14 Haziran 2024’te Forbes dergisinde yayımlanan bir başlık, modern biyolojide sessizce büyüyen bir krizi açıkça ilan etti. Üstelik bu ilan, bilimsel makalelerde pek alışık olmadığımız bir dille yapıldı: “Evrim Amaçlı Olabilir — ve Bu Bilim İnsanlarını Tedirgin Ediyor”. (“Evolution May Be Purposeful — and It’s Freaking Scientists Out”)

Bu başlık, sıradan bir popüler bilim ifadesi değildir. Aksine, evrim teorisinin merkezinde yer alan “rastgelelik” varsayımının artık ciddi biçimde sorgulandığını (ve evrimcilerin gerçeğe nispeten biraz daha yaklaştığını) gösteren bir manşettir. Çünkü Darwinizm, en başından beri amaçsız bir modeli; canlılığın tesadüfi, yönsüz ve şuursuz süreçlerin ürünü olduğunu savunmuştur.
Darwinizm’in hiçbir bilimsel temeli olmayan iddiasına göre: “Doğal seleksiyon ve mutasyon birbirlerini tamamlayan iki mekanizmadır. Evrimsel değişikliklerin kaynağı, canlıların genetik yapısında meydana gelen rastgele mutasyonlardır. Mutasyonların sebep olduğu özellikler, doğal seleksiyon mekanizması aracılığıyla seçilir, böylece canlılar evrimleşirler.”
Oysa bugün, bizzat evrimci biyologlar tarafından dile getirilen yeni bir söylem yükselmektedir: “Amaçlı Evrim” (“Purposeful Evolution”). İşte bu makalede, söz konusu söylemin Darwinizm’i kurtarmaya yönelik bir hamle mi, yoksa teorinin iflasını ilan eden son perde mi olduğunu; evrimci bilim insanlarının itiraf niteliğindeki açıklamaları üzerinden ele alacağız.
Amaçlı Evrim Neyi Savunuyor – Ve Neyi Kurtaramıyor?
Amaçlı Evrim savunucuları, klasik Neo-Darwinci mekanizmaların biyolojik gerçekleri açıklayamadığını kabul ederek yola çıkmaktadır. Onlara göre “evrimsel değişimler” yalnızca rastgele mutasyonlar ve doğal seçilimin ürünü değildir; canlı sistemler çevresel sorunlara hedefe yönelik çözümler üretebilmekte, hücreler ve genetik ağlar adeta “ne işe yarayacağını bilen” düzenlemeler yapmaktadır.
Söz konusu bilim insanları, evrim teorisini kurtarmak adına “Genişletilmiş Evrimsel Sentez” teorisini ortaya atmışlardır. Bu hareketin öncülerinden Avusturyalı Biyolog Gerd B. Müller’in ifadesiyle:
“Modern Sentez (Neo-Darwinizm), hayatta kalanların nasıl elendiğini açıklamada başarılıdır; ancak yeni organların ve yapıların nasıl ortaya çıktığını açıklamakta yetersiz kalır. Evrimsel süreçte asıl işi yapan şey mutasyonlar değil, organizmanın içsel gelişim dinamikleridir.”[1]

Bu söylem, ilk bakışta fark edilebileceği gibi Darwinizm’e yöneltilmiş önemli bir eleştiridir. Nitekim son 10–15 yılda gen düzenleme ağları, hücresel sinyal sistemleri, adaptif mutasyon iddiaları ve epigenetik mekanizmalar üzerine yapılan çalışmalar, Darwinci rastgelelik anlayışına yıkıcı yeni darbeler vurmuştur.
Prof. Müller’in işaret ettiği 'içsel gelişim dinamikleri', evrimci aldatmacanın iddia ettiği rastgele süreçlerin aksine, canlılığın üzerine inşa edildiği düzeni temsil eder. Modern biyolojinin 'kısıtlama' olarak adlandırdığı bu sınırlar, aslında Allah tarafından her canlının mahiyetine yerleştirilmiş özel tasarım kurallarıdır. Bu kurallar, adeta biyolojik emniyet kilididir; sürecin belirli bir amaç ve düzen içinde ilerlemesini sağlayan birer ilahi protokoldür. Dolayısıyla kısıtlamalar birer eksiklik değil, yaratılıştaki kusursuz ölçü ve dengenin en somut delillerinden biridir. Müller’in bahsettiği bu içsel dinamikler, canlılığın tesadüfi bir birikimle değil, her aşaması kontrol altında tutulan, belirli bir amaca yönelik ve üstün bir akılla tasarlanmış bir programla var edildiğinin apaçık bir delilidir.
Kısacası, Genişletilmiş Evrimsel Sentez’in iddiaları, Darwinizm’i güçlendirmemekte; aksine onun temel varsayımlarını açıkça geçersiz kılmaktadır. Amaçlı Evrim, Neo-Darwinizm’in açıklayamadığı sorunları kabul etmekte, fakat bu sorunları gerçek anlamda çözmemektedir. Sadece “rastgele” kelimesini terk ederek, yerine içeriği belirsiz bir “amaç” ifadesi koymaktadır.
Darwinizm’in Direği Rastgelelik Çökerken

Darwinistler çok uzun yıllardır sözde evrime kılıf uydurmak için kör, şuursuz ve amaçsız mutasyonlardan medet ummuşlardır. Ancak Amaçlı Evrimin önde gelen isimlerinden, tanınmış evrimci biyolog James A. Shapiro, bu varsayımı açıkça reddeder:
“Genomun (DNA'nın) değişmez, sadece hatalara (mutasyonlara) açık bir salt okunur bellek olduğu fikri artık geçerli değildir. Hücreler, biyolojik zorluklara yanıt olarak kendi DNA'larını yeniden düzenleyebilirler. Bu, 'rastgelelik' değil, 'doğal genetik mühendisliği'dir.”[2]
Ne var ki, doğal genetik mühendisliği sistemlerinin ilk başta nasıl oluştuğu sorusuna, Shapiro'nun kendisi dahi net bir yanıt verememektedir. Sözleri aslında Darwinizm’in çaresizliğini vurgulaması açısından son derece yıkıcıdır. Çünkü hücrelerin kendi DNA'larını tamir ettiğini ve yeniden düzenlediğini söylerken aslında bir yazılımdan bahsetmektedir.
Burada kritik bir soru ortaya çıkar: Eğer genetik değişimler “mühendislik” olarak tanımlanıyorsa, bu mühendisliği yapan kimdir? Mühendislik varsa, mühendis vardır. Hücrenin içinde olağanüstü bir yazılım ve bilgi işleme kapasitesi varsa, ki varolduğunu günümüzde hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde biliyoruz, o halde üstün akıl sahibi bir programcı vardır.
Genler ve Neo-Darwinizm’in Ölümü
Neo-Darwinizm yalnızca mutasyonların rastgeleliği varsayımına değil; aynı zamanda genlerin biyolojinin efendisi olduğu kabulüne dayanır. Bu yaklaşıma göre organizma, genlerin talimatlarını pasif biçimde uygulayan bir araçtır. Oxford Üniversitesi'nden tanınmış Biyoloji Profesörü Denis Noble, "Gen bencil bir programdır" diyen Richard Dawkins ekolüne en sert darbeyi vuran isimdir. Noble bu varsayımın gerçeklerle bağdaşmadığını açık ve net bir dille ifade eder:

“Modern Sentez (Neo-Darwinizm) genlerin 'efendi', organizmanın ise 'köle' olduğunu varsaydı. Oysa biyolojik gerçeklik tam tersidir. Genler hiçbir şeyi belirlemez; onlar sadece hücrenin ihtiyaç duyduğunda başvurduğu birer veri tabanıdır. 'Hayatın Müziği' bir nota kitabına (DNA) bağlı değildir; orkestra (hücre) müziği o anki duruma göre yeniden yorumlar. Darwinizm'in 'merkezi dogması' (bilginin sadece genlerden dışarı aktığı fikri) bilimsel olarak çökmüştür.”[3]
Noble’a göre, genler üzerinden işleyen kör bir evrim mekanizması olamaz. Biyolojik sistemler rastgele davranmaz; dengeyi korumaya çalışır, işlevselliği sürdürmek ister ve çevresel değişimlere yönlü tepkiler verir. Dolayısıyla genler bu sürecin pasif malzemesidir.
Yukarıdaki beyan, Neo-Darwinizm’in varsayımlarının bilimsel verilerle uyuşmadığını açıkça dile getirmektedir. Neo-Darwinizm, biyolojideki amaç izlerini açıklamak yerine onları tanım dışı bırakmayı tercih etmiştir. Ancak gen-merkezci çerçevenin çökmesiyle birlikte, amaçlılık artık felsefi bir kaçak yol değil, biyolojik bir zorunluluk olarak geri dönmektedir.
Ünlü İngiliz Prof. Denis Noble, evrim teorisini dışarıdan eleştiren bir figür değildir. Modern biyolojinin ileri gelen isimlerden biridir ve bu nedenle “Neo-Darwinizm öldü” ifadesi tarihi bir itiraf olmuştur.[4] "Dünyaca ünlü bir biyoloğun bu sözleri, 150 yıllık bir aldatmacanın son çırpınışlarıdır.
Darwinizm’in Yeni Çıkmazı: Epigenetik
Son yıllarda epigenetik alanındaki gelişmeler, yani organizmanın çevreyle etkileşiminin kalıcı biyolojik izler bırakabildiğini gösteren çalışmalar, organizmanın pasif bir unsur olmadığı fikrini daha da güçlendirmiştir. Evrim kuramcısı ve genetikçi Eva Jablonka, bu konuda Neo-Darwinizm’i şöyle eleştirir:
"Sadece genetik değil; epigenetik, davranışsal ve sembolik sistemler de kalıtımın parçasıdır. Organizmalar, çevrelerinden öğrendikleri veya deneyimledikleri şeyleri sonraki nesillere aktarabilirler. Bu durum, evrimin Darwin'in düşündüğünden çok daha yönlendirilmiş ve hızlı olduğunu gösterir. Rastgelelik, bu karmaşık aktarım sistemleri karşısında çok zayıf bir açıklamadır."[5]
Modern biyoloji, canlıların çevresel değişimlere karşı sergilediği ani ve programlı uyum yeteneğini (epigenetik) keşfettikçe, evrimciler mekanizmasız kalma korkusuyla paniğe kapılmıştır. Nitekim bulgular, evrimcilerin korkularının yersiz olmadığını göstermektedir:
• Rastlantı Yerine Program: Epigenetike ilişkin araştırmalar, bir canlının dış etkilere karşı rastgele mutasyonlarla değil, genetik yapısında zaten var olan "acil durum senaryolarını" devreye sokarak cevap verdiğini kanıtlar. Belli genler yaşa ve zamana (ergenlikte salgılanmaya başlanan cinsiyet hormonları gibi) ve dış etkenlere bağlı olarak açılıp kapanmakta, belli koşullarda aktif hale gelmektedirler. Evrimciler aynı canlıda yaşanan bu tür değişimleri “adaptasyon” diye sunsalar da artık burada genetiğin değişmediği ancak akıllı bir şekilde şalterlerin açılıp kapatıldığı, hatta bu sistemi de kontrol eden özel DNA dizilim bölgeleri olduğu anlaşıldı. Daha önceleri işlevi bilinmediği için bu DNA bölgelerine çöp DNA (junk DNA) denmesi ise acınası bir durumdur.
• Aşılmaz Sınırlar: Bu durum, evrim teorisinin "rastgele değişim" iddiasını çürütür. Çünkü hücre, dış dünyadaki değişikliği hatta yaşı veya mevsimleri bile algılayıp ona uygun geni aktif hale getirme yeteneğine sahiptir. Bu, canlının genetiğine Allah tarafından konulmuş özel tasarım kuralları ve aşılmaz sınırlar dahilinde gerçekleşen bilinçli bir süreçtir.

Hücredeki Bilginin Kaynağı ve İlahi Yazılım
Epigenetiğin ve karmaşık biyolojik sistemlerin asıl sorusu şudur: Hücre, ne zaman ve nasıl tepki vereceğini nereden bilmektedir? Bu noktada odak noktamız "maddeden" çıkıp "bilginin kaynağına" yönelmelidir.
• Biyolojik Veri Yönetimi: Bir bilgisayarın donanımı (hücre), içinde yüklü olan işletim sistemi (DNA ve epigenetik kodlar) olmadan hiçbir anlam ifade etmez. Epigenetik tartışmalarının evrimci çevrelerde yarattığı panik tam da buradadır: Bilgi, maddeden türetilemez. Madde, bilgiyi taşımak için sadece bir aracıdır. Bir kitabın kağıdı ve mürekkebi, içindeki romanın yazarı değildir. Aynı şekilde, hücrenin atomları da içindeki muazzam yazılımın kaynağı olamaz.
• Metafizik Bir Akıl: Hücredeki kütüphaneler dolusu veri ve bu veriyi milisaniyeler içinde işleyen kontrol mekanizmaları, kör süreçlerin veya tesadüf rüzgarlarının ürünü olamaz. Bilginin varlığı, mutlak surette bir Yazılımcı’yı gerektirir. Hücredeki bu olağanüstü veri yönetimi, hayatın sadece bir molekül yığını değil, her aşaması kontrol edilen bir yaratılış mucizesi olduğunu kanıtlar.
Hücre ve DNA’nın akıl almaz düzeyde kompleks, hassas, kusursuz, düzenli ve uyumlu yapısı bir Yaratıcı olmadan düşünülemez. Bilgi, ancak onu tasarlayan, planlayan, programlayan bir Aklın ürünü olabilir. Ne yazık ki, evrimci bilim adamları materyalist ön yargıları nedeniyle bu apaçık gerçeği dile getirememektedir.
Amaç Demek Açıklama Demek Değildir
Amaçlı Evrim savunucuları, Darwinci rastgeleliği terk ederken yerine bilimsel olarak tanımlanmamış bir kavram koymaktadır: Amaç! Ancak “amaç”, bir mekanizma değildir; bir neden değildir; bir süreç açıklaması değildir. Sadece bir durum tespitidir.
Yani amaçlanan son ürün, tüm vücut planı, sistemler, organlar, hücreler, organeller bilinmekte ve tüm üretim adımları da buna göre planlanmaktadır. Bu zaten her ayrıntıya müdahil olan üstün bir aklın varlığının açık bir itirafıdır.
Dikkat edin burada öyle yüce bir gücün varlığı şarttır ki, tüm proteinleri, onların 3 boyutlu tersiyer yapılarını, onları oluşturan aminoasitleri, bunları meydana getiren molekül dizilimlerini, bu moleküllerin aralarında oluşacak kalıcı ve geçici kimyasal bağları, bu molekülleri oluşturan atomları, bu atomları bir arada tutan veya birbirinden uzaklaştıran atom-altı parçacıkları ve sahip oldukları elektrik yüklerini… hepsini aynı anda bilen, mikroda makroya her boyuta hakim olan sonsuz bilgi sahibi yaratıcı gücün, yani Tek olan Yüce Allah’ın varlığı kesindir.
Bir olayın “amaçlı göründüğünü” söylemek, o amacın nasıl, kim tarafından, hangi bilgiyle ortaya çıktığını açıklamaz. Evrimcilerin yaptığı, bir binanın yalnızca neden yapıldığını (amaç) söylemek, ancak o binayı kimin, hangi planla inşa ettiğini (Yaratıcıyı) ısrarla itiraf etmemektir. Amaçlı Evrim, bir çözüm değil, sadece bir isim değişikliğidir; Neo-Darwinizm’in alternatifi değil; onun itiraf edilmiş yetersizliğidir. Amerikalı biyokimyacı Prof. Michael J. Behe’nin ifade ettiği gibi:
“Amaçlı Evrim iddiası, Darwinizm'i kurtarmaya çalışırken aslında ona en büyük darbeyi vuruyor: Çünkü amaç, sadece bir irade tarafından belirlenebilir.”[6]
Sonuç: İki Teori, Tek Çıkmaz
Ortaya çıkan tablo nettir: Neo-Darwinizm rastgeleliği savunur, ama biyolojik verilerle çelişir. Amaçlı Evrim ise rastgeleliği reddeder, ama amacı açıklayamaz. Biri körlüğe ve amaçsızlığa dayanır, diğeri yönlülüğü ve amacı kabul eder; ama ikisi de bilginin kaynağını açıklayamaz. Bu nedenle Amaçlı Evrim, Darwinizm’i kurtaran bir teori değil; Darwinizm’in asla kurtarılamayacağını gösteren son halkadır.
Görüldüğü gibi her şeyin bilgisine sahip, zamandan münezzeh, yarattığı bir şeyin ilk halini de son halini de çok iyi bilen, kuantum seviyesinde her an her şeye hakim Azim olan Allah’ın varlığı dolaylı olarak kabul edilmek zorunda kalınmaktadır.
Hücre, içindeki tüm organelleriyle mükemmel bir sisteme sahiptir. Hücredeki düzen öylesine kusursuz, öylesine olağanüstüdür ki, canlılığın tesadüfen meydana gelmiş olmasının akıl dışılığını kanıtlamaya tek başına yeterlidir. Bugün bilimin katkısıyla canlılarda gördüğümüz sayısız detayda, “amaçlı” veya “amaçsız evrim”in değil, yalnızca yaratılış gerçeğinin delilleri vardır. Bu üstün yaratılış, yalnızca ve tamamıyla Alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.
[1]Müller, G. B. (2017). "Why an extended evolutionary synthesis is necessary". Proceedings of the Royal Society B.
[2]Shapiro, J. A. (2011). Evolution: A View from the 21st Century. FT Press.
[3]Noble, D. (2017). Dance to the Tune of Life: Biological Relativity. Cambridge Univ. Press.
[4]https://www.youtube.com/watch?v=NAPhBt8VJCM
[5]Jablonka, E., & Lamb, M. J. (2005). Evolution in Four Dimensions. MIT Press.
[6]Behe, M. J. (2019). "Darwin Devolves". HarperOne.


