Yaşam ve Sağlık – 19. Bölüm – Dr. Metin Oğuz, Dermatoloji Uzmanı
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bir yaşam ve Sağlık programında daha birlikteyiz. Çok değerli bir konuğumuz var bu akşam. Dermatoloji Uzmanı Dr. Metin Oğuz Beyefendi. Efendim hoş geldiniz.
METİN OĞUZ: Hoş bulduk.
OKTAR BABUNA: Dr. Metin Oğuz Bey Bilecik doğumlu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden 1984 yılında mezun olduktan sonra dermatoloji cildiye hastalıkları uzmanlığını İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde 1992 yılında tamamladı. Deri cerrahisi ve kozmetiğe önem vererek bu konudaki son gelişmeleri ve tekniklerini takip edip uyguladı. Bitkilerle tedaviyi aileden gelen bir merakla takip etti. Bitkisel tedavinin gelenekten kurtulup ilmi deliller ve metotlarla gelişmesi kozmetikte uygulanmaya başlaması ile bu konudaki gelişmeleri yakından takip etti ve kendi çalışmalarına yön verdi. Şu an özel bir hastanede hem çalışıyorsunuz hem de kendi muayenehaneniz var. İsterseniz beslenmenin cilt hastalıkları üzerindeki etkisinden genel olarak öyle başlayalım.
METİN OĞUZ: Beslenme merakım demeyeyim de iştirakim önce Cerrahpaşa metabolizma polikliniğine halamı götürmekle morbit obez olan halamı defalarca polikliniğe götürüp oradaki diyet listelerine sokmakla başladı. Öyle bir uzaktan merak ama daha çok asistanlığım ve dermatoloji uzmanlığım döneminde bazı hastalıkların bazı kimselerde veya bazı belirtilerin bazı insanlarda daha fazla olduğunu görüp bu konu üzerinde daha fazla dikkat ettim. Sonradan bundan 5-10 sene sonra benim bu metabolik sendrom diye bir şeyden bahsedilmeye başlandı. Biz de bakıyorduk neydi bu metot? Onlar anlatamıyordu bence. Bence metabolik sendrom çok güzel bir ad ama eksik, olayı anlatamıyor. Metabolik bir şeyler var burada ki bunlar oluyor deniyor. Kimisinde kalp hastalığı oluyor, kimisinde tansiyon oluyor, kimisinde şeker oluyor, kimisine inme iniyor, kimisi de kanser oluyor bazısında hepsi oluyor. Bazısında tek birisi hafif miktarda oluyor ama ne bu? Şununla bağlayacağım, benim o dermatoloji gözlemlerimle bağlayacağım; aslında mesele bir hiper insülinemi meselsi. Kanda insülin yüksekliği var, insüline eşlik eden Insulin-like growth factor yüksekliği var. Onlar biliyorsunuz büyüme hormonları, büyüme sinyalleri veriyorlar. Ve bunu fark ettikten sonra iyi hatırlıyorum yaklaşık yeni ihtisas yapmıştım, tanıdığım sevdiğim bir eczacı ağabeyim boynundaki et benleri, göz kapaklarında, koltuk altında gördüğümüz et benleri halk arasında çok görülen, hep biraz kilolularda oluyordu. O zaman fark ettim 20 sene önce.
PINAR AKKAŞ: Nasıl bir bağlantı var et benleriyle kilo arasında?
METİN OĞUZ: Şimdi ondan bahsedeceğim. Sonra bize insülinoma diye bir şey öğrettiler, ben hiç görmedim talebeliğimizde. Şimdi onun belirtileri var, böyle belirtileri görürseniz insülinoma pretibial akantozis nigrikans denen bir durum. Yine aynı bölgelerde, bu benlerin olduğu bölgelerde göz kapaklarında, ağız etrafında, ağız etrafında et beni olmaz ama, boyunda, koltuk altında, kasık bölgesinde ve kadifemsi bir doku gelişimi ve koyu renk. Eklemlerde, eklem üstlerinde de oluşabiliyor nu. Buna biz bakıyorduk, dermatolog olunca daha çok cilt belirtilerine bakmaya başladık tabii. Veya farkı fark edebiliyoruz ona dikkat ettiğimiz için. Ama şu anda fark ediyorum ki benim 20 sene önceye göre en az 20 kat daha fazla görüyoruz. Bunun akando snirigasın hafif ve şiddetli formlarında çok fazla miktarda. Hatta bunları 40-45 kilo insanlarda görüyoruz. Bunların ikisi de hiper insülinemi vakıasıdır. Yani kanda insülin yüksekliği vardır, insülin ve Insulin-like growth factor dediğimiz insülinle birlikte salgılanan, insüline bağlı bir faktör var. İnsülinin kandaki ömrü 65 dakika ama eden Insulin-like growth factor daha uzun ömürlü, daha fazla tesir ediyor. Şu anda kanserlerdeki katkısından da bahsediliyor. Yani kanserin ilerlemesinde de benim bu deri belirtilerinde de bir çok cilt hastalığında hep böyle insülin ve Insulin-like growth factor ve onların bozduğu diğer hormonların bayling gülabilerin androjenlerin etkileri var. Aslında bu hiper insülinemi lafı da bence gereksiz bir laf, iş tamamen yanlış beslenme.
OKTAR BABUNA: Son zamanlarda tabii bu fast foodlar.
METİN OĞUZ: Yani metabolik sendromu incelediğiniz zaman bir hiper insülinemi vakıası olduğunu görüyorsunuz. Ama onun da sebebi yani kafanıza uzaydan düşmüyor metabolik sendrom. Ya da şu andaki moda deyim, benim insülin direncim var diyorlar. İnsülin direncim demek şu; “benim insülinim işe yaramıyor kanda bu yüzden vücut daha fazla insülin salgılıyor.” Yani bir milim şekere normal insana göre daha fazla insülin salgılıyor. Bu hep zorlamadan dolayı oluşan ve hiper insülinemi. İnsülinle birlikte Insulin-like growth factor
ve diğer belirtiler. Benim gördüğüm derideki belirtiler ama bu sadece deriyle kalmıyor, kalbi tutuyor, genetik olarak neye yatkınsanız sizde tansiyon varsa tansiyon, şekere yatkınlık varsa şeker, kansere yatkınlık varsa kanser, kalp hastalığına yatkınlık varsa kalp hastalığı bazen hepsi bir kişide gözüküyor. Bu 30-40 senen 50 senelik yanlış beslenme sonucu. Ben olaya eskiden metabolik sendrom diye bakıyordum 10 senedir hastalarımı uyarmaya çalışıyordum bilinçli olarak, daha önce fark ettiğim etmenlerin fazla olmasının dışında artık işin mekanizmasını bilerek. Ama şimdi tamamen yanlış beslenme olarak değerlendiriyorum. Hatta bazı günler çetele tutuyorum, bu yanlış beslenme belirtileri olan hastalar, günlük çetele yüzde 30’dan fazla. Yani o gün bana gelen hastanın yüzde 30’dan fazlasında bu boyutlar.
OKTAR BABUNA: Baya bir arttı değil mi?
METİN OĞUZ: Çok arttı yani 20 sene öncesi, 25 yılık uzmanım nerdeyse, yıllarca yıl içerisinde hastalıkların değiştiğini gördük. Yani bazı hastalıklar daha öne çıktı. Ama bunların hepsinin nedeni bana göre yanlış beslenme. Yanlış beslenmeyi de ben iki şekilde algılıyorum, hep deri belirtilerinden çıkarak, oradaki derideki belirtileri okuyarak. ‘Deri vücudun aynasıdır’ derlerdi bizim kitaplarda ama demek ki onu görecek gözümüz yoktu daha. Onun için binlerce hasta görmemiz gerekiyordu, binlerce vakıa görmemiz gerekiyordu gözümüzün alışması için. Gerçekten metabolizmanın aynası. Cildin tonundan renginden beslenmesini anlayabiliyoruz. Bugün bana zayıf güzel bir bayan geldi, “çok doktora gittim benim yüzümde bir renk farkı var, hiçbir şey fayda etmiyor, ilaçlar fayda etmiyor.” Uzaktan baktım artık 5-10 saniyelik bir muayeneyle durumu anlayabiliyorum. Göz etrafı, ağız etrafında bir koyuluk, eklemlerde de koyuluk varsa bana göre bu yüzde 99 akantozis nigrikans minor dediğimiz yani malingn olmayanın kanda insülin yüksekliği. Bunda kanda insülini ölçemiyorsunuz, testler yapsanız açlık-tokluk insülin seviyesi çıkmaz. Çünkü insülinin zaten kandaki ömrü 5 dakika. Ama bizim ölçmediğimiz bir şey var Insulin-like growth factor o rutin ölçümde yok o da yükseliyor, kolay kolay düzelmiyor. Bu hastaları biz sağlıklı beslenmeye çektiğimizde de 1-2 senede ancak gidiyor lekeler. Diğer belirtiler daha çabuk gidiyor, selülit daha çabuk gidiyor, bel yağlanması. Mesela bel yağlanmasını düşük bel pantolon giymeye bağlıyorlar. Ama ben biliyorum ki artık yüzde 100 hiper insülinemi ve yanlış beslenme sonucu. Çikolatayı, kolayı yasakladığım kimselerde 6 ay sonra teşekküre geliyorlar, bel yağlanması gidiyor. İki şekilde yanlış beslenme var benim gözlemlerime göre; bir, çok fazla karbonhidrat tüketmek, çok ekmek, pilav, börek, makarna yemek.
OKTAR BAUNA: Ama bunlar eskiden vardı. Buları artıran onlar değildi herhalde, değil mi?
METİN OĞUZ: Biri o, burada ben daha çok t benlerinden görüyorum, çok karbonhidrat tüketenlerde. Kiloyla birlikte oluyor genellikle o, et benlerini görüyorum. Fazla insülin üretimi var, fazla Insulin-like growth factor. Bunlar metabolik sendroma daha yatkınlar, daha çok metabolik sendrom oluşuyor. Tabii metabolik sendrom oluşması 20-30 sene sonra oluyor. Mesela sigara içiyorsunuz, 30-40 sene sonra kanser veya astım oluyorsunuz gibi. Bir de sık karbonhidrat tüketmek, sık sık yemek atıştırmak, hep insülini ve Insulin-like growth factoru uyardığı için bu kanda insülinler devamlı ping yapıyor iniyor. Herkes diyor ki, “benim gizli şekerim var” ya da “benim şeker düşüklüğüm var, benim hipoglisemimim var.” Bunlar da yanlış beslenme. Bu kişiden sık sık karbonhidrat tüketmesini kestiğiniz halde, “benim kan şekerim düştü” diyor gidiyor ekmek koparıyor, tekrar çıkıyor tekrar düşüyor iki saat sonra.
PINAR AKKAŞ: Kilonun etkilediği zaten çok fazla hastalık var, şeker hastalığı, tansiyon. Ama ciltte de birebir etkili, et benlerinin dışında.
METİN OĞUZ: Ben daha da iddialıyım, ilk belirtilerini ciltte veriyor. Bunları kanda test etmek mümkün değil homa insülin rezistansı iş işten geçtikten sonra ortaya çıkıyor. Çok vahim vakıalarda ortaya çıkıyor, ileri vakıalarda çıkıyor. Yine benim tespitime göre, ilk önce tokluk insülin seviyesi yükseliyor, sonra açlık insülini yükseliyor, sonraki sırada tokluk kan şekeri yükseliyor, sonra açlık kan şekeri yükseliyor. Tabii bu bazen 4-5 yıl sürüyor. Ne olur? Bunu erken fark ederseniz diyabet olmasını önlersiniz, kanser olmasını önlersiniz, kalp hastası olmasını önlersiniz. Hatta buna göre benim için tek bir ölçü bile yeter, bu iç kıyılması. Yani bu içim kıyılıyor, şekerim düşüyor deniyor ya bu benim için tek belirti. Bir şeyler yanlış gidiyor. Açlık bu değil bence, açlık -bir ciltten girdik nerelerden çıktık- açlık bence, oruç tutanlar iyi bilir böyle ikindi açlığı vardır, aç değilsinizdir ama halsizsinizdir, enerjiniz tükenmiştir, açlık budur. Enerjiniz tükenmiş ama böyle içiniz kıyılmıyor, eliniz ayağınız titremiyor. Elinizin ayağınızın titremesi, içiniz kıyılması hipoglisemi. Onun 2-3-4 saat önce bir aşırı karbonhidrat tüketimi var burada. Niye karbonhidrat bu kadar eskiden olduğundan daha fazla zarar veriyor? Benim gözlemlerime göre 20 sene önceye göre daha fazla zarar veriyor kişiye. Orada da bana göre slow motion yaşıyoruz artık. Arabalar, asansörler, klimalar, kaloriferler enerji olarak. Yani bir yere koşmuyoruz, yük taşımıyoruz slow motion yaşadığımız için saatlik karbonhidrat tüketimimiz azaldı veya saatlik enerji diyelim, tüketimimiz azaldı. Benim konum değil ama karbonhidratlar artık çok ilgilendiğim için biliyorum, hızlı bir şekilde yakılması lazım. Ya yakıyorsunuz ya da o yağa dönüyor. Ya da o sizi yakıyor. Spor yapacaksınız ya da almayacaksınız karbonhidratı. Ben şöyle düşünüyorum; 4000 kalori yakıyorduk 40 sene önce sporcu olmadığımız halde, şimdi 2000 kaloriye düştü. 2000 kalori kısmamız lazım. Protein ve yağlar biliyorsunuz vücudun yapı taşı. Bunları kısmak doğru değil. O zaman sadece karbonhidratları kısacağız. Protein ve yağları alacağız. Zaten protein ve yağ tüketen insanların ciltleri daha parlak canlı oluyor. Beni cilt için davet ettiniz ben yiyeceklerden bahsediyorum. Geleceğiz sonra. Sütün yağının alınması bence buğdayın kepeği alınması gibi bir şey. Buğdayın kepeğini aldığınız zaman dengeyi bozduk. Allah bu yiyecekleri bize göre yaratmış, olduğu gibi. Buğdayda bir kusur yok. Biz onu kusurlu gibi içinden kepeği aldığımız zaman daha zararlı hale getiriyoruz. Süt de öyle, sütün içinden yağını aldınız mı yine zararlı hale getiriyoruz. Çünkü karbonhidrat almadığınız zaman enerjiyi yağdan almak lazım, yağ daha yavaş yakılan bir şey. Şu anki yaşam tarzımıza daha uygun, yavaş enerji harcamamıza daha uygun.
Yiyeceklerle başladık, yiyeceklerden etkilenen cilt hastalıkları diyelim. Direk yüzde yüz değil ama. Yiyeceklerin etkilediği çocukluk çağından başlıyoruz şimdi. Çocukluk çağında ilk gördüğümüz şey akneler. Akneler çok şeker tüketenlerde daha fazla. Şekeri kıstırıyoruz. 15-20 sene önce yiyeceklerle bir alakası yoktur yazıyordu bizim dergilerimizde, araştırmalarımızda. Şimdi aynı araştırmalar tekrar yapıldı. Niye? Şekerin dokunduğu görüldü özellikle. Sonra yine araştırmalara bakıldı, daha önce yapılanlar çikolata değil çikolata yağıyla yapmışlar yani içindeki şekeri ihmal etmişler. Ama zarar veren şey şeker. Bana da o zaman hastalarım diyordu 15 senen önce, ben yiyeceğin bir zararı yok dediğimde, “ama ben çikolata yediğimde ertesi gün sivilcem çıkıyor” diyordu. Biz de madem öyle gözlemledin, boynumuzu büküyorduk. Hasta bize akıl veriyordu aslında, yol gösteriyordu. Sen o zaman yeme onları, sana dokunuyordur diyorduk. Ama herkese dokunduğunu yeni fark ettik. Birde problemlerimizden biri yetişkin akne. Artık bizim konferanslarımızda toplantılarımızda ayrı bir bölüm yetişkin akne diye geçiyor. Ben bazen sayıyorum aklıma düştüğü zaman, ergen gelen akneyle yetişkin gelen akneyle o gün ne kadar gelmiş. Yetişkin akne yani 25 yaşından sonra akneler eskiye göre daha çok. Ben beslenmeye bağlıyorum.
OKTAR BABUNA: Şekere bağladınız da yağlı beslenmenin zararı yok mu?
METİN OĞUZ: Yağ çok sağlıklı.
PINAR AKKAŞ: Karbonhidrat almayacaklar.
METİN OĞUZ: Cildi yağlandıran şey onu atladık. Cildi yağlandıran şey Insulin-like growth factor, sebum bezlerini büyütüyor, androjenler büyütüyor, bayling gülabilerin düşmesine bağlı androjenlerin rolatif olarak yüksekmiş gibi tesir etmesi. Şeker yiyince cilt yağlanıyor.
PINAR AKKAŞ: O zaman egzamanın da birebir etkisi olabiliyor mu?
METİN OĞUZ: Hatta astımda bile var, bu şeker kısıtlamasının alerjik hastalıkları bile lökositleri etkilediğini, alerjik hastalıkları bile bozduğunu söyleyenler var sık şeker tüketmenin. Geçen sene bana bir hasta gelmişti Birleşik Arap Emirlikleri’nden burnunda leke var. Bir çok doktorlara gittik tercümanla anlatıyor, çözüm alamadık Arabistan yarım adasında, bir de burada görünelim. Eyvah dedim zor bir vakıa ki ben şimdi mahcup olacağız bunlara karşı. Burnunda leke, hiç görmedim daha önce öyle bir şey. 14-15 yaşlarında burnunda koyu bir leke. Bütün leke tedavilerini uygulamış geçmemiş. Sonra yakından bakınca gördüm bizim o meşhur akantozis nigrikans bulguları vücudun her yerinde. Günde 2 litre kola içiyormuş çocuk. Kıvrım yerlerinde görüyoruz ya bunu, muhtemelen gözlüğün burada sürtünmesi. İlk defa burada gördüm onu ama diğer belirtilerden ve hikayeden öğrendik akantozis nigrikans olduğunu. Dokusunda benziyordu akantozis nigrikansa, koyu kadife bir yapısı var o derinin de. Hatta geçenlerde bir yazı okudum, insülin neck diye, bizim bu akantozis nigrikans çok fala belirti vermeden daha boyundaki deride bir kabalaşmayla insülin rezistansının alakasını bulmuş birisi ve ona bir isim takmış insülin boynu diye. Yetişkin aknede de en çok kullandıklarımız yine Anti-östrojenler yani bayanlarda oluyor, erkek hormon etkisini azaltan maddelerle tedavi etmek tavsiye ediliyor. Ama kanında baktığınız zaman değerler normal. Ve fayda görüyorlar bundan.
OKTAR BABUNA: Peki dışarıdan sürülen bir çok şey var antibiyotikten tutun temizleyici.
METİN OĞUZ: Geçici olarak fayda ediyor, etmeye de biliyor. Ama zaten 25 yaşından sonra görülmesi, normalde görülen ergenlik sivilcesi hormonların etkisiyle çıkıp yağ bezlerinin büyümesi enfeksiyon gelişmesiyle oluşuyor. “Benim ergenliğimde hiçbir şey yoktu pırıl pırıldım şimdi 25 yaşından sonra oldum” diyor. ^0’unda olur.
OKTAR BABUNA: Peki o zaman antibiyotikler nasıl oluyor? Ama kullanılıyor değil mi?
METİN OĞUZ: Onların tabii ki faydası var ama geçici faydası var.
PINAR AKKAŞ: İnsülin direnci normal olduğu zaman dengeyi normal halde tuttuğunuz zaman düzelecek.
METİN OĞUZ: Yavaş yavaş düzeliyor. Geçenlerde bir yazı vardı yine bununla ilgili. Bunlar nasıl tedavi olur? Diyetle de geçmeyenler var diyor Amerikalı bir yazar, bu belirtiler kolay kolay diyetle de düzelmiyor. Bazıları oruç tavsiye etmiş Amerika’da. Bu haftada 2 kere oruç tutun ya da hafta 2 ya da 5 kere öğün atlayın yani 8 saat aç kalın. Bu Insulin-like growth factorün düşmesi için. Buradan Peygamberimiz (s.a.v)’in ne kadar basiretli bir cümleyle bir kitaplık şeyi anlattığını görüyoruz; “acıkmadan yemeyin” sözüyle. Bu atıştırmayın demek.
OKTAR BABUNA: Çok yemek yemek zararlı doğru. Geçenlerde bir programa Rasim Küçükusta Bey katılmıştı. O “ben günde iki öğün yiyorum” diye söyledi 12 saat arayla. Sizin söylediğinize uygun.
METİN OĞUZ: Benim söylediklerim yüzde seksen benim gözlemlerim ama artık bunları destekleyen, bu şekilde çok fazla yayın var. Yavaş yavaş giriyor. Olaya bir metabolik sendrom olarak bakarsanız aldanıyorsunuz. Ama olaya beslenme bozukluğu olarak bakarsanız, daha doğrusu yanlış beslenme şeklinde bakarsanız bu sefer çözüm daha kolay. Ne yapacağınızı biliyorsunuz baştan. Bu oruç tutmanın veya öğün atlamaların astıma da faydası olduğundan, böyle yayınlar olduğundan da bahsediyorlar. Daha doğrusu çok sık yemek, çok yemek özellikle karbonhidrat bütün yönleriyle zararlı. İnsan vücudu ne beyin, ne deri, ne kalp hepsi bütün. Aslında birine zarar veren şey hepsine zarar veriyor. Ben antiecink çalışmalar da yapıyorum. Antiejinkin kelimesi olmamaktır yani önlemek, önlemenin yoldur. Cilt olarak baktığımda bu karbonhidratlar yıpratıyor. Ben cildi çok güzel bir şeker hastası görmedim şu ana kadar, delik delik gözenekli böyle mat oluyor bu dediğim şeylerden dolayı. Artık ben neden olduğunu biliyorum. Güneşin yıpratıcı etkisi var ultraviyole ışınlarının biliyoruz. Bir de sigara, sigaranın etkileri de ciddi gözüküyor. Sadece ciğerlere, mesaneye, ağız yoluna mukozaya zarar vermiyor, deriye zararı da gözüküyor. Bir hastayı senelerce takip ettiğimizde, eski hastam tekrar geliyor bana 2 sene sonra, sivilcesini tedavi etmişim, hem de söylüyor artık, “senin tavsiyene uymadım şekerli şeyler yemeye başladım cildim tekrar bozuldu” diyor. Alerjik hastalıklara da sık şeker tüketmenin de zararlı olduğunu söyleyen yayınlar var.
PINAR AKKAŞ: En sık rastlanan cilt rahatsızlıklarından biri değil mi alerji?
METİN OĞUZ: Bağışıklık sisteminin büyük bölümü deride olduğu için, deri biliyorsunuz vücudun en büyük organı 2 metrekareye yakın bir alanı var. En büyük faktörlerinden biri de bağışıklık sistemi. Dışarıdan gelen maddelere karşı vücudu korumak ve savunmak olduğu için çok fazla alerjik hücre var deride. Alerjik mekanizmalar ya da bağışıklık mekanizması deride Bağışıklık sistemi 4 şekilde reaksiyon verir diye öğrettiler bize. Antikorlarla, İGE ile reaksiyon verir o da antikordur ve lenfositlerle. Lenfositler bir de geç reaksiyon var. Şimdi antikorlarla oluşan reaksiyonlar; romatizma hastalıkları gibi penfigus gibi antikorların derideki yerlere zarar vermesi, lupus antikor daha çok hücresel cevap o lenfositlerle oluşan bir şey. İGE’ye bağlı ürtiker, bunu ikiye ayırıyoruz biz. Bu hastaya yaklaşım açısından bize kolaylık veriyor. Akut ürtikerlerin çoğu mevsimsel. Ben hep şöyle gözlemledim onda da; hava değişimlerinin olduğu bu günlerde çok oluyor. Şöyle tahmin ediyorum; Afrika’dan bir bulut kalkıp geliyor buraya, oradan tanımadığımız bir madde getiriyor, birkaç kişiyi alerji yapıp gidiyor. Sonra başka Sibirya’dan bir, hava değişimlerinden sonra akut ürtiker daha çok gözlemleniyor. Tabii ki bazı maddelere ilaçlara, yiyeceklere, bitkilere direk alerjisi olanlar da var. Onlar daha çok fark edilebiliyor. Ben fark edilmeyenlerden bahsediyorum. Adam diyor ki, “ben kivi yedim boğazım kaşınmaya başladı şişti.” Bunlar çok nadir ve fark etmek kolay. Bir de kronik ürtiker var. Biz, 6 haftayı geçtiği zaman ürtiker kronik ürtiker diyoruz, bu zor bir şey. Bu bir çoğu otoimmün büyük ihtimalle. Yani kanda antikorlar var ve bunlar ürtiker yapıyorlar. Hatta biz bazen bunu ölçüyoruz otolog serum testi diyoruz. Hastanın başka tahliller için aldığı serumundan bir damla alıp kendi cildine enjekte ediyoruz, orada ürtiker plağı oluşuyor ve kaşınmaya başlıyor. Bu kanda kendine alerji yapan bir madde olduğunun delili.
PINAR AKKAŞ: İlaç alerjilerinde de ürtiker oluşabiliyor mu?
METİN OĞUZ: İlaç alerjilerinde de olabilir tabii k, her şeyde olur, bir boya da bile oluşabilir. Metalle bile oluşabiliyor bunlar alerjik olanlar. Ama kronik ürtiker daha zor. Belki bir romatizma gibi zaman zaman kortizonlar veya kortizon olmayan romatizma ilaçları kullanmak zorunda da kalabiliyoruz nadir olsa da. Bir de bizim fiziksel ürtikerlerimiz var. Şöyle; dokunma ürtikeri var, yani size birisi dokunuyor oranız kabarıyor. O da oldukça da sık bir şey. Yani kronik seyrediyor yıllarca 10-15 yıl seyreden var. Sert bir yere yaslansan 5-10 dakika sonra sırt kaşınmaya başlıyor. Birisi yanağını tutuyor orası kıpkırmızı dermatographia diyoruz yani deriye yazma. Biz onda deride testlerde fark edebiliyoruz. O da belki otoimmün bir şey yani onları daha çok biz viral enfeksiyondan ya da bakteriyel enfeksiyondan veya antibiyotik kullanımından sonra başladığını görüyoruz, öyle başlıyor. Ama kandaki antikorların ne zaman kaybolacağı belli değil.
PINAR AKKAŞ: Birden de oluşabilir, birden de yok olabilir. 2-3 ay içinde yok olabiliyor yada birkaç senen de sürebiliyor.
PINAR AKKAŞ: Tedavileri nasıl?
METİN OĞUZ: Tedavilerde akutlarda akut olanlarda kronikleşmemsi için kortizon 3-5 günlük kısa süreli kullanıyoruz. Herkes kortizon deyince korkuyor, aslında korkutan biziz yanlış kullanmasınlar diye. Ama 3-5 günlük kortizonla bastırıyoruz onu. Ve antihistaminik kullanıyoruz çok güvenli madde, gebelerde bile çok kullanıyoruz. Ve alerji o kadar arttı ki kullanmayan yok neredeyse antihistaminik. Yine ikinci tipe geleceğiz hücresel alerjilere. Hücresel alerjiler bildiğimiz basit egzamalar, ellerde kimyasal maddelerden, tiner alerjisi. Uyardığımız halde tinere duyarlı olan bir hasta, tinerle temas halinde olduğunda artık bütün vücuduna yayılmış lezyonlar. Böyle akut egzamalar var. Ve en sık gördüğümüz en hanımlarında deterjan alerjisi. Ama bir de atopik dermatit var. Bu atopik dermatitin de oranı yükseliyor 20 sene içersinde gözlemlediğimize göre. Toplumlar arasında da fark var, gelişmiş toplumlarda ve geri toplumlarda oran farklı. Gelişmiş toplumlarda daha yüksek, yüzde 20’ye kadar var. Ama gelişmemiş toplumlarda yüzde 3-5 civarında. Bazen hastalara şaka yapıyorum, “çok fazla hijyene dikkat ediyorsunuz, çocuklar mikropla karşılaşmayınca toza falan reaksiyon vermeye başlıyor” diyorum. Gerçekten de böyle, aşırı hijyenin artırdığını biliyoruz. Aşırı hijyen hem hijyen maddeleri olarak artırıyor bir de bu atopikler genetik bir yatkınlık ailevi bir şey. Atopikler, insanların ailesinde kimisinde nezle, kimisinde astım değişik kimselerde. Hatta atopik egzamalı birisi ileri yaşlarda astım ya da nezle olabiliyor, genetik bir yatkınlık var ailede. Burada deride bir problem var ya da mukozada problem var veya ikisinde birden, yapısı bozuk. Biz bariyer fonksiyonu bozuk diyoruz. Alerjen maddeler daha kolay içeriye nüfuz ediyor, deriye de solunum yolunda da. Bunların ciltleri kurumaya meyilli kolay kuruyor bunların ciltleri, çatlayınca çatlaklardan alerjik maddeler içeriye daha nüfuz ediyor.
OKTAR BABUNA: Nemlendirici mi kullanmak gerekiyor?
METİN OĞUZ: Zaten hastaların bakımı ilaçlardan daha önemli. Bu nasıl oluyor? Sabunlar dokunuyor, kendi teri kaşıntı yapıyor. Çocuğun ailesi de çıldırıyor. Burada ben 5 faktör sıralıyorum herkese ezberletiyorum bunu atopikli insanlara; bir, ev tozu maytlar. Dünyanın en alerjik şeyleri biliyorsunuz . Yüzde yüzünde.
OKTAR BABUNA: Nasıl bir önlem almak gerekiyor maytlara?
METİN OĞUZ: Maytlara karşı bir kere evdeki eşya sayısını azaltmak, toz tutan eşyaları azaltmak, toz tutmayacak özellikte olması. Ve en az haftada bir sıvı sistemli robot gibi aletlerle evin temizlenmesi. Hatta maytları öldüren temizlik maddeleri önerenler de var ama güzel bir temizlik oluşturulursa, çünkü maytlar insan derisiyle besleniyorlar biliyorsunuz. Bizim döktüğümüz deriler onların gıdası, eğer onları azaltırsak. Sabah yatağınızı hemen toplamazsanız açık bırakırsanız, onlar için yatağın nemi de önemli. Yatağı havalandırırsanız, odayı da havalandırırsanız yaşama alanlarını azaltıyorsunuz. Birinci mayt tozda önemli olan. İkinci ter, ter hemen kaşıntı yapıyor. Çocuk başlıyor koşmaya kaşıntı da başlıyor. Üçüncüsü sabunlar, sabun kurutuyor, dokunuyor, irite ediyor kimyasal olarak ya da mekanik olarak. O bariyerleri alıyor, yağları alıyor kuruyor. Üçüncüsü kuruluk, zaten kurumaya meyilli cilt kendisi öyle. Hatta solunum yolu da aynı. Bunların evlerinde bir nemlendirici bulundurulması lazım. Kalorifer ya da sobanın üstüne bir şey koyulabilir. Kışın havadaki nem zaten azalıyor. Bir de o nem oranı azaltılmış hava ısıtılınca genişliyor havada daha az nem oluyor ve bizim cildimizden nem alarak kendini nemlendirmeye çalışıyor, kurutuyor cildimizi.
OKTAR BABUNA: Bir de bol sıvı alması herhalde değil mi?
METİN OĞUZ: Bol sıvı alsanız da cildin yapısı öyle olduğu için orayı nemlendirmemiz lazım. Biz bunlara özel nemlendiriciler veriyoruz. Atopiklerin sık sık yıkanması, terden dolayı sık sık yıkanması gerekiyor. Sık yıkanma ama az sabun kullanacak, sabun fazla olunca dokunuyor. Sonra ıslak ıslak nemlendirici sürüyoruz. O nemi hapsetmek için fazla kurumadan cilt güzel bir nemlendiriciyle o nemi deride hapsediyoruz. En son olarak yün. Yün çok alerjik bir şey, bazı kremlere de koyuyorlar onları. Çok nem tutucu, koyun yününden elde edilen bir madde ama yün dokunuyor. Evdeki yün halıları bile kaldırıyoruz, yatak-yorganları bırakın, eğer atopisi varsa bırakıyoruz. Ve şu an atopi çok yaygın ve gittikçe de artıyor. Geliştikçe de artacak, şehir yaşantısı oldukça da artacak. Atopik egzamaların iki şekli var, bir infantil tipi var, bebek tipi var. Bebek tiplerinde böyle kırmızı yanaklı çocuklar. İnfantil tipinde yanaklarda alerji oluyor. Oradaki etoloji daha çok yiyecekler. İnfantil tipinde etoloji yiyecekler. En çok gördüğümüz şey inek sütü, muz, şeftali, kivi, domates gibi bildiğimiz alerjenler. Gıda alerjen testleri bir kısmı yaptırın diyor, bir kısmı yaptırmayın diyor. Ben yaptırmıyorum. Çünkü kafayı daha çok karıştırıyor.
PINAR AKKAŞ: Net bilgiler oluşuyor mu oradan çıkan?
METİN OĞUZ: Ters çıkıyor. Portakal alerjisi var diyor, yiyor bir şey olmuyor, yok diyor yiyor bir şey oluyor. Ben kozmetikle uğraştığım için gıdalar ve bitkilerdeki bu şeyler çok zor. Şimdi portakalın içindeki hangi maddenin alerji yaptığını nereden bulacaksın? Bitki öyle bir şey ki uğraşıyorum çünkü bitkilerle, kendim dağdan bitki toplayan birisiyim. O bitkinin yetiştiği toprağa, o bitkinin cinsine, senesine, memleketine, toplanma zamanına, hatta ağacın güneş gören ve güneş görmeyen dallarındaki oran farklı. Başka bir şey alerji yapıyordur ona ama gözlem çok önemli. Annelerin gözlemi çok önemli bir. İkincisi, yiyeceklerden sakınalım ama bu çocuk da büyüyecek, bir şeyi yasakladığınız zaman daha da ilgisi oluyor. Ona azar azar verilmesi, seyrek verilmesi desensitizasyon sağlıyor. Unutuyor vücut. Onu 3-5 ay kısıtlıyorsunuz tamamen yasaklayıp ömür boyu çıkarmıyorsunuz muzu mesela azaltıyorsunuz. Her gün muz yiyene haftada azıcık veriyorsunuz bir kere, zaten aşı gibi oluyor, vücut unutuyor. Bu yiyecek alerjisi 2-3 yaşına kadar devam ediyor ondan sonra yetişkin tipi atopik dermatit olup şekil değiştiriyor. Orada da biraz önce saydığım faktörler ön plana geliyor. İşte terleme, kuruluk, nem eksikliği, sabunlar diğer faktörler etki ediyor.
OKTAR BABUNA: Evet, alerji konusu geniş bir konu. Saman nezlesi var, gözdeki belirtileri var.
METİN OĞUZ: Tabii. İnsan vücudu zaten bir bütün. Derini çıkarıp gardroba asamıyorsun, bir bütün, iç organla bütün.
OKTAR BABUNA: İsterseniz birazda deri kanserlerinden bahsedelim. O da geniş bi konu.
METİN OĞUZ: Tabii, cilt kanserleri şöyle; cilt kanserini biz hem öğrenim kolaylığı olsun diye hem de zararına göre ikiye ayırmışız. Bir melanomlar, melanom olmayanlar diye. Çünkü melanom vücut kanserlerinin belki en hızlı ilerleyeni, diğer vücut kanserlerine göre çok hızlı yayılan bir şey. Şimdi bununla ilgili bir merkez kurdum, bilgisayarlı dermatoskop renk analizi yaparak benlerin ne kadar riskli olduğunu tespit ediyoruz. Yani riske yakın, riskli diye. Benleri ben yıllar önce yakaladığım iki tane melanom var şu anda hala çünkü çok erken yakalandı.
PINAR AKKAŞ: Kaç tipi var melanomun?
METİN OĞUZ: Melanomn süpr fisyal, akral var ama melanomda biz iki dönem şey yapıyoruz, vertikal yayılma ve horizontal yayılma fazı diyoruz. Şimdi horizontal yayılma demek; yana doğru yayılma, vertikal dinke doğru ayılma. Horizontal yayılma dönemi, mesela lentiginöz melanomları. Kişi yaşlıysa 10 sene kalabilir, 10 senen e5trafa doğru yavaş yavaş çok yavaş bir fazdır. Ama vertikal yayılmaya başladığı zaman tutuamazsınız. Hatta bazen karaciğer biyopsisinde melanom çıkıyor, deride arıyorsun bulamıyorsun. Çok küçükken bizim sınıflamalarımız var mitopik aktiviteye göre, kalınlığına göre ayarlıyoruz breslow sınıflamasına göre 0.75 milimetre kalınlığı tümörün, 0.75 milimi geçtiği zaman atlama ihtimali çok yüksek.
PINAR AKKAŞ: O yüzden erken teşhis çok önemli diğerlerinde olduğu gibi.
METİN OĞUZ: Erken teşhis çok önemli.
OKTAR BABUNA: Yara büyüklüğünde ne kadar oluyor?
METİN OĞUZ: yara büyüklüğünde bir şey yok. 4-5 santim yarada da hiçbir şey yayılmamış olabiliyor. Çünkü tümör vertikal yayılıyor.
OKTAR BABUNA: Amerika’da ihtisas yaparken ABCD diye sayarlardı. Asimetrik olması.
METİN OĞUZ: Onlar tanı kriterleri. Yani sizi uyaracak şeyler. A, asimetri eğer kenarında girinti çıkıntı varsa bende. B, orada girinti çıkıntı bir tarafta böyle çıkıntı varsa koyu renkli. D, büyüme, yakın zamanda büyümüşse.
OKTAR BABUNA: Onu yarım santim diye öğrenmiştik ama.
METİN OĞUZ: Bazen 3 milimlik bende kanser tespit ettim. Ama 1 santimliklere daha dikkatli bakmak lazım. Ondan sonra C, yani değişik renk. Mesela bir kural var, tek renkli ben asla kötü olamaz.
OKTAR BABUNA: Düz hepsi aynı renkte ama koyuluk olursa.
METİN OĞUZ: Bizim dermatoskopla gördüğümüz bir şey var, bu derinin papillaelerine uyan bir görüntü var. Biz onlara pattern diyoruz, A şeklinde olabiliyor ya da globüler şeklinde olabiliyor, retiküler ya da globüler yapı varsa ve tek renkliyse yüzde yüz benin, orada bir endişemiz yok iyi huylu diye. Ondan sonra bu renkler ve renklerin gerilemesi. Bir de en çok bizi yüzde yüze yakın uyaran bir şey var hemen onu almamızı gerektiren; bende bir yerde açılma. Bu, vücutla ben arasında bir savaş olduğunu gösteriyor. Yara değil renk açılması. Dermatoskopta vadi şeklinde gözüküyor, beyaz vadiler görüyorsan oralarda bir vücut lenfositleri melanom fosit hücrelerle savaşıyor, onları öldürüyor bir şey burada hemen bunu çıkar diyor. İşaretlerden birisi. Niye önemli? Şu anda halen çok değil Türkiye’de ama aratacak. Sayı olarak melanomlar aza ama artacak. Bunlar böyle aritmetik olarak artıyor, güneşlenme alışkanlığıyla artıyor, yaşla artıyor.
OKTAR BABUNA: Peki şunu soralım seyircilerimiz için o önemli; bir kişi ne zaman doktora gitmeli? Herkesin vücudunda ben var, hangi ben ne zaman doktora gidip göstermeli?
METİN OĞUZ: Ben kanser alameti değildir. Ama bende değişiklik olursa, ABCD diye bahsettik, olan bir bende değişiklik olması. İleri yaşlarda da durduk yere bir şey çıkması.
OKTAR BABUNA: Kaç yaşında mesela?
METİN OĞUZ: 40-50’den sonra bilmediğin yeni bir şey çıkıyor. Çok yavaş yayılan bazoselüler kanser, ben ölen görmedim şu ana kadar ama çok oyuk olanları gördüm. 4-5 yıl ihmal etmiş.
PINAR AKKAŞ: Bu bazol hücreli kanserler cilt kanserleri içinde en fazla görülen türü mü oluyor?
METİN OĞUZ: Hem öyle hem gittikçe de artıyor. O da yaşla ilgili, güneşle ilgili, açık tenle ilgili. Bazen 6 ay, 1-2 senende bir gelen hastalarımız var. Bir geliyor bir tane alıyoruz, 6 ay sonra geliyor başka bir yerden iki tane alıyoruz. Cildin güneş yaşı dolmuş, artık istiap hattı taşmış yeteri kadar. Şimdi iki şeyin zararı; sigara ve güneşin kümülatiftir zararı. Bence karbonhidratın da öyle. Çocukluk çağında sivilce kıllanma vs. yapıyor ama 30-40 yaşında şeker ve kanser yapıyor, kümülatif etkisi var. Kümülatif etkisini doldurmuş cilt artık. Benim bir hastam vardı kaptandı. Hep açık denizde, önce balıkçı kaptanı sonra denizde boğazda sefer yapan kaptanlarda. Yüzünün ve burnunun şekli bozulmuştu. Dudağında 2-3 defa aldık dudaklarının şekli bozuldu. Yanağından, burnundan aldık.
OKTAR BABUNA: Onlar daha çok metastaz yapabiliyor galiba değil mi dudakta, kulakta olan?
METİN OĞUZ: Tabii yeri de önemli. Bir de melanom olmayan kanserleri biz bazoselüler, skuamöz hücreliler, çok nadir görülen kaposi sarkomu, lenfoma ama onlar çok nadirler. Bunlar bazı hastalarda sık görülür öldürmese de. Şu özelliği var; bazen gözün dibinde 1 milim, 2 milim bir nodül, bunu kişi göstermesi lazım. Bana gelenlerin belki binde biri bazoselüler olacak ama onu erken yakaladığımız zaman ne yapıyoruz gözün deformasyonunu önlüyoruz. Burada 2-3 milimlik bir şeyin çıkarılması başka, 1 santimlik bir şeyin çıkarılması başka. Göz kapağında 1 santimlik bir şey alınınca orayı artık nasıl kapatacaksınız? Yani kişinin yani çıkan bir şeyi, hele belli bir yaşı geçtiyse, ailede böyle bir öykü varsa, kendinde daha önce olmuşsa bunlar çok basit bir şeyde olabilir, göstermesi lazım. Özellikle melanom da öyle, bazen basit bir eksizyon da olsa. Benim en erken 24 yaşındaki bir hostes hanımdı, çok fazla güneşlenme hikayesi olan birisiydi. 5-6 senen önce almışım, kalçasında başka bir displastik nevüs tanısıyla geldi. Kötüleşmeye meyilli benler diyoruz bunlara. Bu da ailevi bir şey. Genellikle gövdede çok sayıda düz ve alaca renk, birkaç renkli, tam üst ve alt deri birleşkesinde bulunan, kötüleşme riskleri yüksektir. Bunların güneşten etkilenmesi yüksektir. Bunları biz fotoğraflıyoruz, takip ediyoruz gördüğümüz tehlikeye göre 6 ayda, 1 senede çağırıyoruz. Eski fotoğraflarla kıyaslıyoruz, yeni bir şey çıkmış mı, eski bir ben büyümüş mü, şekil değiştirmiş mi. Ya da bu kadar strese girmeyecek bir iki taneyse şunları alalım sen de rahat et, kafan hep orada kalmasın diyoruz. Halk arasında benlere dokunulmaz diye bir inanış var. Biz bunu alalım diyoruz, hemen komşuları ya da aileden biri dokundurma sakın diyor.
PINAR AKKAŞ: Cerrahi yöntemler dışında başka tedavileri var mı genel olarak cilt kanserlerinin?
METİN OĞUZ: Cerrahi tedavi dışında başka yöntemler var. Özellikle fotodinamik dediğimiz tedavi metodu var. Ben bir zamanlar uyguluyordum. Fotosensitizer, porfirin cinsi bir madde uygulanıyor, protoporfirin gelişiyor dönüşüyor, o da ışığı çok tutuyor biliyorsunuz, ona ondan sonra ışık tutuyorsunuz, kırmızı mavi ışık ya da şimdi güneşe çıkarılıyor, güneşte orası etkileniyor. Bu maddeyi kanserli hücreler daha fazla tuttuğu için onlar daha fazla ölüyor. Yaygın cilt kanseri olanlarda aktinik keratoz olanlarda. Çünkü Avrupa’nın yaşlı nüfusu daha çok olduğu için orada daha çok kullanılıyor. Çünkü bir tane değil lezyon. Şimdi elektromanyetik radyasyona baktığımız zaman gama ışınları, x ışınları, ultraviyole, görünen ışın, infrared. Yani ultraviyole ve x ışınlarının kanserojen etkisi var dalga boyuna göre, görünen ışının yok diyorlar ama şimdi şüphelenenler de var, o damı zarar veriyor diye. Çünkü bazı deliller cildi yıprattığından, en azından kırışıklıkları artırdığını düşünüyoruz. Ama infraredlerin kanserojen etkisi daha bilinmiyor. O yüzden infraredler kullanılıyor tedavide. Porfirini tutanlar ultraviyole ışınlarını tutmuyor. Mavi ışığı ya da kırmızı ışığı daha çok tutuyor ya da güneş ışığını. Ben daha önce güneş ışığına da tutmuştum hastaları ve akne tedavisinde de kullandık bu fotodinamik tedaviyi. Yine amaç, yağ bezeleri daha çok bu porfirini emiyor, biz yağ bezelerini dışarıdan tahrip edelim. Faydası oluyor ama A vitamini hap kadar değil. Çok yapmak gerekiyor, o da zahmetli bir şey. Kızarıklık yara oluyor, soyulma oluyor ciltte. Mesela kriyoterapi, erken yakalarsanız bazoselüleri 1-2 milim sadece kriyoterapi, ya da sadece elektrokoteri. Yeter ki erken tespit edilsin.
PINAR AKKAŞ: Dondurarak ve yakarak.
METİN OĞUZ: Dondurarak ya da yakarak, zaten 1-2 milimlik bir şey izi bile kalmaz. Ama skuamöz hücrelerde öyle değil. Skuamöz hücreler atlayabiliyor ve hızlı yayılıyor. Yani bir bazoselülerin 1 santim olması 3-4-5 yıl gerekir. Bana 2-3 aydır var diyor, ben diyorum 4-5 yıldır var bu burada. İşte tavuk gagalamış, bir şey çıkmış, herkesin bir hikayesi oluyor. Ve bu kendini savunma mekanizmasıyla boş veriyor, bir yere çarpmıştım diyor. Ama skuamöz hücrelerde 1-2 ay içerisinde oluyor, hızlı büyüyor. Onu biz daha çok vücutta da görüyoruz ama daha çok alt dudakta, güneşin tesiriyle ve sigaranın faktörlerinden bir tanesi. İnfraredden bahsettik görünmez ışıktan, internette dolaşan resimler var, iki yüz arasında neredeyse 20 yaş fark var. Bir şoför amca var, 30 sene tır şoförlüğü yapmış açık tenli, yandan güneşi ala ala 30-40 senedir iki yüzü arasında, bu ultraviyole de değil normal görünen ışık alıyor, çok fark var ikisinde. Şu anda biz en azından bu kırışıklıklar, lekeler için görünen ışığın yani ultraviyole ışığının da zararlı olduğunu biliyoruz.
OKTAR BABUNA: Süremizin sonuna geldik.
PINAR AKKAŞ: Anlatmak istediğiniz var mıydı?
METİN OĞUZ: Çok şey var.
PINAR AKKAŞ: O zaman ikinci defa sizi konuk olarak alalım.
OKTAR BABUNA: Sizi tekrar ağırlayalım, hakikaten çok konu var konuşacak.
METİN OĞUZ: Şimdi şöyle; dermatoloji zaten çok geniş bir alan. Dermatoloji cerrahisi var, kozmetiği var, antiejinki var önleme ve tedavi metotları var. Artık hepimiz yaşlılarla uğraşıyoruz geriatri doktoru olduk. Gözcü kataraktla uğraşıyor yaşlı hasta, dahiliyeci tansiyon kalple uğraşıyor yaşlı hasta, ben de cildin yaşlılık şeyleriyle uğraşıyorum. Yaş artınca hastalıklar da artıyor. Yiyeceklerin de etkisi var, tehlikeli bir şekilde gidiyor. Ben bitirmeden onu da söyleyeyim; sağlık bakanlığı verisi diyabet oranı 1 yılda yüzde 13 artmış. Korkunç bir rakam. Lütfen şehirli insanlar, oturarak çalışan, fazla koşturmayan, araba, asansör, klima lüksünü yaşayan insanlar lütfen ekmek tüketmesinler.
PINAR AKKAŞ: Evet, ekmek çok önemli sağlığın olumsuz etkilenmesinde.
METİN OĞUZ: Karbonhidrat olarak önemli. Bir şeyi kısmamız lazım. Kısabileceğimiz tek şey o bence. Çünkü proteini de kısamayız, yağı da kısamayız, onlar vücudun yapıtaşı, demiri ve çimentosu.
OKTAR BABUNA: Tatlıları da kısabiliriz.
METİN OĞUZ: Tatlı zaten yok, onu zaten çıkarıyoruz, tadımlık.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ediyoruz Metin Bey. Gerçekten her konuda çok detaylı tarifleriniz oldu. Biz ikinci defa sizi konuk olarak alalım o zaman, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkür ederiz. Hakikaten çok bilgilendirici oldu. Önce beslenmenin cilt ve bütün sisteme etkisinden bahsettik.
METİN OĞUZ: Ben şunu söyleyeyim; insan vücudu bir tanedir, tektir, ayırmak doğru değil cilt ve beyin diye. Birine zarar veren mutlaka öbürüne de zarar veriyor. Biz şu anda fark edemesek bile.
OKTAR BABUNA: Sonra alerjiye bağlı hastalıklardan bahsettik, sonra cilt kanserlerinden bahsettik. Tabii ki bahsedecek çok konular var. İnşaAllah tekrar ağırlamak üzere. Bu akşamki konuğumuz Sayın Uzman Dr. Metin Oğuz’du. Gelecek hafta yine değerli bir uzman hekim arkadaşımızla birlikte olmak üzere.
Pınar Hanıma sunduğumuz Yaşam ve Sağlık programından herkese iyi geceler diliyoruz.
PINAR AKKAŞ: İyi geceler diliyoruz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500