Dünya, kendi ekseni etrafında yaklaşık 24 saatte bir dönüşünü tamamlar. Ancak bu durum, gezegenimizin tarihi boyunca sabit kalmamıştır. Peki, Dünya aniden dönmeyi bıraksa ne olurdu? Bu, son derece düşük olasılıklı bir senaryo olsa da sonuçları yıkıcı olurdu. Bunu, yüksek hızda dönen bir dönme dolabın aniden durmasıyla kıyaslayabiliriz. O anda, üzerinde bulunan her şey, sahip olduğu momentumla hareket etmeye devam eder ve büyük bir yıkım yaşanırdı. Dünya'nın ekvatorunda saatte yaklaşık 1600 kilometre hızla döndüğünü düşünürsek, bu hızla hareket eden okyanuslar, kayalar ve diğer her şey doğuya doğru savrularak yeryüzünü tahrip eder, atmosfer ve uzaya kadar fırlayabilirdi. Smithsonian Ulusal Hava ve Uzay Müzesi’nden jeolog James Zimbelman’ın belirttiğine göre, bu tür bir felaket sonucunda, yeryüzü erimiş bir kaya okyanusuna dönüşebilirdi.

 

Gerçekte ise, Dünya'nın aniden dönmeyi bırakması Allah’ın “Ol” emri dışında imkânsızdır. Gezegenimizin dönüş hızı, çok eski zamanlarda bugünkünden daha fazlaydı. Depremler, buzulların ve yer altı sularının hareketi gibi çeşitli faktörler, Dünya'nın dönüş hızını çok küçük oranlarda Allah’ın takdir ettiği bir düzen içinde değiştirebilir. Bilimsel tahminlere göre, Dünya'nın dönüşü yüzyılda yaklaşık 1-2 milisaniye yavaşlamaktadır. NASA'nın finanse ettiği bir araştırmaya göre, 2000-2018 yılları arasında buz ve yer altı sularının hareketi nedeniyle gün uzunluğunda yüzyılda 1,33 milisaniyelik bir artış olmuştur. Bu oran, önceki yüzyıllara göre daha hızlıdır. Ayrıca, sera gazı emisyonlarının artması halinde, iklim değişikliğinin etkisiyle bu yavaşlama daha da hızlanabilir.

 

Dünya'nın dönüşünü yavaşlatan başlıca etken, Ay’ın kütleçekimsel etkisiyle oluşan gelgit sürtünmesidir. Ay, Dünya’dan her yıl yaklaşık 4 santimetre uzaklaşmaktadır. Bu uzaklaşma, Dünya’nın okyanuslarının Ay’ın çekimine tepki olarak şişmesi ve bu şişkinliğin Ay’ın konumuyla tam olarak örtüşmemesi sonucu oluşan sürtünmeden kaynaklanır. Bu süreç, Dünya’nın dönüşünü yavaşlatırken, Ay’ın da yörüngede uzaklaşmasına sebep olur.

 

Bu değişimler, kısa vadede hissedilmeyecek kadar yavaş gerçekleşir. Ancak jeolojik zaman ölçeklerinde, örneğin 600 milyon yıl önce Dünya’nın bir günü yaklaşık 21 saatti. Eğer bu süreç devam ederse varsayımsal olarak dünyanın daha milyarlarca yıl ömrü olmuş olsa, yaklaşık 50 milyar yıl sonra Dünya ve Ay karşılıklı olarak birbirlerine kilitlenmiş olacaktı ve Dünya’nın yalnızca bir yüzü sürekli Ay’a dönük kalacaktı. Ancak, Güneş’in ömrü bu kadar uzun olmadığı için, Dünya bu aşamaya ulaşamadan Güneş’in kırmızı dev evresinde yok olacaktı.

Tüm bu teorik senaryoların ötesinde, bugün baktığımızda Dünya’nın dönüşü son derece dengeli ve canlılık için ideal bir hızdadır. Eğer Dünya daha hızlı ya da daha yavaş dönseydi, gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkları, ısı dağılımı ve iklim koşulları canlı yaşamı imkânsız kılacak şekilde değişirdi. Çok yavaş bir dönüşte, Güneş’e bakan yüz aşırı ısınır, diğer yüz ise aşırı soğurdu. Çok hızlı bir dönüşte ise gece ve gündüz süreleri kısalır, ısı ortalaması düşerdi. Ancak milyonlarca yıldır Dünya’nın dönüş hızı, canlılığın varlığı için en uygun aralıkta seyretmektedir. Bu, Dünya’nın rastgele değil, hassas bir dengeyle yaratıldığının açık bir göstergesidir.

 

Dünya için gündüz ve gecenin dağılımı sadece ısı ya da iklimsel açıdan değil yaşam düzeni açısından da dengelidir. “O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. Şüphesiz işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (Yunus Suresi, 67) ayetinde belirtildiği gibi dünyaya (kutup dairesi hariç) ne günlerce süren geceler ne de günlerce süren gündüzler hakimdir. Bu yönüyle her gün hem dinlenmeye hem de çalışmaya uygun bir yaşam, ideal yaşam düzeni yaratılmıştır.

Dünya’nın dönüşündeki bu olağanüstü denge, tesadüflerle açıklanamayacak kadar kusursuzdur. Gezegenimizin gece ve gündüzü, mevsimleri, iklimi ve canlı yaşamı için gerekli olan tüm fiziksel şartlar, ince bir ayarla yaratılmıştır. Kur’an’da Allah’ın geceyi gündüze bürüdüğüne dair pek çok ayet vardır. Bu ayetlerden biri şöyledir:

"Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye bürüyendir. O, her şeyi işitendir, görendir." (Hac Suresi, 61)

Bir başka ayette ise şöyle buyrulmuştur:

"Geceyi gündüze, gündüzü de geceye katan, Güneş’i ve Ay’ı buyruğu altında tutan Allah’tır. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur; mülk O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarına bile sahip değildirler." (Fatır Suresi, 13)

Bu ayetler, gece ve gündüzün oluşumunun, Dünya’nın dönüş hızının ve tüm bu hassas dengelerin Allah’ın kontrolünde olduğunu açıkça ortaya koyar. Dünya’nın dönüş hızındaki en ufak bir değişiklik, canlı yaşamı tehdit edecek sonuçlar doğurabilecekken, milyarlarca yıl boyunca bu dengenin korunması, Allah’ın rahmetinin ve kudretinin açık bir tecellisidir.

 

Bu gerçekler üzerinde tefekkür eden bir insan, Dünya’nın ve evrenin tesadüflerle değil, sonsuz ilim ve hikmet sahibi olan Allah tarafından yaratıldığını kavrar. Dünya’nın dönüşü, gece ve gündüzün oluşumu, iklimlerin düzeni, hepsi Allah’ın kudretinin ve rahmetinin bir göstergesidir. Her insan, bu kusursuz yaratılış üzerinde düşünmeli ve Allah’a yönelmelidir. Çünkü O, her şeyi en güzel ve en mükemmel şekilde yaratandır, bize sonsuz nimetler sunandır.

 

Kaynak: 
James Felton. Will The Earth Ever Stop Spinning? IFL SCIENCE 5 Ocak 2026 https://www.iflscience.com/will-the-earth-ever-stop-spinning-82101