MERAK ETTİKLERİNİZ 7
DİDEM ÜRER: Merhabalar, yeniden programımız Merak Ettiklerinizle birlikte karşınızdayız. Sorularınıza cevap vermeye çalışacağız inşallah. Kuran'ın, bilimin ve hadislerin ışığında Aylin'le birlikteyiz. Hoş geldin Aylin.
AYLİN KOCAMAN: Hoş bulduk. Merak ettiğiniz soruları, merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Biz de elimizden geldiğince burada cevaplamaya çalışacağız inşaAllah.
Bir kardeşimizden şöyle bir soru gelmiş. Aslında yine çok fazla rastladığımız bir soru bu. “Evrimin olmadığını söylüyorsunuz ancak mikro evrim gerçekleşiyor. Dolayısıyla evrim de gerçekleşmiş olmuyor mu?” diyor.
Şimdi genel olarak mikro evrim, makro evrim açısından değerlendirildiğinde farklı ve yanlış bir inanış var toplum içinde. Hücre içinde gerçekleşen küçük değişikliklere genel olarak mikro evrim adını veriyorlar. Aslında bu da evrimcilerin bir propaganda yöntemlerinden bir tanesi. Ortada hiçbir evrimleşme olmadığı halde adına mikro evrim diyerek insanları yönlendirme psikolojisi. Hayır, mikro evrim değildir bu. Hücre içinde bazı değişiklikler olur. Bunlara biz varyasyon ismini veririz.
Varyasyon şudur; Bir hücre içinde çeşitli genler çok çeşitli şekillerde çeşitli özellikler gösterebilirler. Çünkü genlerin içinde hem çekinik hem de baskın genler bulunur. Ve bunlar kimi zamanki şartlara göre ortaya çıkarlar. Dolayısıyla mesela koyu tenli bir insanın baskın geni koyu ten olduğu için o öyledir. Dolayısıyla açık tenliler de aynı şekilde açık tenleri genlerinde baskın olduğu için o şekildedir. Fakat bu değişimin bir sınırı vardır. Şimdi bu tabii bazı canlılarda gaga büyüklükleriyle ortaya çıkar. Bazılarının yaşadığı yerleri uyumlu olarak gagaları daha küçülür. Bazılarını daha büyürler. İşte İrlanda inekleri Türkiye'deki yerlerden farklı gözükürler. Fakat bunların tek sebebi kendi yaşadıkları ortama hücrelerinde bulunan, genlerinde bulunan bilgilerin uyum sağlamasıdır. Fakat bu uyumun belli bir sınırı vardır. Varyasyon dediğimiz şey o sınırı kesinlikle aşamaz. Yani bir evrimleşme geçiremez. Yeni bir gen bilgisi eklenemez. Bir ineğe kanat takamaz. İşte veya işte herhangi bir şekilde bir balığı karaya çıkan bir sürüngen haline getiremez. Böyle bir değişiklik olamaz. Genin içinde değişikliğin oluşma sınırı bellidir. Allah onu kodlamıştır. Ve inek daima inek olarak kalır. Bir kuş daima kuş olarak kalır.
DİDEM ÜRER: Tabii burada genetik bir potansiyeli vardır her türün. Bu çok önemli gerçekten, senin de söylediğin gibi. O genetik potansiyel, o türe ne kadar izin verirse, ki bu ne demektir işte, burada Aylin'in de söylediği gibi her canlının, her canlı türünün bir gen havuzu vardır. O havuz içerisinde kendi türüne göre ne kadar izin veriyorsa onu kullanabilir. Ama bunun dışarısında, o genetik potansiyelinin dışarısında hiçbir şekilde yeni bir özellik bu genetik potansiyeli eklenemez. Yani bir insanın genetik potansiyeli onun insan olarak yaşamasına izin verir. Sadece renklerinin çeşitliliği veya işte kadın-erkek olması bu anlamda bir çeşitliliğe sebebiyet verebilir. Ama hiçbir zaman bir insanın genetik potansiyeli ona yeni bir kanat oluşumuna izin verecek şekilde yaratılmamıştır.
AYLİN KOCAMAN: Yani buna tür içinde değişiklik diye adlandırabiliriz. Tür dışında ve yeni bir başka türe dönüşme gibi bir şey, evrimleşme hiçbir şekilde meydana gelemez.
DİDEM ÜRER: İnşaAllah. Şimdi bir sorumuz daha vardı, ona da cevap verelim. Diyor ki izleyicimiz: “El-Kaide, Taliban gibi grupların bir Mehdi inancı var mı?”
Aslında genelde izleyicilerimizden o kadar önemli sorular geliyor ki gerçekten. Çünkü bu dünya üzerinde aslında bütün insanların merak ettiği sorular oluyor. Şimdi Mehdi inancını biz Kuran'dan açıkladığımız zaman, Allah'ın Kuran'da İslam'ın hakimiyetini anlattığını biz Nur Suresi 55. ayetinde ve diğer bütün ayetlerde de çok açık olarak görebiliyoruz. Yani Allah Müslümanlara İslam'ın hakim olacağını vaat etmiştir. Şimdi bu vaat sırasında da nasıl gerçekleşeceğini yine Allah'ın adetullahı olarak Kuran'dan her topluluğun bir lideri olduğunu görüyoruz. Ve bu bütün peygamberler döneminde de bu şekilde olmuştur. Bunun dışında inanan-inanmayan her grubun hatta kuşların bile diyoruz ki bir lideri vardır. Aynı zamanda işte içinde bulunduğumuz ahir zamanda da Müslümanların bir lideri olacak. Müslümanlar bir manevi liderle birlikte İslam'ın hakimiyetine doğru ilerleyecekler. Bu manevi lider de Hz. Mehdi (as)'dır. Biz bu şekilde isim veriyoruz. Nasıl veriyoruz bu ismini? Peygamber Efendimiz (sav)’in bize gösterdiği şekilde.
Şimdi El-Kaide, Taliban gibi gruplarında Mehdi inancı vardır. Neden? Çünkü bu gruplar her ne kadar çeşitli isimlere bölünmüş olsalar da aslında belirli mezheplere bağlıdırlar. Belirli inançlara bağlı olarak yaşarlar. Bunların bir kısmı Şii olarak hareket eder, Şii mezhebine bağlıdır. Bir kısmı da Sünni olarak hareket eder. Şimdi El-kaide ve Taliban Sünni kesime ait olan gruplardır. Tabii bunların birçoğu dünya üzerinde, ki biz de bunlara zaten inanıyoruz, terör grubu olarak hareket ederler. Yani dini inançta aslında yeri olmayacak şekilde hareket ederler. Ama kendi içlerindeki inanca göre Sünniliğe bağlı olarak devam ederler yaşamlarına. Sünnilikte de, dört mezhepte de Hz. Mehdi (as)’ın gelişi haktır. Yani bununla ilgili ben bir hadis okumak istiyorum. Şimdi biliyorsunuz dört mezhepte Mehdiyet haktır ve bu mezheplerinde kurucuları vardır. Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki mezheplerinin. Mezhep imamımız İmam-ı Azam, biz Hanefi mezhebine bağlı olarak Ebu Hanife Hazretleri’nin ve Hanbeli mezhebinin imamı İmam Hanbeli Hazretleri’nin ve yine Maliki Şafi mezheplerinin kurucularının bu konudaki sözleri çok önemlidir. Sadece bir tane örnek okuyacağım programımızın süresi açısından. İmam-ı Azam Ebu Hanife şöyle söylüyor:
“Deccalın ve Yecüc'ün çıkması, Güneş'in batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer kıyamet alametleri haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır.”
Örneğin Mehdi (as)’ın gelmesi gibi bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir diye bildiriliyor. Şimdi tabii ki bu şekilde Hanefi mezhebine bağlı olan her Müslümanın inandığı bir itikad meselesi haline gelmiş oluyor bu konuda. Ve diğer terör örgütleri de olsalar baktığınızda aslında liderlerini hep bir Mehdilik inancına dayalı olarak çıkarıyorlar. Fakat buradaki sorun tabii ki hak mehdinin kim olacağıdır. Yoksa bu terör örgütlerinin başındaki liderlerin kendinin Mehdi olduğunu söyleyip bazı grupları böyle teröre teşvik etmeleri o kişinin Mehdi olduğunu göstermez. Mehdi kaderdedir, Allah'ın seçtiği kişi olacaktır kaderde ve bu da herhangi bir seçimle başa gelmeyecektir. Mehdi (as) zorla başa gelmeyecektir. Kendinin Mehdi olduğunu söyleyip insanları ikna edemeyecektir. Kaderde kimse Mehdi o kişi olacaktır. Biz zahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın talebesi olmayı umarak bekliyoruz Hz. Mehdi (as)’ın görmeyi inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Mehdi olarak doğulur, inşaAllah.
Bu arada bu söylediğimiz konu önemli bir müjdedir de aynı zamanda. Çünkü biliyorsunuz terör örgütleri konusunda çok uzun yıllardır hem Orta Doğu'daki insanlar çok acı çekiyorlar. Ve Batı da sürekli buna bir çözüm bulmaya çalışıyor ve onların da çok kaba yöntemleri var. Genelde hep savaşların, iç savaşların sebebi genelde bu tarz bir şeyin kaynağı oluyor. Her zaman olmasa da çoğunlukla böyle bir kaynakla meydana geliyor.
Şimdi Mehdi inancının böyle gruplarda oluyor olması çok önemli bir müjde. Bu demektir ki Mehdi (as) çıktığı zaman, Mehdi (as) geldiği zaman zaten hiç kimse inkar edemeyecek. Çünkü çok ayan-beyan ortada olacak Mehdi (as)’ın kişiliği, görünümü her şeyiyle birlikte. Dolayısıyla bu gruplarda doğal olarak hemen Mehdi (as)’a biat edecekler. Şimdi Mehdi (as)’a biat ile birlikte, Mehdi'yi bekleyen topluluklar olduğu için her ne kadar şu an terörü benimsemişler ve yanlış yolda olsalar da Mehdi (as)’ı görmelerinin hemen arkasından Mehdi (as)’a tabi olacakları için, birdenbire bütün İslam'a yani bildikleri bütün yanlış inançları bırakacaklar ve doğru İslam inancına yönelecekler. Mehdi (as)’ın tabiyeti altında çok güzel bir hayata dönecekler. Dolayısıyla şimdi dünyadaki terörün çözümünün de Mehdi (as) olduğu ortaya çıkıyor. Şu ana kadar alınan hiçbir tedbir buna çözüm bulamadı. Halbuki onların Mehdi (as)’ı bekliyor olmaları ve Mehdi (as)’a inanacak olmaları çok önemli bir değişiklik ve köklü bir çözüm meydana getirecektir terör örgütleri arasında da.
DİDEM ÜRER: Tabii bu Şia'da da çok önemli olarak Mehdi inancı çok köklü olarak vardır. O yüzden Şii de olsa, Sünni de olsa her hangi gruba ait olursa olsun bir inanan muhakkak Hz. Mehdi (as)’ı aslında bekliyor olacaktır. Çok sayıda hadis vardır Şiilerde de Mehdi (as)’ı tarif eden, 12. imam olarak bilinir. Onlar da zaten Mehdi (as)’ı beklerler.
Ama İran'dan kaynaklanan bir hayalet Mehdi inancı var. Tabii ki Mehdi inançları çok farklı şekilde yanlış olarak lanse ediliyor. Buna bağlı olarak bu terör gruplarında da çok yanlış inançlar tabii ki gelişmiş oluyor. Ona bağlı olarak da tabii ki çok farklı şekilde düşünceler gelişiyor. Bu önemli olan, bize Peygamber Efendimiz (sav)’in açıkladığı Mehdi inancıdır. Bu da nedir? Ahir zamanda gelecek, Kuran'ı saf haliyle Peygamberimiz (sav)’in döneminde, sahabe döneminde olduğu gibi bütün insanlara anlatacak ve bütün insanlar ilk defa Kuran'ı Peygamberimiz (sav)’den sonra ilk defa gerçek haliyle yaşamış olacaklar. O yüzden de Aylin'in burada söylediği gibi ne terör örgütü diye bir şey ortada kalacak, ne çatışmalar yeryüzünde, ne savaşlar, bunların hepsi Mehdi (as)’ın adaleti ve barış önderliği ile birlikte sona erecek. Ve Hz. İsa (as)’ın da yeniden yeryüzüne gelmesiyle, ki deminki Hanefi mezhebinin kurucusundan da okuduğum gibi sözde, gelecektir yeniden yeryüzüne ikinci defa. Çünkü Allah katındadır ve ölmemiştir inşallah, vefat etmemiştir. Onunla birlikte de dünyayı İslam'a hakim kılacaklar inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Bir izleyicimizin de bir sorusu var yine. Diyor ki izleyicimiz: “Allah Kuran-ı Kerim'de ‘size orucu bana karşı gelmekten sakınasınız diye ibadet olarak verdim’ diyor. Şimdi bu ayeti kelimeden bir anlam çıkmıyor mu? Ben Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsam zaten oruç tutmasam da olur gibi bir mantık olur mu acaba?” diye soruyor.
Şimdi Allah bizi çeşitli şekillerde dener. Şimdi biz geçen programlarımızda bir Allah sevgisi ve Allah korkusu konusunu anlatmıştık. Bir insan Allah'ı sevebilir ama Allah korkusunun oturması, Allah'ın kendisine olan sevgisini yitirmekten çekilmesi için çok titizlenmesi gerekir. Peygamberler böyledir.
Şimdi dünyadaki hayatımız bizim bir eğitimle olur. Biz hem zorluklarla deneniriz, hem Allah'a karşı titizliğimizle deneniriz, ibadetlerle deneniriz. Şimdi Allah böyle bir güzelliği yani oruç gibi bir şeyi, insanın Allah'a olan yakınlığını denemesi ve Allah'a olan titizliğini yani Allah'ın şart koştuğu ibadetlere olan titizliğini Allah'a göstermesi için bize bir sorumluluk olarak vermiştir. Dolayısıyla bir insan bütün, diyelim ki Ramazan ayında oruç tutuyoruz, çok güzel bir ibadettir. Allah'a teşekkür ve şükür etmek için çok önemli, eğitici bir insanın üzerinde manevi bir güzelliği vardır oruç tutmanın. Bunu yaptığı zaman insan o ibadeti yerine getirmenin rahatlığını yaşar. Allah'ın şart koştuğu bir ibadeti, Allah'ın vermiş olduğu insanlara bir güzellik olarak vermiş olduğu ibadeti yerine getirmenin bir vicdan rahatlığını yaşar. Aynı zamanda bu bir zorluktur. O zorluğu yaşayarak hem çok fazla şekilde kendi nefsini eğitir hem de Allah için yaptığını bilerek böyle bir şeyin bir güzellik olarak kendisine dönmesini umar. Bu, insanı hem inceltir, hem güzelleştirir, hem Allah'a olan korkusunu arttırır. Hem de Allah'a olan sevgisini ifade etmesinin bir yöntemidir. Yani biz normal hayatımızı yaşayarak bunu ifade etmek o kadar olmaz. Tabii ki insan her dakika şükredicidir. Fakat Allah'a olan teşekkür namazla, oruçla, Allah'ın bize verdiği o ibadetlerle yerine getirilmelidir. Allah bizi bunlarla dener. Acaba o insan gerçekten Allah'ın verdiği sorumluluğu, Allah'a karşı sorumluluğunu yerine getiriyor mu? Yerine getirmiyor mu? Zaten dünya hayatı çok kısa. Zaten bize verilmiş yükümlülükler çok az. Biz Allah için yaşamakla yükümlü olduğumuz için her ibadette dolayısıyla bizim Allah'a teşekkürümüzün çok güzel bir ifadesidir.
DİDEM ÜRER: Tabii ki aslında ibadetlerin hepsi Müslümanlar için, inananlar için birer nimet. Allah kendisine ibadet edebileceğimiz bize yöntemler göstermiş. Biz de bu yöntemleri uygulayabileceğimiz bir alan bulmuş oluyoruz aslında. O anlamda çünkü biz kendi kendimizde bütün insanlar kendi kendine ibadet şekilleri geliştirmiş olsa çok farklı bir ortam oluşabilir. Ama Allah bize Kuran'da kendisine nasıl ibadet edebileceğimizi en güzel şekilde göstermiş. Hem namazla hem oruçla hem diğer ibadetlerle. Bizde eğer gücümüz yetiyorsa, ki Allah bunları muhakkak ayetlerinde belirtiyor. Gücümüz yetiyorsa en güzel şekilde uyguladığımızda zaten bir sorun kalmamış oluyor ve hatta Allah'a bunu yapabiliyor olmak ve Allah'ın bize bunu bildirmiş olmasını bir nimet olarak görmüş oluyoruz. Dolayısıyla hiçbir ibadet bir inanan için zorluk değildir. Bir sabah namazı bir Müslüman için bir zorluk değildir. Aksine o uykudan şevkle kalkar çünkü Allah'a Rabbine ibadet edebileceği bir imkan sunulmuş. O yüzden de çok güzellikle yerine getirir. O yüzden bazı kişilerin aslında söylediklerine inanmamak gerekiyor. Çünkü zorla, üşenerek namaza kalktıklarını, sabah namazına kalkmanın ne kadar zor olduğunu anlatanlara bu anlamda aslında bir de cevap olmuş olsun bu söylediğimiz de, inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Bir de insanın Allah'tan sakınmasını göstereceği vesileler olması gerekiyor. Yoksa insan nasıl gösterecek onu? Şimdi ibadetleri titizlikle yerine getirecek ki Allah'tan sakındığını, Allah'tan korktuğunu Allah'a ifade edebilsin. Ya da zorluklar karşısında güzel bir karşılık verecek ki Allah'ın onu denediğini biliyor olsun ve bunu Allah'a şükürle karşılığını verebilsin. Şimdi bunlar olmadığı sürece sakınmak ne zaman olacak? Hangi şartta ve hangi durumda olacak? Yani nasıl göstereceğiz biz bunu Allah'a? Bizim bunu Allah'a göstermemiz için gerçekten bunların olması gerekiyor. İbadetleri de yerine getirmemiz, titizlenmemiz gerekiyor. Aynı şekilde dediğin gibi bunları bir güzel nimet olarak görmemiz gerekiyor, inşaAllah.
DİDEM ÜRER: Şimdi bir kardeşimizin daha sorusu vardı ona da cevap verelim. Diyor ki: “Güneydoğu'da sürekli bölünme tehlikesinden bahsediyorsunuz. Halk bunu istiyorsa neden bu kadar karşı çıkıyorsunuz?”
Şimdi tabii ki soru olarak iyi cevap vermesi gereken bir soru diyelim fakat mantık olarak tabii ki çok yanlış. Güneydoğu'da bir bölünme tehlikesi var ve bu ülkemiz için çok önemli bir tehlike. Özellikle son dönemde özerklik konularının bu kadar ayyuka çıktığı, anlatılmaya başlandığı bir dönemde ve insanlara telkinle makul gibi gösterilmeye başlandığı bir dönemde biz bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Yani ülkemizin hiçbir şekilde her ne şartla olursa olsun bölünmeye gitmesini hiçbir şekilde bu ülkenin topraklarında yaşayan bir vatandaş olarak tek başımıza da olsa kabul etmiyoruz. Bunu da kimsenin kabul edeceğini zannetmiyorum. Siyasi partilerin de bunu kabul edeceğini zannetmiyorum. İktidarın da bunu kabul edeceğini zannetmiyorum. Bu şekilde umuyorum ama tabii ki Güneydoğu'daki halkımızın başta bunu kabul edeceğini zannetmiyorum. Çünkü bölünme demek, başta Güneydoğu'daki halkımıza yeniden o geçmiş dönemlerde, terörün en çok, en şiddetli olduğu dönemlerde, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütünün en şiddetleri zulmü yaptığı dönemlerde, başlarına gelenlerden çok daha felaketlere ulaşması demektir o bölgedeki halkımızın. Ki böyle bir şeye de asla izin vermeyiz. Ne Kürt annelerimizin, ne Kürt bacılarımızın, ne kardeşlerimizin, hiçbirinin yeniden öyle felaketlere sürüklenmesine izin vermeyiz.
Tabii ki burada PKK'nın ve PKK ile birlikte hareket eden kişilerin, o bölge halkına şu aşamada gösterdiği bir sevgi alameti var. Yani sanki sevgi sunuyorlarmış gibi, şefkatlerini hissettiriyorlarmış gibi davranıyorlar. Halbuki burada da PKK'nın asıl kuruluş amacını unutmamak gerekiyor. PKK Marksist Leninist bir terör örgütüdür ve komünist bir terör örgütüdür ve bütün komünist sistemlerde olduğu gibi vaat aşamasında yine insanlara bu şekilde telkinlerde bulunabilirler. Fakat hiçbir zaman kendilerine dindar göstermelerine aldanmamak gerekir. Hiçbir zaman o bölge halkını, kucaklayıcı onları korumaya yönelik tavırları olduğuna inanmamak gerekir. PKK'nın amacı bölgede komünist bir Kürdistan kurmaktır. Bunun içerisinde yer alan kişilerinde dindar olması PKK'nın hiçbir zaman gerçekte aslında işine gelmez.
Bölge halkımız son derece dindardır. Kürt kardeşlerimiz eskiden beri ta Kurtuluş Savaşı döneminden sonra, ilk cumhuriyetin ilan edildiği yıllardan sonra hiçbir zaman ayrılmak istemediğini her zaman zaten meclise de gönderdikleri mektuplarla açıklamışlardır. O bölge bizim, o kardeşlerimiz bizim kardeşlerimiz, canımız. Biz hiçbir zaman onların ezilmesine izin vermeyeceğiz Allah'ın dilemesiyle inşallah. Ve böyle bir amaca da ulaşmalarına izin vermeyeceğiz.
Özerklik demek sadece siyasi bir açılım değil, demokrasinin bir açılımı demek değildir. Özerklik, o bölge halkını soyutlayan bir sisteme dönecek demektir. Başka yönetim şekillerini koparmaya, bölünmeye yöneltecek bir sistem demektir. Buna da tabii ki asla izin vermemiz söz konusu değil.
AYLİN KOCAMAN: Bir de bunun aslında PKK'nın bir propaganda metodu olduğunu da unutmamak gerekiyor. ‘Halk istiyor’ propagandası çok yaygınlaştı. Halkın böyle bir şey istediği yok, senin de anlattığın gibi. Özellikle bu teknik olarak da yani özellikle bölge halkı zaten o bölgenin dışındaki Kürt halkı, aramızda olan Kürt halkımız zaten böyle bir şeye hiçbir şekilde yanaşmıyor. Zaten koskoca Türkiye var, istedikleri yere gidecekleri. Neden oraya kapanıp kısılsınlar? Yani neden böyle bir şey istesinler? Ayrıca orada yapılan çeşitli raporlar, düzenlemeler, orada yapılan çeşitli incelemeler sonucunda da halkla konuşuldu ve böyle bir şey istemedikleri çok net olarak ortaya çıktı. Halk istiyor diye sadece PKK'nın yaptığı bir propaganda.
DİDEM ÜRER: Bir silah tehdidi altında zaten başka ne diyebilirler ayrıca?
AYLİN KOCAMAN: Şimdi onu söyleyecektim. Orada bir korku imparatorluğu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Her şey zorla yaptırıldı, zorla oy verdirildi. Ve biliyorsunuz PKK'nın orada asayiş grupları var ve onlar ciddi şekilde baskı uyguluyorlar oradaki halka. Çok ciddi şekilde, Türk bayrağı asamıyor halk. Düşünün yani. Öyle bir hale gelmiş durumdalar. Dolayısıyla bu şartlar altında zaten korkunun hakim olduğu, yani çözüm sürecinden sonra da bu korku imparatorluğu devam ediyor. Tamam, her şey daha farklı olsa da şu anda, PKK ideolojisinden vazgeçmiş olmadığı için aynı şekilde aynı sistem devam ediyor. Dolayısıyla orada, tamam halk bölünmeyi istiyor biz de istiyoruz o zaman ayrılalım. Çok ciddi şekilde hatalı hastalıklı bir mantık. Böyle bir şeye biz hiçbir şekilde zaten izin vermeyiz. Böyle bir şey söz konusu olmaz. Böyle bir şeye izin vermemiz, bölünme gibi bir şeye.
Fakat aynı zamanda da Kürt kardeşlerimizi öyle bir korku imparatorluğunun içine atıp komünist sistem altında ezdirip yok etmeyi hangi vicdan ister yani? Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Bu ardından yani onların ezilmesiyle bitmeyecek, Türkiye'yi yıpratacak, ardından Avrupa'ya sıçrayacak, oradan Amerika'ya dahi ulaşacak bir dehşetli bir sistemin habercisidir. O, o kadar basit değil yani. Bir terör örgütü var işte, orada Kürtler var, milliyetçilik var. Milliyetçilikle alakası yok bu konunun. Bu tamamen Leninist, komünist bir hareket. Dolayısıyla bunu bu şekilde bilmek gerekiyor. Halkın isteğine bağlı bir durum söz konusu değil. Sadece PKK'nın istekleri, propagandası orada şu an bu bahsettikleri.
DİDEM ÜRER: Devletimizin de muhakkak Güneydoğu'da halkımıza, oradaki kardeşlerimize sevgisini, şefkatini çok daha fazla göstermesi tabii ki istenendir. Tabii ki bu konumda çok şiddetli bir gayret var ama asıl önemli olan bir anne şefkati gibi sahiplenildiklerini hissetmeleri gerekir. Kendilerini sahiplenenin PKK olmadığına kesin gözüyle anlamaları gerekir ve bunu hissetmeleri gerekir. Yani o his konusu çok önemli. Yani suni bir belki bazı seçim konumlarında gösterilen bir şey değil, gerçekten samimi olarak inanılan bir şey olarak gösterilmesi gerekir. Zaten İslam ahlakının gereği de budur. Ki devletimizde İslam ahlakıyla hareket eden çok önemli bir kurum olarak görüyoruz, inşaAllah.
Bugünkü yayınımız da sona eriyor, inşallah. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. İyi günler.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500