MERAK ETTİKLERİNİZ 5
DİDEM ÜRER: Merhaba, Merak Ettikleriniz programımızda yeniden sizlerle birlikteyiz. Sorularınızı elimizden geldiğince cevaplarınızı vermeye çalışacağız inşallah Aylin'le birlikte. Hoş geldiniz.
AYLİN KOCAMAN: Hoş geldiniz. Merak Ettikleriniz programına istediğiniz soruyu gönderebilirsiniz. merakettikleriniz@a9.com.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz. Sorularınızı oraya gönderebilirsiniz.
Yine programımızda biliyorsunuz çok sayıda dikkat çekilen konulara yer vermeye çalışıyoruz. Bu konulardan bir tanesi de tabi ki sizlerin sorularınız doğrultusunda Mehdiyet konusu.
İzleyicilerimiz şu konuyu merak ediyorlar. “Peygamberimiz (sav) son Peygamber olduğuna göre Bir Mehdi’ye neden ihtiyaç var?” diye gelen bir soru vardı.
Bu konuya cevap vermek istiyorum inşaAllah. Öncelikli olarak bildiğiniz gibi Kuran'da Mehdiyet konusundan bahsettiğimiz zaman ilk olarak gördüğümüz ayet Nur Suresi 55. Ayet. Şeytandan Allah'a sığınırım: “Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir. Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeye ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıktır.”
Rabbimizin bildirdiği bu ayette Allah Müslümanların şirk koşmadıkları sürece güç ve iktidar sahibi olacaklarını bildiriyor yeryüzünde. Yani bu ne demektir? İslam ahlakı eğer Müslümanlar samimi olarak niyet ederlerse Allah'a hem dua ederlerse hem de fiili dua olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirirlerse onları yeryüzüne güç ve iktidar sahibi kılacağını yani İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını vaat ediyor. Şimdi biz İslam ahlakının dünyaya hakim olması vaadine dünya tarihine baktığımızda karşılaşmadığımızı görüyoruz. Yani bu tabii ki Zülkarneyn döneminde ve Hz. Süleyman (as) döneminde olduğunu bize Peygamberimiz (sav) söylüyor. Onun dışında da bir kere de iman edenler içerisinde Hz. Mehdi (as) döneminde olacağını söylüyor.
Şimdi Mehdi (as)’a bakış açısı bazı insanların yanlış olduğu için tabii ki bunu değerlendirirken Mehdi (as)’ın bir peygamber olabileceğini zannedebiliyorlar veya Peygamberimiz (sav)’in görevini yeteri kadar yerine getirmedi de mi bir Mehdi'ye ihtiyaç var gibi yanlış anlamda sorular sorabiliyorlar. Halbuki Hz. Mehdi (as) bir peygamber değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) son Peygamberimizdir. Dünya üzerine gelmiş olan ve kendisine kitap verilmiş olan son peygamberdir. Hazreti Mehdi (as) Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecek olan ve Müslümanların manevi lideri olacak olan kutlu bir kişidir, bir şahıstır. O da ahir zamanda gelecektir. Biz bunları nereden biliyoruz? Bunları Peygamber Efendimiz (sav)’in bize bildirdiği ahir zamanla ilgili olan hadislerden biliyoruz.
Bunlardan bir tanesini okumadan önce şu soruyla da karşılaştığımız için önce onunla ilgili ayeti okumak istiyorum. Bir insanın gaybı bildirmesi nasıl söz konusu olabilir? Peygamberimiz (sav) tabii ki bize gaybı bildirmiştir bu ahir zaman hadislerinde. Fakat insanlar soruyorlar ki sadece Allah gaybı bilebilir, nasıl siz bir insanın gaybı bilebileceğini iddia ediyorsunuz diye. Halbuki Allah Cin Suresi’nin 26. ve 27. ayetlerinde ve başka ayetlerde de yine şöyle bildiriyor, şeytan Allah'a sığınırım: “O gaybı bilendir. Kendi gaybını” yani görülmez bilgi hazinesini “kimseye açıp tutmaz. Ancak elçileri peygamberleri için de razı olduğu seçtikleri kimseler başka.”
Bizim yine ölçümüz Allah'ın ayetleri olduğu için Rabbimiz bize gaybı sadece kendisinin bildiğini ancak kullarından da, elçilerinden de seçtiklerine gayb hakkında bilgi verdiğini bize bildiriyor ve bu şekilde de Peygamberimiz (sav) döneminden yani 1400 sene öncesinden günümüze kadar Hz. Mehdi (as)’ın fiziksel alametleri dahi ondan önceki dönemin tarifi, onun içinde bulunduğu yaşadığı dönemin tarifi, mücadelesi, yanındaki bütün talebeleri ile birlikte gösterecekleri ilmi mücadele ve daha sonra da Hz. İsa (as) ile birlikte buluşması, yeniden yeryüzüne gelecek olan Hz. İsa (as) ile buluşması ve İslam ahlakının yeryüzüne hakimiyetine kadar çok sayıda hadisle bu detaylı olarak belirtilmiş.
Şimdi bir kere Hz. Mehdi (as)’ın başarısının Peygamberimiz (sav)’in başarısı olduğunu bilmek gerekiyor. Yani Peygamberimiz (sav)’in yerine bir başarı değil, Peygamberimiz (sav)’in vadettiği, ve kendi soyundan gelecek olan Hz. Mehdi (as)’ın peygamberimizin kumandanı olarak bu başarıyı elde ettiğini bilmek gerekiyor.
AYLİN KOCAMAN: Peygamberimiz (sav) “Mehdi ile müjdelenin” diyor zaten.
DİDEM ÜRER: Tabii ki çok önemli bir müjde olarak söylüyor. Nasıl Halit bin Velid Peygamberimiz (sav) döneminde o dönemde mücadele ettiyse, kumandanıysa Peygamber Efendimiz ((sav)’in, Mehdi (as) da kendi döneminde Peygamberimiz (sav)’in kumandanı olarak yani onun bize tebliğ ettiği dini, Kuran'ı, İslam'ı yine insanlara tebliğ ederek bu işi gerçekleştirecek. O yüzden de o dönemden birkaç yıl farklı, 1400 yıl fark arasında bir fark yok. Yani Peygamberimiz (sav)’in kumandanıdır Hz. Mehdi (as).
Peygamberimiz (sav) hadislerinde şöyle bildiriyor Mehdi (as) ile ilgili: “Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bidatlerin ortaya çıkması, emri bil maruf nehyi anil münker imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman” yani ahir zamanın işte o şiddet ortamında “benim evlatlarımdan Mehdi ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder.”
Peygamberimiz ‘in en büyük sünneti nedir? Kuran'dır. Yani Kuran'da yaşanılan ve Peygamberimiz (sav)’in hayatının delili olan bütün işte o sünnetler Kuran ahlakının hayata geçirmesi Hz. Mehdi (as)’ın ahir zamanda gelmesiyle meydana gelecek. “Onun adalet ve bereketiyle müminlerin kalbi ferahlar” diyor Peygamberimiz (sav).
Ve yine son bir hadis daha okumak istiyorum bu konuda. Peygamberimiz (sav) Mehdi (as)’ın gelmesini öyle müjdelemiştir ki ve Allah'ın sevgili kulu olduğunu o şekilde müjdelemiştir ki sahabeler kendi dönemlerinde çıkması için bile Peygamberimiz (sav)’e sürekli sorular sormuşlardır bu konuda. Diyor ki Peygamberimiz (sav), Ebu Davud ve Tırmizi'de geçen bir hadis: “Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa Allah-u Teala o günü uzatarak benim soyumdan Mehdi'yi gönderecektir.”
Bakın, “bir gün bile kalsa” diyor Peygamberimiz (sav). Yani Hz. Mehdi (as)’ın gelişi o kadar hak ki, o kadar gerçek ki diyor Peygamberimiz (sav), “kıyamete bir gün bile kalsa Allah o süreyi uzatır ve kesin olarak Mehdi'yi gönderir” diye bildiriyor.
AYLİN KOCAMAN: Zaten Kuran'da bir dünya hakimiyetinin müjdelenmiş olması bizim bunu anlamamız için yeterlidir. Çünkü hiçbir zaman hiçbir hakimiyet, şöyle diyeyim; bir başsız olmamıştır. Zaten bunun bu şekilde olması mantıksız. Hem de zaten teknik olarak böyle bir şeyin imkanı yok. Bir kumandanın, başta bir imamın mutlaka onu yönlendirecek, o hakimiyeti yönlendirecek bir başın mutlaka olması gerekiyor. Tarihte her hakimiyet, bölgesel olsun, dünya hakimiyeti olsun, her hakimiyet mutlaka bir başın varlığıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla senin biraz evvel okuduğun Nur Suresi 55. ayette de belirtilen o dünya hakimiyeti yani ahir zamanda Müslümanlara vaad edilen o dünya hakimiyeti mutlaka başta bir imamın liderliğiyle olacaktır. O da imam Mehdi (as) olacaktır elbette inşaAllah.
DİDEM ÜRER: Tabii Kuran'ın adetullahına göre zaten her toplum bir lideri var ve aynı zamanda canlılara da baktığımızda kuşların da karıncaların da hatta şu anda günümüzde baktığımızda bütün Hristiyanların mesela Papası var. Musevilerin aynı şekilde bütün toplulukların bir lideri var.
AYLİN KOCAMAN: Mesela Birleşmiş Milletler bir araya geliyor mutlaka bir baş seçiyorlar. Avrupa Birliği bir araya geliyor onlar baş seçiyorlar dediğin gibi.
DİDEM ÜRER: Evet onun için de Müslümanların da ahir zamanda işte bu İslam ahlakının hakim olması için gayret gösterdikleri dönemde onların da manevi bir lideri olacaktır. Nasıl bir isim koymak isterse insanlar koyabilirler, sadece manevi lider de diyebilirler. Ama biz Peygamberimiz (sav)’in müjdelerine göre ona Hz. Mehdi (as) diyoruz inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Şimdi ikinci bir soru, aslında sıkça karşılaştığımız bir soru. Diyorlar ki: “Hep güzellikleri ödüyorsunuz, Allah'ın güzellikleri yarattığını söylüyorsunuz ama dünyada çirkinlikler de var. Bunları nasıl açıklıyorsunuz?”
Veya bu sorunun bir başka şekli de, onda da şu hep söyleniyor ve bu genel olarak gerçekten bütün dindarlara genel olarak ateist çevrelerden sorulardır. “Neden dünyada zulümler var, hastalıklar var, felaketler var? Neden çocuklar ölüyor? Madem dünya güzelliklerle yaratılmış, madem Allah yaratmış neden bunlar var?”
DİDEM ÜRER: Hatta o soruya bir genişletme daha yapayım Aylin'ciğim. “Allah güzeli sever” diyoruz. “Allah güzeli yaratır ve güzeli sever” diyoruz. O zaman çirkinlikleri Allah yaratmıyor mu diye de sorabiliyorlar.
AYLİN KOCAMAN: Şimdi burada bir anlayış farklılığı var. Önce onun üzerinde durmak gerekiyor. Bu dünyayı eğer bir insan kalıcı, tek, yegane hayatı olarak görüyorsa o zaman onu algılama şekli farklı olur. O zaman bir bakar ki etrafta felaketler var, çocuklar da ölüyor. Bir yandan güzel refah içinde yaşayan insanlar var. Kendince, bir takım ateistlerin hatasıdır bu, bakış açılarında bir adaletsizlik olduğuna inanıyorlar. Halbuki bir Müslüman'ın bakış açısında, niye Müslüman'ım diyorum? Çünkü Kuran'da belirtilmiş olana uyar Müslüman. Kuran'da diyor ki Allah, şeytandan Allah'a sığınırım: -Çok önemlidir burada imtihanın sırrını anlatmak için Allah çok önemli bir sır veriyor bakın- “Biz hanginizin daha doğru davranışlarda daha iyi davranışlarda bulunacağınızı deneyelim diye ölümü ve hayatı yarattık” (Mülk/2) diyor.
Şimdi sırrı bu ayet açıklıyor. Demek ki bu hayat yaratılmış, bunun yanında bir de ölüm yaratılmış ve bir deneme olarak yaratılmış. Yani bu hayat bir Müslüman'ın algılama şekline göre, Kuran'dan anladığı şekle göre bu hayat sadece geçici bir deneme yeri. Dolayısıyla bu geçici deneme yeri sadece bizim imtihanımız için var. Yani biz yaratılıyoruz, bu dünyada bize verilen bir ömür var. Genelde şurada sorulur ya, bir tanesi 15 yaşında ölüyor, bir tanesi 90 yaşında. Nasıl bir adalet sistemi? İşte o kişi 15 yaşına kadar yaptığı amellerle, ki artık çocuktur o zaten. Çocuklar hep cennetin ehlidir. 90 yaşındaki insan da gerçekten o vakte kadar, o yaşadığı vakte kadar yaptıklarıyla sorumludur. Onlardan hesaba çekilir. Ve ahiret sonsuz onun hayatıdır. Ahirettir gerçek hayat.
Şimdi gerçek hayat arayanların gerçek hayat anlayışlarındaki sorundan kaynaklanıyor bu soruyu sormaları. Dünya bir imtihan yeri olduğu için çirkinlikler yaratılıyor. Dünya bir imtihan yeri olduğu için hastalıklar var. Felaketler, facialar bu dünyanın bir imtihan yeri olmasından kaynaklanıyor. Bizi Allah deniyor. Bakalım nasıl tepki vereceğiz ona? Küçük çocuk ölüyor, o cennete gidiyor bakın. Zaten o hep Hocamız’ın söylediği bir şeydir. Cennet için yaratılmış, yani baştan beri cennet için yaratılmış cennetten gelmiş dünyaya, ailesine gösterilmiş. 3-4 yaşında vefat ettikten sonra sadece tanıtılmış ailesine o zaten cennette sonsuz hayatına devam ediyor.
DİDEM ÜRER: Hiçbir zorlukla karşılaşmamış, onun için o kadar büyük bir nimet ki, dünyanın bu imtihanıyla zorluğuyla karşılaşmamış olması.
AYLİN KOCAMAN: Allah onu cennet için yaratmış şimdi fakat bunu gören ailesinin tepkisinin, o aile için o bir imtihan oluyor. Tabii çocukları ölmüş. Şimdi o ölen çocuk cennette gayet rahat bir hayatta fakat aile imtihana çekiliyor. Ne yapacak aile? Bunun Allah'tan gelen bir imtihan olduğunu biliyor. Allah'a sığınacak, sabredecek, bir güzellik olduğunu bilecek. Allah'a tevekkül edecek ve diyecek ki hepimiz ahirette cennette yavrumuzla buluşalım ve sonsuz hayatı birlikte geçirelim. Şimdi bunu dedikten sonra o imtihandan kazançlı çıkar. O imtihan zorluk gibi gözükür dışarıdan bakanlara. Halbuki o aile için bir nimettir. Çünkü niye? Allah'a yakınlaşmaya bir vesiledir. Cenneti hak etmeye bir vesiledir. Cennette Allah'ın onlara kat kat daha fazla nimet vermesi için bir vesiledir. Her yaratılan felaket, her olay bu şekilde yaratılır. Allah mutlaka onları bir imtihan için yaratır. Çirkinlikleri de imtihan için yaratır.
Mesela biz dünya hayatında cehennemi andıran şeyler de görürüz etrafta. Niye? Allah cennetle cehennemin kıyasını yapabilmemiz için bu dünyada bazı numuneler yaratır. Güzelliği isteriz, demek ki cenneti istememiz gerekiyor. Çirkinlikten kaçarız, demek ki cehennemden kaçmamız gerekiyor. O kıyası bilmezsek cennetin değerini bilemeyiz. Hastalıkları bilmezsek cennette hastalıksız olmanın değerini bilemeyiz. İşte acizlikler var bu dünyada eğer onları bilmezsek cennette o acizlikler olmadığında ne kadar rahat yaşadığımızın değerini anlayamayız.
DİDEM ÜRER: Ki Allah ayetlerinde Hz. Adem (as)’ın örneğini vermiştir. Çünkü Hz. Adem (as) cennette yaratılıyor eşiyle birlikte fakat oradaki cennetin sonsuz nimetlerini daha acıyı bilmediği için, bu imtihanın zorlukların sıkıntılarını bilmediği için, dünyadaki acizlikleri bilmediği için tabii ki tam anlamıyla imtihanın gereği olarak, onun da bir imtihanı olmuş oluyor aslında, takdir edememiş oluyor bir zelle oluyor ve daha sonradan yeryüzüne Allah Hz. Adem (as)’ı gönderiyor. Hatta Hz. Adem (as)’ın yeryüzüne geldikten sonra ağladığı rivayet edilir, bu bütün şeylerle karşılaşınca gerçekten zorluklarla karşılaşınca. Tabii ki bu Allah'tan bir nimet. Çünkü biz burada dünya çok kısa süreli bir imtihan yeri. Biz bu imtihan ortamına geldiğimizde ve senin de anlattığın gibi gerçekten hangimizin güzel davranışlarda bulunacağımızı denemek için Allah bizi yaratıyor ve getiriyor. Biz işte orada imtihanı olabilecek en güzel karşılığı verdiğimizde olabilecek en güzel şekilde bu imtihanı sınavı verdiğimizde ahirette de olabilecek en güzel karşılıkla karşılaşabileceğimizi umuyoruz. Başta tabii ki Rabbimizin rızasını kazanabilmeyi umuyoruz biz. Allah'ın rahmeti, rızası ve cenneti Müslüman için her zaman ölçüdür.
Ama bu işte nimetler de, mesela acizlik belki deniyor belki zorluk hastalık deniyor ama o hastalığın, o acizliğin bir nimet olduğunu bilmek, ahiretin kıymetini, cennetin kıymetini bilebilmek için dünyadaki bu imtihanı verebilmek için ve bu imtihan ne kadar zor ise bizim ahiretimiz için bunun o kadar kıymetli olduğunu bilmek bakış açımızı da tabii ki değiştiriyor. Ki bu imanın derinleşmesine vesile olan bir nimettir. Peygamberler bu zorlukları yaşamışlardır. Allah en sevdiği kullarına en zor imtihanları verir fakat çile insanı güzelleştirir. O yüzden de peygamberlerin hem ahlakı hem görünümleriyle çok güzel yaratılmış olan insanlardır, mübarek insanlardır. Biz de tabii ki bütün imtihanımızı verirken, bu imtihan içerisinde bu zorluklarla karşılaşırken her zaman kendimizi başta peygamberleri ve onların yanındaki inananları kendimize örnek alıyoruz tabii ki.
AYLİN KOCAMAN: Burada istersen şunu da ekleyelim. Bazı insanların bakış açısı var; o çirkin bir insan, niye öyle yaratılmış, işte o sakat bir insan niye öyle yaratılmış? Onun o çirkinliğin veya o sakatlığın, ki yani Allah'ı sevip de çirkin olan bir insan mümkün değil, olamaz. O ayrı bir konu ama bu çirkinliğin ve o sakatlığın ne kadar büyük bir nimet olarak ona yaratıldığını bilmemekten kaynaklanan bir değerlendirme bu. Halbuki sakat olup da bu dünyadaki imtihanına sabreden ve Allah'a yönelen bir insanın oradaki ecri herhangi bir insandan çok çok daha fazla. Onun aldığı karşılık çok daha fazla. Onu bilse insanlar gerçekten onun da yerini daha iyi anlarlar. Fakat zannediyorlar ki bu dünyada -haşa- ona karşı bir adaletsizlik var. Mümkün değil. Allah sonsuz adalet sahibidir. Mutlaka her zorluk çekeni mutlaka Allah'a yönelip-döneni en güzeliyle en güzeli yani tahmin-tahayyülün üzerinde bir güzellikle mükafatlandırır mutlaka.
DİDEM ÜRER: Aslında insanlara tabi ki Rabbimiz bir seçme imkanı sunmuş olsaydı ahireti gösterseydi ki ondan sonra dünya gerçekten yaşanması çok zor bir yer haline gelirdi. Fakat cennete veya ahirete giden bir insan için dünyada başına gelmiş zorluklarla birlikte ahirete giden bir insanın konumu gösterilse, ama ikinci olarak da dünyada zevk-sefa içinde nimetler içerisinde hiçbir zorlukla karşılaşmamış, hiçbir rahatsızlık geçirmemiş ve hiçbir kayba uğramamış bir insanın ahiretteki konumu gösterilse, dünya üzerinde bu alternatifi seçebilecek hiçbir insan olmaz. Ama tabii ki işte iman burada devreye giriyor. İman, çünkü biz gayba iman ediyoruz, görmeden Rabbimize iman ediyoruz, kesin bir bilgiyle iman ediyoruz. Kendi aramızdaki konuşmamız kadar ahiretin gerçek olduğunu bilerek iman ediyoruz ve imtihanı da o şekilde geçebiliyoruz. Yoksa aksine zaten bütün insanları iman eder. İmtihan da orada olmaz ama Allah işte bu kıymetli imanı göstermek için bize dünyada imtihanın parçası olarak bunu da yaratıyor.
Bir sorumuz daha vardı Aylin'ciğim. Yine aslında imtihan konusuyla bağlantılı olarak, şöyle söylemiş bir izleyicimiz: “Hep iyi düşünüp iyi davranmak gerektiğini söylüyorsunuz. Ama ben ne zaman böyle davransam başıma hep kötülük geliyor ve zarara uğruyorum. Bunu açıklar mısınız?” demiş şimdi kardeşimiz.
İşte bu da aslında imtihanın bir gereğidir. Tabii ki insan her zaman başına bir kötülük gelmez. Yani güzel davrandığınızda, siz mesela “aranızda düşmanlık olan birisi” diyor Rabbimiz, -şeytana Allah'a sığınırım- “bir bakarsınız dostunuz olmuş” diyor. “Siz ona iyiliği emredersiniz” diyor. “Kötülükten men edersiniz” diyor. “Allah'ın bu ayetini yerine getirirseniz düşmanız olan bile dostunuz olur” diyor. Yani güzel söz, güzel tavır, sevgi üslubu her zaman karşı tarafı yumuşatacak bir etkiye sahiptir. Ama yine imtihanın bir gereği olarak olmayabilir. Veya siz mesela yolda hasta olan birine rastlarsınız, onu hemen hastaneye götürürsünüz. Burada bir fedakarlık yaparsınız, bir iyilik yaparsınız. Ama belki orada emniyet tarafından sorgulanan bir insan konumuna gelebilirsiniz. Hatta suçlu bulunur suçsuz yere. Olabilir. Bir insan mesela suçlu bulunabilir dediğin gibi suçsuz yere. Ama bunlar bir insanın hiçbir zaman insani görevlerini yani Kuran ahlakının ona gösterdiği görevlerin yerine getirmesini engellemez.
Yine mesela sevgide tek taraflı fedakarlık vardır. İnsan sevdiğine her zaman fedakarlık yapar fakat sevdiği belki bunu gereği gibi takdir edemeyebilir veya dünya şartlarında o sevginin karşılığını istediği kadar yaşayamayabilir bir insan. Ama zaten bizim sevdiğimiz asıl sevgilimiz Rabbimiz olduğu için ve sevgiyi de Allah rızası için Allah'a yönelterek gösteririz. İşte o sevginin karşılığında Rabbimizin bize ahirette kendi sevgisinden olan o nimetleriyle karşılık vermesini bekleriz. O yüzden de bir insan zaten yaşamı içerisinde her zaman Allah'ın rızasını gözeterek yaşar.
Allah'ın rızasını gözetmek demek her zaman maddi karşılık almak demek değildir. Her zaman insanların takdirini görmek değildir. Hatta Bediüzzaman Hazretleri’nin çok güzel bir sözü vardır. “Rabbimiz razı olsa bütün dünya razı olmasa önemli değil. Rabbimiz razı olmasa bütün dünya razı olsa kıymetli değil.” O yüzden biz biliyoruz ki bize Allah Kuran'da gösterdiği şekilde biz yaşadığımızda Allah'ın bizden razı olacağını umuyorsak eğer bu bizim için yaşam şeklimiz olarak yeterli. Hayatımızın bütün şartlarında düşünebiliriz. Doğduğumuzdan itibaren aklımız yerine geldiğinde, idrak gücümüz yerine geldiğinde, okuldayken, iş yerindeyken, ailelerimizin içerisinde, arkadaş gruplarımızın içerisinde, her nerede olursak olalım hep Allah'ın rızasını gözeterek yaşarız. Onun içerisinde zahiren, yani dışarıdan bakıldığında zarara uğruyormuş gibi gözükebiliriz. Fakat önemli olan Allah'ın razı olacağını bilmektir orada. Mesela bir insan çok fedakardır herkese yardım eder ama kendi bir takım kayıplara uğrayabilir bunun için, ama bu onun için bir güzelliktir. O zaten Allah'ın rızasına uyuyor olmaktan kaynaklanan öyle bir haz alır ki bundan, hiçbir maddeyi karşılıkla kıyaslanamaz. Ama belki onun yardım ettiği insan ona dönüp bir teşekkür bile etmiyor olabilir. Hiç önemli değil. Zaten o teşekkür için yapmaz onu. O Allah'ın rızasını kazanmak için yapar. Bu da bir insanın, Müslümanın hayatına yön veren en güzel yaşam şeklidir.
AYLİN KOCAMAN: Vicdanın verdiği rahatlık hiçbir zaman hiçbir maddeyi şeyle ölçülemez dünyadaki.
Ben aslında buna bir şey daha eklemek istiyorum. Geçen haftalarda Hocamız’a da bu soru sorulmuştu. Hocamız çok önemli bir gerçeği söyledi, çok önemli bir şey anlattı. Dedi ki: “Ben hayatım boyunca vicdanıma uydum fakat hayatım boyunca olmadık şeylerle karşılaştım. Akıl hastanesine konulduğum haksız yere, hapishaneye konulduğum haksız yere fakat Allah bana çok rahat bir hayat yaşattı” demişti. Bu çok önemli bir şey bakın orada yaşadıklarını Hocamız -canlı yayınları izleyenler mutlaka şahit olmuşlardır- detay detay Hocamız anlatır. Çok çok zor bir ortam özellikle akıl hastanesi. Suçsuz yere bir insanın oraya konulması çok olağanüstü bir şey. Hayat boyu kalabilir, öyle bir ihtimal var.
DİDEM ÜRER: İnsanların bir saat bile dayanamadıkları bir ortam. Hatta doktorların, hemşirelerin bile zorluk içinde kaldıkları, dayanamayıp işi bıraktıkları bir ortam o şekilde düşünün.
AYLİN KOCAMAN: Öyle bir ortamda Hocamız oraya girdiğinde şükrediyor. Allah'ın yarattığını bilerek, oradaki imtihanın güzelliğinden, oradaki imtihanın üstünlüğünden dolayı zevk alıyor böyle bir şeyden. Tabii ki ortam olarak çok zor, çok çok detayları gerçekten çok zor bir ortam. Fakat oradaki bakış açısı çok önemli. Vicdan rahatlığı, orada hak için, hak yolda orada olmanın verdiği bir huzur, bir güzellik.
Fakat işte orada Hocamız çok önemli bir şey anlatmıştı. Oradaki insanın yaşadığı ortamdaki bakış açısı, imani bakışla başka türlü bakmak farklı oluyor. İmani bakışta işte onun imtihan olduğunu, Allah'tan özel olarak yaratıldığını bilerek hareket edersiniz. Her saniyesinden zevk alırsınız. O belli ki vicdana uymanın yani doğru bir şey yapmanın sonucudur. Dünya böyledir. Hep imtihanlarla birlikte yaratılır. Güzel şeyler için hep emek vermek gerekir. Allah da hep zorluklarla insanları dener. Ama ikinci bir bakış açısında oraya haksızlıkla girdiğini insan düşündüğünde, oranın kötülüklerini şöyle bir gözünde canlandırıp onları sanki gerçekmiş yani imtihan için yaratılmamış da gerçek hayatmış gibi algıladığında işte o zaman fenalık geçirerebilirler. Orada imani bakış açısı insanı çok büyük zevkle yaşatır bu dünyada. Zorluklar, felaket zorlukları olabilir ama o vicdan rahatlığını verdiği haz dünyadaki hiçbir şeyle değişilmez.
DİDEM ÜRER: Müslüman için zorluklar nimettir, sabır nimettir Müslüman için. Bütün bu imtihanlar birer nimettir. Sevgili kulu olduğunu Allah'ın ummayı gerektiren, gerçekten çok güzel hayatımızdaki bütün o yaşam içerisindeki engebelerdir belki fakat bir nimettir Müslüman için söylediğimiz gibi.
Bugünkü yayınımızda burada sona eriyor inşaAllah. Bize sorularınız için merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. İnşaAllah tekrar görüşmek üzere.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500