Yaşam ve Sağlık – 27. Bölüm – Dr. Yüksel İncekara, Diş Hekimi
EREL AKSOY: Hayırlı günler sayın A9 TV izleyicilerimiz. Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bugün yine çok değerli bir konuğumuz var. Sayın Yüksel İncekara. Hoş geldiniz.
YÜKSEL İNCEKARA: Hoş bulduk.
EREL AKSOY: Kendisi 1999 İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun. Uzun yıllardır serbest olarak diş hekimliğini icra ediyor. Kendisiyle inşaAllah dişler hakkında, diş et sağlığı, ağız sağlığı hakkında konuşacağız. Bildiğimiz gibi çocuklar doğduklarında henüz dişleri yok. Belli bir gelişim sürecinden sonra dişler ortaya çıkmaya başlıyor. İlk önce süt dişleri ortaya çıkıyor, daha sonra bunlar yerlerini kalıcı dişlere bırakıyorlar. İsterseniz önce süt dişlerinden başlayarak konuşmamıza devam edelim.
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii. İnsanlar dişleriyle süt dişleri görünür hale geldikten sonra tanışıyorlar. Bu ilk 6 ay ve 1 sene arasında çıkmaya başlayan dişlerle devam ediyor. Toplam 20 tane süt dişi insan ağzında. 2,5-3 yaşına kadar bu dişler tamamlanmış oluyor. Daha sonra süt dişleri yerlerini kalıcı dişlere bırakıyor. 5-6 yaşlarında dökülmeye başlıyor ön dişlerden başlamak üzere. 12-13 yaşına kadar devam eden bir süreçte, karışık dişlenme dönemi deniyor buna, bu süreç içerisinde çocuklar süt dişlerinden kurtulup gerçek dişlerine kavuşuyorlar. İnsanların problemleri de dişlerin sürmesiyle başlıyor. Daha çok süt dişlerinde çocukluk döneminde çürüklere rastlıyoruz. En çok karşılaştığımız vakıalar süt dişi çürükleri, azılar bölgesinde süt dişi çürükleri. Bir de biberon çürüğü dediğimiz ön dişler bölgesindeki süt dişlerinde görülen çürükler. En sık karşılaştığımız çürük yapısı bunlar. Tabii pedidonti bilim dalı çocuklarla ilgileniyor, çocuk dişleri ve çocuk ağız sağlığıyla ilgileniyor. Onların dillerine dolgular, kanal tedavileri, gerekirse çekim esnasında yer tutucular hatta çocuk dişlerine yapılan kaplamalar şeklinde süt dişlerine tedaviler var.
PINAR AKKAŞ: Süt dişleriyle ilgili yeni doğan bebeklerde tabii ki anne sütüyle beslendikleri için dişlere o an için ihtiyaç olmuyor ama zamanla katı besinlere geçtikçe dişler oluşmaya başlayacak oluyor. İşte belli bir yaştan itibaren o yumuşak damak içinde ani bir kararla, aslında bu çok büyük bir mucize, kalsiyum depolamaya başlıyorlar, değil mi? Kalsiyum depolamaya başlayınca zaten o dişler yavaş yavaş çıkmaya başlıyor.
YÜKSEL İNCEKARA: İsterseniz süt dişlerinin ilk sürme döneminden başlayalım. Süt dişleri ve kalıcı dişler tümüyle bebeğin damak yapısının içerisinde mevcut tomurcuk şeklinde. İlk 6 ay ile 1 sene içerisinde bu tomurcuklar taç şeklinde büyüyüp mineyi oluşturacak şekilde büyüyüp, görünür halde dışarı çıkıp görünür hale gelmeye başlıyorlar önce ön dişlerden. Çocuklar kemik yapısının gelişimi için kalsiyuma ihtiyaç duyuyorlar. Dişler kalsiyumdan oluşuyor. Tek besinleri de ilk 6 ay özellikle anne sütü, tabii alamayan çocuklar da mamayla bu ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. En çok ihtiyaç duyulan şey kalsiyum. Hızlı büyüme dönemi içerisinde dişlerin de en çok ihtiyaç duyduğu şey kalsiyum. Ve bunu sütten alıyorlar. Bu aldıkları kalsiyum dişlerde minenin yapısını oluşturacak hidroksiapatit kristalleri şeklinde birikip dişleri oluşturuyor. Ve bir süre sonra da dişler sürüp ortaya çıkmaya başlıyor. Bunun ortaya çıkmaya başlaması, sürüp ağızda ön bölgelerde faklı şekillerde, üst çenede farklı şekillerde, arka bölgelerde farklı şekillerde görünür olması çok ilginç bir delil, büyük hikmet aslında. Bu kristallerin bir araya geliş şekilleri vücutta programda yazılmış bir şekilde bulunuyor. Nerede hangi dişin bulunacağı, ne kadar uzayacağı, bu uzama sürecinin ne kadar süreceği, yan yana gelen dişlerin ne şekilde dizileceği hepsi bu program içersinde yazılmış durumda. Sırayla ay ay hepsi belirlenmiş şekilde yerlerine yerleşip oturuyorlar. Ağızda yan yana dizilen dişler omuz omuza vererek, ült ve üst çenedeki dişler de kafa kafaya gelerek belli ilişki kuralları içerisinde çiğneme düzlemi değil ama çiğneme düzlemi deniliyor bir yakım eğriler var, o eğriyi oluşturacak şekilde büyük bir tasarım harikası olarak ağızda dizilip belli bir zaman süresi içerisinde meydana geliyor. Ve tüm bu yapı meydana gelirken bu ihtiyaç duyulan maddelerin tümü anne sütünden karşılanıyor.
EREL AKSOY: Aslında çok önemli noktaya değindik. Kalıcı dişlerle süt dişler aslında tomurcuk halinde çene içinde mevcutlar. Önce hiçbir şekilde diş yok, bir müddet sonra süt dişleri ortaya çıkmaya başlıyor ve yollarını bulup diş haline geliyorlar. Daha sonra bundan belki 4-6 yıl sonra kalıcı dişler bunların yerini almaya başlıyor. Aslında düşündüğünüz zaman bütün hücrelerde aynı genetik yağı mevcut ama hangisinin ne anda hangi bilgi ve ne kadar süreyle aktif olması gerektiğinin bilgisi var. Orada bir program gerekiyor. Ve bütün dişler bütün hücreler aslında birbirinden bağımsız. Bunu düşündüğümüz zaman çok hikmetli bir durum ortaya çıkıyor. Ben kendi açımdan düşündüğüm zaman, doğum sırasında dişler olduğunu düşünüyorum. Eğer doğum sırasında dişler olsaydı herhalde çocuğun çenesinde çok büyük hasarlar meydana gelebilirdi diye düşünüyorum. Beslenme sırasında anneye büyük zarar verebilirdi. 6 ay sonra çıkmasının çok büyük hikmetleri var. Bu konuda ne dersiniz?
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii ki çocuklar doğduğu anda bir refleks olarak belki biliyorlar. Bu da programlanmış bir şey belki ama ağız ve çene yapısı emme olayıyla birlikte çene gelişimi oluyor. Emme hareketi çenenin nasıl bir pozisyon olacağını da belirliyor, gelişimine katkıda bulunuyor. Dişlerin gelişimi 6 aydan sonra 1, 1,5 senelik döneme yayılıyor ki çocuk en çok ihtiyaç duyduğu anne sütünü en kolay şekilde alabilsin, anne de ona en kolay şekilde sütü ona verebilsin diye dişler ancak belli bir dönem geldiğinde çıkmaya başlıyor.
PINAR AKKAŞ: Dişlerin işlevlerini ve işlerinin farklı olması da çok önemli. Mesela ön dişler, köpek dişleri, azı dişleri bunların hepsinin yapı ve işlevleri birbirinden çok farklı. Hepsi aynı özellikte olsaydı çok daha farklı bir durum oluşabilirdi. Ama bir mucize olarak aynı hücreden fakat farklı yapı ve şekillerde oluşması çok önemli bir şey.
YÜKSEL İNCEKARA: Süt dişlerinde de yapı farklılıkları var, kalıcı dişlerde zaten çok belirgin yapı farklılıkları var. Kesici dişlerle köpek dişler, azı dişleri arsında, azı dişlerinde küçük azılar var büyük azılar. Aynı şey süt dişleri için de geçerli, sür kesiciler, süt köpek dişleri, süt küçük azısı, süt büyük azısı hepsinde yapı farklılıkları var. Bu yapı farklılıkları daha dişler tomurcuk halindeyken bir nokta kadar çenenin içerisinde, tomurcuk çok büyük bir şey değil bir nokta kadar belki bir hücreydi. Bebek daha gelişirken anne karnında 5-6 santimlik ceninken çene oluşmaya başladığında bir nokta kadar bir şeydi belki çenenin içinde. Fakat bir hücreden daha sonra çoğalıp birisi kesici diş, birisi ön kesici, birisi yan kesiciler lateral diyoruz biz ona, birisi kanin, birisi küçük azı, birisi büyük azı şeklinde değişik şekillerde dişler oluşuyor. Tabii bunların zamanı geldiğinde bu diş şeklinde oluşacak şekilde faaliyete başlaması. Şimdi dişin içerisinde de tabii farklı yapılar var. En üstte mine dokusu var, bu cam gibi şeffaf bir doku fakat cam gibi çok kolay kırılan bir doku değil. Çok sert çok sağlam bir doku. Tüm dişin dokularına, altındaki dentin denen kemiğe benzer dokuyu, kökü oluşturan sement dokusunu kapatan onu koruyan bir yapısı var ve aşınmayan tüm etkilere, tüm ağız basınçlarına, yiyecek içecekle gelen darbelere karşı koyabilecek özelliği olan çok sert bir yapı.
PINAR AKKAŞ: Güçlü bir basınca dayanıyor ve uzun yıllar dayanabiliyor.
YÜKSEL İNCEKARA: Evet çok yüksek basınçlara dayanabiliyor. Ancak bizim çalışmalarımız esnasında kullandığımız elmas frezler var, bu elmas frezlerle soğutma altında çok yüksek devirlerle ancak biz bu mine dokusunu kesip şekil verebiliyoruz. Mesela bir çürüğü temizlerken veya kaplama yapacağımız zaman dişe şekil verirken su soğutmalı makineler kullanıyoruz uzcunda elmas frez olan. Ancak zor şatlar altında bu malzemeyle kesin yapılabiliyor ve uzun sürüyor.
EREL AKSOY: Düşündüğümüz zaman aslında o mine dokusunu oluşturan elementlerle kemiği oluşturan elementler aynı. Ama bunların herhalde dizilimlerindeki farklılıklarından kaynaklanıyor, değil mi?
YÜKSEL İNCEKARA: İkisi de kalsiyum ve fosfattan oluşan maddeler, kemik yapısı da aynı maddelerden oluşuyor dişi oluşturan da. Üstelik de dişin mine tabakasındaki maddeler de aynı, minenin içinde bulunan dentin yapısındaki maddeler de aynı, kökün üzerini oluşturan sement denen madde de aynı. Hepsi kalsiyum ve fosfattan oluşuyor fakat isimlerini de farklı söylediğimiz gibi bunların yapıları da farklı. Minenin altındaki dentin dediğimiz doku gözenekli bir kemik yapısı görünümünde ve içinde lifler gözenekler var. En içteki canlı pulpa dokusunu ilk kapatan doku dentin dokusu, en üstteki doku mine dokusu. Mine dokusunda canlılık yok fakat madde alışverişi var. O kalsiyum hidroksiapatit kristalleri aynı zamanda ağza giren kalsiyumdan dışarıdan bir uygulamayla kalsiyumdan yararlanabiliyor. Aynı zamanda içeriden gelen kalsiyumdan da yararlanabiliyor. Tabii bu dentin içerisindeki gözeneklerle dentin içerisindeki kılcal borucuklar yoluyla oluyor. Hem diş canlılığını sağlamış oluyor, bu şekilde beslenmesini sağlamış oluyor hem de kendine ihtiyaç duyan maddeleri alttan mine dokusunu destekleyerek tamir malzemeleri de üretmek için bu borucuklardan faydalanmış oluyor. Çünkü sürekli bizim yemek yerken dişimizde hissettiğimiz canlılıklar bu boruklar vasıtasıyla, bu borucuklar içinde hareket eden sıvılar vasıtasıyla meydana geliyor.
PINAR AKKAŞ: Bu mine tabakasının içinde sinir hücreleri yok.
YÜKSEL İNCEKARA: Yok. Fakat canlılık alışverişi var. Tam şeffaf değil ama şeffaf bir yapı, cam gibi şeffaf değil. Dişe aynı zamanda bir miktar renk veren de bir yapı. Ama gerçekte rengi veren yapı alttaki kemik tabakası, dentin tabakası gerçek rengi veriyor.
EREL AKSOY: Bildiğimiz anladığımız anlamda bir damarlaşma dokusu yok orada, madde alışverişi nasıl sağlanıyor?
YÜKSEL İNCEKARA: Sadece minerallerin birbiriyle etkileşimiyle madde alışverişi oluyor. Bununla bir miktar tamir yapılabiliyor mine dokusunda. Mesela çocukların ilk gelişim çağlarında 12-13 yaşlarında süt dişleri dökülüp gerçek dişleri artık ağızda yerlerini aldığında koruma gayesiyle çocuklara flora uygulamaları yapılır. Son zamanlarda kalsiyum içeren bazı maddeler de çıktı, flor uygulamaları veya kalsiyum uygulamaları yapılarak mine tabakası oluşumu eğer bir bozukluk varsa bu düzeltilebiliyor. Mine prizmasındaki bozukluklar dışarıdan desteklenebiliyor, madde alışverişi mümkün.
EREL AKSOY: Kemiklerden çok önemli fark da mesela kemiği çevreleyen periost denilen bir tabaka vardır. Bu periost tabakası aslında kemiklerin ağrı duyulmasını sağlayan tabakadır. Eğer dişlerimiz de gerçekten böyle bir yapıyla tasarlanmış olsaydı sürekli ağrırdı ve hiçbir şekilde çenemizi, kapatmamız mümkün olmazdı. İki kemiğin birbirine sürtmesi durumunda ne durumla karşılaşacağımız ortada.
YÜKSEL İNCEKARA: Maalesef çürük durumlarında işte o ağrılar ortaya çıkıyor. O ağrıya sebep olan şey de, ağrının zaten engel olan şey en üstteki mine tabakası. Diğer tabakalardaki gibi canlılık hissedilsin diye değil o hassasiyet hissedilmesin diye o koruma tabakası olarak aynı zamanda destek olsun diye mine tabakası yapılmış üstte. Daha bir çok fonksiyonu var tabii.
EREL AKSOY: Yirmilik yaş dişleriyle devam edelim isterseniz. En fazla sorun çıkaran diş grupları diye biliyoruz, ne söylemek istersiniz bu konuda?
YÜKSEL İNCEKARA: Herkese göre farklılık göstermekle birlikte belli bir standardı olmamakla birlikte 20 yaş dişleri adından da anlaşılacağı üzere 18-20 yaşlarında daha çok kendini göstermeye başlayan en son ağızda süren dişler. Gerçekte insan ağzında 28 diş olarak biz sayıyoruz diş hekimliğinde. Bu 20 yaş dişleri sanki fazladan bir dişmiş gibi görülüyor. Bazı ağızlarda 20 yaş dişlerine çok rahat yer olduğu halde ve çok kolay sürebildiği halde bazı ağızlarda bu sürüş rahat bir şekilde gerçekleşmiyor. Tabii bu sürme işlemi de düzgün olmadığı için etrafında dişeti problemleri, iltihaplanmalar, sıkışıklıklar yüzünden ara yüz çürükleri olma ihtimali yüksek. Üstelik tedavi açısından da 20 yaş dişinin kök yapısı, kron yapısı diğer dişlerdeki standarda göre daha bir farklılık arzediyor. Mesela biz diyebiliyoruz ki üst çenedeki büyük azılar 3 köklüdür. Kökün şekli şöyledir. Küçük azılar 2 köklüdür veya tek köklüdür veya kök kanalının şekli şöyledir, belli bir standardı vardır. fakat 20 yaş dişinde kökün belli bir standardı yok. 3 köklü olabiliyor hatta 4 köklü tam olarak oluşmamış bile olsa karşılaştığımız oluyor. Bazen tek köklü olarak çıkabiliyor 20 yaş dişi. Alt ve üst çenede de fark etmiyor muntazam bir yapı yok.
PINAR AKKAŞ: 20 yaş hiçbir zaman sorun çıkarmıyorsa kalmasının bir mahsuru vr mı?
YÜKSEL İNCEKARA: Şimdi aslında halk arasında 20 yaş dişinde en çok karşılaştığımız soru şu; 20 yaş döneminde benim sorunum çıkar mı, çıkarsa ben bunu baştan çektireyim mi, bundan kurtulayım mı? Öyle bir şey yok. Eğer ağızda bir problem teşkil ediyorsa, görünür bir problem varsa ve bizim tedavi imkanımız yoksa ancak o dişi o zaman tedavi edebiliriz. Eğer büyük problemlere sebep olacaksa, etrafındaki dişeti dokusuna, yanındaki dişlere, dişlerin kapanışına ağzın genel sağlık durumuna zararlı etkisi varsa ancak biz o zaman gözden çıkartabiliyoruz. Yoksa dizilişi normal bir 20 yaş dişinin kalmasında hiçbir problem olamaz.
EREL AKSOY: Köklerden bahsetmişken, normalde süt dişlerin de kökleri var. Mesela ben çekilen filmlerden bilirim, onların sanki kökleri yokmuş gibi çıkar. Normalde alttan gelen kalıcı dişlerle o kökler kaybolmaya başlıyorlar bir müddet sonra herhalde. O konuda bilgi veri misiniz?
YÜKSEL İNCEKARA: 6-7 yaşlarında çenenin içerisinde bulunan gerçek dişlerin tomurcukları yavaş yavaş gerçek diş şeklini almaya başlayarak aynı zamanda hem diş şeklini alıp hem sürme olayını gerçekleştirmeye başlıyor. Bu sürme olayı kendi üzerinde bulunan süt dişinin kökü hizasında gerçekleşiyor, bu doğrultuda sürüyor. Alttan gelen gerçek diş yerini alacağı süt dişinin kökünün hizasında sürerek ilerliyor. Bu rezeksiyon apozisyon denen bir olay var, ilerleyerek önündeki kemiği rezorve ediyor eritiyor, kökün arka tarafında kemik oluşup o dişi yukarı doğru itiyor. Bu olay süt dişinin kökü tamamıyla eriyip sadece süt dişinin taş tabakasının görünür halde kalıp kemiği tamamıyla eriyince süt dişi sallanmaya başlıyor ve ondan sonra düşüp gerçek diş kafasını gösteriyor.
EREL AKSOY: Çok önemli fonksiyonu var süt dişlerinin.
YÜKSEL İNCEKARA: Süt dişlerinin ağızda kalmasının çok önemli fonksiyonu var. Şimdi bu olay gerçekleşmeden önce çocuğun 2,5 yaşlarında, 3 yaşlarındayken başlayan ve gerçek dişler gelene kadar devam eden çene büyümesiyle birlikte süt dişlerinin aralanması ve alttan gelen dişlere yer açılması olayı var. Önceleri süt dişleri muntazam dizilirken ağızda, anneler babalar bunu görürler sanılıyor ki süt dişleriyle aynı gerçek dişler gelecek. Bu soruyla da çok karşılaşıyoruz. Diyorlar ki, sanki benim çocuğumun dişleri çapraşık, acaba gerçek dişler de böyle mi olacak? Hayır, bu olay genellikle 3-4 yaşlarında çocukların süt dişleri aralanmaya başlayınca aynı zamanda çapraşıklıklar da oluşmaya başlıyor, çene de büyüyor aralanıyor. Süt dişlerinin genişlikleriyle alttan gelen gerçek dişlerin genişlikleri arasında çok büyük boyut farkı var. O boyut farkını karşılayabilmek için, kompanse edebilmek için çene bir taraftan genişlerken dişlerin araları da açılıyor. Buna maymun diasteması da diyoruz ama tabii bunun maymunla falan bir alakası yok bunun, kim koymuş bu ismi bilemiyoruz. Diastema demek aralık demek, dişlerin aralanması. Bir süre sonra o aralanan dişler zaten o aralanma olayı dişlerin sallanacağının alametidir. Bir süre sonra o dişler dökülecek yerine gerçek dişler gelecek demektir.
PINAR AKKAŞ: Ağız ve diş sağlığıyla ilgili sormak istiyorum. Dişlerimiz hem estetik hem de işlevsel olarak maşaAllah çok güzel yaratılmış. Ve o yüzden de ağız ve diş sağlığımız çok çok önemli. Başka diş hastalıkları nelerdir? Ve nasıl önlemler alınmalı?
YÜKSEL İNCEKARA: Her şeyden önce, birçok parametre var. Diş ve ağız sağlığı açısından bakıldığında, şimdi diş sağlığında en önemli olan şey, dişlerin başına gelen en kötü şey çürükler. Çürüklerin sebepleri açısından düşündüğümüzde o çürüğe sebep olan şey bir bakteri. Bakteriler bizim beslendiğimiz besinlerle beslenip asit üretiyorlar ve çok sağlam olan mine yapısını gözle görülmeyen bir bakteri asit üreterek deliyor. Tabii tek bir bakteri yapmıyor bunu, bir grup çalışmasıyla mineyi deliyorlar ve alttaki kemik tabakasına ulaşıyorlar. O kemik tabakasına ulaştıktan sonra işleri daha kolaylaşıyor, yumuşak olan kemik tabakası içerisinde çürük birdenbire çok geniş bir alana yayılıp genişliyor. Çoğu zaman da insanlar, bu mine tabakasının altı desteksiz kalıp boşalınca mine kırılıyor mine kırıldığında ancak dişin çürüdüğünü anlayabiliyorlar. Ara yüzlerden başlayan çürüklerde çürüğün belirgin hale gelmesi genelde kırılmalarla anlaşılıyor. Bazı insanlarda tabii daha çürük gözükmeden ortaya çıkmadan ağrılar şeklinde de kendini belli ediyor.
EREL AKSOY: Bu bakterilerin yapmış olduğu şeylere plak deniyor, değil mi? Bakteri plağı var bir de tartar diye bir tanım var, onlardan bahsedelim isterseniz.
YÜKSEL İNCEKARA: Diş hastalıkları dişin çürümesi açısından bakterilerin yapmış olduğu şey asit üretimi. Bir de diş üzerine uzun dönemde tükürük yapısıyla da alakalı bir şey bu plağın oluşumu. Hem bakterilerin hem tükürüğün yapısı yüzünden dişin temizlenemeyen gizli kalan yüzeylerinde genellikle bir bakteri plağı ya da pellikül denen bir plak oluşuyor. O plağın içerisinde bakteriler de başka mikroorganizmalar da birikiyor. Bu diş taşı oluşumunun ilk evresi. Bundan sonra taş oluşmaya başlıyor ve bir süre sonra görünür hale geldiğinde de insanların diş taşı dedikleri şey oluşmuş oluyor.
EREL AKSOY: Peki çürükleri önlemek gerçekten mümkün mü yoksa bu doğal bir süreç olarak dişlerin başına gelen bir durum mudur? Diş fırçalamayla önlenebilir mi? Genetiğin bir önemi var mıdır?
YÜKSEL İNCEKARA: İnsan ağzında bir çok şeyleri belirleyen tabii yapısal faktörler, genetik olaylar, dişin yapısı, diş dizimi, çenenin çekli, tükürüğün akış hızı, tükürüğü ortaya çıkaran, salgılayan mekanizma bunların hepsi genetik yapı olay dizisi sonucunda ortaya çıkıyor. Yapısal olaylar en büyük etki. Ama yine de yaşam içerisinde genel sağlık durumları, ağız bakımı hepsi çürüğün oluşmasında etkili. Bir çok parametre var.
PINAR AKKAŞ: Beslenme de etkili değil mi? Şekerli ve karbonhidratlı gıdalar.
YÜKSEL İNCEKARA: Evet. Çocukluktan itibaren anne sütüyle iyi beslenmiş bir birey hatta annenin düzgün bir hamilelik geçirmesi, süt dişleri hepsi tomurcuk halde bulunuyor o esnada. Annenin geçirmiş olduğu hastalıklar, almış olduğu ilaçlar tümü bu bebeğin oluşumunda etkili. Dişlerin ve ağız yapısının oluşumunda da etkili oluyor.
EREL AKSOY: Çürüklerin tiplerinden bahsettik, çiğneme yüzeyinde olanlar var, değil mi?
YÜKSEL İNCEKARA: Şimdi, mine tabakası oluşurken minenin mineralizasyonu tamamlanırken çenenin içersinde henüz daha gerçek dişler sürmeden önce bu mineralizasyon her tarafta eşit şekilde gerçekleşmiyor. Doğumsal bazı minenin üzerinde çatlaklar var. Hepimizin azı dişlerimizde göreceğimiz gibi üzeri dümdüz değil. Azı dişlerin çiğneyici yüzleri dağlardan tepelerden oyuklardan oluşuyor. Bu oyukların içleri yani o tepelerin birleştiği yerlerde bazı mikro çatlaklar var. Mineralizasyon tam tamamlanmıyor bazen. İşte bu iyi hamilelik, iyi beslenme belki ilaç kullanımı her şeyin bunda etkisi olabilir. Bu mineralizasyon iyi gerçekleşmediği zaman, tabii bu çocuğun ileriki dönemlerde ağız sağlının da etkisi var, bu çatlaklar bir süre sonra içindeki mikroorganizmaların faaliyeti sonucunda çürüğe dönüşebiliyor. Buna çiğneyici yüz çürükleri deniyor. Dişlerin aralarında çürükler meydana gelebiliyor, bunlara ara yüz çürükler deniyor.
EREL AKSOY: Bir de ön dişlerde beyaz lekeler var, bunlar da çürük müdür?
YÜKSEL İNCEKARA: Hayır. Bu işte mineralizasyonun bozukluğu. Ya doğumsal olabiliyor ya da kullandığımız yediğimiz içtiğimiz veya kullandığımız diş macunundan hatta aşırı fırçalama yüzünden bile macunun içindeki flordan bile olabiliyor. Veya kullandığımız ilaçlardan bile renkleşmeler olabiliyor. Bir çok sebepten dişin üzerinde renkleşmeler meydana gelebilir.
PINAR AKKAŞ: renkleşmeyle ilgili, diş beyazlatmayla sormak istiyorum. Diş beyazlatmanın herhangi bir yan etkisi var mıdır?
YÜKSEL İNCEKARA: Diş hekimliğinde kullanılan bir çok tedavi, bazıları küçük bazıları büyük yan etkileriyle birlikte tabii laboratuar ortamında olsun, klinik ortamda olsun bir çok deneyler sonucunda yapılarak kullanılır hale getiriliyor. Önemli olan yapılacak olan bu beyazlatma tedavilerinin mutlaka hekim kontrolünde ilk muayene hekim tarafından yapılarak, hasta bilinçlendirilerek yapılması. Şimdi insanlarımız reklamlarda görebiliyor, internette görebiliyor beyazlatıcı şeyleri bunun çok çeşitleri var. Klinik ortamlarda yapılan beyazlatma sistemleri var, evde yapılan beyazlatma sistemleri var, gece paklarının içine sürülüp kullanılanları var. Tabii ilk muayene hekim tarafından yapılıp ağzın beyazlatma sistemlerine uygun olup olmadığı mutlaka iyi bir anamnezle ortaya çıkartılmalı. Yan etkileri ne kadar olacağı konusunda hasta bilinçlendirilmeli. Çok yaygın çürükleri olan, çok yaygın dişeti çekilmeleri olan kişilerde bu beyazlatıcı kullanımında meydana gelebilecek aşırı hassasiyet durumları çok daha sık görülecektir. Ve düzeltme imkanı da daha zor olacaktır. Baştan daha hasta muayenesinde doktor tarafından tespit edilip bu konuda mutlaka hastanın bilinçlendirilmesi lazım. Daha çok klinik ortamda yapılan beyazlatma sistemleri, evde yapılan hastanın inisiyatifine bırakılmış beyazlatma sistemlerine göre çok daha başarılı sonuçlar verir. Bizim tavsiyemiz; mutlaka beyazlatma için hekimlerine sormaları ve önceden detaylı bir muayene yaptırmaları, ağzın buna uygun olup olmadığı, yapılırsa sonuçlarının neler olacağı, ne gibi kontrendikasyonlarla karşılaşacakları konusunda bilgi almaları çok daha iyi olur.
PINAR AKKAŞ: Belli bir yaşı var mı? Şu yaştan itibaren başlanmalıdır gibi bir şey var mıdır?
YÜKSEL İNCEKARA: Ağızda aslında vücut gelişiminde olduğu gibi mesela eklem yerlerinin tamamlandığı, kemik oluşumunun bittiği 18-20 yaş civarı ağızda tedavilerin çok daha başarılı olacağı başlanabileceği yaşlar. Ama beyazlatma için tabii, genç yaşlarda buna çok fazla rağbet gösteriyorlar ama yine de belli bir yaşı beklemekte fayda var. Erken yaşlarda henüz daha dişlerin kök gelişimi tamamlanmadığından girilebilecek tedaviler daha fazla yan etkiler ortaya çıkarabilir. Mesela bizim gerçek dişlerimiz ağız içerisinde mine tabakaları görünmüş olduğu halde hatta tam yerini almış olduğu halde bile kök gelişimini tamamlamış oluyor. Belki kök dikleri 15-16 yaş dişleri oluyor. Özellikle köpek dişlerinin kök ucu gelişiminin tamamlanması, kök ucunun kapanması 15-16 yaşını bulabiliyor. O yüzde daha çok kozmetik amaçlı yapılacak tedavilerin 16-17 yaşlarından sonra, gelişim tamamlandıktan sonra başlanmasında fayda var.
EREL AKSOY: Beslenmenin de herhalde bunda etkisi var değil mi? Dişlerin sararmasında, mesela nasıl bir beslenme önerirsiniz, hangi yiyeceklerden uzak durmak gerekir?
YÜKSEL İNCEKARA: Her şeyden önce sigara kullanımı çok yaygın toplumumuzda. Her ne kadar bu aralar sigaraya karşı bilinçlenmeleri çok daha fazla fakat sigara kullanımı hem dişlerin renkleşmesi hem de dişetinin zarar görmesi açısından çok zararlı oluyor. Yiyecekler daha çok dişlerin yapısına göre destekleyen besleyen şeyler. Mesela gemici rahatsızlığı diye bir hastalık vardır. gemiciler uzun süre gemilerde kaldıkları için bunlar taze sebze ve meyve yiyemezler. Uzun süre meyve ve sebzelerdeki minerallerden vitaminlerden faydalanamadıkları için kısa sürede dişetleri bozulup çekilmeye başlar. Dişleri çürümediği halde gemicilerin dişleri genellikle dökülür. Hala daha toplumda görüyoruz gemicilerin dileri hala dökülüyor. Buna gemici hastalığı deniyor daha çok ama başka sebeplerle de inanların dişetlerinde rahatsızlık olup dişlerin bu sebeple, genetik sebepler veya ağır şeker hastalıklarında döküldüğü oluyor. Demek ki yiyecekler vitamin ve mineraller bizim dişeti sağlığımızın korunması açısından çok önemli. Sert yiyecekler dişetlerine masaj yaparak dişetlerinin sağlığının korunmasına yardımcı oluyor. Mesela karşılaştığımız önemli şeylerden birisi insanlarımız tek taraflı yeme alışkanlığı içindeler. Yemek yenen tarafta yiyeceklerin etkisiyle dişetleri ve dişler temizlenirken, diş taşı oluşumu daha az olurken yemek yenmeyen tarafta plak oluşumu ve taş oluşumu çok daha yaygın şekilde görülüyor. Fakat yemek yene tarafta da dişetlerinde ve dilerde yıpranmalar çürükler daha fazla gelişmiş oluyor. Üstelik tek taraflı yemek yemek çene kemiğine de zararlar veriyor. Tabii yemeklerin hem vitamin mineral açısından hem de ağız sağlığı, çiğneme olayının gerçekleşmesi açısından faydaları var.
EREL AKSOY: Çürükleri düşündüğümüz zaman sadece ağzımızı ilgilendiren bir sağlık problemi değil. Bir çürükten vücudumuzun diğer organları da etkilendiğini biliyoruz. Hangi organlara zararı olabiliyor çürüğün?
YÜKSEL İNCEKARA: ilerlemiş çürüklerden bahsedersek; mine tabakasından geçip çürük dentin tabakasına ulaşıyor, dentin tabakasını da geçiyor ondan sonra dentin tabakasının içindeki canlı sinir tabakasına ulaşıyor. Eğer önlem alınmazsa, o an kadar bir şey yapılmazsa içerideki pulpa tabakası sinir tabakası iltihaplanıyor, kök ucuna kadar bu iltihaplanma sirayet ediyor kök ucunda iltihaplanmalar ve kistleşmeler oluşuyor. Kan yoluyla da bu iltihaplanmalar, kistleşmeler vücuda yayılıyor. Kanın en çok dolaştığı kalp, karaciğer, böbrek, yoğun olarak bulunduğu beyin dokusu tüm dokularımız aslında bu iltihaptan etkileniyor. Fokal enfeksiyon denen bir olay var.
EREL AKSOY: Bakterilerin giriş yolu diyebiliriz, değil mi?
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii. Zaten tümüyle bakterilerin giriş yolu. Baştan beri zaten çürük oluşmadığı zaman da ağızdaki floranın dengeli bir vaziyette ağızda bulunması gerekiyor. Çürük olayı gelişip ondan sonra da iltihaplanmaya kadar giden bir süreç oluşursa artık çok ilerlemiş bir durum ortaya çıkıyor, fokal enfeksiyona ortam hazırlanmış oluyor. İleriki yaşlarda ortaya çıkan kalp damar rahatsızlıkları, karaciğerde, böbrekte kistler hatta beyinde bir pıhtı atması felç oluşması durumu olduğunda önceden dişlerdeki iltihaplanma hiç akla gelmiyor. Üzerinden çok zaman geçmiş dişteki bir iltihap zamanla ileride ortaya çıkan bir kalp krizine veya böbrekteki, karaciğerdeki kiste veya felce sebep olabiliyor. Beyine pıhtı atılmasına, ilgili bölümün felç olmasına sebep olabiliyor.
PINAR AKKAŞ: O yüzden de ağız diş sağlığı çok önemli. Kalp hastaları, böbrek, karaciğer hastaları özellikle çok çok dikkat etmeleri gerekiyor, değil mi? Özellikle enfeksiyonlarını hiç ihmal etmemeleri lazım. O enfeksiyon vücuda yayılıp kap, beyin, böbrek diğer organları etkileme ihtimali çok yüksek.
YÜKSEL İNCEKARA: İnsanlarımız ihmal oluyor. Herhalde şöyle bir şey var; elimizdeki bir yaranın zamanla düzeleceğini, biraz dezenfekte ettiğimizde kuruduğunda düzeleceğini düşünüyoruz. İnsanlarımızda, dişlerindeki bir çürüğün veya başlangıç çürüğünün henüz daha belirti vermiyorken sonradan yavaş yavaş herhalde fırçalamayla ağrısı da yok ya, bir şeyler ya da gargara yaparak bunun ilerlemeyeceğini veya kendi kendine düzeleceğini düşünüyorlar. Fakat böyle bir şey yok. Çürük mine tabakasını geçip dentin tabakasına ulaştıktan sonra sürekli artma yayılma eğilimi içerisinde. Bunun için de insanlarımızın mutlaka belirli sürelerle diş hekimlerine gidip kontrol olmaları gerekiyor. Herkes için gerekli olan 6 ayda bir mutlaka dişlerini ve dişetlerini ağız sağlığı konusunda muayene olmasını, kontrol ettirmesi.
EREL AKSOY: Ağrının olmamasının tek dez avantajı diyebiliriz herhalde. Vücudumuzun her yerinde ağrı mekanizması mükemmel şekilde işlerken dişlerimizde bu bir dez avantaj olarak ortaya çıkıyor sanırım.
Tükürükten bahsettik. Aslında tükürük çok önemli değil mi diş sağlığımız açısından. Mesela ağız kuruluğu yaşayan inanlarda herhalde diş çürüklerine daha fazla rastlanıyor.
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii. Şimdi ağızda tükürük bezleri var. Bu tükürük bezlerinin bazılarında koyu tükürük salgılanıyor. Bazılarında daha sulu seröz diyoruz bir tükürük salgılanıyor. Bu iki yapıda tükürük bir araya gelerek bir kıvamda bir tükürük yapısı oluşturuyor. Ve bu tükürük dişlerin üzerinde geziyor. Yemek yediğimiz zaman besinlerin hazmedilmesine yardımcı oluyor, yutma olayına yardımcı oluyor, çiğnemeye yardımcı oluyor. Yemek yemediğimiz zaman da dişlerin temizlenmesine, dişlerin üzerinde dolaşarak dişetiyle oluk dediğimiz bölgede dolaşarak sürekli dişlerin temizlenmesine yardımcı oluyor. Tabii bu salgılanan tükürüğün, tükürük akış hızının, tükürüğün içindeki savunma maddelerinin, kulak burun boğaz sağlığında bunun çok etkisi var. Akşamları ağzı açık yatan insanlarımız var. Çürüğün oluşma sebeplerinden bir tanesi de ağzın açık yatılması oluyor. Bununla da çok sık karşılaşıyoruz. Gece biz uyurken tükürük salgılanıyor fakat insanın bütün vücut salgıları gibi tükürük salgısı da azalıyor. Ağız kapalı olduğu zaman o salgılanan tükürük miktarı dişleri temizlemeye yeterli oluyor. Fakat kişi burundaki, solunum yollarındaki bir takım sebeplerden dolayı rahat nefes alamadığından refleks olarak ağız açılıyor ve ağzından nefes almaya başlıyor. Hatta bazıları bunu uyanıkken de böyle yapıyor ve ağızdan nefes alma sebebiyle ağız kuruyor. Tükürük dişleri temizleme görevini yapamıyor, bakterileri asidi tamponlama görevini yerine getiremiyor. Tabii bakterilerin bu ortamda çalışmaları daha da güzel olmuş oluyor, daha iyi asit üretim daha iyi çürük oluşturuyorlar. Aynı zamanda taş oluşumu için de çok güzel bir ortam oluşmuş oluyor, temizlenmemiş oluyor ağız.
EREL AKSOY: Dişetlerinin de çok büyük önemi var değil mi? Bazı hastalıklarda dişeti çekilmeleri de çürüklere zemin hazırlayan sebeplerin başında geliyor diye biliyoruz.
YÜKSEL İNCEKARA: Dişeti dokusu kılcal damarlarla beslenen, minerallere, vitaminlere çok ihtiyaç duyan bir doku. Çok ince damarlarla besleniyor. Yeterince düzgün dengeli beslenme olmazsa sigara içimi, aşırı alkol kullanımı gibi şeyler dişeti dokusunun beslenmesini bozuyor. Ve çok kolay bozulmaya müsait bir yapı. Aynı zamanda çok kolay tamir de olabilen bir yapı. Dişeti çekilmesi sonucunda bir süre sonra kök yüzeyi ortaya çıkıyor. Kök yüzeyinin üzerinde kök yüzeyi kapatan dişeti yani dişimizin gördüğümüz bölümünün üzerinde mine tabakası var fakat kök yüzeyi üzerinde mine tabakası yok sement dediğimiz bir tabaka var. Bu mine tabakası kadar sert bir tabaka değil, çürük oluşumuna daha uygun bir yapısı var. Üstelik dişin dişetine yakın kısımları madde tutunması açısından daha uygun ortamlar. Ara yüzler, dişetine yakın kısımlar madde tutunmasına daha uygun ortamlar olduğu için burada bakteriler daha kolay faaliyet gösterip buralardan çürük oluşumuna çok daha kolay sebep olabiliyorlar. Önemli olan baştan dişeti çekilmesinin gerçekleşmemesi. Bunun için de bir çok sebep var beslenmeden, tükürük yapısından hepsinin etki var bunda.
PINAR AKKAŞ: Genetik etkili midir dişeti çekilmesinde?
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii ki. Büyük oranda genetik belirliyor dişeti çekilmesini de. Şeker hastalığı da zaten genetik sebeplerle ortaya çıkan bir hastalık. Biz ileri derecede şeker hastalıklarında yoğun dişeti çekilmeleri görülüyor. Ama bir takım kan hastalıkları var mesela kandaki savunma hücresi bozuklukları var. Bu bozukluklar, kılcal damarlarla beslendiği için dişeti bu hücreleri yeterinde alamıyor veya hücreler bozuk veya miktarı yeterli değil. Savunma yeterli olmayınca dişeti dokusu da çok kolay bozulup çekilmeye başlıyor. Bu da aileden genellikle genetik olarak alınıyor. Kan hücreleri içindeki yağı veya miktar bozuklukları.
PINAR AKKAŞ: Dişeti çekilmeleri nasıl tedavi ediliyor?
YÜKSEL İNCEKARA: Her şeyden önce temizlik gerekiyor. Belirli zaman aralıklarıyla 6 ay, 1 senede yapılan muayenelerle eğer gerekiyorsa diş temizlikleri yapılıyor. Diş taşının önceden oluşmamasını sağlamak önemli olan olay. Bir kere oluştuktan sonra artık, şimdi hastalarımızın genellikle söyledikleri bir şey var; ben dişlerimi bir kere temizlettim hemen peşine bir daha taş oluştu. Bir kere oluştuysa taş demek ki tekrar oluşacak demektir. Bir kere diş taşı temizliği yapılınca bir daha oluşmayacak anlamına gelmiyor. Bunu oluşturan yapı ağız dokusu, yediğimiz içtiğimiz şeyler, tükürük yapısı bunların hepsi etkili. Demek ki bir kere temizlendikten sonra tekrar oluşma riski var ve bu bakımın sürekli yapılması gerekiyor artık. Ne kadar ihmal edilirse oluşma riski, oluşma miktarı o kadar fazla oluyor.
EREL AKSOY: Geri dönüşümsüz kısım orada taş oluşması mıdır dişeti çekilmesinde? Yani o taş oluşmasına kadar yapılacak tedaviler dişetinin tekrar eski haline gelmesini sağlayabilir mi?
YÜKSEL İNCEKARA: Maalesef. Dişeti çekilmesi bir miktar olduktan sonra sadece temizlikle eski haline dönmüyor. Ancak ileri derecede çekilmeler görülürse bu konuda dişeti uzmanlarımız tarafından dişeti operasyonları, kemik eklemi operasyonları yapılarak dişeti eski hale getirilmeye veya düzgün bir hale getirilmeye çalışılıyor. Ama tabii kesinlikle eski haline dönmüyor. Önemli olan baştan diş taşı oluşumun engellenmesi. Bu da çocukluk çağından itibaren diş hekimine gidip düzgün bir kontrolle ancak bunu engellemek mümkün. Diş dizimindeki bozuklular olabilir, beslenme bozuklukları olabilir, diş bakımında ihmalkarlıklar olabilir, çocuklara yapacağımız motivasyonla koruyucu önlemlerle beslenmeye, temizliğin düzgün yapılmasına alıştırılarak taş oluşumunun engellenmesi sağlanır. Bir kere taş oluşumu gerçekleştikten sonra artık bu temizlik olayı mecburen periyodik olarak olması gereken bir olay haline geliyor.
EREL AKSOY: Diş bakımında o zaman biraz bahsedelim. Diş fırçaları var, diş ipleri var, gargaralar var onun dışında bilmediğimiz başka yöntemler vardır muhakkak.
YÜKSEL İNCEKARA: Hepimizin yapabileceğimiz şeyler aslında sınırlı. Fırçalamak hepimizin yapabileceği şeylerden biri. En önemli şey zaten o, ihmal edilmemesi gereken şey. Günde en az 2 defa. Bunu insanlarımız bazen yanlış anlıyor, günde 2 defa fırçalamaları gerektiğini düşünüyorlar. Hayır, en az 2 defa fırçalamaları gerekiyor, 3-4 defa da fırçalayabilirler, ihtiyaç duydukları zaman dişlerini fırçalayabilirler. Önemli olan fırçalamanın sayısı da değil, fırçalamanın düzgün yapılması. Kullanılan fırçanın ağzın ihtiyaçlarına göre uygun bir fırça olması, fırçala olayının düzgün gerçekleştirilmesi. Bir de fırçanın yapmış olduğu mekanik temizlik diş fırçalamada macun kullanımından, bu da bize en çok sorulan sorulardan bir tanesidir, macun kullanımından daha önemlidir. Fırçalamada önemli olan şey fırçanın yapmış olduğu mekanik temizliktir. Macun kullanımında, tabii ki macunun içinde çeşitli şeyler konuluyor, onların da etkisi var fakat düzgün fırçalama hepsinin önünde.
EREL AKSOY: Macunu da kullansan yüzde 80-90 fırçalama etkili. Doğru teknikle kullanılması gerekiyor fırçanın.
YÜKSEL İNCEKARA: Önemli olan fırçanın düzgün kullanılıp mekanik temizliğin gerçekleştirilmesi. Düzgün bir diş yapısına sahip olan kişilerde bile mutlaka fırçaya ek olarak bazı yöntemlerin kullanılması, diş ipi olabilir. Dişeti çekilmesi durumlarında ara yüz denen fırçalar var. Bu ara yüzlerin çekilmiş olan dişeti çekilmesi sonucunda açılmış olan dişlerin ara yüzlerinin de ara yüz fırçalarıyla mutlaka temizlenmesi gerekiyor. Kademe kademe ihtiyaç duyuldukça fırçalamaya ek olarak başka yöntemler de kullanılabilir. İşte macunlarda ağız gargaraları da ağızdaki florayı dengeleme açısından ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir. Tabii ağızdaki olaylar sadece ağızla alakalı değil, kulak burun boğaz bir sistem. Bu sistem içerisinde bir organ. Ağız da bu sisteme bağlı kanallar borucuklar vasıtasıyla tümü birbirine bağlı bir sistem. Aynı zamanda mideye de bağlı, zaten ağızdan beslenme yoluyla aldığımız her şey ağızdan geçerek mideye gidiyor. Tabii ki mideden gelen etkiler de ağzı etkiliyor. Mesela asidin artmasının sebeplerinden birisi mide olabilir. Tükürük ağızdaki tamponlamaya yeterli olmuyorsa orada ağız gargarasının kullanılması gerekli olabilir. Diş çapraşıklıkları yüzünden dişlerin arasında madde kalması bakteri üreme ortamları fazla oluyorsa gargaralarla yine bu bakteri florasının dengelenmesi için yardımcı olabilir. Önemli olan fırçalama teknikleri, düzgün fırçalama, düzgün fırçanın kullanılması. Fırçalama esnasında biz aynanın karşısına geçtiğimizde sanki zaman çok hızlı geçiyormuş gibi gelir. 30 saniyelik, 1 dakikalık zaman bize 5 dakika geçmiş gibi geliyor, halbuki öyle değil. Bunu özellikle çocukluktan itibaren insanların alıştıramadılarsa kendilerini sonradan da bunu yapmalarında fayda var, biz tavsiye ediyoruz ki saysınlar belli sayılara kadar. Mesela şöyle yapılabilir; ağzı bölgelere ayırabilirler, önden bakıldığında kesici dişler bölgesi, köpek dişleri bölgesi, azılar bölgesi. Daireler çizerek fırçalamaları daha avantajlıdır. Daireler çizerken her bir bölgeye mesela 10’a kadar sayarak fırçalasınlar, azılar bölgesini 10’a kadar, köpek dilleri bölgesini 10’a kadar, ön dişler bölgesini 10’a, köpek dişleri bölgesine tekrar, azılar da 10’a kadar. Önden bakıldığında 50’ye kadar sayılacak ama hızlı sayılmayacak tabii yavaş bir saymayla sayılacak. Sonra içten üst çeneyi de üçe ayırarak ön ve yanlar olmak üzere, orada tabii daireler çizmek mümkün değil dikey fırçalamayla her bir bölgede yine 10’a kadar sayalım, altta 30, üstte 30, önden bakıldığında da toplam 110 kadar sayarsak, tabii her fırçalamada insanlar buna üşenebilirler ama bir zaman sonra bu alışkanlık haline gelecektir. Hem çocuklarımızı alıştırma açısından, sürenin ayarlanması açısından ondan sonra fırçanın her bölgeyi eşit fırçalaması açısından bölgelere ayırmakta fayda var.
EREL AKSOY: Peki diş doktoruna işimiz düştüğü zaman işin dolgu kısmı var, protez kısmı var, inplant kısımları var onlardan da kısaca bahsedebilir miyiz? Dolguya ne zaman ihtiyaç duyar? Ağrı olması beklenir mi yoksa periyodik bakım sonrasında tespit edilen dolguların tedaviye ihtiyacı var mıdır?
YÜKSEL İNCEKARA: Diş hekimliğinde önemli olan her zaman koruyucu tedavilerdir. Aslında önemli olan dişi hiç çürütmemek, amaç çürüğün hiç oluşmaması. Dengeli bir ağız ortamıyla hiç dişeti problemi yaşamayan, hiç çürükleri olmayan bireyler olsun istiyoruz. Daha çok koruyucu tedaviler konusunda çalışmak istiyoruz. Fakat d,iş hekimlerine başvuru ağrıyla oluyor. İnsanlarımız aslında periyodik kontrolleri daha çocukluktan itibaren alışıp gitseler hem çürük oluşumlarını ileri seviyeye gelmeden biz onun kontrolünü çok daha kolay yapabileceğiz. Diş çok büyük zararlar görmeden, dişeti büyük zararlar görmeden geriye dönüşümü daha kolay olabilecek şekilde koruyucu tedavilerle engelleyebileceğiz. Küçük siyahlaşmalar, dişetindeki ufak rahatsızlıklar çok daha kolay yöntemlerle düzeltilebilirken ileriki dönemlerde çok daha radikal tedavilere ihtiyaç duyacak hale geliyor. 2-3 sene uzun bir zaman bir çürüğün ilerlemesi açısından 2-3 sene uzun bir zaman. Yani her 6 aylık dönemlerde insanlarımız diş hekimine gidip kontrol olurlarsa 6 aylı dönemler bir çürüğün kontrolü açısından fazla ilerlemeden yakalanıp dolgu yapılacaksa dolgu veya başak bir koruyucu tedaviyle durdurulabilecekse onun yapılmasına uygun bir zamandır. Dişeti sağlığı açısından da aynı şekilde 6 aylı zaman periyotlarıyla diş hekimine gitmelerinde fayda var.
EREL AKSOY: Bir takım köprü tedavileri var, bunu öneriyor musunuz? Köprü deyince ben biraz daha uzak bakmayı tercih ediyorum, kişisel görüşüm tabii. Yandaki dişlere de bir miktar zarar veriliyor. Nasıl bakıyorsunuz bu tedavilere?
YÜKSEL İNCEKARA: Diş hekimliğinde tıbbın gelişimiyle birlikte çok gelişmiş tedaviler uygulanmaya başladı. Ağzın ihtiyacına göre, yapısına göre başarılı olabilecek tedavi yöntemleri hangisiyse bunun tespit edilip hekim tarafından yapılması gerekiyor. Genellikle biz hastalarımızın isteğine göre değil, kesinlikle bu doktorun kontrolüyle kararıyla yapılabilecek şeyler. Eğer, mesela az diş eksikliklerinde bu çok diş eksikliklerinde de yapılabiliyor fakat az diş eksikliklerinde çok daha başarılı olan kemik erimesi, dişeti rahatsızlıkları az olmuş ağızda çok daha başarılı olan implant yöntemlerine başvurulabilir. Tabii yandaki dişler de hiç zarar görmeden çene kemiğine bir implant titanyumdan yapılmış bir implant yerleştirerek üzerine tek bir diş vidalanıp monte ediliyor. Bu şekilde eksiklik tamamlanmış oluyor.
EREL AKSOY: Diş kaybından hemen sonra yapılması daha önerilen bir tedavi sanırım.
YÜKSEL İNCEKARA: Tabii. Duruma göre eğer çok ağır iltihaplanma vakıaları yoksa çekim yerinde hemen çekimle birlikte implant yerleştirmesi olabiliyor. Fakat yaptıramamışsa kişiler çok uzun süre beklemeden. Çünkü dişler aynı şekilde sürekli stabil duran yapılar değil ağızda, hareket edebilen yapılar dişler. Yanından diş çekilen diş o boşluğa doğru yatma kayma eğiliminde. Karşılığı olmayan diş de o yöne uzama eğilimindedir. Üst diş aşağıya, alt diş yukarıya doğru uzar. Bu olaylar gerçekleşmeden yani 6 aylık dönem içerisinde yine o 6 aylık periyot dediğimiz gibi mutlaka çekim üzerinden fazla süre geçmeden köprü yapılacaksa köprü, implant yapılacaksa implantın mutlaka yapılması gerekiyor. Çünkü bir süre sonra o araya konulacak olan dişin sığacağı yeterli boşluk kalmayacak. Dikey ve yatay boşluk miktar yeterli olmayacak bir süre sonra.
PINAR AKKAŞ: Süremizin sonuna geldik.
EREL AKSOY: Çok güzel bilgiler verdiniz teşekkür ediyoruz, ağzınıza sağlık.
YÜKSEL İNCEKARA: Ben teşekkür ediyorum.
EREL AKSOY: İmani yönden de bakmış olduk diş ve ağız sağlığına. İzleyicilerimize hayırlı günler diliyoruz. Bir sonraki programımızda görüşmek üzere.
http://a9.com.tr/izle/185261/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---27-Bolum---Dr-Yuksel-Incekara-Dis-Hekimi
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500