MERAK ETTİKLERİNİZ 2
DİDEM ÜRER: Merhaba. Yine bir Merak Ettikleriniz programında daha bir aradayız inşaAllah. Ben Didem Ürer, Aylin Kocaman'la birlikte sizden gelen sorulara merak ettiğiniz ve cevabını bulamadığınız bütün soruları yanıt arayacağız inşaAllah. Bunları Kuran, hadisler ve modern bilimin ışığında cevaplamaya çalışacağız. İnşaAllah bugünkü programımız başlıyor.
AYLİN KOCAMAN: Merak ettiğiniz soruları merakettiklerinizqa9.com.tr adresine gönderebilirsiniz.
Bize tabii çok fazla soru geldi yine. Bu sorulardan bir tanesiyle ben başlamak istiyorum. Beril Kağan arkadaşımız sormuş, diyor ki: “İslam geldiğinde Hristiyanlık ve Müslümanlığın hükmü kalkmış mıdır? Yani onların hükmü nedir şu anda?” diye soruyor.
Şimdi bu Kuran ayetleriyle çok detaylı açıklanmış bir konu. Hayır, İslam geldiğinde Musevilik ve Hristiyanlığın hükmü kalkmış değil. Ehl-i Kitap hala var, Ehl-İ Kitaba hitap eden ayetler var. Ehl-i Kitapla nasıl yaşayacağımızı belirten ayetler var. Hatta biliyorsunuz Müslümanların Ehl-İ Kitaptan bir bayanla evlenmesi ayette geçiyor. Şimdi bu konuyla ilgili çok fazla ayet geçiyor Kuran'da. Bunlar nasıl geçiyor? Hükmünü kaldıran değil, İslam geldiğinde yani “Kuran geldiğinde kendinden önceki kitapları doğrulayıcı olarak indirmiştir” şeklinde.
Şimdi bu konu çok fazla çok defa geçer Kuran'da. Ben bir ayet okumak istiyorum. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, Ali İmran suresi 3. ayet.
“O sana kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.” (Al-i İmran Suresi, 3)
Şimdi ayete baktığımızda “O sana kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.” Bu da kitap olarak belirtilen Kuran'dır. Hak, yani bir gerçek olarak ve “kendinden öncekileri doğrulayıcı.” Kendinden öncekiler nedir? Tevrat ve İncil. Onları doğrulayıcı olarak indirdi. Yani o kitaplar var ve o kitapları doğrulayıcı olarak Rabbimiz Kuran'ı indirdi şeklinde belirtiyor. “O Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti” diye Rabbimiz burada tekrar Müslümanlara bunu hatırlatıyor.
Şimdi burada biliyorsunuz bir Müslümanın zaten sorumluluğu kendinden önceki kitaplara, dinlere de iman etmesidir. Kendinden önceki Hz. Muhammed (sav)’den önceki peygamberlere de, Peygamberimiz (sav)’den önceki peygamberlere de iman etmesi ve inanmasıdır. “Biz hiçbirini diğerinden ayırt etmedik diye” belirtiliyor ayette de. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Dolayısıyla Ehli Kitap Hristiyanlar ve Müslümanlar elbette vardır, Kuran'da geçer. Tevrat ve İncil'in hükmüne gelecek olursak, onların hükmü de Kuran'la mutabık her söz için içlerinde geçen her hikmetli söz bizim için geçerlidir. Biz bundan hatta Müslümanlar olarak bunları okuyup anlamakla da sorumluyuz.
DİDEM ÜRER: Aylin’ciğim, burada aslında söylediğin kısma yine dikkat çekmek istiyorum. Kuran'la mutabık olan yani Kuran'la birebir aynı olan. Çünkü biz Rabbimiz'in indirdiği kitaplar olarak inandığımız Tevrat'ı ve İncil'i tabi ki okuruz ve onun içerisindeki güzel sözleri görürüz. Ama şu anda günümüzde bunların bir yandan tarif edilmiş olduklarını da bildiğimiz için sadece içlerinde Kuran'la birbiriyle aynı olan kısımları tabii ki okur ve kabul ederiz. Onun dışında tabii ki bir insanın Tevrat'ın tamamını şu anda günümüzdeki haliyle veya İncil'in tamamını kabul etmesi ve bunların hepsinin doğru olduğunu iddia edebilmesi mümkün değildir. Ama Kuran'la, çok sayıda Hocamız’ın bu konuda eserleri de var ve çok kıymetli gerçekten herkesin okumasını tavsiye ettiğimiz eserler. Muhakkak okuyup herkesin Allah'ın bu kitaplarda da bu kutsal kitaplarda da neler söylediği ve Kuran'la uyuşan yönler nelerdir muhakkak görmesi gerekiyor tabii ki.
AYLİN KOCAMAN: Burada bir ayet hatırlatmak istiyorum ben. Aslında biliyorsunuz kitap ehlini öven çok fazla ayet vardır Kuran'da. Genel olarak onların salih olanlarını, Müslümanlarla birlikte hatta övüldükleri çok fazla ayet vardır. Bunlardan bir tanesini hatırlatmak istiyorum. Yine Ali İmran Suresi 199. ayet. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.
“Şüphesiz kitap ehlinden,” bakın Hıristiyan ve Musililerden “Allah'a size indirilene” yani kitaba, Kuran'a “ve kendilerine indirilene” yani Tevrat ve İncil'e “Allah'a derin saygı gösterenler olarak” bakın Allah övüyor, “Allah'a derin saygı gösterenler olarak inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar.” Yani gerçekten Müslümanlar o anlamda. “İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Ali İmran Suresi, 199)
İşte bu kişiler kitap ehli normalde fakat Peygamberimiz (sav)’e inanıyorlar, Kuran'a da inanıyorlar, Muhammediler aynı zamanda. Bu çok önemli, burada onlar övülüyorlar.
Bir de bir hadis hatırlatmak istiyorum. Peygamberimiz (sav) döneminde Peygamberimiz (sav)’in hak Tevrat’ı okunmasını teşvik ettiğine yönelik çok fazla hadis geçer bununla ilgili. Bunlardan bir tanesini okumak istiyorum.
El Hafız el-Zehebi kaydediyor ki: “Musevilerden İslamiyet'e dönen Abdullah İbni Selam Hz. Peygamber (sav)’e geldi ve ona ‘dün gece Kuran'ı ve Tevrat'ı okudum’ dedi.” Peygamberimiz cevap veriyor: “‘Bunu bir gece oku ve diğerini de bir başka gece oku.’” Yani her ikisinde Kuran'ı da Tevrat'ı da okumasını teşvik ediyor Peygamberimiz (sav).
DİDEM ÜRER: Biz Allah'ın diğer insanlara da yani Peygamberimiz (sav)’den önceki diğer inananlara da nasıl bir kitap gönderdiğini merak ederiz gerçekten, önemlidir. Tabii ki bu aşamada bizim ilk olarak tavsiye edeceğimiz Kuran'ı herkesin okumasıdır, Kuran'ı öğrenmesidir. Ama muhakkak Allah'ın bize diğer kitaplarda da gösterdiği bilgileri ki özellikle Tevrat'ın içerisindeki Süleyman'ın Meseleleri bölümünde çok sayıda güzel ahlakla ilgili örnekler vardır. Bunlar gerçekten okuması gereken bölümler. Yine İncil'in içerisinde de tahrif edilmiş bölümleri hariç olmak üzere güzel ahlakla ilgili çok sayıda özellik gösteren sözler var. Bunları da muhakkak kardeşlerimizin okumasını tavsiye ederiz inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Ayrıca Tevrat’ta çok fazla Hz. Mehdi (as)’ın gelişiyle ilgili çok fazla söz geçer. Bunlar Peygamberimiz (sav)’in ahir zaman hadisleriyle de tam olarak mutabakat içinde.
DİDEM ÜRER: Evet maşaAllah tabii ki.
Aylin'ciğim şimdi Mayıs ayının içerisinde tabii ki bir anneler gününü de geride bıraktık ve annelerin çok sayıda merak ettiği sorular olmuştu aslında Mayıs ayı boyunca. Bunların genelini bir derleyecek olursak, aslında burada önemli olan çocuklarına verecekleri eğitimle ilgili sordukları aslında sorulardan bir tanesi dikkat çekiciydi.
Şöyle soruyor seyircimiz, diyor ki: “Ben çocuğumun din hanesini boş bırakmak istedim. İleride çocuğum kendi inancını seçsin diye. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?” diyor Sude Cihan arkadaşımız.
Şimdi gerçekten aslında insanların merak ettiği bir soru bu. Çünkü biz tabii ki dinde özgürlük olduğunu, herkesin kendi dinini kendisi seçmesi gerektiğini muhakkak anlatıyoruz. Kuran'a göre de bunun zaten bu şekilde olması gerekiyor. Bu anlamda çocuklar daha yeni doğduğundan itibaren okuma yazmayı öğrenebildikleri aşamaya gelene kadar, hatta okuma yazmayı da öğrendikten sonra da Allah'ı çocuklara tanıtabilmek çok önemli bir eğitimdir. Yani burada siz tabii ki çocuğunuza belli bir yönde eğitim vereceksiniz. Çocuğunuzun eğitimini yaparken burada hatta seyircilerimizin özellikle burada merak ettikleri küçük yaşlardaki çocuklara nasıl bir dini eğitim vermek gerektiğidir.
Burada şimdi Kuran'a da baktığımızda biz insanlar daha yeni dini öğrenirken Allah'ın varlığını kavramaları gerekiyor. Çünkü Allah'ın varlığını kavrayabilmiş olan bir insanın bütün hayatının şekli değişir. Bunu yapabilmek de tabii ki bir ailenin öncelikli olarak çocuklarına vermesi gereken çok önemli bir sorumluluk oluyor, bir görev oluyor. İnançlı bir aile ise eğer bu ailenin, muhakkak çocuklarına daha yeni yetiştiği yaşlarda Allah'ın varlığını, Allah'ın insanları nasıl şefkat ve merhametiyle sardığını, Rahman Rahim sıfatlarıdır bunlar. Bütün insanlara nasıl nimetler verdiğini, bizim dünyaya geliş amacımızın ne olduğunu, dünyadaki her şeyin bir amaçla yaratıldığını, bütün her şeyin yani şu anda mesela bu stüdyonun içerisinde gördüğümüz bütün parçaların her birinin amacının olduğunu, yine bütün anneler, çocuklarına o evin içerisindeki, mutfaklardaki, işte banyolardaki, bütün odalardaki her şeyin, her bir parçanın bir amacı olduğunu, okula gittiğinde çocuk yine okuldaki her şeyin bir amaçla yaratıldığını, sokağa çıktığındaki bütün her şeyin amacını gördüğünü ama bu amaçların içerisinde insanın da amaçsız olarak asla var olmadığını muhakkak çocuklarına anlatmaları ve bu gerçeği göstermeleri gerekiyor. Ki işte bu ışıkta yani bu gerçek doğrultusunda çocuk ben neden varım ve dünyaya neden geldim diye onu kendisine soracak, onu sorgulayacak. Tabii ki ezbere değil. Yani sadece kendisine gösterilen şekilde ve mecbur edilip dayatılan şekilde değil ama gerçekleri görerek ve bunu nasıl yapıp? Bilim ışığında yaparak yani yaratılışın bir gerçek olduğunu delilleriyle dediğin gibi çocuğa göstererek, mesela fosilleri göstererek, canlıların milyonlarca yıldır hiçbir değişime uğramadığını göstererek Allah'ın varlığını bilimsel olarak ispat edebilirler çocuklarına.
Tabii ki bu anlamda Hocamız’ın yeni eserlerinden çok sayıda faydalanabilirler. Çocuklar için de çok önemli eserler var. Ama işte çocuk neden yaratıldığını, sorduğu soruya kendi cevap verebilecek hale geldiğinde işte orada artık Allah'ın varlığına ulaşabilmiş olacak. Ve Allah'ın varlığını da etrafında gördüğü, çünkü çocukların sorduğu çok hayret verici sorular vardır. İnsanların belki öğrendikleri bilgilerden dolayı bu soruları terk ettiği ama çocuğun ilk defa karşılaştığı şeylerde çok güzel olarak sorabildiği sorular vardır. Bu sorulara da yine bilim ışığında cevap vererek ve Kuran'ın içerisindeki sevgi ruhuyla cevap vererek o eğitimi yapabilirler.
Çocuğun güzel ahlakı Kuran'dan alması çok önemlidir. Bu şekilde yetişen bir çocuk hem arkadaşlarına barışçıl ve güzel bir huyla yaklaşabilir hem ailesine aynı şekilde yaklaşabilir. Ama aksinde ne amaçla meydana geldiğini bilmeyen bir çocuğun yetişme tarzında tabii ki çok daha farklılıklar olacaktır. Bu ahlakına da yansıyabilir. O yüzden bunu engellemek için ailelerin muhakkak bu yönde bir eğitim vermesi çok önemli inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Didem’ciğim, bu dediğinle bağlantılı olarak yani bir çocuğun bir şeyi öğrenmesi gerekiyor herhalükarda. Şimdi ilk beş yaş bir çocuğun hemen hemen her şeyi kaptığı yıllar. Dilden hep örnek veririz ya biz. Dili öğrendiği ve ona ana dil deriz biz. Hiçbir zorluk çekmez onu daha sonra da konuşmak ve anlamak konusunda. İşte bu anlayışı geliştirdiği o ilk yaşlar. O ilk yaşlarda bir şey öğrenecek. Elbet bir şey öğrenecek o çocuk. Ve daha sonrasında da öğrenecek tabii ki. Yani böyle hayatını geliştirdiğinde algıladığı, anladığı bir hayat şekli olmaya başlayacak. Şimdi onun şekillenmesi için etrafından gördüğü herhangi bir şey öğrenmesi değil de doğru bilgiyi alması çok önemli. Çünkü etrafı ona her zaman yanlış bilgi verebilir. Etrafında komünistler olur, komünizmin bilgisi olur, onu doğru zanneder. Etrafında bağnazlar olur, bağnaz dini, mesela tamam diniye eğitim vermez aile ama dışarıdan gördüğü o bağnaz eğitimi alır ve onu gerçek din eğitimi zanneder ve hayatının devamında öyle bir dini eğitimiyle devam eder. Çünkü niye? İlk aldığı ve ilk inandığı eğitim o. Tamam yıllar sonra şekillenebilir ama o ilk aldığı eğitimin yanlışsa eğer üzerindeki tahribatı çok büyük olabilir. O yüzden işte doğru eğitimin çocuk yaşta ona gerçekten verilmesi gerekiyor. Dediğin gibi Allah'ı tanıtmak küçük yaşta, niye yaratıldığının cevabını vermek. Onun bütün hayatını tamamen şekillendirecek bir şey. Boş bir hayat geçirmesini engelleyecek bir şey.
DİDEM ÜRER: Bir de Aylin'ciğim, burada şimdi bazen aileler yanlış bir şey de yapabiliyorlar. Allah korkusunu öğretmek için çocuğu sadece Allah'ı korkutacak bir güç gibi gösteriyorlar. Bu da tabii ki çok hatalı olur. Tabii ki çocuğa cehennemin varlığı da anlatılır fakat ondan önce etrafında gördüğü bütün nimetleri ailesi dahil bütün hayatında yediği içtiği ve elde ettiği her türlü nimete kadar Allah'ın ona bir lütfu olduğunu öğretirlerse zaten bu çocuk Allah'ı severek hayata başlayacaktır ve ondan sonra da olayların mesela Allah'ın sonsuz gücün kaderi yarattığının konforu eğer çocuğa küçük yaşlarda anlatılırsa karşılaştığı her olayda bundan sonraki diğer büyüme aşamalarındaki her olayın hayırla yaratıldığını eğer bu çocuk kavrarsa bütün hayatında müthiş bir konfor gelecektir ve ondan sonra olaylara bakış açısı da çok değişecektir. Aksinde sürekli sıkıntılı, sürekli bir gelecek korkusu, her şeyden korkuya kapılan, üniversite imtihanını kazanacak mı, lise imtihanını kazanacak mı, bütün bu korkularla çocuk yetiştirilirse o zaman tabii ki ruh hali de buna göre daha farklı şekillenecektir. Diğerinde de mükemmel bir eğitim olacak inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Buna bir şey daha eklemek istiyorum. Genel olarak böyle ailelerde konu şu oluyor; acaba İslam'ı mı seçecek çocuğum, Hristiyan mı olacak, Musevi mi olacak yoksa dinsiz mi olacak gibi bir mantık oluyor. Bir kere Hristiyanlık ve Musevilik konusuyla ilgili biraz önce anlattığımız açıklama bu iddiayı ortadan kaldırıyor. Çünkü İslam zaten bu iki dini doğrulayıcı olarak getirilmiş bir din. Dolayısıyla İslam son din olduğuna göre zaten çocuğun her iki dini doğrulamış bir dine inanması tabii ki en doğru olan olacaktır. Dolayısıyla yürürlükten kalkmadığına göre biz nasıl Muhammed'i Hristiyanlar, Muhammed-i Museviler olarak kendimizi görüyoruz. Aynı zamanda Museviyiz de, Hz. Musa (as)’ı çok seviyoruz, İseviyiz, Hz. İsa (as)’ı çok seviyoruz. Çocuk da bu anlayışla yetişecek fakat İslam dininde olacak, Müslümanlık dininde olacak. Bu zaten en doğru olanıdır. Dolayısıyla böyle bir tereddüte de gerek olmaz. Ha tamam dinsizliği seçecekse bu zaten Allah'ı tanıdıktan sonra kendi vicdanına göre seçeceği bir şey olabilir. Tabii ki özgürdür daha sonrasında. Ama önce bu eğitimin verilmesi gerekir.
DİDEM ÜRER: Evet inşaAllah.
Yine Mayıs ayının içerisinde olduğumuz için gelen sorular belirli bir noktada daha toplanıyordu. Bu da geçtiğimiz yıl yaşadığımız gezi olaylarıyla ilgili.
Bu Gezi olaylarıyla ilgili desteklediniz mi diye Enes Topçu bize sormuş. “Gezi olaylarında herhangi bir desteğiniz oldu mu?” diye.
Tabii Gezi olaylarını tek bir yönde görmek hata olur. Biz her zaman bunu kanalımızdan da anlattık. Hocamız da bu konuda çok sayıda açıklama yapmıştı. Öncelikli olarak seyircilerimizin merak ettiği biz gizli olaylarının gezi kısmını destekledik. Yani bu ne demekti? Orada gerçekten Taksim'e gittiğinde bütün seyircilerimiz, İstanbul'da yaşayan seyircilerimiz görecektir ki o Taksim'in ortasında sadece çok küçük bir alana yayılmış olan bir yeşillik bölge kalmış. Ve burası da işte gizli park olarak bildiğimiz o alan. Tabii ki gezi parkının hiçbir şekilde zarar görmesini istemediğimiz gibi biz de ve Hocamız başta olmak üzere oradaki ağaçların sayısının çok daha fazla kat kat arttırılması konusunda gerçekten destek verdik.
Fakat tabii ki bu destek nereye kadardı? O Gezi Parkı'nda eylemlere katılan çok sayıda arkadaşımız da oldu bizim. Daha sonrasında da buradaki gençler zaten Hocamız’ın anlatımları dolayısıyla yayınlarımıza çok sayıda katılımda bulundular. Hatta orada naklen seyretmişlerdi Hocamız’ın yayınını.
Şimdi orada tabii ki gençler yeşilliği sevdiklerini söyleyerek ve onların korumasını isteyerek masum bir demokratik eylem içerisine girdiler ve tabii ki orada çadır kurup bir arada yaşamanın getirdiği böyle daha farklı bir ortamın içerisine girdiler. Fakat tabii ki çok hızlı olarak ve her eylemin arkasında sinsice gizlenen bir takım provokatif eylemcilerin de bulunduğu diğer her türlü eyleme bakacak olursak bunu Gezi olaylarında da yaşadık. Ve hızla bütün ülke çapında hiç beklenmedik şekilde tabii ki hiç istemeyeceğimiz olaylar meydana geldi.
Bunlar tabii ki Gezi olaylarında o Gezi Parkı'nı korumak isteyen gençlerin demokratik eyleminden her zaman ayrı tutulmalı. Çünkü onların gerçekten amacı ağaçlardı, ağaçları korumaktı. Ve o birkaç gün aslında sürdü. O birkaç günün dışında da birdenbire bütün ülkeye yayılan, çığ gibi gelişen ve arkasında muhakkak komünist marjinal grupların eylem yaptığı ve ülkeyi talan etmeye çalıştığı bir ortama dönüştü. Biz bunun tamamen karşısındayız. Biz bunun hiçbir şekilde ilk günden beri hatta destek verdik orada hükümete de. Komünist zihniyete her zaman karşı çıktık ve biz bunu sürekli de anlatıyoruz kanalımızda.
Komünist zihniyet nasıl meydana gelir? İnsanları hep farklı şekilde yönlendirir. İnsanları hep farklı amaçlar var gibi gösterir. Olumlu bir şey var gibi gösterir ki bunun en önemlinden bir tanesi sosyal adalet anlayışıdır. Sanki sosyal adalet anlayışı komünizmin bir temeli gibi gösterilir. Halbuki sosyal adalet anlayışı tamamen İslam'a ait bir anlayıştır ve İslam'ın içerisindedir. İslam'ın içerisindeki bir anlayışı savunup da İslam'ın dışında bir sisteme gitmenin de bir anlamı yoktur. Komünizm bütün dünya tarihi boyunca nasıl gelmiştir? İnsanlara bir takım hayaller sunmuşlardır, bir takım vaatlerde bulunmuşlardır. Sonra da bunları elde ettiklerini düşündükleri noktada komünist bir diktatörlük şeklinde o sistemi tamamen ele geçirip kendi halklarını ve o kandırdıkları halklarını da ezmişlerdir.
AYLİN KOCAMAN: Bu arada Hocamız’ın her zaman dikkat çektiği bir konu vardır. Komünist sistemlerde şöyle bir bakıldığında genelde sosyal adaleti savunmakla ön plana çıkmış olan liderler Stalin'i mesela örnek alalım. Halk sefalet içinde, yoksulluk içinde yaşarken kendileri ihtişam içindeydi. Madem komünizmin o sosyal adalet sistemini savunuyorsunuz, o zaman sizin halkla eşit olmanız gerekir her açıdan. Maddi olarak da, maddi olanak olarak da eşit olmanız gerekir. Fakat hiçbir komünist ülkede bu, bu şekilde değildir. Her zaman diktatörler refah içinde yaşayan, kendi mallarını yığan ekiptir. Fakat halk orada sürünür. Bu aynı zamanda Marksist sistemin aslında bir devamı olan İran da bu şekildedir. Mollalar aslında Marksist bir sistemden gelirler. Zevk-sefa içinde yaşarlar fakat halk orada ambargodan dolayı yoksulluk içinde yaşar. Bu aynı zamanda komünist Kuzey Kore'de halen, hali hazırda devam eder. En aç ülkesidir biliyorsunuz Asya'nın Kuzey Kore. Fakat yani liderini biliyorsunuz, uzatmama gerek yok.
DİDEM ÜRER: Liderinin artık saç modeli şu anda günümüzde biliyorsunuz daha ön planda. Tabii ki böyle bir zihniyet olamaz. Biz burada işte Gezi olaylarında da aslında o konu üzerinde durmuştuk. Çünkü bildiğiniz gibi bir şey olumlu olarak elde edilmeye çalışılıyorsa onu olumlu olarak devam ettirmeniz gerekir. Ama Taksim Meydanı'nı ele geçirip, Paris, Taksim Komünü, yazıp veya kızıl meydan yazıp bu şekilde insanları komünist zihniyeti telkin edip veya ülkenin her tür her yerini yakıp-yıkmaya çalışıp, bütün esnafa zarar verip, oradaki ailelere yaşayan bütün apartmanlara zarar vermeye çalışıp sonra da özgürlük istiyoruz demek tabii ki hiçbir şekilde kabul edilebilir bir anlayış olmadığı gibi bizim de hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir şey değildir. Ama dediğimiz gibi gençler o dönemde haklılardı yeşili korumak istediler. Fakat ondan sonra hızla gelişen eylemlere zaten bu gençler de karşı çıktılar. Orada yakıp-yıkmaya çalışan, polise saldıran, polise taş atan, molotof atan insanları durdurmaya çalıştılar. Hatta siz bizden değilsiniz diye afişler yayınladılar. Fakat tabii bu tip provokatif eylemlere izin vermemek için yapılması gereken o eylemi de tadında bırakmaktı. Bu olmadı tabii ki başta. Hiç istenmeyecek şekilde bazı kardeşlerimizi oralarda hayatlarını kaybetmesine sebebiyet verdi bu olaylar ki bunlardan bir tanesi de çok sevimli Berkin'di. Onu da yine rahmetle anıyoruz çok şeker ve acayip sevimli acar bir kardeşimizdi. Ama onun da inşaAllah cennet bahçelerinde koşuşturduğuna şu anda inanıyoruz çünkü küçük yaşta, buna hep cennet kuzusu olarak yaratıldığına inanıyoruz. Ama komünizmin nasıl bir tehlike olduğunu halkımız yaşayarak görmüş oldu. Çünkü bu sadece anlatımla olabilecek bir şey değildi. Orada nasıl kitleleri hiç farkında değilken birdenbire aralarına girip birkaç kişinin bile yettiğini ve farklı şekilde yönlendirebildiğini ve o kitleleri hiç ummayacakları hareketleri yapmaya yönlendirebildiklerini görmüş oldular. O yüzden de işte bu tehlikeye karşı, bu pusudaki tehlikeye karşı halkımız uyanmış oldu. İyi oldu aslında, gerçekten hayırlara vesile oldu bu anlamda. Çünkü anlattığımız bir şeyin de görülmesine vesile oldu. Ama şu bir gerçektir ki Gezi Olayları sırasında başta bu Hocamız olmak üzere ve bütün arkadaşlarımızla birlikte, kız arkadaşlarımızla birlikte geceli gündüzlü gerçekten çok yoğun destek verdik hükümete bu komünist tehlikeye karşı. Ülkemizi kargaşaya sürüklemeye çalışan bu tehlikeye karşı da bütün gücümüzle gerçekten internet yoluyla da yayınlarımız yoluyla da gayret gösterdik.
AYLİN KOCAMAN: Tabii haklı protestoların da her zaman biz arkasındayız. Yani bu dediğin gibi yani Gezinin Gezi kısmında verdiğimiz destek gibi. Haklı olan bir kere protesto demokrasi demektir. Çok da büyük bir haktır. Çok da güzel bir haktır. Mutlaka sesini duyuracak halk. Baskılanmış halk zaten çok büyük bir dehşet vericidir. Bunun olmaması için Türk halkının gerçekten bu tip şeylerde duyarlılık göstermesi çok güzel bir şey. Bunu her zaman teşvik ederiz. Ama ülkemizde bir komünizm tehlikesi olduğunu unutmamak gerekiyor. PKK ve onun yandaşları mutlaka böyle protestolardan nemalanırlar ve kendilerine çekmeye çalışırlar. Bunu gördük biz naklen olarak izledik. Her türlü Twitter yasağında falan sokağa çıkıyorlar. İnanılır gibi değil. Komünizm zaten buna izin vermeyecek olan bir sistem. Ama sokakta biz komünistleri görüyoruz. Neden? Çünkü her türlü karışıklıktan faydalanmaya çalışıyorlar. Buna uyanık olmamız gerekiyor. Bizim için komünist tehlike ülkemiz için büyük bir tehlike, ciddi bir tehlike. PKK hala canlı, bu konunun da üzerinde duracağız daha sonraki yayınlarda inşaAllah, cap canlı duruyor ve şu anda daha da güçleniyor. Buna karşı koyabilmek için bizim çok aklı başında davranmamız ve onlara mal edilebilecek, daha doğrusu onların işine yarabilecek şeyleri mutlaka önceden tedbir alıp durdurmamız gerekiyor.
DİDEM ÜRER: Tabii bunun da nasıl olması gerektiğini her zaman zaten yayınlarımızda belirtiyoruz. İlmi bir mücadeledir bu yaptığımız. Bu da nasıl olur? Anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist zihniyete karşı bilimsel çalışmalarla olur. Bu konuda da inşallah sürekli gayretimizi devam ettireceğiz.
Tekrar e-mail adresimizi hatırlatalım; merakettiklerinizqa9.com.tr gelen soruları cevaplandırmaya devam edeceğiz inşaAllah. Yayınımız sona erdi, inşallah. Hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500