HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 72. Bölüm, Prof. Dr. Alp Gürkan, Genel Cerrahi , Org...

Yaşam ve Sağlık - 72. Bölüm, Prof. Dr. Alp Gürkan, Genel Cerrahi , Organ Nakli Uzmanı

Harun Yahya
773
02 Aralık, 2015
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 72. Bölüm, Prof. Dr. Alp Gürkan, Genel Cerrahi, Organ Nakli Uzmanı

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyicilerimiz. Doktor Oktar Babuna ile hazırladığımız programımız da bu hafta Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Gürkan Hocamız bizlerle birlikte. Hocam programınızı hoş geldiniz.

 

ALP GÜRKAN: Hoş bulduk.

 

OKTAR BABUNA: Alp Hocamızın çok geniş uzmanlık alanları var, çok önemli konular.  Uygun görürseniz bugün onlardan bahsedeceğiz. Böbrek nakli konusunda çok geniş bir tecrübeniz var aynı zamanda karaciğer, ince bağırsak ve pankreas nakli konusunda da tecrübeleriniz var. İsterseniz önce böbrek nakli ile başlayalım. Böbrekler çok kompleks organlar. Hayat boyu mükemmel işlem görmesi gerekiyor ama hastalık hallerinde tabii bayağı bir ağır hastalık tablosu meydana geliyor. Bunun en son aşamalarında da böbrek nakli kadar giden bir süreç yaşanıyor. İsterseniz en baştan sizin tecrübelerinizden ilminizden faydalanalım.

 

ALP GÜRKAN: Estağfurullah. Şimdi tüm organlar için geçerli bir kural var aslında. Organizmamız o kadar mükemmel yaratılmış ki yüzde 90’ı bozuluncaya kadar hiçbir belirti vermiyor. Ancak yüzde doksanından fazlası bozulmaya başladığında alarm zilleri çalıyor. Ama genellikle böbrek için söyleyeyim bunu çok sinsi bir hastalık. Onun için genellikle çok çok geç fark ediliyor. Ancak ülkemizde de rutin bir tarama programı check-up programı olmadığı için, maalesef bu sistem yerleştirilemediği için hastalar ancak son dönemde böbrek yetmezliği aşamasında halsizlik, yorgunluk, idrar renginde değişiklik şikayetleriyle geliyorlar. Bakıyor “ben sürekli uyukluyorum, işte üç adım attığımda yoruluyorum” dediğinde doktora gidiliyor. Çok basit bir kan testi hemen üre kriteri bakıldığında hemen o kendini belli ediyor zaten. Bakılıyor ki maalesef son dönem böbrek yetmezliği. Tabii yapılacak iki tane alternatif var ya bu hasta diyalize girecektir yahut da böbrek nakli olacaktır. Tabii bizim tercihimiz ve dünyanın tercihi hastanın daha diyalize girmeden böbrek nakli ameliyatı olması. Çünkü diyaliz her ne kadar böbrek yetmezlikli hastayı ayakta tutan bir yöntem ise de tedavi edici bir yöntem değil. Onu ayakta tutuyor sadece ölmemesini sağlıyor. Ama bu yandan da çok yıpratıcı bir tedavi şekli.

 

PINAR AKKAŞ: Yani şöyle bir şey yok değil mi Hocam, önce diyalize girer sonra nakil olur. Yani diyalize girmeden nakil olması gibi bir sıralama yok herhalde.

 

ALP GÜRKAN: Yok. Ama bunun bazı istisnaları var elbette. Yine hastalığına bağlı bazı hastalarımızda çok şiddetli protein kaçağı oluyor böbreklerden, onu belki birkaç ay diyalize alıp, sadece birkaç ay diyalize alıp böbreklerin idrar yapması kesilinceye kadar hiç olmazsa protein atmasın, vücuttan su protein kaybı olmasın diye diyalize almak gerekebilir. Bir başka istisna da şu olabilir; maalesef çok yaşadık bunu. bizim ergen dönemdeki hastalarımız daha diyalize girmeden, doğrusu yine diyalize girmeden nakil olmasın ama psikolojik olarak farkını anlatmak istiyorum, diyalizin nasıl kötü bir şey olduğunu görmeden böbrek nakli olduktan sonra annesine babasına kızıyor ilaçlarını o hafta almıyor. Kızdığı için anne babayı cezalandırmak adına yapıyor bunu ama bu sefer de böbrekleri gidiyor ondan sonra diyalize girmeye başlıyor. O zaman iş işten geçiyor kafasını taşlara duvarlara vuruyor iş işten geçmiş oluyor. Belki bu iki küçük hasta grubu için çok kısa dönemli diyaliz yöntemi uygulanabilir. Ama onun dışında mümkünse diyalize girmeden hastanın böbrek nakli olması kendi sağlığı açısından daha iyi.

 

PINAR AKKAŞ: Diyalize girmeden bir yaş sınırı var mı?

 

ALP GÜRKAN: Yok. Diyalize herkes girebilir. Böbrek nakli için aslında ben neredeyse 25 yıldır organ nakli ile uğraşıyorum, ilk bu da başladığımız yıllarda 55 yaşından daha yaşlı kişileri böbrek nakli ameliyatını pek almak istemezdik. Ömür süresi çok uzadı bir de insanların performansları da çok uzadı. İnsanlar artık kendilerine daha iyi bakıyorlar. Bizim büyük babalarımızın 60 yaşındaki insanların görüntüsü ile şimdiki insanların 60 yaşındaki görüntüleri çok farklı.

 

OKTAR BABUNA: Ama bir yandan da kanser arttı, böbrek nakilleri, böbrek yetmezlikleri arttı. Neler böbrek yetmezliğine sebep oluyor hangi hastalıklar özellikle niye arttı böbrek yetmezliği?

 

ALP GÜRKAN: Şimdi ülkemizde erişkin yaş grubu olarak bahsedecek olursak, böbrek yetmezliğine neden olan en sık neden olan iki grup birincisi diyabet ikincisi yüksek tansiyon, hipertansiyon. Tabii neden arttı neden diyabet arttı, neden hipertansiyon arttı? Bir kere fastfood alışkanlığımız çok artı. Bu fındık, fıstık, patates, cips gibi şeyler televizyon karşısında tükettiğimiz bu gıdaların tüketimi çok arttı, bunlar hep tuzlu şeyler.  Tuz tüketimimiz ülke olarak çok fazla, batı ülkelerine göre çok fazla. Bir de yaşamımız da artık televizyon karşısına geçmeye başladı hareketsiz bir yaşam. Bu nedenle hipertansiyon, kilo artımı, şişmanlık hep doğal olarak bu böbrek yetmezliğine neden olacak hastalıkların sayısını çok arttırıyor.

 

OKTAR BABUNA: Doğru. Peki böbrek nakli geçirenlerin ortalama bir yaş grubu özellikle hangi yıllarda, hastalık daha sık daha doğrusu hangi yaş grubunda oluyor?

 

ALP GÜRKAN: Genellikle 30’lu yaş guruplarında oluyor. Tabii sınır yok, mesela herhalde Türkiye’de en yaşlı ameliyat edilen hasta gruplarından bir tanesi benim tarafından yapıldı, başka ekiplerde yaptı benzer yaş gruplarına. 80 yaşın üzerindeki kişileri ameliyat ettik. Ama tabi ameliyat öncesi bir sürü testler yapıyoruz. Büyük bir ameliyat bu, herkese de bunu anlatmak lazım; “şimdi böbrek nakli olalım, böbrek nakli olamıyorsak vay halinize” dememesi lazım insanlarımız. Uygun hastalarda böbrek nakli daha iyi. Eğer hasta böbrek nakline uygun değilse bir kalp yetmezliği varsa veya başka organ yetmezlikleri varsa belki o hastanın diyalize girmesi daha da iyi olabilir. Kişinin durumuna göre değişir, kişinin durumunu ve performansına göre değerlendirmek lazım. 25 yıl önce 55 yaş sınırı diyorken şimdi artık o yaş sınırını kaldırdık. Mühim olan o hastanın bu ameliyatı kaldıracak performansta olup olmadığına bakmak. Bu nedenle de birçok inceleme yapıyoruz tabii.

 

OKTAR BABUNA: Peki neden diyaliz gören hastalarda böbrek naklinin, yani ömrün uzaması açısından baktığımızda daha az yarar oluyor?

 

ALP GÜRKAN: Diyalizin mi?

 

OKTAR BABUNA: Evet. Mesela yıllarca diyaliz görmüş bir hastaya böbrek nakli yapıldığında katkısı ne oluyor?

 

ALP GÜRKAN: Daha az oluyor. Çünkü vücut diyalizde yıpranıyor. Şimdi diyaliz özellikle kalp damar sistemini doğasından dolayı yani arterden atar damardan kanı alıyor makinede temizledikten sonra aynı hızla toplardamarına enjekte ediyor.  O sirkülasyon o türbülans o kalp ve damar sistemini çok zedeliyor. Vücut yıpranıyor, elektronik metabolizması bozuluyor, protein metabolizması bozuluyor diyalizdeyken. Zaten bir de hastalığın getirdiği bozukluk var. Böbrek yetmezliği başlı başına vücudu yıpratan bir olay. Bir de diyalize daha çok kimler giriyor daha çok, yine aynı grup. Hipertansiyonu olan, zaten hipertansiyon vücudu yıpratan bir olay. Diyabeti olan, zaten diyabet zaten vücudu yıpratan bir olay, Onun için bakıldığında uzun dönem bu yıpratıcı tedavi yöntemi ile veya diyaliz yöntemi ile yaşayan bir insanın böbrek naklinden o yıpranmış vücutla yarar görmesi biraz daha zor oluyor. Onun için hastanın bir an evvel diyalize girmeden veya mümkün olduğu kadar az sürede diyalize girdikten sonra böbrek nakil olması kendi sağlığı açısından ve başarı oranı açısından çok önemli.

 

OKTAR BABUNA: Hangi yıllardan beri böbrek nakli yapıyorsunuz?

 

ALP GÜRKAN: Ben ilk primer eğitimimi Ege Üniversitesi’nde aldım. Oranın ilk kuruluşundaki cerrahi ekip dedim ama ben o sırada asistanldım. O asistanlığım dönemimde 86-87 yıllarında. Ama 94 yılından beri kendi kurduğum organ nakli merkezlerinde çalışıyorum.

 

PINAR AKKAŞ: En çok böbrek nakli yapıyorsunuz değil mi?

 

ALP GÜRKAN: Evet, en çok böbrek nakli yapıyorum.

 

OKTAR BABUNA: Dünyada ilk ne zaman yapıldı böbrek nakli?

 

ALP GÜRKAN: Aslında 1900’lerin başında 1902 yılında deneysel olarak yapanlar oldu. Rusya’da yapıldı, Amerika’da yapıldı, İngiltere’de yapıldı, Fransa çok uğraştı bu konuyla alakalı ama hepsi başarısız oldu. İlk başarı Boston’da 1954 yılında ikiz kardeşler arasında yapıldı ve bu ikiz kardeşlerden hasta olanın alanı vericisi başka hastalıktan daha erken vefat etti ama alan kişi yani hasta olan kişi 7-8 sene önce vefat etti. Epey uzun yaşadı yani. Tabii organ naklinin şöyle bir avantajı var; kabaca yaş gruplarına bağlı olmak üzere organ naklinden en faydalanan yaş grubu 18 ile 40 yaş arasında. Bu gruplar neredeyse diyalize göre iki buçuk kat daha uzun ömür vaat ediyor organ nakli. Onun için neredeyse 20.Yüzyıl’ın son yarısının mucizevi tedavisi diyebiliriz böbrek nakli için veya organ nakli için.

 

PINAR AKKAŞ: Ama tabii zor şartları var değil mi? Zaten kişinin kendisinin sağlık olarak pek çok şeye hazır olması gerekiyor. Farklı rahatsızlıkları olmayacak, kalp hastası olmayacak. Onun dışında da alacak yani yani verici kişinin de yine sağlıklı olması gerekiyor. Yani pek çok şey artık oluşacak, oluştuğu zaman da tabii inşaAllah güzel bir sonuç meydana geliyor. Peki mutlaka böbrek naklinde aileden mi alınması gerekiyor yoksa farklı kişilerden de nakil olabiliyor mu?

 

ALP GÜRKAN: Artık doku uyumuna bakmıyoruz. İlk başladığımız yıllarda doku uyumuna çok bakıyorduk. Hiç olmazsa 6 tane dokuya bakıyoruz böbrek naklinde, farklı organ nakillerinde farklı dokulara bakılıyor ama böbrek naklinde 6 tane dokuya bakıyoruz. Hiç olmazsa 3 tanesinin uyumlu olmasını isterdik 25 yıl önce. Fakat bu yeni çıkan ilaçlarla artık, elbette bakıyoruz yine ama ilacın dozunu, miktarını, seviyelerini ona göre ayarlıyoruz. Onun için 6’da 3’ten daha aza yapmıyor değiliz, daha farklı protokollerle yapıyoruz. Artık zaten ülkemizde en azından benim kendi servisimde neredeyse eşler arasında böbrek nakli anne-baba vericiden daha fazla. Yani bizim bildiğimiz klasik zaten altıda 3’e kim uyacak anne-baba uyacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: 6’da 6 uyumu aramıyorsunuz değil mi?

 

ALP GÜRKAN: Aramıyoruz. 6’da 6 zaten sadece kardeş de oluyor yahut tesadüfen başka insanlar da olabilir. Bu doku uyumu şartı aramadıktan sonra eşler arasında nakil çok çok arttı, anne-babadan daha ön plana geçti. Neden? Çünkü o zorlu hayatı eşler birlikte yaşıyorlar. Bir kadın düşünün haftanın 3 günü 4 saat aiyalize girecek, ondan sonra perişan halde eve gelecek yatacak, bir gün sonra kalkacak işte biraz ev işi yapacak, bir sonraki gün yine diyalize gidecek, yine perişan yatacak evde. Şimdi eşi olarak insan  der ki “eşim bir an evvel bizim aile yaşantımıza beraber devam edelim.” Yoksa o aile yaşantısı sağlıklı olmuyor. Ve maalesef görüyoruz çok acı bir gerçek; diyalize girdikten sonra özellikle kadın diyaliz hastası olduğunda boşanma oranı çok fazla ülkemizde. Yani “bu çekilecek bir hayat değil” diyor. Tabii bir sevgi varsa aile içinde elbette, senelerce beraber aynı evi paylaştığın eşine vefa olması gerekir. Ama maalesef sevgisizlikten bırakıyorlar. Tam tersi erkek diyalize girecekse bu sefer o kişi işe gidemez. Kim alır işe böyle bir insanı? Haftanın üç günü işe gelmeyecek, diğer gün yorgun-argın olacak, para kazanamayacak bu adam, bir sosyal hayatı olmayacak. Onun için karısı da yine sağlık sevgiyi boş verin, elbette o var görüyoruz biz ailelerde. Ama hemen vereyim ki eşimle beraber uzun bir ömür yaşayalım. Bir de erken ölme riski de var, eşinin erken ölme riski de var. Onu da biliyor hastalarımız. Onun için bir an evvel vermeye çalışıyorlar. Yine çocuklar için de geçerli bu. Diyalize giren çocuklar maalesef hayatlarını sürdürecek, geleceğini kurabilecek bir eğitim de alamıyorlar. Ama böbrek naklinden sonra bunların hepsi birden böyle mucizevi bir şekilde değişiyor, o simsiyah hayat birden toz pembe bir hayata dönüyor. Onun için gerçekten böbrek nakli çok önemli.

 

OKTAR BABUNA: Farklı protokoller var dediniz ama böbrek nakli olduktan sonra tabii bağışıklığı baskılayan ilaçlar veriyorsunuz, yeni model ilaçlarda çıktı. Ortalama vericiler arasında ortalama kaç yıl süreyle veya ne kadar süreyle bu ilaçları kullanıyor?

 

ALP GÜRKAN: Hayatboyu alacaklar. Yani o organ vücutta kaldığı sürece burası çok önemli, aksatmadan tam uyumlu olsa da sadece ilaçların dozları değişiyor belki miktarı azaltılıyor yani ilaçlardan birini vermiyoruz. Ama temel bir iki tane ilaç var en azından o iki ilaç hayat boyu doktorun önereceği dozda aksatmadan, neredeyse saati şaşmadan alınması lazım ki o organ vücutta kalsın. Yoksa çok ciddi problemlerle karşılaşıyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Şimdi bu FDI’nın da onayladığı protokol çıktı, immunoglobulin değil mi? Bu şekilde bir müdahaleyle ne fark ediyor? Yani nasıl bir fark meydana getiriyor bu protokol?

 

ALP GÜRKAN: Şimdi artık doku uyumu gözetmeden veya doku uyumu olmayan hastalara da yapıyoruz. Bu immunoglobulini o hastalara mutlaka veriyoruz. Rejeksiyon oranımız yine 25 yıl öncesine dönecek olursak rejeksiyon oranımız akut rejeksiyon dediğimiz oran yani vücudun o böbreği reddetme reaksiyonu yüzde 25’ler seviyesindeydi. Şimdi artık yüzde 10’ların altında görüyoruz. Tabii sadece immunoglobulinle değil diğer yeni ilaçlar da da. Ama immunoglobulin bu hastalar için çok önemli çok temel ilaçlardan bir tanesi, rejeksiyon oranını çok düşürüyor. Yine bu rejeksiyon için hastalarımızı bilgilendirmek açısından söyleyeyim; iki tane red olayımız var bizimbir akut rejeksiyon dediğimiz olay böbrek naklinden sonra özellikle ilk bir yılda çok sık rastladığımız bir rejeksiyon. Ama yine tedavisinde immunoglobulin var. Böyle bir rejeksiyonla karşılaştığımızda verdiğimiz başvurduğumuz ilaçlardan bir tanesi bu. Geri dönme olayı çok yüksek yani o böbreği kurtarma oranımız çok yüksek. Eskiden yine bu ilaçlar dışında onları çok fazla kaybederdik ama şimdi neredeyse akut rejeksiyon olduktan sonra yüzde 90-95’ini geri döndürme biliyoruz bu olayı. Bir de kronik rejeksiyon dediğimiz olay var on yıllar sonra olan rejeksiyon. Maalesef bunun tedavisinde halen tıp bir çare bulamadı. Bu rejeksiyon nedeniyle hastalarımızı maalesef 20 yıl 25 yıl sonra böbreklerini kaybediyoruz. Bugün nakil yapıldığında yine 25 yıl öncesine dönecek olursak ortalama bir böbreğin hayatta kalma, vücutta kalma yılı ortalama 8,5 yıldı. Şimdi bu süre 25 yıla çıktı çok uzadı. Ama maalesef, ortalamadan bahsediyorum 20-25 yıl sonra, bazen 40-50 yıl arada ulaşabilir bu, bazen 1-2 yılda da kaybettiğimiz böbrekler oluyor, 25 yıla uzadı. Tabii bu alanda birçok çalışma var, yeni ilaçlar bulunuyor, yeni çalışmalar yapılıyor, yeni protokoller ortaya konmaya çalışılıyor. İnşaAllah daha da uzayacak. Belki de ömür boyu kalacak.

OKTAR BABUNA: Siz anlattıkça ben çok çok şükrediyorum böbreklerimizin sağlıklı olması, her organ için geçerli tabii bu. Sağlık çok büyük nimet tabii insan kaybetmeden de değerini bilmesi şükretmesi gerekiyor. Böbrekleri korumak için ne tavsiye ediyorsunuz genelde neler yapılması gerekir?

 

ALP GÜRKAN: Aslında belki de ilk konuşulacak konu bu. Çünkü böbrek yetmezliğinden sonra bu artık karşımıza kırk satır mi kırk katır mı. Her ne kadar böbrek nakli büyük bir olaysa da yine komplikasyonları, yan etkileri olan bir tedavi süreci bu. Onun için böbreklerimizi kaybetmeden önce gerekli önlemleri almamız lazım. Ben bazen üzülerek bakıyorum; çocuk yaş grubu özellikleri çok basit idrar yolu enfeksiyonu. Çocuklarda çünkü en büyük böbrek yetmezliğinin nedenlerinden bir tanesi idrar yolu enfeksiyonu, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu. Halbuki bu çok basit yöntemlerle kontrol altına alınabilir, tedavi edilebilir bir hastalık. Maalesef bunun için çok erkenden bakmamız lazım. Yani bir çocuk belirli bir yaştan sonra idrar kaçırıyorsa, idrarında yanma oluyorsa, veya sık sık ateşleniyorsa mutlaka bir idrar tahlili yaptırmak lazım, bunu kontrol ettirmek lazım. Sık sık idrar enfeksiyonu oluyorsa da idrar yollarında bir anatomik anomali problem var demektir. Bu kolaylıkla tamir edilebilir, bu tamiri yaptıktan sonra belki son dönem böbrek yetmezliği gelişmeden o kişinin hayat boyu sağlıklı yaşamasına yardımcı olabiliriz.

 

PINAR AKKAŞ: Böbrek taşları da etkili mi böbrek yetmezliğine?

 

ALP GÜRKAN: Evet. Özellikle erişkinlerde aynı şey. Erişkin yaş grubu için de geçerli, sürekli tekrarlayan böbrek taşları ile işte o böbrek zedeleniyor. Gerçi tek böbrekle kaldığında insanlar yinehayatlarını uzun seneler hiçbir problem olmadan devam ettirebilirler ama yine de böbrek taşları enfeksiyon ve diğer böbrekte de enfeksiyona neden olması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir hastalık grubu.

 

OKTAR BABUNA: Beslenmede dikkat edilmesi hususlar neler?

 

ALP GÜRKAN: Tuz. Böbreğin en büyük düşmanı tuz ve susuz kalmak.

 

OKTAR BABUNA: Ne kadar su içmek gerekiyor günde sağlıklı bir böbrek için?

 

ALP GÜRKAN: Şimdi ne kadar idrar çıkarmak gerekir, cevabı buradan verelim. Hiç olmazsa vücudumuzda oluşacak zehirli maddeleri atabilmek için yarım litre idrar çıkartmak lazım. Hava sıcaklığına göre çünkü değişiyor ama alacağımız su. Şimdi yaz aylarında yarım litre idrar çıkartmak için en az 2,5-3 litre su içmek lazım ama kış aylarında yarım litre idrar çıkartmak için 1-1,5 litre bir buçuk litre yetebilir. Onun için yaşadığımız odanın ortamı, çevrenin sıcaklığı alacağımız su miktarı açısından çok önemli.

 

PINAR AKKAŞ: Tuz tüketimi nasıl olmalı?

 

ALP GÜRKAN: Bizim ekmeklerimiz de. Şimdi Sağlık Bakanlığı gerçekten çok iyi bir mücadele ediyor bu konuda. Sofralardan, restoranlardan bir kere tuzu kaldırdılar veya kaldırılmasını tavsiye ediyorlar. Bu tavsiye de bence bu çok yerinde bir tavsiye. Çünkü ülkemizde tüketilen tuz miktarı çok yüksek. Batı ülkelerine göre ki onlar bile fazla tuz tüketiyorlar ama bizim ülkemizde de tüketilen tuz miktarı çok fazla. Şimdi normal bakkaldan veya fırından aldığımız ekmekteki bir dilim tuz miktarı bile bizim günlük günlük tuz ihtiyacı karşılayacak düzeyde. Günlük 1 ile 5 gram arasında tuz alsak bizim vücudumuza yeteri kadar tuz almış oluruz.

 

PINAR AKKAŞ: Türkiye’de günde kaç gram alınıyor acaba?

 

ALP GÜRKAN: Yanlış hatırlamıyorsam 30 gram civarında alınıyor.

 

OKTAR BABUNA: Yemeğin tadına hiç bakmadan tuz atan çok insan var alışkanlık olarak. Bir de bazı ilaçlar var böbrek üzerinde özellikle yan etkisi olan, ağrı kesici gruplar mesela. O konuda tavsiyeleriniz ne olabilir? Mesela başı ağrıyan bir yerden eczaneden rahatlıkla alabiliyor. Hemen işte bu antienflamatuar denen ağrı kesicileri rahatlıkla yutabiliyorlar.

 

ALP GÜRKAN: Maalesef şimdi yine ülkemizde reçetesiz ilaç kullanım oranı çok yüksek. Dediğiniz gibi gidip antienflamatua alınıyor. Ben antienflamatuar ilaçlardan dolayı özellikle sınırda böbrek fonksiyonu var ise yani yüzde 90’nını kaybetmiş değil de yüzde 70’ini kaybetmiş diyelim hasta grubunda o ilaç alındığında hemen o böbrek yetmezliği hemen yüzde 90’a çıkıyor. Onun için özellikle o hasta grubunun yani böbrek fonksiyonları idare edecek bozuklukta olan hasta grubunun bu ilaçları tüketme de çok dikkatli olması lazım. Kaybediliyor yoksa böbrekler. Sıkıntılı bir durum oluyor.

 

PINAR AKKAŞ: Peki Hocam, tuz su böbrek için çok önemli işte ilaç kullanımı. Peki şöyle bir şey var mı; şu yiyecekler böbreği yorar diyebileceğimiz tavsiye anlamında yiyecekler var mı?

 

ALP GÜRKAN: Benim bildiğim öyle bir gıda yok sınırlaması yok ama temel olarak tuz.

 

OKTAR BABUNA: Peki böbrek nakli olduktan sonra en sık görülen görülen komplikasyonlardan. Çünkü bağışıklığı da bastırıyoruz dediniz, neler var böbrek nakli olmuş bir hastada?

 

ALP GÜRKAN: En sık enfeksiyonları görüyoruz dediğiniz gibi bağışıklık sistemi baskılandığı için. Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarının sık görüyoruz, yine bayanlarda daha çok idrar yolları enfeksiyonu görülüyor. Aslında hepimizin vücudunda olup da bağışıklık sistemimiz kuvvetli olduğunda bize zarar vermeyecek bazı bakteriler, virüslerimiz var. Onlar hemen aktive oluyorlar akciğer enfeksiyonu oluyor. Bunları çok az görüyoruz gerçi ama akciğer enfeksiyonlarına neden oluyor. Genellikle idrar yolu enfeksiyonu sık görüyoruz. Yine bu ilaçlara bağlı bazen şeker yükselmeleri olabiliyor. Hasta özellikle şeker hastalığına yatkın birisi ise verdiğimiz ilaçlar bu gizli şeker hastalığını manifest hale, açık hale getirebiliyor. Cerrahi komplikasyonlar artık çok çok belirli bir değneğim kazandıktan sonra çok çok azaldı.

 

PINAR AKKAŞ: Nakilden sonra hastanede ne kadar kalmak gerekiyor?

 

ALP GÜRKAN: Genelde bir hafta sonra evine sağlıklı olarak taburcu ediyoruz.

 

PINAR AKKAŞ: Böbreğini veren kişide ameliyat sonrası yine bir yan etkiler oluyor mu? Ya da onun ameliyat aşamaları nasıl oluyor?

 

ALP GÜRKAN: Böbreğini veren kişi hakikaten çok kutsal insanlar büyük bir fedakarlık yapıyorlar.

 

OKTAR BABUNA: “Bir hayat kurtaran bütün insanları kurtarmış gibi olur” diyor Allah.

 

ALP GÜRKAN: Aynen. Çünkü ülkemizde kendi hastalığı için bile ameliyat masasına yapmaktan korkan bir halkımız var, ameliyattan korkuyoruz bende korkuyorum ameliyat olmaktan. Düşünün, o kişi sevdiğinin hayatını kurtarmak için hiçbir hastalığa yol yok iken ameliyat masasına yatıyor. Hakikaten büyük bir fedakarlık bu. Onun için o kişiye hiçbir zararımızın olmaması lazım. Ne ameliyat sırasında neden on yıllar sonra. Onun için birçok testler yapıyoruz. Yani bize gelen şöyle kabaca söylemem gerekirse; 10 hastadan üçünü ileride bir problem olabilecek riski taşıdığı için reddediyoruz. Ya kilosu fazladır, ya şekeri vardır, ya tansiyon hastasıdır veya tansiyon hastalığına eğilimi vardır o kişilerden böbrek almıyoruz. Ancak çok çok sağlıklıysa böbrek alıyoruz o kişiden. Çok sağlıklı olduğu için de hiçbir zararı olmuyor kişiye. Sadece ona tavsiyem şu oluyor; bir sağlıklı   yaşaması için bir insanın ne yapması gerekir ise onu yap diyoruz. Nedir bu? Kilo almayacak, düzenli spor yapacak, suyunu bol içecek, tuzunu az yiyecek vericilere bunu tavsiye ediyoruz. Ben aşağı yukarı 25 yıldır yüzlerce vericiyi takip ediyorum, bu vericilerden hiçbirinde yakınına böbrek verdi diye yeniden diyalize dönmedi veya diyalize girmek zorunda kalmadı, böbrek hastası olmadı. Dünyada da özellikle İskandinav ülkelerinde vericiler çok sıkı protokollerle takip ediliyor. Arada diyalize girenler olmuş yapılan yayınlarda ama hiçbir zaman normal bir insanın riskinden daha fazla bir risk taşımamış. Hatta o makalelerin sonu şöyle bitiyor; böbrek veren insan daha uzun yaşıyor, daha sağlıklı yaşıyor. Böbrek verdiği için yaşamıyor elbette çok sağlıklı insanlardan böbrek alındığı için, o zaten uzun yaşayacaktı.

 

OKTAR BABUNA: Maşallah, güzel bir fedakarlık asil bir davranış tabii. Bir de Allah ne güzel yedekli yaratmış. O da büyük bir nimet değil mi? İkinci bir böbreğin olması, birinin de yeterli olması hakikaten hayatını idame ettirebilmek için çok büyük bir nimet. Evet.

 

PINAR AKKAŞ: Aynı şey karaciğer için de geçerli tabii ki.

 

OKTAR BABUNA: Ben son bir soru sormak istiyorum böbrek nakli ile ilgili. Böbrek ne kadar uyumlu olursa sizin açınızdan o kadar iyi. Peki şöyle bir sistem yapılamaz mı; mesela farklı vericiler var, işte eşi verecek diyelim 10 kişi, bunların arasında uyumlu olanları tespit edip o o hastaya, öbürünün eşi öbür hastaya uyumlu olana, böyle bir sistem yapılamaz mı acaba uygulaması zor mu olur?

 

ALP GÜRKAN: Aslında bu çok iyi bir şey bu. Biz bunun benzerini yaptık. Türkiye’de ilk çapraz nakil diyoruz biz buna, dünyadaki adı da bu zaten. Türkiye’deki ilk çapraz nakli ben uygulamıştım. Şu anda çok yaygınlaştı neredeyse her merkez bunu yapıyor. Çıkış noktamız şuydu; uyumdan dolayı değil uyumsuz olan bir sürü faktöre bakıyoruz. İşte krosmeç dediğimiz bir uyum testi yapıyoruz, o böbrek takılacak kişiye uyacak mı diye. O kişiler de yani bu testi bozuk olanlarda, böyle aileler var veya kan grubu çok önemli esas bakılması gereken şey kan uyumu, kan grubu uyumu olmayan aileler var. Vermek istiyor ama bu tıbbi nedenlerle yakınına böbreğini veremiyor. Biz bu aileleri toparladık ve çapraz nakil yani bir ailenin vericisi başka bir hastaya böbreğini verdi. O hastanın vericisi de diğer hastaya bunu ikili üçlü hatta dörtlü yaptığımızı oldu. Bunlar hep zorunluluk halindeydi. Aynı anda ameliyatı alıyoruz. Sonra bundan 3-4 yıl önce gönüllü çapraz diye yaptım, gönüllü çapraz şu; aslında ailesine verecek, yakınına verecek, kan grubu her şeyi uyuyor fakat veremeyecek bir aile daha var. Bizim halkımız iyi anlatıldığında çok verici bir halk, ona gidip söylüyoruz “sen tamam yakınına eşine, babana, verirsin kızına, çocuğu verebilirsin ama bu da burada bu nedenle böbrek nakli olamayan bir başka aile daha var, sen o ailenin hastasına verirsen böbreğini o da nakil olur, senin yakının da nasıl nakil olacak.” Bunu kabul ediyorlar buna gönüllü çapraz diyorum ben. Böyle şeyler yapıldı. Sizin dediğiniz gibi de yapılabilir aslında buna havuz oluşturmak lazım. Bizim sabrımız yok aslında havuz oluşturmaya. Belki Sağlık Bakanlığı bu havuz oluşturma organizasyonunu eline alırsa belki dediğiniz gibi olur. Çünkü o zaman ne olur, bize müracaat eden hastayı bir an evvel hazırlayıp bir an evvel ameliyat etmeyi istiyoruz. Havuzu oluşturmak için iyi doku uyumu yapmak için bir süre beklemeleri lazım ki bazen hastanın da sabrı olmuyor, bizimde sabrımızı olmuyor. Onun için Sağlık bakanlığı’nın bu organizasyonu yapması çok uygun olur.

 

PINAR AKKAŞ: Bu çapraz nakillerde hukuki prosedürleri var mı?

 

ALP GÜRKAN: Bir dönem oldu. Biz bunu ilk önce yaptığımızda Sağlık Bakanlığı akraba olmayanlar arasında mı nakil yapıyoruz gibi bir algı oluştu. Bunun etik kurula girsin diye bir düşünce oldu çok kısa bir dönem, sonra bir baktılar bu gerekmiyor. Çünkü akrabalar arasında sonuçta bir akraba veriyor, bu etik kurulu kaldırdılar.

 

OKTAR BABUNA: Eğer sizin böbrek konusunda ekleyecek başka bir şeyiniz yoksa..

 

ALP GÜRKAN: Aslında var çok önemli. Tabii hep canlı vericiden bahsettik, aslında böbrek nakli veya organ nakli dediğimizde akla gelmesi gereken şey kadavradan alınan olmalı. Maalesef ülkemizde çok az bulunuyor. Canlı nakil daha fazla, yüzde 80’i canlı vericiden, yüzde 20’si kadavra vericiden yapılıyor. Batı ülkelerinde bu rakam tam tersi. Gerçi giderek onlarda da canlı miktarı artıyor. Çünkü onlarda da kadavra yetmiyor. Hiç kimsede kadavra yetmiyor. Onun için 10 yıl öncesine göre canlıya çok daha fazla başvurmaya başladılar.

 

OKTAR BABUNA: Peki vefat eden bir kişiden ne kadar süre içerisinde böbreği alınmalı ki bir bozulma olmasın, nasıl bir uygulamanızı var?

 

ALP GÜRKAN: Şimdi beyin ölümü denen bir kavram var. Bu bütün dünyada kabul edilmiş bir kavram. Beyin ölümü olmuş demek artık tıbbi olarak da ölmüş demektir.

 

PINAR AKKAŞ: Beyin ölümü olunca geri dönüş olmuyor mu Hocam? Hiç böyle bir vaka yok mu?

 

ALP GÜRKAN: Olmuyor, hiç yok. Yine eski bir yayın bu, 7-8 sene önceki bir yayın ABD’den 500 bine yakın beyin ölümü olgusu incelenmiş. Bunlar organ vericisi olmamış kişiler, sonuna kadar artık kalbi duruncaya kadar. Çünkü beyin ölümü olduğunda bir fark var, beyin ölüyor, beyin bütün vücudumuzun hayati merkezi, organları çalıştıran merkez, bir tek kalp bunun dışında, atmaya devam ediyor.

OKTAR BABUNA: Kalp çünkü beyin sapından daha aşağıda, işleten bir merkez çalışmaya devam ediyor.

 

ALP GÜRKAN: Çalışmaya devam ediyor ama o da en fazla birkaç gün çalışabilir. Ondan sonra o da duruyor ve bu süreç boyunca bu insanlar incelenmiş hiç kimse geri dönmemiş. Bizim halkımız arasında beyin ölümü ile komayı çok karıştırıyorlar. Koma dönebilir.

 

OKTAR BABUNA: 10 15 sene sonra komadan çıkanlar olabiliyor.

 

ALP GÜRKAN: O farklı bir şey ve artık onu doktorlar çok iyi ayırt edebiliyorlar. Yani halkımızın bu konuda endişe etmemesi lazım. Acaba ölmeden önce anlarlar mı anlamazlar mı, işte karıştırırlar mı? Koma halindeyken belki bir süre sonra yeniden hayata dönme şansı olabilecekken buna beyin ölümü derler mi diye bir kuşku var halkımız arasında. O kuşku artık tamamen yersiz. Çünkü çok detaylı incelemeler yapılıyor, MR’lar çekiliyor bunu çok teferruatlı gösteren incelemeler var artık. Bu incelemeleri hepimiz yapıyoruz, her organ nakli merkezi veya her hastane yapıyor. Ondan sonra beyin ölümü saptandıktan sonra zaten beyin ölümü saptamasını organ nakli ekipleri dışında hastanın kendi tedavisini üstlenen hekim dışında diğer başka ekipler karar veriyorlar teyit ediyorlar. Günlerce belki defalarca inceleme yapıyorlar gelip muayene ediyorlar, beyin ölümü olduğuna kanaat getirdikten sonra artık bu kişi ölmüştür deniyor. Ondan sonra süreç başlıyor.

 

PINAR AKKAŞ: Beyin ölümü olduktan ne kadar sonra nakil yapılabiliyor?

 

ALP GÜRKAN: Şimdi kalp duruncaya kadar hatta kalp durduktan sonra da yapılabilir ama kalp durduktan sonra iki saat içinde olması lazım.

 

OKTAR BABUNA: Nasıl mesela damardan bir şey veriliyor mu?

 

ALP GÜRKAN: Damardan özel soğuk solüsyonlar veriliyor ki özel soğuk solüsyonların anlamı şu; vücudumuz sıcak ortamda yani 36,5 derece ortamda çalışmaya alışmış bütün sistemimiz öyle. Soğuk su da soğuk ortamlarda organlarımızın çalışması yavaşlıyor, eskimesi de yavaşlıyor. O nedenle hemen soğuk solüsyonlarla organlarımızı soğutuyoruz ki çalışması eskimesi yavaşlasın diye. Ama yine de bir süre var onun için.

 

OKTAR BABUNA: Sizin karaciğer naklinde de çok tecrübeli olduğunuz bir konu, isterseniz kısaca ondan bahsedelim.

 

ALP GÜRKAN: Önce İnce bağırsaktan bahsedeyim.

 

OKTAR BABUNA: Bu pek bilinmeyen bir şey. Karaciğer nakli biliniyor ama ince bağırsak nakli bilinmiyor.

 

ALP GÜRKAN: Çok daha deneyimli ekipler yapıyor. Ben şuan ince bağırsak nakli yapmıyorum.

 

PINAR AKKAŞ: İnce bağırsak nakli pek duymadığımız bir şey. Siz herhalde ilk yapan kişilerden misiniz?

 

ALP GÜRKAN: Doğru, evet ilk ince bağırsak naklini Türkiye’de ben yaptım ve benim başlattığım hastanedeki de şu an kalan ekipler bu işi başarıyla devam ettiriyorlar. Şimdi burada Türkiye’de yapılmayan biraz daha zor bir ameliyat oluyor tabii.

 

OKTAR BABUNA: Hangi hastalara niçin yapılıyor ince bağırsak nakli?

 

ALP GÜRKAN: Kısa bağırsak sendromu olan kişiler yani şu anda her birimizde aşağı yukarı 5 metreye yakın bir ince bağırsak var. Bu ince bağırsak miktarı yerine göre 50 santimden daha az kaldıysa vücudumuzdaki ağızdan aldığımız gıdaları sindirmeye yetmeyecektir. Onun için hayatta kalabilmek için damardan beslenmemiz lazım. Damardan beslenmenin de getirdiği sürekli, yani Allah öyle bir organizma yaratmış ki ağızdan almazsak karaciğerimiz bozuluyor mesela. Sürekli damardan beslenen bir insanın 2 yıl sonra karaciğer büyük oranda bozuluyor. Onun için ağızdan almak çok çok önemli gıdaları ama ince bağırsak miktarı yetmiyorsa mecburen damardan alınacaktır. İşte bu insanlara ince bağırsak nakli yapılması lazım. Genelde de erişkin yaş guruplarında ince bağırsaklarımızda giden damarlarda tıkanıklık nedeniyle ince bağırsakların büyük bir kısmı cerrahi olarak çıkartmak zorunda kaldığımız oluyor. En büyük hasta grubu bu hasta grubu. Bu hasta grubunun yani ince bağırsak naklinin bir başka özelliği, ülkemizde hep demiştik canlı verici nakilleri ön planda maalesef, ince bağırsak nakli de ağırlıklı olarak kadavra vericiye dayanan bir nakil sistemi. Onun için mutlaka kadavradan nakil sayımızı ülke olarak artırmamız lazım ince bağırsak nakli için, diğer nakiller içinde.

 

PINAR AKKAŞ: Çünkü nakil deyince akla hemen böbrek-karaciğer geliyor. Ama ince bağırsak hakikaten bilinmeyen bir yöntem.

 

ALP GÜRKAN: Maalesef hastalarımız da Türkiye’de diğer organ nakilleri için hakikaten yeterli sayıda çok etkin ekipler ve hastaneler var ama malesef ince bağırsak nakli daha ülkemizde oturmadı. Dediğim gibi Türkiye’de bir tek merkezde yapılıyor, bu merkez de yetmiyor. Hastaların o merkeze erişim imkanı çok kısıtlı. Mesela o merkez İzmir’de başka bir ilde ise oraya ulaşmak çok zor. Belki hastanede aylarca haftalarca kalmak lazım.

 

OKTAR BABUNA: Kadavra imkanlarından faydalanabilmek için tabii böyle merkezlerin yaygın olması lazım. Çünkü ekibin hazır olması lazım değil mi? Çünkü hasta gece vefat edebilir, sabaha karşı vefat edebilir her an o 1-2 saat içerisinde müdahale gerekiyorsa o her an ameliyatı yapabilecek şekilde müdahale edebilecek şekilde hazır olması lazım. Zor bir şey tabii.

Biraz da karaciğerden bahsedelim isterseniz. Karaciğerde mucizevi bir organ. Çıkartıyorsunuz tekrar yerine geliyor.

 

ALP GÜRKAN: Şimdi böbrek nakli grubu her ne kadar şanssız bir hasta grubu diyorsak da karaciğerd ve kalp bekleyen hasta grubuna göre çok şanslılar. Çünkü diyaliz gibi onları ayakta tutan bir yöntem var. Ama karaciğer bekleyen bir hasta grubu veya kalp bekleyen hasta grubunun böyle bir tedavi imkanı yok. Şimdi ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde olan bir kadavradan bekleme listemiz var. Bu liste ağırlıklı olarak böbrek yetmezlikli hastalarından oluşuyor. Ama baktığımızda aşağı yukarı 26 bin kişi şu anda böbrek bekliyor. Çok fazla. Aslında gerçek rakam bunun da üstünde. Mesela bugün bana bir mail geldi, “işte ben şu hastalığımdan dolayı böbrek nakli yapılabileceğini zannetmiyorum, o nedenle kadavra listesine yazılmadım.” Halbuki o hastaya da öbrek nakli yapılabilir. İyi bilgilendirilmediği için öyle zannediyor o hasta. Mesela bu hafta o listede eksik. Ama karaciğer bekleme listesine bakıldığında şu an 2500 kişi karaciğer bekliyor, böbreğe göre çok az. Neden çok az? Bir kere bu hastalar ölüyorlar bekleyemiyorlar. Hemen 1-2 yıl içinde hayatlarını kaybediyorlar ve onun için karaciğer nakli vericisi olmak çok çok önemli. Tabii bu da yine mümkünse kadavradan olmalı. Çünkü karaciğer naklinin verici kısmı biraz daha riskli bir ameliyat. Ülkemizde bildiğim kadarıyla ölen yok ama mesela ABD’de veya dünyanın diğer ülkelerinde karaciğer verdiği için vefat eden insanlar var. Onun için mümkünse kadavradan beyin ölümü ile ölen kişilerden yapmak lazım bunu.

 

OKTAR BABUNA: Kalbi durandan da alınabiliyor ama değil mi?

 

ALP GÜRKAN: Alınabilir.

 

PINAR AKKAŞ: Onun da iki saat içinde olması gerekiyor değil mi?

 

ALP GÜRKAN: Evet.

 

OKTAR BABUNA: Hangi durumlarda karaciğer nakli gerekiyor?

 

ALP GÜRKAN: Yine aynı şey; son dönem karaciğer yetmezliği, ağırlıklı olarak siroz. Yine ülkemizde hepatite bağlı hepatit D ve hepatit C’ye bağlı sirozun hastalığı ön planda. Batı ülkelerine göre alkol tüketimi ülkemizde biraz daha az olduğu için alkolik siroz biraz daha az. Ağırlıklı olarak viral hepatite bağlı karaciğer yetmezliği Türkiye’de en sık karaciğer nakli sebebi.

 

PINAR AKKAŞ: Ama başarılı oluyor zaten sonrasında değil mi?

 

ALP GÜRKAN: Evet çok başarılı ekipler var. Onun için başarı oranı yine belirli bir deneyim fazını geçirdi ülkemiz. Deneyim fazından sonra hakikaten şimdi çok başarılı ameliyatlar yapılıyor.

 

OKTAR BABUNA: Ameliyat sonrası ne tip ilaçlar nasıl bir tedavi izleniyor?

 

ALP GÜRKAN: Böbrek nakli ile benzer ilaçlar kullanılıyor. Biraz daha az ilaç kullanıyoruz karaciğer naklinde ama yine de neredeyse benzeri ilaçlar.

 

PINAR AKKAŞ: Veren kişi de sonrasında kullanması gereken ilaç var mı?

 

ALP GÜRKAN: Hiçbir ilaç yok. Karaciğer öyle güzel bir organ ki kendisini tamamlıyor. Canlı vericiden yarısı alınıyor biliyorsunuz. Diğer yarısını vücut birkaç ay içerisinde tamamlıyor.

 

OKTAR BABUNA: Peki karaciğeri korumak için ne tavsiyeleriniz olacak? Böbrek için tavsiyelerinizi aldık.

 

ALP GÜRKAN: Alkol en önemli risk faktörlerinden bir tanesi. Yine hepatitle alakalı genel sağlık önlemlerinin alınması, burada doktorlara da büyük iş düşüyor. Biz doktorlar olarak mutlaka bir hastadan bir hastaya geçerken ellerin çok iyi yıkanması lazım, özellikle diş hekimlerinin sterilizasyona kurallarına çok dikkat etmesi lazım. Şimdi yine viral hepatit çok azaldı. Diyaliz hastaları da bu diyaliz makinelerinden dolayı hepatite çok kapıldılar bir dönem. Hem aletlerin sterilizasyonu hem kullanılan malzemelerin tekrar tekrar kullanılması nedeniyle bundan 15-20 sene önce neredeyse diyalize giren her hasta aynı zamanda karaciğer hastalığına da yakalanıyordu. Şimdi bu oran çok çok azaldı.

 

OKTAR BABUNA: Çocukluk yaşlarında da hepatit aşıları yapılıyor şimdi zaten. Dediğiniz gibi çok azalmalar oldu.

 

PINAR AKKAŞ: İsterseniz çok kısa biraz pankreas naklinden bahsedelim mi?

 

ALP GÜRKAN: Tabii ki. Pankreas nakli tip 1 diyabet hastalarına yapılan bir yöntem. Onun içinde her diyabet hastasına, şimdi İzmir’de ilk pankreas nakli yaptığım zaman yüzlerce telefon aldık, basında da çıktı bu hastamız. “Ama biz de diyabetliyiz biz de kurtulalım” diye. Tabii her diyabet hastasına yapılacak bir ameliyat değil bu. Belirli şartları lazım. Nedir belirli şartları? Bir kere diyabete bağlı bir komplikasyon olması lazım, ya böbrek komplikasyonu olacak, ya sinir sistemi komplikasyonu olacak, ya göz komplikasyonu olacak veya bazı şeker hastalıkları battle diyabet denen -ben iç hastalıkları uzmanı değilim ama iç hastalıkları uzmanları bunu çok daha iyi biliyorlar- dengesiz diyabet denen bir diyabet var, belirli aralıkta kan şekerinin kontrolü çok zorlaşıyor. Bu hastalar ya hipoglisemik komayla defalarca hastaneye yatmak zorunda kalıyorlar veya şeker yüksekliği komalarıyla hastaneye yatmak zorunda kalıyorlar. Bu hastalara da pankreas nakli yapılabilir.

 

PINAR AKKAŞ: Kadavradan mı yapılıyor daha çok?

 

ALP GÜRKAN: Bu kesin kadavradan yapılıyor. Çok deneysel olarak Fransa'da canlıdan yapılmış ama dünyada kabul gören bir şey değil. İnce bağırsak yine canlıdan yapılabilir, yine o deneysel olarak yapan ülkeler var ama pankreas kesinlikle kadavradan.

 

OKTAR BABUNA: Mükemmel anlattınız çok çok teşekkür ediyoruz ağzınıza sağlık. Hakikaten çok bilgilendirici oldu bunlar son derece önemli çünkü bilinmeyen noktalar var. Mesela dediğiniz gibi sıraya yazılmıyor yanlış düşünceden dolayı, dolayısıyla anlattıklarınızın çok bilgilendirici faydalı yönleri oldu.

 

ALP GÜRKAN: Vaktimiz varsa ben iki çok önemli noktaya değinmek istiyorum. Böbrek yetmezliği hastalarından bahsetmiştik en önemli sebebi diyabet diye. Yine 25 yıl öncesine dönecek olursak bütün dünyada olduğu gibi biz de diyabetli hastaya nakil yapmaya korkuyorduk. Çünkü zaten diyabetin getirdiği sorunlar var bir de böbrek naklinin getirdiği sorunları üstlenirse ne olur diye. Ama son yayınlar göstermiş ki özellikle şeker hastalarının bir an evvel böbrek nakli olması lazım. Şeker hastaları zaten kalp damar sistemini yoran bir hastalık, artı diyaliz kalp damar sistemine darbe daha vuruyor. Onun için bir an evvel bu darbelerden kurtulmak için böbrek nakli olmanın çok yarar var. İkinci çok önemli nokta da, halkımız özellikle kadavradan beyin ölümü sonrası organlarını bağışlamayı mutlaka önemsemeli. Bizim halkımız çok verici bir halk. Bu nedenle iyi bilgilendirirlerse iyi anlatılırsa mutlaka organlarını bağışlayacağını düşünüyorum ben. Şöyle diyebiliriz belki; bir insanın cennete gidebilmesi için son şansı. Organ bağışı hakikaten büyük bir fedakarlık, büyük bir insanlık özverisi, güzel bir ahlak örneği. Artık ölürken öldükten sonra bir başka insana da hayat vermek hakikaten büyük bir sevap diye düşünüyorum.

 

OKTAR BABUNA: Tabii öldükten sonra onları ne yapacak zaten. Canlı iken de çok makbul bir şey tabii.

Ben de son bir şey söylemek istiyorum; çok umutlu ve güzel bir şey tabii siz daha iyi bilgi verirseniz kök hücre konusu çok ilerliyor. İleride yani önümüzdeki çok kısa bir zaman içerisinde sıfırdan kök hücresi alınıp belki de yepyeni organlar oluşturulacak belli şartlarda, o şekilde nakiller mümkün olacak değil mi, inşaAllah?

 

ALP GÜRKAN: İnşaAllah. Gerçekten ülkemizde de batı dünyasında da işte kadavradan organ bağışını artıralım diyoruz, canlıdan verelim diyoruz ama hastalarımıza bunlar hiç yetmiyor bunlar. Her ülkede bir organ eksikliği var. Çin gibi, İran gibi işte bu işi biraz illegaliteye kaçıran ülkeler dışında her ülkeden neredeyse bir organ eksikliği var. Dediğiniz gibi artık teknolojik gelişmeler belki bu üç boyutlu bilgisayarlar, kök hücreler bu organ eksikliğini giderebilecek yeni yöntemler olabilir.

 

OKTAR BABUNA: Hiç gerek kalmayacak inşaAllah kadavraya veya diğer vericileri.

 

PINAR AKKAŞ: Hocam çok teşekkür ederiz değerli bilgilerinizi hem bizleri hep izleyenlerimizi aydınlattığınız.

 

OKTAR BABUNA: Çok teşekkürler şeref verdiniz.

 

ALP GÜRKAN: Estağfurullah, o şeref bana ait.

 

PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha burada sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikteydi Prof. Dr. Alp Gürkan Hocamız. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.

 

http://a9.com.tr/izle/212398/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---72-Bolum-Prof-Dr-Alp-Gurkan-Genel-Cerrahi--Organ-Nakli-Uzmani

 


 

Doktor
Hastalık
Hastane
Organel
Yaşam ve Sağlık
cerrah
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube