Yaşam ve Sağlık – 20. Bölüm – Dr. Maşuk Taylan, Göğüs Hastalıkları Uzmanı
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bir Yaşam Ve Sağlık programına daha hoş geldiniz. Bu akşam çok değerli bir konuğumuz var, Sayın Dr. Maşuk Taylan Beyefendi. Hoş geldiniz.
MAŞUK TAYLAN: Hoş gördük efendim.
PINAR AKKAŞ: Hoş geldiniz.
MAŞUK TAYLAN: Hoş gördük.
OKTAR BABUNA: Sayın Dr. Maşuk Taylan Beyefendi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Göğüs Hastalıkları Uzmanı kendisi. Şu anda da Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda görevli.
MAŞUK TAYLAN: Evet. Dicle Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda yardımcı doçent olarak akademisyen olarak çalışıyorum şu anda. Siz de misafir ettiğiniz için teşekkür ediyorum.
OKTAR BABUNA: Biz de teşekkür ederiz.
PINAR AKKAŞ: Estağfirullah biz teşekkür ederiz memnun olduk.
OKTAR BABUNA: Eğer isterseniz akciğerlerin ve solunum yollarının muhteşem yapısıyla başlayalım. Allah’ın yaratma sanatı, son derece özel bir yapısı var özelleşmiş. Allah sırf soluk alıp-verebilmek için havada bulunan oksijenin kana geçip orada da enerji üretiminde kullanılması için ara geçiş organı olarak yaratmış. İsterseniz o şekilde başlayalım, akciğerlerin yapısıyla.
MAŞUK TAYLAN: İnsan organizması biliyoruz çok kompleks bir yapı. Her organımızın kendisine hasa çok özellikleri var. Çok spesifikleşmiş mesela bir karaciğerin binlerce fonksiyonu var. Akciğer de böyle. Şimdi akciğerler sırf evet nefes almak vermek için özelleşmiş bir sistem. Baktığımızda iki akciğerimizin olduğunu görüyoruz simetrik yani baştan itibaren birine bir şey olursa, biri işlevsiz hale gelirse, hastalıklı hale gelirse yedeği var bir kere. İkinci bir akciğer var simetrik olarak biri sağda biri solda olmak üzere. Ve anatomik olarak farklı loblardan oluşuyor. Sağ akciğer mesela 3 lobdan oluşuyor, sol akciğer 2 ayrı lobdan oluşuyor. Yani loblarla ilgili, sadece lobları ilgilendiren, bir lobu ilgilendiren herhangi bir sıkıntı olduğunda da diğerleri onu kompanse edebiliyor. Çünkü her bir akciğerin her bir lobunun ayrı bir dolaşımı var, ayrı bir dolaşım sistemiz var. Her bir lob ayrı bir akciğer gibi çalışıyor bir nevi. Havayollarına baktığımız zaman ağız yutak ondan sonra üst havayollarından hemen sonra tracker dediğimiz ana soluk borumuz var. Bu ana soluk borusundan trackerden sonra bronşlar yani branş dediğimiz dallanmalar başlıyor. Havayolları hem küçülüyor hem daralmaya başlıyor. Ama bu dallanmalar muazzam, 23-27-28 kadar dallanma oluyor. En son oksijen alış-verişinin yapılabildiği alveollere gelene kadar 27 dallanma. Ve bütün nefes alış-verişler sırasındaki mekanizmalar fizik kurallarına uygun bir şekilde oluyor. Mesela biz tam bir atmosfer basınç altında nefes alıp-verebilen bir akciğere sahibiz. Atmosfer basıncı biraz daha arttığında ya da azaldığında bu mekanizmalar bizi çok etkiler. Ama bizim akciğerlerimiz tam buna uygun bir şekilde yaratılmış. Yani havadaki oksijen oranı, havadaki basınçlar yani ayrı ayrı nitrojeni, oksijeni havayı oluşturan diğer gazların basınçlarıyla akciğer içersindeki basınçlar dengelenmiş bir vaziyette. Havanın akışkanlığı tabii. Başlangıçta türbülan akım olarak başlıyor mesela akım ama devam ettiğinde daha küçük branşlara, aha küçük bronş yol dediğimiz -1 milimetre çapından daha küçük bronşlara biz bronş yol diyoruz- ondan sonra laminer akım halinde devam ediyor. Ama hem laminer akımda hem türbülan akımda formulize edildiği şekliyle farklı akımlar var. Ve bu akımlara uygun bir şekilde bu akciğerler dizayn edilmiş, en son alveollere kadar. Alveol dediğimiz şey; akciğerlerin nefes alıp-vermeye yarayan hava boşlukları yani doku boşlukları, ismi alveol. Bir vücudun içerisine 100 metrekarelik bir alan oluşturulmuş alveolden oluşan bir alan. Ve bu alanda bizim bütün havayla ilgili olan oksijen ihtiyacımız karşılanıyor. Gaz değişimi oralardan sağlanıyor . Bir yandan biz nefes alıp-verirken, hava alıp-verirken öbür taraftan da bizim kalbimizden küçük dolaşım dediğimiz mekanizma ile kalbimizden akciğerlerimize kan geliyor, kirli kan dediğimiz oksijeni azalmış kirli kan geliyor. Ve o kanla o hava yukarıdan gelen hava ile aşağıdan gelen kan alveoler kapiller membran dediğimiz düzeyde karşılaşıyorlar. Orada bir gaz değişimi oluşuyor. Fazla olan oksijen alveolden kapillere geçiyor, kapillerdeki kötü gazlar, atılması gereken atıklar özellikle karbondioksit alveollere geçiyor ve oradan yine nefes alıp-vermekle yine fiziksel ve kimyasal mekanizmalarla dışarı atılıyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah evet. Bu anlattıklarınızda çok büyük mucizeler var. Bir kere o yapı, alveollerin içerisindeki özel yapı sadece orada var. Yani o oksijenin alınıp verilebilmesi için. Başka hiçbir organ da yok. Mesela derimiz geçirmiyor oksijeni, işte ağız boşluğunda oluyor ama orada o gerçekleşiyor ki kana oksijen geçebilsin. O yapı olmasa olmaz. Oksijenin oranı yüzde 21 olmasa olmaz. Akciğerde havanın akışkanlığı bundan biraz farklı olsa, olabilir, sıvı kıvamında olabilirdi olmaz. Çekemezdik değil mi havayı içimize. Her şey olması gerektiği gibi, maşaAllah.
MAŞUK TAYLAN: Üstelik solunum sistemi sadece akciğerlerden de oluşmuş değil. Özelleşmiş bir çok mekanizma var. Beyinden, beyincikten başlıyor. Beyincikten uyaranlar geliyor, siz onunla uygun bir şekilde nefes alıp-veriyorsunuz. Biraz daha hızlı solursanız mesela vücutta karbondioksit düzey azalacak alkaloza gireceksiniz. Biraz daha yavaş nefes alıp-verirseniz bu sefer karbondioksit atılamayacak asidoza girecek. Asidoz ve alkaloz dengesi o kadar önemli ki, akciğerlerin en önemli fonksiyonlarından biri bu olmuş oluyor. Yani hidrojenin, normalde kanda hidrojen iyonun suya oranlıdır aslında PH dediğimiz şey. Bu 1 hidrojen iyonu için 10 üzeri 7 tane su molekülü gerektiriyor. Yani PH 7 demek 1’e 10 üzeri 7 oranı korumak demektir. Böyle hassas ir oran insan vücudu dışında, canlı organizmalar dışında bunu insan eliyle yapabilmek ya da tahayyül bile etmek mümkün değil.
PINAR AKKAŞ: MaşaAllah. İnsan vücudu zaten başlı başına mucize ve her organ incelendiğinde her seferinde farklı bir mucizeyle karşılaşılıyor. Solunum sisteminin de en önemli organlarından biri olan akciğerler. Bu akciğerlerin hastalıkları da tabii çok önemli. İzninizle ben astımla ilgili sormak istiyorum. Astımı bize genel olarak tarif eder misimiz?
MAŞUK TAYLAN: Şimdi astım hastalığı; aralıklı nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, öksürük ataklarıyla, ataklar halinde gelen bronşlarda yani ana havayollarında, büyük havayollarında özellikle konstrüksiyon dediğimiz daralma ile karakterize bir hastalık. Çoğu zaman alerjik kökenli oluyor. Normalde nefes alıp-verdiğimizde bizde zararlı olmayan partiküller astımlı hastalarda aşırı reaksiyon nedeniyle bronko konstrüksiyona yani bronşlarda daralmaya, bu nedenle de nefes darlığına, bazen irritasyon nedeniyle öksürüğe, bazen ciddi bir şekilde daha ileri tablolara neden olabiliyor. Genellikle astım alerjik kökenli olduğu için çoğu zaman mevsimsel olarak ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde ağaçların polenlerinin savrulduğu,çiçeklerin açtığı, yaprakların döküldüğü zamanlarda daha fazla ataklarla seyreder, atopik olur. Atopi dediğimiz şey; diğer alerjik hastalıklar da astımlı hastalarda görülebilir. İşte bir ürtiker gibi, ürtiker değimiz şey; ciltteki alerjik sebeplerle oluşan kabarıklıklara ürtiker diyoruz. Astım böyle ir hastalık. Astımın tanısı da anamnezle konur, kliniğine de isteseniz geçeriz ama tanısı anamnezle konur. Kişiyi çok iyi dinlerseniz kişi size astım olduğunu söyler.
PINAR AKKAŞ: Anamnez; hastanın hikayesi.
MAŞUK TAYLAN: Tıbbi bir terim.
PINAR AKKAŞ: Galiba çocuklarda yetişkinlere oranla daha fazla astın vakıaları var.
MAŞUK TAYLAN: Evet, kesinlikle. İmmun cevaplı hastalıklar genelde bu şekildedir. Küçük yaşta daha fazladır. İmmun sistem ileri yaşlarda yaşlanır. Aynen akciğerlerimiz yaşlanır, kalbimiz yaşlanır, beynimiz yaşlanır. İmmun cevap da ileri yaşlarda azalır. Azaldığı için astımı ileri yaşlarda görmek daha zor olur, çocuklarda daha çok görülür. Çocuklarda yüzde 10’a kadar görülebiliyor ama erişkinlerde daha az görülüyor yüzde 1-2 veya 3 gibi.
OKTAR BABUNA: Nedir belirtileri ondan bahsedelim? Mesela astımlı bir kişi polenlerle karşılaştığında o mevsimlere ne tip şikayetleri oluyor, ne tip sıkıntıları oluyor?
MAŞUK TAYLAN: Şikayetler özellikle alerjenle karşılaştığında yani bu herhangi kedi, köpek tüyü olabilir, hayvan tüyü olabilir, dışarıdaki duman is olabilir, polenler olabilir, yatak tozları olabilir. Bunların hepsi hastalığı hem tetikleyebiliyor hem alerjenik olabiliyor bunlar. Kişi bununla karşılaştığında nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, özellikle sık sık devam eden kuru öksürük yani pürülan öksürük çok görülmez bazen üprülansi de enfeksiyon katılmışsa görülebilir ama çok ciddiyse eğer nefes darlığında artış bazen solunum yetmezliği bulguları, morarma, konfüzyon çok daha ileri tablolarda görülebilir. Ama genel olarak göğüste sıkışma hissi, ataklarla seyreden bir hastalık.
PINAR AKKAŞ: Astım tedavisi nasıl olur? Ondan biraz bahsedelim.
MAŞUK TAYLAN: Astım tedavisi nasıl olur? Bir kere astımlı hasta hekimin kontrolünde olması gerekiyor. Çünkü astımlı hasta eğer tam kontrol altındaysa herhangi bir ilaç ihtiyacı hiç olmayabiliyor. Onun dışında nefes açıcı, kısa etkili nefes açıcılar ihtiyaç halinde kullanılabiliyor. Ama esas astımın tedavisini biz steroidlerle yapıyoruz. Steroidler inhale dediğimiz; hava yollarından inhalasyonla alınan nefes alıp-vermekle alınan ilaçlardır. Hastalığı steroidlerle kontrol altına alırız ama ataklarla baş etmek için bazen kısa etkili beta-mimetikler gerekli hallerde veriliyor. Onun dışında steroidlerle eğer kontrol altına alamazsak bazen oral yani ağızdan alınan steroid formlarına geçebiliyoruz. Çeşit çeşit başka ilaçlar gerektiğinde basamak basamak hastanın kontrolünü baz alarak düzenlenebiliyor tedavi olarak. Ama esas olarak sigaranın içilmemesi, hastanın kendinsin sigara içmemesi, sigaranın onun yanında içilmemesi, odanın temiz olması, mümkün olduğu kadar kaldığı odanın şeffaf olması, çok fazla battaniye, yatak gibi mümkün olduğu kadar sade olması, dizaynın sade olması. Mümkünse hayvan kedi köpek tüyleri alerjik olduğu için tetikleyici faktörlerden de uzak durmak lazım. Kimilerinde bir yemek kokusu, kimilerinde parfümler, herhangi bir kimyasal madde, mutfakta kullanılan bulaşık yıkamada kullanılan ve başka bir çok madde astımlı hastanın astımını tetikleyebilir. Tetikleyicilerden ve alerjenlerden mümkün olduğu kadar uzak durmak lazım. Dumanlı soğuk kötü havalarda çıkmamak lazım. Böyle zamanlarda mümkünse pencerelerin kapalı olması lazım. Bunun gibi tedbirlerimiz var.
PINAR AKKAŞ: Zaten astımlı hastalar kendilerini nelerin rahatsız ettiğini bilirler, ayırt edebilirler. Ona göre de önlemlerini almaları gerekir.
MAŞUK TAYLAN: Evet, kesinlikle.
OKTAR BABUNA: Tabii enfeksiyon, bundan da kaçınmaları gerekiyor. Şimdi hakikaten enfeksiyon mevsimi. Ülkemizde de büyük bir salgın var, isterseniz ondan bahsedelim. Grip virüsü ve solunum yollarını tutan hastalıklar şu anda çok yaygın tabii kış mevsimi olduğu için. Onlardan bahsedelim.
MAŞUK TAYLAN: Şimdi göğüs hastalıkları disiplininde bizim karşımıza çıkan hastalar aslında kış aylarında daha yoğun olur. Yani kış aylarında astım atakları da daha fazla gelir. Koah, kronik bronşit atağı da daha fazla gelir. Üst solunum yolları enfeksiyon da daha sık gelir, zatürreeler de daha sık gelir. Tabii bu enfeksiyonların en çok görülenleri de soğuk algınlığı dediğimiz şey ve grip dediğimiz şey. Bu iki hastalık durumu özellikle kış aylarında pik yapar. Mesela Amerika’da yapılan bir çalışmada klinisyenlere gelen hasta sayısı bir kış sezonu için 100 milyon.
OKTAR BABUNA: 300 milyonluk bir ülke, üçte biri.
MAŞUK TAYLAN: Çok büyük bir rakam. Soğuk algınlığı özellikle çok sık görülüyor ve griple karıştırılıyor. Soğuk algınlığının sebebi, aslında üst solunum yollarının enfeksiyonların da en sık sebebi viral enfeksiyonlardır. Soğuk algınlığı; bazı virüs tiplerinin yaptığı hastalık, corona virüsler diyoruz biz buna, rhinovirüsler diyoruz. Gripten farklıdır daha hafif seyreder, üst solunum yollarını tutar, hastada nezle şikayetleri olur, boğaz ağrısı olur, ateş, öksürük olabilir, halsizlik, bacak ağrıları, kas ağrıları, baş ağrısı görülebilir bu hastalarda. Ama bu hastalarda şikayetler hafif çoğunlukta ayakta geçirilebilir çoğunlukla. Ama grip dediğimiz şey çoğunlukla influenza ama diğer bazı virüsler de grip yapabiliyor. Grip dediğimiz şey influenzanın yaptığı soğuk algınlığından daha farklı, daha yüksek ateşle ve aynı semptomlarla ama bu semptomların daha ağır seyrettiği, hastayı yatağa düşürecek düzeyde seyrettiği bir hastalık grip hastalığı. Esasen her mevsim biz gribi görebiliyoruz ama esasen kış aylarında biz griple karşılaşıyoruz. Buna zaten sezonal grip deniyor. Şimdi öteden beri yani yüzyıllardan beri bu grip hastalığı var, influenzayla devamlı sezonal grip her sene yaşanıyor ama son 10 yıl içerisinde bizi korkuttukları bir şeyler oldu. Domuz gribi diye bir şey çıktı, bir hastalıktan bahsedildi, kuş gribi diye bir hastalıktan bahsedildi, sarstan bahsedildi ve insanların kafası biraz karıştı biraz korku oluştu. Acaba bu durumlar çok mu tehlikeli, çok mu ölümcül diye. Biraz aslında buna girmek lazım.
PINAR AKKAŞ: Ama ciddi ölüm vakıaları da var.
MAŞUK TAYLAN: Var. Bizim gördüğümüz sezonal grip, yani insanlarda sürekli hastalık yapan grip virüsüdür bu. İnfluenzanın A tipi var bu bir virüs. Biliyorsunuz virüslerin virüsel bakteriye gibi değil, virüslerin sadece bir protein kılıfı var ve içeride bir nükleer bir materyali var. Bu nükleik asit yani bu DNA olabilir ya da RNA olabilir. Kendi kendilerine çoğalamazlar. Virüslerin canlı ya da cansız olmadığı da tartışılmış ama sırf canlı denmesinin sebebi çoğalabilmeleri. Nasıl çoğalıyorlar? Başka bir hücrenin içerisine girerek kendi DNA’larını ya da oraya RNA’larını içeriğini o hücreye bir şekilde katarak bu şekildeki bir mekanizmayla çoğalırlar. Virüs genomu diğer canlı hücrenin içerisine girer ve orada DNA’sını ya da RNA’sını oraya aktarır. Oraya aktardıktan sonra o RNA mesajcı RNA’ya dönüştürülür, girdiği hücrenin RNA’sıyla birleşerek kendi kendini çoğaltır. Bu şekilde b,r üreme mekanizması var. Daha sonra golgi dediğimiz cisimciği var, orada bu proteinler paketlenir ve yeni virüsler olarak ortaya çıkar. Bu virüslerin bir özelliği var, ben buna değinmek istiyorum aslında. İnfluenzanın bir özelliği var, influenza virüsleri RNA virüsleridir ve kontrol mekanizmaları zayıftır. Sık mutasyon geçirirler, sık mutasyon geçirdikleri için kapsit yapıları yani dış yapıları kılıfları çabuk değişir. Yani bu nedenle bizim bu sene, geçen sene karşılaştığımız influenza virüsü bizde hastalık yaptığı zaman biz aslında ona karşı ömür boyu bağışıklık kazanmışken yeni bir formda influenza virüsüyle karşılaştığımız için bu nedenle tekrar grip oluyoruz. Buna antijenik drift deniyor tıpta dilinde. Şimdi bu söylediğimiz şeyler normal her yıl gördüğümüz grip. Ama bir de işte domuz gribi gibi pandemi yapan grip virüsleri vardır. Bunun ortaya çıkma mekanizması daha farklı. Normalde hayvanlarda hastalık yapan, işte memelilerde ya da kuşlarda hastalık yapan ya da onlarda yaşayan influenza A virüsü dediğimiz virüsler ya da influenza B de olabilir, influenza virüsleri onlardan insana geçip çok kolay enfeksiyon yapmaz. Ama bazen hem insandaki virüs hem kuşlardaki virüs, hem domuzlardaki virüs mesela domuzun kendi hücresinin içerisine aynı anda geçip tamamen farklı bir virüs olarak ortaya çıkabilir. Tamamen değişmiş, işte bir araya gelmiş RNA bir araya geldiği zaman tamamen yeni proteinlere sahip farklı bir tür gibi, influenzanın türü ama farklı. Farklı bir genetik tür değil zaten var onda o genetik bilgi. Ama tamamen konformasyonu değişiyor, farklı bir virüs gibi oluyor. Ve eğer insanda hastalık yapabilecek bir kapasiteye ulaşmışsa gerçek felaket bu oluyor. Yani pandemi yapan, dünyayı sarsan medyada sansasyonel haberlere neden olan virüsler bunlar. Biz bu olaya da antijenik şift diyoruz. Aslında son zamanlarda ortaya çıkan kuş giribi ve domuz gribi gibi bu pandemi yapan virüsler çok fazla beklenildiği harabiyeti de yapmadı. Pandemiden ne zaman korkar olduk? 1918 biliyorsunuz 1. Dünya savaşından yeni çıktığı bir zaman, tam o zamanda H1N1 pandemisi yaşandı ve en az 25 milyon, bazı verilere göre 50 milyon kadar insan yani savaştan çok daha fazla insan bu virüse kurban gitti. Zaten bu nedenle bu virüse bu olaya medikal holokost deniyor. İspanya gribiydi bunun adı hızlı bir şekilde yayıldı bütün dünyaya. Maskeler zorunlu hale geldi bazı yerlerde. Mesela Amerika’da maske mecburiyetiyle ilgili kanun düzenlemesi yapıldı.
OKTAR BABUNA: Tabii yani grip öldürücü bir hastalık, 4 numaralı ölüm sebebi. Şu çok önemli anlattıklarınızdan; muhteşem bir sistem yaratmış Allah, o virüslerdeki o genetik bilgi hem domuzda hem kuştaki o birleşen bilgi zaten var olan genetik bir bilgi. Tesadüfen ortaya çıkan yeni genetik bilgi değil. Zaten mutasyon olduğunda virüste sadece dış kapsülde mutasyonla genetik bilgi değişikliği meydana geliyor ama dış kapsülünde meydana getirdiği değişiklik virüsün yapısını etkilemiyor. Yani virüsün yapısını etkiliyor da onda bir sakatlık meydan getirmiyor. İçerideki enzimleri, üremek için kullandığı enzimler DNA’sını işte RNA’sını monte etmek için kullandığı enzimler onlar sağlam. Onlarda bir şey olduğu zaman virüs devam edemez zaten. Dolayısıyla onlarda meydana gelecek mutasyonla virüs devam edemez. Ama dış kapsülünde meydana gelen bir şey onun yapısını o anlamda etkilemediği için o nedenle devam edebiliyor değişmiş olarak devam edebiliyor. Bu evrime delil değil tabii ki, evrim yok burada. Çünkü evrim tesadüfen yeni bilgi oluşunu iddia ediyor Darwinizm, öyle bir şey yok. Allah’ın bir mucizesi.
PINAR AKKAŞ: Evet, yeni bir bilgi olmuyor.
MAŞUK TAYLAN: Antijenik yapıların çoğu varlığına devam ediyor. Yeni ortaya çıkan bir antijenik yapı ya da bir başka konformasyondaki bir proteini tanımak vücut için zor oluyor. Yeni bir antijenle karşı karşıya geliyorsunuz yeni bir virüsle değil. Aynı virüsle karşılaşıyorsunuz ama yeni bir antijenle karşılaşıyorsunuz. Farklı bir antijenle karşılaştığını zaman daha önce tam olarak tanıdığı virüs olmadığı için vücut şaşırıyor, hemen buna karşı tepki gösteremeyebiliyor. Ama buna rağmen daha önce bir pandemiyle karşılaşan bir insan daha sonrasında tekrar bir pandemiyle karşılaştığında daha koruyucu bir mekanizma geliştirildiği görülmüş. Mesela pandemilerde özellikle genç yaştaki insanların etkilendiği görülmüş. Neden? Daha önce benzer virüsle karşılaşmadığı için. Ama aynı pandemiyi yaşayan insan 40-60 yaşın üzerindeki insanın bundan çok fazla etkilenmediği görülmüş. Pandemiler mevsimsel grip gibi değil. Pandeminin seyri de daha farklı oluyor.
OKTAR BABUNA: Orada bir mucize daha var; şimdi bir virüs geliyor yepyeni alerjenik yapıyla geliyor fakat insanın bundan iyileşmesi için mutlaka ona karşı bir silahının olması lazım. Eğer o silah yoksa ölür, eğer ona karşı bir antikoru -silah deyince tabii antikor- antikoru yoksa ölür. Ama Allah genlerde o kadar çeşitlilik meydan getirmiş ki ona karşı antikorlar mutlaka var. Onların arasından seçilip sadece onları üreten hücreler üredikten sonra o hastalığı yenip bağışık hale gelebiliyor. O da Allah’ın hikmeti oluyor tabii. Bu da büyük bir mucize, maşaAllah.
MAŞUK TAYLAN: Burası çok önemli. Bizim ileriki hayatımızda neyle hangi virüsle, hangi bakteriyle, hangi maddeyle ne zaman karşılaşacağımızı biz bilmiyoruz ama her nasılsa biz defektif dediğimiz farklı dediğimiz her ne ile karşılaşıyorsak orada o zaman yapılmayan ama ondan önce programı hazır olan bir antikorun hazır olduğunu görüyoruz. Bu çok büyük bir mucizedir. Antikor deyip geçmemek lazım. Antikor binlerce baz dizisinden oluşan bir genetik malzeme lazım. Antikor basit bir protein değil çok kompleksi bir protein yapıdır. Karşılaştığımız her bir yabancı varlık için, bu her şey olabilir, her yabancı bir tehlike için sanki bir yerlerde hazır vaziyette duruyor bu antikorlar.
OKTAR BABUNA: Bizim DNA’mızda var bu Allah onu hazır olarak yaratmış ki milyarlarca var antikor. Aralarından sadece uygun olanın seçilmesi, O da işte 4-5 gün hastalığa sebep oluyor. Ondan sonra o tanınıp mağlup ediliyor Allah dilerse ve şifa oluyor, maşaAllah.
PINAR AKKAŞ: Griple ilgili devam edelim yine. Tüm hastalıklarda olduğu gibi gripte de güçlü bir bağışıklık sistemi çok önemli. Öncesinde nasıl bir tedbir alınabilir? Olduktan sonra tedavileri nasıl olabilir? Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?
MAŞUK TAYLAN: Bir kere toplu yaşanılan yerlerde solunum yoluyla bulaşan bütün hastalıklar gibi grip de kolay yayılan bir hastalık. Ama gribin diğer hastalıklardan farkı biraz daha hızlı bulaşabiliyor, biraz daha kolay bulaşabiliyor. O nedenle mümkün olduğu kadar kapalı ortamlarda fazla bulunmamak özellikle hastaların bulunduğu yerlerde fazla bulunmamak lazım. Eğer hastalandıysak mümkün olduğu kadar istirahat etmemiz lazım, mümkün olduğu kadar iş yerine gitmemek lazım. Hem diğerlerini enfekte etmemek için hem de istirahat bu gribin tedavisinde ilk basamağı oluşturuyor. Onun dışında temizlik hijyen çok önemli. İnfluenza virüsleri dış ortamda kendi haline bırakıldığında 3 ay kadar neredeyse deforme olmadan durabiliyorlar. Ama sabundan dezenfektanlardan çok kolay ve hızlı bir şekilde etkilenerek elimine olabiliyorlar. O yüzden sabun da çok iyi bir dezenfektandır. El hijyeni çok önemli hem hasta için hem bizim için. Çünkü grip sadece hastanın verdiği nefesle, aksırığıyla, öksürüğüyle bulaşan bir hastalık değil. Grip virüsü insanın kullandığı kap-kacaklarda, eşyalarda, masada, bilgisayarda, cep telefonlarında hepsiyle bulaşabiliyor. Bunların da temizliği önemli. Eşyaları temiz tutmak lazım. Öksürüp aksırırsak mutlaka mümkünse havlu mendille değilse kolumuzla kapatıp yine el temizliği yapmamız lazım. Buna dikkat etmek lazım. Bol sıvı almak lazım. Dengeli beslenme çok önemli meyveden sebzeden zengin beslenmek lazım. Gribin aslında tedavisi yok. Tedavisi biraz önce bahsettiğimiz mucizevi antikorlar. Gribe karşı antiviral ilaçlar çalışılmış. Antiviral ilaçlar virüslere karşı kullanılan ilaçlar. 1940-50‘lerde bazı ilaçlar bulundu virüslere karşı kullanıldı ama gripte çok fazla işe yarayamadı. Grip ayakta geçirilen ya da istirahat edilerek geçirilen bir hastalık. Sadece bazı vakıalar daha tehlikeli seyredebilir. Onun için riskli gruplar var onlara dikkat etmek lazım. Solunum yetmezliğine kadar gidecek böyle kötü durumlar varsa ARDS dediğimiz solunum yetmezliği tablosu gelişiyorsa ya da kalp hastalığı varsa, kronik böbrek hastalığı varsa, kronik karaciğer hastalığı varsa, ming malignitesi yani tümöral bir hadisesi varsa, kemoterapi ilacı alıyorsa bir de çok yaşlı ve çok küçüklere dikkat etmek lazım. Bunlara biraz daha farklı yaklaşmak lazım. Biz bu durumda böyle hastaları yatırarak tedavi ediyoruz. Çünkü grip hem kendisi solunum yetmezliğine kadar götürebiliyor bazen özellikle bu riskli hastalarda hem de süper enfeksiyon dediğimiz gripten sonra virüs olmayan bakterilerin gelip hazır immun sistem biraz bozulmuşken faydalanarak akciğere yerleşmesi zatürree dediğimiz şey. Bunlara da yönelik tedbirimizi alıyoruz gereğinde kültür çalışmaları, gereğinde antibiyotik tedavisi yapıyoruz.
OKTAR BABUNA: Virüs hastalıklarından bahsettik. Bir de bakteri hastalıkları var solunum sisteminin. İsterseniz biraz da ondan bahsedelim. Virüslerle nasıl ayırt ediliyor? Tedavisinde ne gibi farklılıklar var? Nasıl bu tanı konabilir? Ne zaman antibiyotik kullanılması lazım? Çok önemli konular tabii bunlar.
MAŞUK TAYLAN: Solunum yolu hastalıkları, ister üst solunum yolu hastalıkları olsun ister alt solunum yolları hastalıkları olsun enfeksiyoz nedenlerle oluş yani iltihabi hastalıklar. Bu hastalıkların etkenleri hem virüsler olabilir hem bakteriler olabilir. Her zaman ayrımını yapmak da biraz zor olabilir ama ona değineceğim. Aynen virüsler gibi dışarıdan inhalasyonla bizim aldığımız bakteriler ya da bizim ağzımızda, boğazımızda bulunan flora bakterileri dediğimiz, normalde bizde bulunup da hastalık yapmayan bakterilerdir bunlar. İmmun sistemi biraz zayıfladığında örneğin kişi girip olduğunda, çünkü grip olduğunda da insanın immun sistemi biraz zayıflar. Bu kolonize oldukları boğazdan havayollarına bir şekilde iletilmeye başlar. Akciğerlere aspire edilir, aspirasyon nefes almayla akciğerlere gidip yerleşir. Girip yerleştikten sonra alveollere kadar gider ve oraya oturur. Orada çoğalmaya başlar. Vücut ona engel olmak için immun mekanizmaları devreye koyar ve oralarda yok edilir. Aslında devamlı bizim vücudumuza bu tehditler gidiyor. Virüsler de o şekilde tehditler yapar, bakteriler de o şekilde tehditler yapar ama devamlı biz onları temizleriz. Ama ne zaman ki bizim immun sistemimiz bir şekilde zayıfladı, bakteriler biraz daha hızlı çoğalmaya başladı o zaman problem olmaya başlar. Bu problem eğer bronşlardaysa bronşit meydana gelir. Zaten akut viral bronşit dediğimiz şey bronşların iltihabıdır. Sadece bronşların iltihabıdır daha aşağılarda fazla bir şey yoktur. Savunma mekanizması olayı sınırlamıştır. Ve akut bronşitin mesela etkeni çoğunlukla viraldir. Hatta genel olarak viral bilinir. O yüzden akut bronşite semptomatik tedavi verilir yani şikayete göre tedavi verilir. Tablo biraz daha ağırsa biraz daha kötüyse, eğer aldığımız bakteriler daha aşağılara invaze olduysa, akciğerlere yerleştiyse bu hastalığın adı artık zatürree oluyor. İster virüsler yapsın ister bakteriler yapsın artık bu hastalığın adı zatürree oluyor. Zatürreeyi çoğunlukla yapan bakteriler bellidir. Bizim bildiğimiz bakterilerdir. İşte streptokop, klebsiella diyorlar, stafilokok diyorlar bildiğimiz bakteriler olduğu için çoğunlukla onun tedavisini de ampirik olarak başlarız. Çünkü her zaman bu etkenleri, bu patojenleri laboratuar şartlarında izole etmek, ortaya çıkarmak her zaman kolay olmaya biliyor. Ama zatürreeyle gelen hastalarda ya da üst solunum yolu enfeksiyonu düşündüğümüz hastalarda, göğüs hastalıklarından başvuran insanlarda bizim ilk yaptığımız şey hastayı muayene etmek, akciğerlerini dinlemek, hastanın o anki klinik durumunu bir gözden geçirmek yani ateşi var, öksürüğü var, balgamı var ama işte nefes darlığı ne düzeyde saturasyonu, oksijenasyonu bozuk mu, riskli bir hasta mı, bunu yatıralım mı yatırmayalım mı diye bizim belirlediğimiz kriterlerimiz var. Bu kriterlere uygun olarak hastalarımızı değerlendiririz. En azından bir akciğer grafisini alırız, laboratuar parametlerini gözden geçiririz. Gerektiğinde bunları yatırarak tedavi ederiz. Zatürreeler toplum kökenli olabileceği gibi hastane kökenli olabilir. Sağlık bakımı ilişkili zatürreeler dediğimiz zatürreeler olabilir. Çünkü bunlarda etken farklı farklı oluyor. Çoğu zaman toplumdan zatürree ile yani zatürree düşündüğümüz, filminde zatürree bulgusu olan, dinleme bulgusu uyumlu olan, laboratuar bulgusu uyumlu olan zatürreelere baktığımızda çoğunlukla toplum kökenli olanlara rastlarız. Ve çoğu zaman bunları tedavisini de ayakta veririz. Ama bazı faktörler varsa, örneğin hastanın şuurunda değişiklik varsa, bilinç değişikliği varsa, hastanın böbrekleri etkilenmişse mesela bir çok enfeksiyon hastalığında kişi rahatsız olur, iştahı kesilir, yememeye başlar ama içmemeye de başlar içmeyince dehitratasyon olmaya başlar. Vücudun sıvısı azaldığında böbrekten atılması gereken üre kreatini atılmamaya veya vücutta birikmeye başlar. Bu nedenle bir nevi hastanın kliniğini yansıtır bunlar. Laboratuar bulguları o yüzden bizim için önemli. Eğer hasta belli bir miktardan çok aha fazla soluyorsa, eğer kalp ritmi atımı dediğimiz kalbi çok daha fazla çarpıyorsa, eğer böbrek enzimleri yükselmişse, eğer konfüzyonu varsa, bilinç değişiklikleri falan varsa bunlardan e az iki veya daha fazlası varsa mesela yatırarak tedavi ederiz. Ama hastane kökenli zatürreeler daha kötü. Neden daha kötü? Çünkü hastanede bir çok ilaçlar kullanılıyor ve hastanenin florası değişiyor. Bu flora dediğimiz şey sadece bizim vücudumuzda olan şeyler değil. Bu bakteriler masanın üzerinde de olabiliyor, sizin dokunduğunuz yerlerde de olabiliyor. İşte hastanedeki bakteriler daha dirençli bakterilerdir. Eğer bir şekilde hastaneye yolunuz düştüyse orada yattıysanız hele bu bir gün iki günden daha fazla olduysa taburcu da olsanız birkaç gün içerisinde kötü bir enfeksiyonla tekrar gelme ihtimaliniz var. Hastane kökenli zatürreelerin patojenleri de daha tehlikeli olurlar. Onlara daha farklı yaklaşıyoruz.
PINAR AKKAŞ: Peki erişkinlerde bu zatürree oluşumunu etkileyecek risk faktörleri nelerdir? Bir de bulaşıcıdır değil mi zatürree?
MAŞUK TAYLAN: Tabii, bütün solunum yolu enfeksiyonları genellikle nefes alıp-vermekle olduğu için bulaşıcı olur. Zatürreenin de o açıdan bulaştırıcılığı var. Biraz önce söylediğimiz risk faktörleri tamamen burası için de geçerli. Yaşlı insanlar daha kolay zatürree olurlar. Örneğin nörolojik yatalak olan hasta, yutma refleksi olmayan bir hasta bu ağızdaki salgıları daha kolay aspire eder. Daha kolay aspire ettiği için daha kolay enfekte olur. Bir dalak ameliyatı olan, dalak immun sistemi için olmazsa olmaz bir organlarımızdan, ama dalak operasyonu olan bir insan, bir lenfoması, lösemisi olan bir insanın immun cevabı zayıf olur. Zaten biz bu patojenlerle normalde karşılaşıyoruz. Ama vücut onları elimine diyor, kanserli hastalar keza. Sigara çok önemli, sigaraya bağlı hastalıklardan ölüm her yıl yaklaşık 5 milyon kişi. İster göğüs hastalıkları disiplinine bakın, ister kardiyovasküler hastalıklara bakın, ister nörolojiye bakın, ister onkolojiye bakın bir çok disiplinde görülen hastalıkların hepsinde bütünündeki hemen çoğundaki hangi taşı kaldırırsanız altında birkaç izmarit görürsünüz, biraz sigara dumanı görürsünüz. Sigarayı her şekilde sadece kanserde değil tabii zatürreede, üst solunum yolu enfeksiyonlarında hatta astımın oluşumunda, astımın tetiklenmesinde akciğerlerle ilgili hemen hemen bütün problemlerde sigara karşımıza çıkıyor. Her şekilde bırakılması gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Koah özellikle değil mi?
OKTAR BABUNA: Doğru. Peki enfeksiyonlardan genel olarak bahsettik hem viral hem bakteriyel. Bir de tüberküloz halk arasında verem olarak bilinen bir enfeksiyon şekli var. Bundan kaçınmak için neler yapmak gerekiyor? Ne tip belirtileri var? Ne zaman doktora gidilmesi gerekiyor? İsterseniz kısaca bir de ondan bahsedelim.
MAŞUK TAYLAN: Verem hastalığı tarih boyunca en çok öldüren enfeksiyon hastalığı. Çok yavaş seyreden bir hastalık. Bazen hiç belirti bile vermeyebiliyor. Ta 2500 yıl öncesine kadar dayanıyor. Mısır’da Nil Nehri kenarında araştırmalar yapılmış. Orada pott dediğimiz vertebra tüberkülozuna rastlanmış oradaki mumyalarda Peru’da yapılmış. Tarihte de aynen grip gibi salgın yaptığı zamanlar olmuş. Özellikle sanayi devriminin olduğu zamanlarda insanların toplu olarak çalıştırıldığı, kapalı ortamlarda yoğun olarak bulunduğu yerlerde verem patlayıvermiş. Nasıl bir hastalık? Mikobakteri tüberkülozis dediğimiz bir bakteri verem yapan mikrop bir bakteri. Bu bakterinin yapısında balmumu var mikolik asit dediğimiz. Bu bakteri yavaş ürüyor. İnsanda hastalık yapan şekli mikobakteri tüberkülozistir. Ama toprakta bulunanı var, başka hayvanlarda bulunan tipleri var. Bazen insanda hastalık yapmayan bazı atipik mikobakteriler de insanlarda nadiren verem yapabilir. Neyle karşımıza çıkar verem hastası? Verem hastası genellikle iki haftadan uzun süren öksürük, balgam, bazen solunum yollarından kanama onun dışında en az 1 ay, 1,5 ay, 2 ay yani biraz uzun süreli, böyle grip gibi bir hafta içerisinde olup biten bir olay değil bu. 1 aydan uzun süren halsizlik, kırgınlık, kilo kaybı, iştahsızlıkla bu tablolarla bize başvururlar. Büyük bir kısmında da aile de ya da yakın çevrede verem hastalığı geçiren ya da geçirmiş olan biriyle temas söz konusudur. Bu nedenle verem düşündüğümüz hastalarda mutlaka yakın teması sorgulamak gerek.
PINAR AKKAŞ: Kesin tanısı nasıl konur?
MAŞUK TAYLAN: Veremin kesin tanısı nasıl konuyor? Bakteriyolojiktir veremin kesin tanısı. Şimdi hastanın verem olup olmadığını bilmiyoruz. Hasta mevcut şikayetlerle geliyor. Aynı diğer hastalar gibi akciğer grafisini çekiyoruz hastanın, laboratuar parametlerine bakıyoruz. Laboratuar parametlerinde çok fazla değişiklik olmuyor. Biraz sedimantasyon dediğimiz bulguda hafif bir yükseklik oluyor. Onun dışında akciğerlerde bazı bulgular var, işte kaviter lezyon dediğimiz akciğerin özellikle üst kısımlarında ya da akciğerin alt loblarının üst kısımlarını daha fazla seviyor verem mikrobu. Ama yine de her türlü radyolojik bulguyla mesela zatürree gibi bulguyla da, görüntüyle de verem karşımıza çıkabiliyor. Verem mikrobunu özel boyalarla boyamak gerekiyor. Mikolik asit içerdiği için, balmumu içerdiği için onun aside rezistanstil deniyor şimdi verem bahsinde. Boyama şekli farklı şöyle ki; verem mikrobunu alıyorsunuz özellikle balgamdan, neren şüphelenirseniz. Eğer pottan şüpheleniyorsanız kemikten alıyorsunuz, eğer akciğerden şüpheleniyorsanız hastanın balgamını alıyorsunuz. Eğer vereme bağlı akciğer zararlında iltihap düşünüyorsanız o zaman plevra suyu dediğimiz sıvıyı alıyorsunuz tetkik ediyorsunuz. Ve rezistans boyayla boyuyorsunuz, verem mikrobu onunla boyanıyor. Bazen çok az mikrop varsa, gözle görülemeyecek kadar mikroskopide görülemeyecek kadar az miktarda basil varsa kültüre ekiyorsunuz ve kültürde üreyip üremediğini görüyorsunuz. Ama bazen bunu bile göremiyoruz. Klinik laboratuarla radyolojik bulguları birleştirerek karar veriyoruz. Verem tedavisini ona göre veriyoruz. Verem sadece akciğerlerde hatalık yapmaz ama yüzde 70-80 akciğerleri tutan bir hastalık verem. Ama onun dışında akciğerlerin sadece zarlarını tutabiliyor, sadece lenf bezlerini tutabiliyor, kemik tüberkülozu olabiliyor, ürogenital sistem tüberkülozu olabiliyor, bazen beyni tutabiliyor, bazen her tarafa akciğerlerden kan yoluyla yayılarak miliyer tüberküloz dediğimiz tabloyla da karşımıza çıkabiliyor.
PINAR AKKAŞ: Bu cilde uygulanan bir test var, onun geçerliliği nedir tüberkülozda?
MAŞUK TAYLAN: PPD testi. PPD testinin geçerliliği nedir? Şimdi verem mikrobu aslında zayıf bir mikrop. Örneğin güneşe maruz kaldığında en fazla 5 dakika yaşıyor. Verem mikrobu herkeste hastalık yapmıyor. Aslında dünya nüfusunun üçte biri veremle enfekte. Yani veremle çoğu kişi muhtemelen -ben sağlıkçı olduğum için enfekte olmuşumdur diye düşünüyorum- çok kişi enfekte oluyor ama herkeste hastalık yapmıyor. Verem basilleri girdiği yerde lokalize ediliyor. Bu basiller ölmüyor, bunun ölmeyen formları var. Buna dormant basil, uyuyan basil diyoruz. Vücut onu bir yerde sıkıştırıyor, sıkar dokusu içinde hapsediyor ama verem mikrobu orada duruyor. Verem mikrobu bir şekilde vücuda girmişse ve vücut ona karşı reaksiyon geliştirmişse herhangi bir zamanda siz PPD test yaparsanız yani daha önce saflaştırdığınız protein derivesini, çünkü protein derivesi verem mikrobundan elde edilmiştir, vücuda veriseniz vücut daha önce veremle karşılaştığı için hızlı tepki verir. PPD testinin mantığı ona dayanır. Sadece kişinin veremle karşılaştığını gösterir. Ama her veremle karşılaşan verem olmaz. Veremle karşılaşan insanların onda biri hastalanır yani progresyon onda birinde olur. Bir kısmında, yüzde 5’inde yani, onda birinin yarısı hastalık ilk verem mikrobunu kaptığınızda devam eder. Ama bir kısmında ise hapsedilir ama hayatın ileri bir döneminde yine vücudun immun sistemi baskılandığı bir zamanda ortaya çıkar, daha ileriki zamanlarda. Ama yine de veremin en çok ortaya çıktığı zaman siz onu kaptıktan sonraki ilk 2 yıldır. Yine silikoz hastaları mesela, AİDS hastaları, ondan önce AİDS’ten bahsedeyim. AİDS hastalarında verem görülme ihtimali normal insana göre 300 kattan daha fazladır. Yani hastada bir malignitenin olması, hastada bir kanserin olması, biraz önce saydığımız şeylerin olması verem mikrobu için de geçerli. Bu gibi durumlarda verem ihtimali çok artar.
OKTAR BABUNA: Tedavisinde neler var?
MAŞUK TAYLAN: Veremin tedavisi çok önemli, neden önemli? Çünkü verem tedavi edilirse yüzde 80’den çok daha fazla başarısı vardır. Çok kolay tedavi edilebiliyor ama tedavisi uzun. Bir şey söyleyeceğim mesela, bize antibiyotik verildiğinde, b,r haftalık tedavi verildiğinde siz bu tedaviyi düzenli alıyor musunuz?
PINAR AKKAŞ: Çoğu zaman alınmıyor.
MAŞUK TAYLAN: İnsanlar bir haftada kendilerine verilen antibiyotiği bile doğru düzgün kullanmıyorlar ama verem yavaş bir hastalık olduğu için tedavisi uzun sürelidir. En az 6 ay bazen 9 ay. Eğer dirençli veremse bazen 2 yıla kadar bunun tedavisi var. O nedenle tedavinin mutlaka gözetim altında olması lazım. Bunlar uluslar arası kabullerdir. Bugün dünyanı her tarafında gözetimli tedavi yapılıyor. Verem tedavisi her yerde yapılabilir. Hastanede olsun, göğüs uzmanı bu tedaviyi verir doğrudur. Verem-savaş dispanserleri verir doğrudur. Fakat onunla başa çıkılamayan, klasik bizim rastladığımız veremden farklı tedavi başarısızlığına uğramış verem hastaları varsa ya da verdiğimiz ilk ilaçlar, biz onlara majör ilaçlar deriz, o ilaçlara direnç varsa ilaca dirençli tüberküloz denir buna. O zaman spesifikleşmiş hastanelere sağlık bakanlığının kurallarına göre göndermek lazım. Ama üniversite hastanelerinde bu işin eğitimini aldığımız için sanırım tedavi edilmesinde çok fazla bir sakıncasının olmaması lazım. Ama kural o.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Herhalde vaktimizin sonuna geldik. Evet, çok güzel bilgiler verdiniz, maşaAllah. İnşaAllah başka bir programda daha detaylı konuşma imkanımız da olur.
MAŞUK TAYLAN: İnşaAllah. Çok teşekkür ediyorum.
OKTAR BABUNA: Herkese iyi akşamlar diliyoruz. Bir hafta sonra yeni bir yaşam ve Sağlık programında yine çok değerli konuk hekimimizle birlikte olmak üzere herkese iyi geceler.
PINAR AKKAŞ: İyi geceler.
http://a9.com.tr/izle/180543/Yasam-ve-Saglik/Yasam-Ve-saglik---20-Bolum---Dr-Masuk-Taylan-Gogus-Hastaliklari-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500