Evrenin temel doğasına dair sorular, insanlık tarihi boyunca hem bilimsel hem de felsefi ve imani açıdan en çok merak edilen konular arasında yer almıştır. Günümüzde ise, klasik fizik ve kozmolojinin ötesine geçen modern evren modelleri; bilginin, algının ve yaratılışın rolünü merkeze alan yeni yaklaşımlarla tartışılmaktadır. Özellikle Bilgi Teorisi, Holografik Evren Modeli ve Simülasyon Hipotezi gibi güncel bilimsel anlatımlar, evrenin temelinde bilginin, düzenin ve bütünlüğün varlığını öne çıkarırken; evrendeki düzenin ve bilginin kaynağının Allah’ın sonsuz ilmi ve kudreti olduğunu hatırlatmaktadır. Örneğin SARS-CoV-2 virüsünün genetik yapısında gözlemlenen dijital kodlama ve bilgi işleme süreçleri, bazı bilim insanlarını evrenin temelinde bilginin yattığı veya evrenin bir simülasyon olabileceği düşüncesine yöneltmiştir (Vopson, 2023).

Bilgi Teorisi, ilk olarak Claude Shannon tarafından 1948 yılında ortaya konmuş ve iletişim, veri aktarımı, hata düzeltme gibi teknik alanlarda devrim yaratmıştır (Shannon, 1948). Bilgi, belirsizlik azaldığında elde edilen sonuçtur yani, bir olay gerçekleştiğinde sonuçla birlikte bilgi miktarı da artar. Klasik Bilgi Teorisi, bilginin ölçülmesi, kodlanması ve iletilmesi süreçlerini matematiksel olarak tanımlar. Sonraki yıllarda, bu teori sadece mühendislik ve bilgisayar bilimlerinde değil, biyoloji, genetik ve fizik gibi alanlarda da uygulanmaya başlanmıştır.
Modern bilgi temelli Evren Hipotezi ise, evrendeki tüm fiziksel süreçlerin ve varlıkların nihai olarak bilgiye indirgenebileceğini öne sürer (Lloyd, 2006). Bu yaklaşım, evrenin bir tür bilgi işleme sistemi olarak görülebileceğini ve maddenin, enerjinin, hatta uzay-zamanın bile bilgiye dayalı yapılar olduğunu savunur. Özellikle Kuantum Bilgi Teorisi, evrendeki temel yapı taşlarının bilgiyle tanımlanabileceğini ortaya koymuştur (Vedral, 2010).
“Bilginin evrenin özü olduğu” ile ilgili görüşü dile getiren kişilerden birisi de Almanya'nın Doğa ve Mühendislik Bilimleri Ulusal Enstitüsü olan Physikalisch-Technische Bundesanstalt'ta Bilgi Teknolojileri Bölümü Başkanı olan Profesör Werner Gitt’tir. Werner Gitt’e göre bilgi, fiziksel bir süreç veya rastlantısal kimyasal reaksiyonlarla ortaya çıkabilecek bir olgu değildir. Bilgi, her zaman bir aklın, bir iradenin ve bir maksadın ürünüdür. Profesör Gitt, bilginin dört temel seviyesini tanımlar:
- Statik Seviyede Bilgi: Semboller, harfler, rakamlar gibi taşıyıcı unsurlar.
- Syntactic (Sözdizimsel) Seviye: Sembollerin dizilişi ve düzeni.
- Semantik (Anlamsal) Seviye: Sembollerin taşıdığı anlam.
- Pragmatik Seviye: Bilginin amacı ve işlevi.
- Apobetik Seviye: Bilginin hedeflediği sonuç.
Profesör Gitt, bu seviyelerin özellikle DNA gibi biyolojik sistemlerde açıkça gözlendiğini ve bu nedenle canlılardaki bilginin kökeninin tesadüflerle açıklanamayacağını belirtir.
Gitt’in en temel argümanlarından biri, bilginin kaynağının mutlaka bir “bilgi veren” olması gerektiğidir. Yani, bilgi, rastgele süreçlerle, doğa kanunlarıyla veya tesadüfi mutasyonlarla ortaya çıkamaz. Özellikle DNA’daki genetik bilgi, son derece karmaşık, anlamlı ve amaçlı bir yapıya sahiptir. Bu da bu bilginin kökeninde üstün bir akıl ve irade olduğunu gösterir.
Kısaca; bilgi, ancak bilgi sahibi bir varlık tarafından ortaya konabilecek şekilde anlatılabilir. Prof. Gitt bunu şöyle anlatır:
Bilgi, yalnızca bilgi sahibi bir varlık tarafından üretilebilir. Bilgi, rastgele süreçler, fiziksel veya kimyasal reaksiyonlar yoluyla oluşamaz. Doğada gözlenen bilgi, her zaman bir aklın ve iradenin eseridir. Bir kitapta yer alan bilgi, kağıt ve mürekkebin kimyasal özelliklerinden kaynaklanmaz; bu bilgi, yazarın zihninden gelir. Aynı şekilde, DNA’daki bilgi de, molekülün kimyasal yapısından değil, bu bilgiyi kodlayan üstün bir akıldan kaynaklanır. (Gitt, 2000. pp 79-81)
Gerçekten de canlıların hücrelerinde bulunan genetik bilgi, üstün bir aklın, yani Allah’ın yaratmasının açık bir delilidir.
Gitt, bilgiyi maddesel yapıdan ayrıştırır ve “Bilgi, taşıyıcısından bağımsızdır. Bir mektuptaki bilgi, kâğıdın veya mürekkebin kimyasal yapısıyla açıklanamaz. Bilgi, yalnızca taşıyıcı üzerinde var olur, fakat kaynağı taşıyıcı değildir.” (Gitt, 2000. p. 102) diyerek bilginin maddeden bağımsız bir gerçeklik olduğunu savunur. Yani bilgi, taşıyıcısı olan maddeye indirgenemez. Nasıl ki bir kitapta yazılı olan bilgi, kağıdın veya mürekkebin kimyasal yapısıyla açıklanamazsa DNA’daki bilgi de, DNA molekülünün kimyasal yapısıyla açıklanamaz; bu bilgi, dışarıdan verilmiş olmalıdır.
Prof. Dr. Werner GITT ayrıca şu vurguyu da yapmıştır:
"Yaşayan organizmalarda mevcut bilginin, akıllı bir kaynağa ihtiyaç duyduğu açıktır. İnsan bu kaynak olamaz ve bundan dolayı tek ihtimal, bunların bir Yaratıcısı olduğudur." (In The Beginning Was Information' (Başlangıçta Bilgi Vardı) adlı kitabından, 3. baskı, Almanya, s. 97)
Werner Gitt gibi bilim adamlarının delilleriyle birlikte ortaya koyduğu Bilgi Teorisi, evrim teorisinin canlılara kodlanmış olan muazzam bilgiye dair açıklama çabalarının tümünü geçersiz kılar. Çünkü evrim, canlılardaki bilgi artışını tesadüfi mutasyonlar ve doğal seleksiyon yoluyla açıklamaya çalışır. Oysa Profesör Gitt’e göre, yeni bilgi ancak bir akıl tarafından eklenebilir; tesadüfler bilgi oluşturamaz. Bilgi, yalnızca bilgi sahibi tarafından oluşturulabilir. Canlılardaki muazzam bilgi de Allah’ın yaratmasının açık bir delilidir.

Kuran’da pek çok ayette evrendeki bilgi ve düzenin kaynağının Allah’ın sonsuz ilmi olduğu haber verilir. Bilgi Teorisinin öne çıkardığı gibi, canlılardaki genetik kodlar, doğadaki matematiksel düzen ve fizik yasaları, Allah’ın yaratışındaki mükemmelliğin birer tecellisi olarak açıklanır. Özellikle DNA’daki bilgi, doğrudan Allah’ın yaratma sanatının bir göstergesidir. Canlıların yapısındaki olağanüstü bilgi, rastlantısal süreçlerle veya kör tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve mükemmeldir. Bu nedenle, evrendeki bilgi, Allah’ın “Alîm” (her şeyi bilen) isminin bir yansımasıdır. Allah “O, her şeyi en güzel şekilde yaratandır.” (Secde Suresi, 7) ayetiyle her şeyi bir ölçüye göre, kusursuzca yarattığını bizlere haber vermektedir. Bilgi Teorisinde de işaret edilen evrene hakim olan derin düzen ve bilgi, Allah’ın varlığının ve yaratışının açık bir delilidir.
Evrendeki düzenin bize gösterdiği gibi bilgi daima bir aklın, bir iradenin ve bir maksadın ürünüdür; rastgele süreçlerle veya kör tesadüflerle meydana gelemez. Modern bilimsel bulgular, özellikle canlılardaki genetik bilgi ve evrendeki matematiksel düzenle desteklendiğinde, evrende işleyen bir “üstün bir akıl” olduğunu ve “kapsamlı bir bilgi sistemi”nin varlığını bize gösterir. Burada özetlediğimiz Bilgi Teorisinin ortaya koyduğu en temel gerçeklerden biri:
evrende gözlenen her bilginin kaynağının maddi süreçlerle açıklanamayacak kadar derin, anlamlı ve maksatlı olduğudur.
Bu noktada, İslam’ın temel kaynaklarında sıkça vurgulanan ve Kuran’da yer verilen “Levh-i Mahfuz” kavramı ile Bilgi Teorisi arasında derin bir paralellik kurmak mümkündür. Çünkü Bilgi Teorisi, evrendeki tüm düzenin ve işleyişin temelinde bir bilgi bulunduğunu ve bu bilginin kökeninin mutlaka bir “bilgi sahibi”ne dayandığını savunur. Kur’an’da ise, her şeyin bilgisinin Allah Katında, eksiksiz ve değişmez şekilde kayıtlı olduğu, “Levh-i Mahfuz” adı verilen İlahi bir kitapta bulunduğu bildirilir (Yavuz, Y. Ş., 2003).
Levh-i Mahfuz, Allah Katında bulunan, her şeyin bilgisinin eksiksiz olarak yazılı olduğu, hiçbir bilginin kaybolmadığı, değişmediği ve korunmuş olan İlahi bir kitaptır.
Kur’an’da doğrudan “Levh-i Mahfuz” ifadesi geçer ve ayrıca “imam-ı mübin” (apaçık kitap), “kitab-ı mübin” (apaçık kitap) gibi tabirlerle de bu İlahi kayıt yerine işaret edilir. Örneğin:
- “Hayır, o apaçık bir kitaptadır.” (Yasin Suresi, 12)
- “Biz, her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazdık.” (Yasin Suresi, 12)
- “Her iş, O’nun Katında bir kitaptadır.” (Rad Suresi, 39)
- “O, Levh-i Mahfuz’dadır.” (Buruc Suresi, 21-22)
Burada dikkat çekici olan şudur: İster kitap isterse korunmuş levha olarak geçsin Bilgi Teorisinin bilimsel olarak işaret ettiği “evrensel bilgi deposu” fikri, Kur’an’da çok daha kapsamlı ve derin bir şekilde Levh-i Mahfuz kavramıyla açıklanmıştır. Yani, evrendeki tüm varlıkların, olayların, hatta henüz gerçekleşmemiş olanların bile bilgisinin, Allah’ın sonsuz ilmiyle Levh-i Mahfuz’da kayıtlı olduğu bildirilir. Bu ilahi kayıt, sadece maddi evrenin değil, zamanın, kaderin ve tüm detayların da bilgisini içerir.
Evrendeki her noktada, her canlıda gördüğümüz tüm bilgi, rastgele oluşmuş bir veri yığını değil; aksine, sonsuz bir aklın, yani Allah’ın ilminin ve iradesinin bir yansımasıdır.
KAYNAKÇA:
Gitt W. (2000). In the Beginning was Information. CLV. 2.Edition
Vedral, V. (2010). Decoding Reality: The Universe as Quantum Information. Oxford University Press.
Vopson, M. (2023). Physicist Studying SARS-CoV-2 Virus Believes He Has Found Hints WeAre Living In A Simulation. IFLScience. https://www.iflscience.com/physicist-studying-sars-cov-2-virus-believes-he-has-found-hints-we-are-living-in-a-simulation-73437
Yavuz, Y. Ş., (2003) Levh-i Mahfuz. İslam Ansiklopedisi. 27. Cilt., s.151. TDV https://cdn2.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27008794.pdf


