş deyip ölümü beklemeyecek. Böyle bir durumu vurgulamakta büyük fayda var.
EREL AKSOY: Kalp hastalıklarının genel sonucu en son seviyesi de kalp yetmezlikleri Hocam. Yani herhangi bir kalp hastalığının sonucu kalp yetmezliği olabilir. Tek bir hastalık değil aslında.
PINAR AKKAŞ: Bir de dünyada ve ülkemizde de artıyor galiba kalp yetmezliği?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii. Her türlü problemi tedavi etmezseniz sonuçta kalp yetmezliğine gidiyor. Kalp hastalıklarının hepsi, diyelim tansiyonunuz yüksek yıllarca haberiniz olmadı, ortalıkta mayın gibi gezdiniz saatli bomba gibi,ilacınızı almadınız, ben ilaç sevmiyorum dediniz. Neticede kalp büyümeye başlıyor ve pompa gücü bitiyor ve kalp yetmezliği oluyor. Nefes darlığı, ayaklarda şişme, yürüyememe gibi şikayetlerle olabilir. Kapak hastalığı tedavi olmazsa zamanında yine kalp yetmezliğiyle sonuçlanıyor. Koroner damarlarda tıkanıklık olur, enfarktüs geçirirseniz yine kalp yetmezliğiyle sonuçlanıyor. Derler ya ‘her yok Roma’ya çıkar’ gerçekten neticede kalp yetmezliği kaçınılmaz. Yani geç kalırsanız tedavi olmazsanız yeterince enerjik bir tedavi uygulanmazsa bu kaçınılmaz olarak sizin kapınızı çalacaktır.
PINAR AKKAŞ: Nasıl belirtiler verir?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Önce sol yetmezlik dediğimiz sol kalbin yeterince kasılamaması ya da kapak nedeniyle genişlemesi büyümesi neticesinde akciğerlerde sıvı birikmesi sonucu hasta nefes darlığıyla karşımıza geliyor. Ve yatamıyor, yastık adedini artırıyor, oturarak ancak, boğulur gibi oluyor. Uyuduktan bir süre sonra sanki boğacaklar gibi kalkıyor pencereye koşuyor ve uzun süre oturarak ancak kendine geliyor. Bu tür durumlar bu işin çok ciddi olduğunu göstermekte. O nedenle enerjik tedavi gerekiyor bunlara. Burada esas mesele sebebi ortadan kaldırmak, yani kalp yetmezliğini yapan koroner damardaki tıkanmaysa ya bypass yapılarak ya da stent konularak düzeltilmesi lazım. Eğer kapak hastalığıysa kapak kaçırıyorsa mesela mitral kapak o kapağın ya onarılması lazım ya da kapağın değiştirilmesi lazım. Son yıllarda kapak değiştirilmesi yerine onarılması daha çok tercih ediliyor. Tabii biraz tecrübe işi, iyi bir uzmana ihtiyaç var ama günümüzde ve ülkemizde bu işi iyi yapan cerrahlarımız var. Yani kapağın değiştirilmesi bir hastalığı diğer hastalığa çeviriyor çünkü, sürekli ilaç kullanmanız lazım, o protez kapakta sorunlar çıkabilir. O nedenle tamiri daha iyi bir çözüm. Ona zorluyoruz biz hastayı, mümkün mertebe cerrahları da zorluyoruz. Ama bazı durumlarda tabii ki tamiri mümkün olmadığı takdirde protez kapakla onun değiştirilmesi lazım ve hastaya da bunu iyi vurgulamak lazım. Bunun hayati bir hastalık olduğunu, önemli bir hastalık olduğunu. Neticede kalp çok büyüdüğü zaman artık ameliyat şansını da kaybediyorlar. Belli bir noktadan sonra tireni kaçırabilir. Onu hastaya iyi anlatmak lazım. Bana ilaç ver ben böyle gideyim, idare edeyim diyen hastaya bunun böyle olmayacağını, bir süre sonra artık tamamen şansını kaybedeceğini özellikle vurgulamak lazım.
EREL AKSOY: Aslında ilaç tedavileri zaman kazandırır tedavide değil mi genel olarak?
OSMAN YEŞİLDAĞ: İlaç tedavisi semptomları ortadan kaldırıyor ama esas sebebi ortadan kaldırmazsanız neticede bu hastalığı önleyemezsiniz ve ömrü azalıyor. Kalp hastalığı büyük ölçüde hastayı çalışma gücünden uzaklaştıran bir tablo ve çok sıkıntı yaratan bir durum. Onun mutlaka ortadan kaldırılması lazım. Hipertansiyonu olan bir hastanın tedaviyle regüle edilmesi lazım. Bizim ülkemizde bir iki ilaç alıp sarımsak yiyip ben iyi oldun deyip ilacı bırakan hasta grubu çok fazla. Komplians dediğimiz hasta ilaca uyumsuzluğu çok fazla, uyum oranı çok az. Bu nedenle bu tür hastalara vurgulamak lazım, ilacın sadece bir süre değil ömür boyu alınması gerektiği, sürekli takibe alınması gerektiği vurgulanmalı. Risk faktörlerinin sıfırlanması lazım. Damarın stent koyup açıldıktan sonra veya bypass olduktan sonra her şeyin bitmeyeceğini, mutlaka başka bir damarda tıkanma olabileceğini o nedenle tedbire devam etmek gerektiğini söylemek lazım. Hatırlayın, Turgut Özal son gezide orta Asya ülkelerine gittiğinde yürüyemez haldeydi. Hiç de zayıfladığını hatırlamıyorum. Demek ki yemeye içmeye devam ediyormuş. O nedenle boğaz çok önemli. Diyet yapmak, koylu muhafaza etmek yükü azaltmak önemli. Aterosklerozu önlemek için ciddi risk faktörlerini dikkate almak lazım.
PINAR AKKAŞ: Bir de uzun süreli diyet, aslında hayat boyu bir nevi.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Belli bir kiloda belli kalmak fit olmak büyük önem taşıyor. Bu dikkatle vurgulanması lazım. Bir de son zamanlarda çaresiz hastalar var, ne yapayım ocağına düştüm deyip melül melül bakan, beni kurtar Hocam ne yapacaksan yap deyip, burada acaba ne yapacağız diye sorulabilir. Burada bir takım yöntemler var. Son zamanlarda yeni bir pil CRT dediğimiz, kalbin belli kriterleri varsa, böyle bir imkan mevcutsa hasta artık ilaçlardan netice alamıyorsa, belli bir noktadan sonra artık çaresiz kalmışsak pil takıyoruz hastaya. Bu pil kalbin sağ kulakçığına sağ karıncığına ve toplar damarına yerleştirilen bir elektrot yardımıyla senkron düzgün bir şekilde kalbin kasılmasını sağlayarak kalbi küçültüyor. Ölümleri azaltıyor kalpteki kaçağı azaltıyor. Bunu da yapabiliyoruz. Ülkemizde de uygulanan bir tedavi yöntemi.
EREL AKSOY: Ritim bozukluğu dışında bir tedavi değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ritmin onunla bir ilgisi yok. Kalbin kasılma gücü azaldığı zaman normalde kalp kendine gelen 100 santimetreküp kanın en az 55 cc fırlatması lazım. Eğer 35’in altındaysa bu oran yani yarının altına düşmüşse böyle bir ihtimalin olduğunu da düşünmek lazım. Tabii son çare artık kalbin değiştirilmesi transplantasyon, başkasının kalbini getirip takılması.
EREL AKSOY: O pil tedavisini uygulamak için herhalde kalp kasının iyi çalışıyor olması lazım, değil mi?
OSMAN YEŞİLDAĞ: Kalp kasının yüzde 35 en azından, yüzde 35’in altıdaysa böyle bir olanak veriliyor ama yüzde 35’in üstündeyse buna ihtiyaç yok. Onu söylemeye çalışıyorum.
EREL AKSOY: Ritim bozukluklarıyla ilgili konuşalım birkaç cümle.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Ritim bozuklukları, şimdi biraz pillerden bahsedelim isterseniz. Ritim bozukluklarını tedavi yöntemlerinden bahsedelim. Hastada iki tür ritim ileti bozukluğu olabilir, kalp hızı düşebilir. Bunun en büyük belirtisi bayılmalardır. Kafasını gözünü yarar, bir sürü kesikler olur. Ve istemsiz düştüğü için kaçınılmaz beyin travması kafa travması olabilir. Bu tür durumlarda buna kardiyak senkop diyoruz, mutlaka bir sebep arıyoruz. Kalp hızının belli bir seviyenin altına düşmesi söz konusu burada. Kalpten yeterince ileti çıkmaması durumu söz konusu. Bu tür durumlarda kalp pili takıyoruz. Yani belli bir seviyede kalbin çalışmasını elektrik enerji vermesini sağlayarak bu bayılma durumunu önleyen cihazlardır bunlar. Özellikle sol taraftan sol köprücük kemiğin altından bunu yerleştiriyoruz takıyoruz. 20-30 gram civarında, çok küçükleri de var bunu takarak toplar damardan kalbin sağ tarafına kulakçığa karıncığa 2 tane elektrot dediğimiz tel kablo yerleştirerek, bunu da bataryaya bağlayarak belli bir enerji düzeyini sürekli, kalpten uyarı çıkmadığı zaman sağlayan cihazlar bunlar. Hayatta kalmasını sağlar. Böle bir olayla bir daha yüz yüze gelememesini sağlar. En azından 7 sen 10 seneye kadar bu şekilde hasta bir pille hayatını devam ettirebilir.
PINAR AKKAŞ: Her yaş grubunda takılabiliyor galiba.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Tabii, çocuklara da takılıyor ama tabii çocuklarda kablo, büyüyünce elektrot büyümediği için değiştirmek lazım epikardiyak, dışarıdan takmak lazım.
EREL AKSOY: Ritim bozukluğunun en önemli semptomu herhalde çarpıntı.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Çarpıntı olabilir. Çarpıntı çok hızlı olduğu zaman o da baygınlıkla oluşabilir. Ama kalbin kulakçığından kaynaklanan çarpıntı nöbetleri karıncığına göre biraz daha selim seyreder, daha az zararlıdır. Bilhassa bizim yaşlılarda sık gördüğümüz kalbin kulakçığından kaynaklanan düzensiz ritim atrial fibrilasyon dediğimiz tehlikeli bir ritim var. O ritmin tehlikesi şuradan geliyor; kap titreştiği zaman yaprak gibi, bir nevi kasılmıyor demektir. Biliyorsunuz o biriktiği zaman kan bir yerde pıhtı teşekkülü olur. O pıhtı sol kulakçıktan karıncığa geçer, oradan da aort dediğimiz ana damar yardımıyla bütün mitralyoz yere yardımıyla gider, en çok da beyne gider. Beyne gittiği zaman o pıhtı hangi bölgeyi tıkıyorsa tam aksi tarafta felç oluşur, o kol ya da bacak çalışmaz. Ya da konuşması bozulur. Hasta çok sıkıntılı ve bakıma muhtaç bir hale gelir. Bu tür durumları özellikle yaşlılarda çok görüyoruz, atrial fibrilasyon dediğimiz. Bunun önlenmesi lazım, bu tür kalp hastalarının çoğu, koroner hastalığı olsun, hipertansiyon olsun, sol ventrikülü kalınlaştıran diğer hastalıklar olsun kaçınılma olarak buna neden oluyor. Özellikle vitral kapak hastalıklarında bu olayı sık görüyoruz. Bunun önlenmesi lazım. Öte yandan çok hızlı çalıştığı zaman kalp yetmezliği hipertansiyonla beraberse ortaya çıkıyor. Atrial fibrilasyon tedavi edilmesi mutlaka gerekli bir tablo. Bunun için kanı sulandırıcı ilaçlar kullanıyoruz. Eskiden fare zehiri olarak kullanılan bir ilacımız vardı. Son zamanlarda yeni ilaçlar çıktı fare zehiri değil, daha rahat kullanılan, daha emniyetli, daha az kanama yapan ilaçlar çıktı. Günümüzde bu çalışmalar devam ediyor.
PINAR AKKAŞ: Peki Hocam, programımızın sonuna geldik. Çok teşekkür ederiz, çok güzel bir program oldu ayaklarınıza sağlık.
OSMAN YEŞİLDAĞ: Seyircilere sağlıklı günler diliyorum, hepsini saygıyla selamlıyorum.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yine değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/185657/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---28-Bolum---Prof-Dr-Osman-Yesildag-Ic-Hastaliklari-ve-Kardiyoloji-Uzmani-