HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 08

Merak Ettikleriniz - 08

Harun Yahya
26793
02 Ağustos, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 8

 

AYLİN KOCAMAN: Merhaba. Yeni bir Merak Ettikleriniz programında tekrar karşınızdayız. Sizden gelen sorulara Kuran, hadisler ve bilim ışığında cevap vermeye çalışacağız. Didem arkadaşımla birlikte. Hoş geldin Didem’ciğim.

 

DİDEM ÜRER: Hoş bulduk. Merhabalar. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz inşaAllah. Başlıyoruz inşaAllah.

 

AYLİN KOCAMAN: Murat Madras kardeşimiz bir soru göndermiş. Şöyle diyor: “Merhaba, benim merak ettiğim bir soru var. Şimdi Hristiyanların rahipleri de kötülük emretmiyor. Namaz ve Kuran hariç tüm şeyleri yapıyorlar. Tek fark biz Müslümanız onlar Hristiyan. Şimdi Hristiyan rahipler ve rahibeler cennete girebilir mi?”

 

 Şimdi Kuran'da Kitap Ehli hakkında çok fazla ayet var biliyorsunuz. Kitap Ehli sırf Hristiyanlar değil Musevileri de için olur. Dolayısıyla Musevilere ve Hristiyanlara hitap eden ayetlerin olduğunu görüyoruz Kuran'da.

Bir kere şunu önce belirtmeliyim, soruda namaz ve Kuran'a ait tüm şeyleri yapıyorlar deniyor. Halbuki her iki dinde de aslında namaz tarzdır. Ve namaz kılan Museviler, namaz kılan Hristiyanlar vardır. Şu an hali hazırda bu ibadeti yerine getiriyorlar. Aynı zamanda Kuran da okurlar pek çoğu.

 

Şimdi, cennete girebilirler mi? Elbette kimin cennete gireceğine kimin girmeyeceğine Yüce Rabbimizin takdiridir. Onu Allah bilir. Fakat Kuran ışığında buna baktığımızda Allah bize yol gösterici olarak ayetlerini indirdiği için Ehli Kitabın hükmünü buradan anlayabiliriz. Ben bazı ayetler okumak istiyorum inşaAllah. Ali İmran Suresi 113, 114 ve 115. Ayetler. Konmuş şeytandan Allah'a sığınırım. “Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir topluluk vardır ki gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah muttakileri bilendir.”

 

 Şimdi bakın burada Ayetin başından aldığımızda Kitap Ehlinden bir topluluk var. Gece vaktinde kalkıp Allah'ın ayetlerini okuyorlar, Kuran'ı okuyorlar hem Tevrat'ı hem İncil'i ellerindeki hem de Kuran'ı okuyorlar ve secdeye kapanıyorlar yani namaz kılıyorlar. Bunlar Allah'a ahiret gününe iman eden, bakın bizler gibi Allah'ın izniyle Allah'a ve ahirete iman eden iyiliği emredip kötülükten men edenler. Yani Allah'ın hükmünü yerine getirenler. Dolayısıyla Allah onların yerini üstün tutuyor ve diyor ki “onlar her ne yaparlarsa elbette ondan yoksul bırakılmazlar.” Yani yaptıkları bu güzel bir tavrın mutlaka karşılığını alırlar.

 

Şimdi bir başka ayette yine Yüce Allah'ımız şu şekilde belirtiyor. Ali İmran Suresi 199. Ayet: “Şüphesiz kitap ehlinden” yani Hristiyanlardan ve Musevilerden, “Allah'a, size indirilene” bakın çok önemli, Kuran'a yani “ve kendilerine indirilene” yani Tevrat ve İncil'e, “Allah'a derin saygı gösterenler olarak inananlar vardır.” Yani hem Tevrat'a hem İncil'e inanıyorlar hem de Kuran'a inanıyorlar. Bu çok önemli yani Peygamberimiz (sav)’e indirilen Kuran'a inanıyorlar. “Onlar Allah'ın aitlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir.” Onların Rableri katında ecir alacak insanlar olduğunu belirtiyor Allah. Yani onları övüyor. Onlar demek ki buradaki  önemle Allah'ın üstünde durduğu yani bize bildirdiği şart, bu insanların Allah'a ve ahiret gününe iman eden kişiler olması aynı zamanda Kuran'ı biliyorlarsa, Kuran'ı görmüşlerse, tanıyorlarsa Kuran'a iman etmeleri, Peygamberimiz (sav)’e iman etmeleri. Aynı şekilde Musevi olarak kalabilirler, Hristiyan olabilirler ama Muhammedi Hristiyan, Muhammedi Musevi olmaları önemli. Dolayısıyla onlara Allah ecirlerini vereceğini belirtiyor.

 

DİDEM ÜRER: Tabii bir de şu çok önemli bir konu aslında. Bir insanın kendisine verdiği sıfat o insanın ahiretteki konumunu aslında belirlemez. Bir insan için o insanın ahiretteki konumu, tabii ki inanan olması çok önemlidir, Müslüman olması, Allah'a inanıyor olması, peygamberlerine, kitaplarına ve meleklerine, Allah'ın yarattığı her şeye inanıyor olması gerekir. Ama bir insanın konumu Allah katındadır. Yani biz insanlar olarak herhangi bir insan için sen cennetliksin, sen cehennemliksin diye bir sınıflandırmayı gidemeyiz. Buna hiçbir insanın, yeryüzünde yaratılmış hiçbir canlının böyle bir hakkı ve yetkisi yoktur. Bunu ancak Allah'ın vahyini alan bir peygamber söyleyebilir. Allah vahyiyle Peygamberimiz (sav)’e mesela bildirmiştir dönemin müşriklerinden bazılarının cehennemlik olduğunu. Ama bunun dışındaki hiçbir insan için biz bu insan kesin cennetliktir, kesin cehennemliktir diye bildiremeyiz. Çünkü günümüzde özellikle Müslüman olduğunu söyleyen fakat Kuran'a uygun olarak yaşamayan çok sayıda insan vardır. Bunların konumu da yine Allah katındadır. Veya inanmadığını söylüyor ama yaşadığı şartlardan dolayı ve aldığı eğitimden dolayı içinde inançlıdır, Allah'a inanır ama nasıl dinini yaşayacağını tam öğrenememiştir belki. O kişinin konumu da Allah katındadır. Allah katında önemli olan insanların konumunun ne olduğudur. Onun dışında hiçbir insan için bu Müslümansa o kesin cennetliktir, bu Hristiyansa o kesin cehennemliktir diye bir tanımlamayı asla biz yapamayız.

 

Rabbimiz Hucurat Suresi'nde 13. ayetinde şöyle bildiriyor. Şeytanın Allah'a sığınırım. “Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler şeklinde kıldık. Allah katında sizin en üstün olanınız, ırkça ya da soyca değil, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.”

 İşte bir insanın Allah katındaki üstünlük derecesi ancak takvasıyla ölçülür. Bunun dışında biz hiç kimse için kesin bir hüküm kullanarak bir şey belirtemeyiz inşaAllah.

 

Ben yeni bir soru okuyayım inşaAllah. Şöyle soruyor bir izleyicimiz: “İslam'ın herkesi kucakladığını anlatıyorsunuz ama sonradan yobazlara demediğinizi bırakmıyorsunuz. Bunda çelişki yok mu?”

 

 Şimdi bir kere yobaz kelimesini aslında çok sık kullanmıyoruz, bağnaz diye ifade ediyoruz. Fakat biz eleştiri yapıyoruz. Eleştiri ne demektir? Kuran'a uygun olmayan tavırları eleştiriyoruz burada. Aynı şekilde bizim de herhangi tavrımızda bir hata görenin bizi eleştirmesini her zaman açık olarak yaşarız. Çünkü eğer Kuran'a aykırı olarak bir tavır içerisine bir insan giriyorsa onun dünyada eleştirilmesi ve onun Kuran'a davet edilmesi o insan için dünyada olabilecek en önemli iyiliklerden bir tanesidir. Fakat burada şu unutulmamalı, biz hiçbir zaman A şahsı, B şahsı, X şahsı eleştirmiyoruz. Biz, biz zihniyeti eleştiriyoruz. Yani Kuran'da Allah nasıl bize insan topluluklarından bahsediyor? İnananlar vardır, fasıklar vardır, müşrikler vardır.  münafıklar vardır ve biz bu toplulukları toplu olarak eleştiririz. Çünkü münafıklar cehennemin en alt tabakasıyla müjdelenen insanlardır. Bu müjde Müslümanlar içindir. Ama biz hiçbir insan için dünya üzerinde aslında, deminki soruyla da bağlantılı olarak, bu insan kesin olarak münafıktır ve bu münafık olarak ölecektir, hayatını o şekilde sona erdirecektir diyemeyiz. Bu Allah katındadır. Yani Allah bilir herkesin ne şekilde canını vereceğini. Hatta Allah dünya hayatında kendine iyilik yapmakta olduklarını düşünürken en çok zarar, hüsrana uğrayanlardan bahsediyor. Yani dünya hayatında iyi olduğunu zannediyor. Müşrikler de “biz müşriklerden değildik” diyorlar Allah'a ahirette. Allah da onların bunu bildiklerini söylüyor yine ayetinde. O yüzden bütün insanlar için biz bir eleştiri yapıyoruz burada.

Bağnaz zihniyet, İslam'a bugüne kadar en büyük zararı vermeye çalışan zihniyettir. İslam'da olmayan, Kuran'a tamamen aykırı olan, Kuran'la aslında Allah'ın bütün insanlara verdiği müjdeleri, nimetleri engellemeye çalışan, yok etmeye çalışan, helalleri haram kılmaya çalışan ve bu anlamda İslam'ı tüm dünyaya farklı tanıtan, bütün batı toplumlarına İslamofobinin yayılmasına sebebiyet veren bir zihniyettir. Bunu tabii ki her Müslüman'ın eleştirmek görevidir. Yani bu zihniyetin yanlışlığını ortaya koymak özellikle ahir zamanda bulunduğumuz şu dönemde her Müslüman'ın üzerine bir sorumluluktur. Bir Müslüman eğer neşeyi, müziği, sanatı, bütün insanların karşılıklı sohbet etmesini, güzel yerlerde yaşamasını, güzel giyinmesini, temiz kokmasını, bakımlı olmasını yasaklıyorsa, ki bunlar Kuran'da Müslümanlara verilmiş helallerdir, o zaman orada bir yanlışlık vardır. O insanın hemen muhakkak Kuran'la hatırlatma yapılarak durdurulması gerekir. Ama burada işte şu şahıs bu şahıs diye bizim yaptığımız bir şey yoktur. Bu anlatımın içerisinde de biz zaten o insanların ahiretine vesile olmak için bunu anlatıyoruz. Yoksa bir insan bağnazdır bağnaz kalacaktır diye bir şey yoktur. Buradaki amaç o insanın da o yanlışlıktan dönmesine vesile olmaktır. Bu anlamda tabii ki yine anlatımlarımızı muhakkak sürdüreceğiz inşaAllah.

 

AYLİN KOCAMAN: Aslında şimdi bazı çevrelerin, radikalizme karşı olan bazı çevrelerin yöntemleri genel olarak kaba. Bu tip, genel olarak onlarla hep savaşmayı seçenlere karşı savaşı, bombayı işte kavgayı teşvik eden bir anlayış var. Şimdi biz bunu tam tersini getirmeye çalışıyoruz. Tam aksine diyoruz ki, biz insana değil fikre karşıyız. Yani oradaki ideolojiye karşıyız. Fikre, oradaki o yanlış fikre ve yanlış ideolojiye karşı olduğumuz için bunun eğitimle çözülmesi gerekir. Yani eğer bir bağnaz gerçekten yanlış bir yoldaysa onu bombayla ya da işte onu kızdırarak, hapse atarak ya da işte başka yöntemler, başka kaba yöntemler kullanarak değil, eğiterek kazanabiliriz diyoruz. Bu önemli bir şeydir. Bunu dünyada ben, Hocamız dışında gerçekten pek kimse de görmedim böyle. Çok azdır çok nadirdir.

 

DİDEM ÜRER: Aslında Amerika bu yönteme gelse bugüne kadar çoktan bu sistem çözülmüş olurdu.

 

AYLİN KOCAMAN: Bunu daha önce Hocamız söylemişti, bu kadar yatırıma bombalar veya silahlara yapacağına kitaba yapmış olsa, bu Orta Doğu'da çok ciddi şekilde gerçek İslam'ın yayılması için bir kitap çalışması, bir eğitim çalışmasına başvurulmuş olsa ve ılımlı Müslümanlardan ve doğru Kuran Müslümanlarından bu konuda yardım almış olsa, Amerika çok ciddi bir başarı elde edebilirdi radikalizme karşı. Ama bu olmadığı için tabii ki fikir hala, yanlış fikir kaldığı için bu hala besleniyor ve devam ediyor ve güçleniyor.

Şimdi o yüzden biz ideolojiye karşı olduğumuz için o insanları o yanlış ideolojiden koparıp doğrusunu getirip o insanları kazanmaktır amaç. Dolayısıyla burada yerden yere vurulan oradaki ideolojidir. O kişiler, şahıs şahıs o kişiler değil. Dolayısıyla burada şefkat var tam tersine yani. Hani yerden yere vurulan oradaki yanlış inanç o insanları kurtarma amacı var. Bunu hatırlatmakta fayda var kardeşlerimize.

Şimdi buna benzer bir başka soru da şu şekilde, “sürekli Darwinizm ve PKK'dan bahsediyorsunuz. Aklına gelmeyenin de aklına geliyor böylelikle” diyorlar. Bu iyi bir yöntem mi acaba?

 

E şimdi ne yapalım? Şöyle bir şey dünyada var ya da kendi ülkemiz için düşünelim, PKK için düşünelim. PKK gece-gündüz, Marsist-Leninisttir biliyorsunuz, komünisttir. PKK gece-gündüz çocukları alıp eğitim veriyor. Kendi derslikleri var, sabahtan akşama kadar sadece eğitime ayrılıyor. Bu insanların sosyal hayatları yok, dağdalar. İşte kendilerine ait bir evleri bile yok, nerede yatıyorlarsa. Fakat o şartlar altında, sabahtan akşama kadar o Darwinist eğitimi alıyorlar. Niye Darwinizm, Marxizm ve Leninizm'in oluşabilmesi için yani PKK'nın altyapısının oluşabilmesi için gerekli. Bunun gerekliliğini bildikleri için hemen bünyelerini aldıkları çocukları eğitime tabi tutuyorlar. Bu şeytani bir eğitim. Anti-Darwinist bir eğitim. Şimdi bu halen devam ediyor. Şu an halen devam ediyor. Yani Kandil'de veya işte onların kendi odaklarında devam eden bir olay.

E şimdi onlar o eğitime devam ederken biz ne yapalım? Kimsenin aklına gelmesin PKK deyip oturup hiçbir şey yapmayalım mı? Zaten Türkiye'nin çok büyük bir kısmı bu zihniyette. Yani hiçbir şey yapmayıp oturuyorlar sadece. PKK orada kendi eğitimini verirken ideolojik olarak kendi insanlarını, kendi taraftarlarını beslerken, ideolojik olarak güçlenirken ve bir ideoloji sahibi savaşçı ortaya çıkarırken bu kötü anlamda söylüyorum bunu. Fakat ideolojisi olan bir insan nasıl her konuda güçlüdür? Bir davası vardır. O davayı da her yerde dünyanın neresine giderse gitsin, tek başına olsa bile sürdürebilir. Öyle bir güç elde eder ideolojisi olunca. Onlar onu sahipken yanlış bir ideolojisi olmasına rağmen. E ne oluyor? Öbür tarafta onlara karşı mücadele vermesi gereken bir topluluk, aman aman bu konuyu gündeme getirmeyelim de unutulsun diyerek hiçbir şey yapmıyor. Ne ideoloji sahibi oluyor, ne karşı eğitim veriyor. Hiçbir şey yapmadan oturuyor.

 

DİDEM ÜRER: Aslında Hocamız’ın yine burada yaptığı çok önemli bir hatırlatma vardı. Gençliğimiz siyasi olarak bir eğitim almıyor. Siyasi olarak bir hedefe yönlendirilmiyor. Yani bu siyasetçi olmaları anlamında değil. O görüşleri, o ideolojileri bilmeleri anlamında. Bir hedef dava sahibi olmaları anlamında bu yönde bir eğitim aslında yapılmamış oluyor. Fakat PKK'da da senin söylediğin gibi bunun tam aksine ideolojisi adına ölmeyi ve öldürmeyi gözde alan bir hırsla yetiştirme var. Yani burada bir ideoloji sadece onları kültürlü hale getirmiyor. Yani defter kalem alıp bilgi arttırıp ne kadar kültürlü olduk demiyorlar. O ideoloji onların bütün benliğini sarıyor. Ve bu onları ölmeye ve öldürmeye götürecek bir hırsa yöneltiyor. Ama onun yanında belki sadece yiyeceği yemeyi düşünen, işte nasıl bir evlilik yapacağını düşünen, sadece okulda okulu bitirmeyi planlayan bir gençlik şeklinde yetiştirme oluyor. Bu anlamda tabii ki devletimize çok önemli bir görev düşüyor gerçekten. Eğitimin ciddi olarak özellikle okullarımızda hem Darwinist-materyalist eğitime karşı hem bu PKK'nın ideolojisine karşı gençlerin dava şuuruyla yetiştirilmesi, tabii ki bir inanca, Allah korkusu, Allah sevgisine sahip olacak şekilde yetiştirilmeleri ve bu dava şuuruyla da bilinçli gençlik oluşturulması çok önemli gerçekten.

 

AYLİN KOCAMAN: Şimdi bir de aslında bu soruda tarif edilen sistemin Marx'ın bir sistemi olduğunu ve Lenin'in uygulamış olduğu bir sistem olduğunu unutulmamalı. Şimdi Lenin bunu şöyle açıklamıştı kısaca: “Kapitalizmin önce gelmesi gerekiyor diyor toplumlara. Arkasından komünizmi inşa edebiliriz” diyor. “Bunun da sebebi kapitalizm geldiğinde insanlar bir anda kendi çıkarlarının peşinde koşmaya başlarlar. İşte kendi evlilikleri, kendi işleri, kendi kapitalleri onların üzerinde yoğunlaşmaya başlarlar. Dolayısıyla bir ideoloji oluşmaz. Yani insanlar uykuya dalarlar. O para hırsı, o mal hırsı onları bir anda başka bir şeye, yani ben burada mal hırsı yönünden ortaya çıkıyorum ama burada ideoloji olmaması sorun. Orada ideolojiden koparlar. İşte o safhada biz çok güçleniriz” diyor.

 

Biliyorsunuz Lenin'in iki adım geri bir adım ileri felsefesinde bu vardır. Geriye çekilip toplumların bir refah içine yani refah derken bir rehavet içine, tehlikenin yok olduğunu zannedip bir rehavet içine düşmelerini bekler. Böylelikle toplumlar kendi işlerine, güçlerine bakarlar. O arada tehlikenin farkına varmazlar. İdeolojik olarak güçlenmezler. Karşılarına bir komünizm çıktığında buna nasıl cevap vereceklerini bilmezler. “İşte bu anda” diyor Lenin, “o güçlü öne doğru bir adımı atarız ve komünizmi bu toplum için hakim ederiz” diyor. Ki bu söyledikleri birbirine biliyorsunuz, gerçekleşti ve milyonlarca kişinin ölümüne sebep oldu. Ve sürünmesine de sebep oldu yani.

Şimdi bu bir ideolojik taktiktir. Bu şu anda ülkenizde de aynı rehavetin yapılması sağlanıyor ve gerçekten de böyle bir rehavetin olması hali hazırda da var gerçekten. Olmaması gereken bir şey. Çünkü PKK güçlenirken ve ciddi bir tehdit olarak özellikle son günlerde ortaya çıkarken, bizim Darwinist ideolojiyi ortadan kaldıracak çalışmalar yapmamız ve PKK'nın komünist zihniyetini çok fazla deşifre etmemiz gerekiyor.

 

Bu arada okullarımızda da zaten hala hazırda Darwinizm öğretiliyor. Bu çok acıdır. Yani tamam öğretilsin ama bunun karşısında bunun bilimsel açıklamasının da öğretilmesi lazım, böyle bir eksik var şu anda. Bu olurken tutup da Darwinizmden, PKK'dan bahsetmeyin derseniz, ideolojisiz rehavet içinde her an avlanmaya hazır bir toplum oluşturursunuz.

 

DİDEM ÜRER: Biz bunun provasını yaşadık ülke olarak. Adeta toplumumuz şok oldu. Nerede? Gezi olayları sonrasında. O komünist provokasyonu herkes net olarak gördü. Ne oldu? Biz hiçbir şekilde toplum olarak bir komünist kalkışmaya hazırlıklı değildik aslında. Çünkü sadece ağaçlardan kaynaklandığı düşünülen bir olay, bir demokratik belki karşı çıkış, birdenbire bir komünist provokasyona dönüştü, komünist kalkışmaya dönüştü. Ve tam rehavet içinde olan hatta siyasilerimizin bile çoğu sessiz kaldılar, şok oldular adeta. Bir baktık Başbakan tek başına bırakıldı bir anda. Sadece Hocamız ve bizim grup içinden arkadaşlarımız komünizmin nasıl bir tehlike olduğunu herkese duyurmaya çalıştık. Adeta sosyal medyadan bağırdık. Bütün insanlara anlatmaya çalıştık. Fakat insanların şokundan anladık. İşte o rehavet bu şoku getirir.  Bu şok da devamında o komünist kalkışmanın hedefine ulaşmasına sebebiyet verebilir. O yüzden komünizmin her zaman pusuda bekleyen bir tehlike olduğunu ve bu anlamda da işte sürekli anlatılması ve sürekli yöntemlerin tarif edilmesi gerektiğini ülkemizde yaşayarak bu anlamda gördük.

 

AYLİN KOCAMAN: Aslında Didem’ciğim, bir ekleme yapmak istiyorum. Şimdi bu konudan bahsettiğimizde yanlış anlayabilir kardeşlerimiz. Gezi olayında biz demokratik haklarına sahip çıktık oradaki kardeşlerimizin. Oradaki taleplerine de sahip çıktık. Çevreci bir protesto her zaman demokrasinin gereğidir ve güzeldir. Burada eleştirdiğimiz o Taksim Meydanının komünist bayraklarla kurtarılmış bölge haline getirildiği o manzara oldu. Ki başından beri uyarmıştık bakın komünistler böyle protestolardan faydalanmak isterler diye. Sonucunda da öyle oldu gerçekten.

 

DİDEM ÜRER: Zaten yıl dönümünde de görmüş olduk Gezi olaylarının. O Gezi olaylarının Gezi kısmındaki gençlerin hiçbiri yıl dönümünde ortada yoktu. Yine marjinal komünist gruplar ortadaydı.

 

Aslında kardeşimizin bir Iğdır'dan Murat isimli izleyicimizin sorusu var bu konuyla bağlantılı olduğu için onu da okuyup devam edelim anlatmaya. “Merhaba, Darwinizm'in bizim sosyal hayatımızı dahi etkilediğini iddia ediyorsunuz. Bunu anlamadım anlatabilir misiniz?” diyor.

 

Aslında deminden beri anlatmaya devam ettiğimiz konu biraz bununla bağlantılı. Ama bu anlamda da şunu belirtmekte fayda var; Darwinizm insanlara biliyorsunuz bilimsel bir teori gibi sunulur fakat tamamen ideolojiktir. Ve bu ideolojinin asıl özelliği de insanları Allah inancından uzaklaştırıp tamamen yozlaşmış, bütün değerlerini kaybetmiş bir gençlik yetiştirerek bu gençliğin de hedefsizlik içerisinde adeta yok olması ve toplumların da erimesi, bu anlamda da güçlü olanların da zayıfı ezdiği ve güçlü olanın üste kaldığı, o güçlü olanın da artık sunmak istediği, ideolojisi neyse ona sahip çıktığı bir toplumu öngörür. Bu konudan, şimdi aslında programımızın süresi yetmeyeceği için, daha iyi açıklayabilmek için bir sonraki programımızda bu konuyu erteleyelim. Çünkü Darwinizm'in sosyal hayatımıza olan etkisi gerçekten çok geniş kapsamlı olarak görülen bir şey. Toplumların, ülkelerin üzerindeki etkisini de anlatmak gerekiyor. Bunu şu anda ülkemizdeki bütün çatışmaların yansımasını göstermemiz gerekiyor. O yüzden bu konuyu bir sonraki programımıza erteleyelim, inşaAllah. Bugünkü yayınımız da sona erdi, yeniden görüşmek üzere, hoşça kalın.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Aylin Kocaman
Bağnaz
Bağnazlık
Bağnazlığa Karşı Mücadele
Darwinist
Didem Ürer
Eğitim
Gençlik
Kapitalizm
Kitap Ehli
Kuran Ahlakı
Kuran-ı Kerim
Lenin
Marksizm
Merak ettikleriniz
Musevilik
Radikal Örgütler
Radikalizm
Rahibe
Rahip
Terörizm
bağnaz zihniyet
inanç
modern islam
İman
İslam Ahlakı