HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 24. Bölüm - Prof. Dr. Meral Kozakçıoğlu, Fizik Tedav...

Yaşam ve Sağlık - 24. Bölüm - Prof. Dr. Meral Kozakçıoğlu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

Harun Yahya
654
21 Mart, 2014
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 24. Bölüm – Prof. Dr. Meral Kozakçıoğlu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bu hafta programımız Erel Aksoy ile birlikte hazırladık. Stüdyo konuğumuz ise Fizik Tedavi dalında ülkemizin değerli doktorlarından biri olan Meral Kozakçıoğlu Özekici Hocamız bizlerle birlikte. Hocam hoş geldiniz programımıza.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Hoş bulduk.

 

PINAR AKKAŞ: Hocam, sizinle bu hafta yumuşak doku romatizmaları, kireçlenme, duruş bozuklukları, skolyoz, kifoz gibi konularda sorular somak istiyoruz. İsterseniz önce yumuşak doku romatizmalarıyla başlayalım. Genelde her yerinde ağrı hisseden, sabahları yorgun kalkan kişilerde yumuşak doku romatizması gibi bir teşhis konulduğuna rastlanıyor. Bunun diğer adı da fibromiyalji, değil mi? Fibromiyaljiyi bize biraz anlatabilir misiniz?

 

MERAK KOZAKÇIOĞLU: Tabii. Aslında çok çeşitli yumuşak doku romatizmaları var. Ama en sık olarak karşımıza çıkan iki yumuşak doku romatizması, birisi fibromiyalji, diğeri miyofasiyal ağrı sendromu. Fibromiyaljiyle daha sık karşılaşıyoruz. Ya da aslında şimdi toplumda internet olması, herkesin internete devamlı bakması, bende ne gibi problemler olabilir diye düşünmesiyle fibromiyalji vakıaları, kendilerini fibromiyalji zanneden vakıalar diyelim düşündüğümüzden daha da fazla. Genelde boyun, sırt, bel ağrısı yaşayan herkes acaba ben fibromiyalji mi oldum diye düşünüyor. Halbuki fibromiyalji sadece boyun, sırt, bel ağrısı değil. Çok çeşitli sebeplerle insanlarda ağrı şikayetleri ortaya çıkabilir. Fibromiyaljide belli kriterler var. Bir kere bunun üç aydan uzun sürmesi. Yanında muhakkak bazı psikolojik problemlerin de seyretmesi, uyku sorunu. Uyku sorunu fibromiyaljide çok önemli bir problem. Ve bu uyku sorununu çeşitli araştırmalarla düzenlemeye çalışmışlar fakat yine de düzenleyememişler. Düzenlendiği zaman uyku düzeni ve uyku ritmi o zaman fibromiyaljinin semptomlarında azalma görmüşler. Üçüncüsü de uzun süreli ağrı dedik, üç ayın üzerinde seyreden, işte bir takım psikolojik sorunlar. Ve vücuttaki 18 tetik noktanın 11-12’sinin pozitif olması. Tetik nokta derken de şunu kast ediyorum; normalde vücudumuzun herhangi bir yerine bastığımız zaman ağrıyan nokta tetik nokta değil tabii ki. Tetik nokta dediğimiz baş parmağımızla bastığımızda 4 kilogram ile, diyeceksiniz ki 4 kilogramı nasıl biliyorsunuz? Bastığımız noktada bu tırnak içi pembedir, pembe tırnak içinin bembeyaz olduğu nokta 4 kilogram noktası oluyor. Bastığınız zaman tırnak içindeki o beyaz noktada hasta ağrı hissediyorsa o pozitif demektir. 18 nokta da simetrik olarak yerleşiyor. 9’u bir tarafta 9’u diğer tarafta. Boyunda, sırtın orta noktasında, kalçada, dirseklerde, dizin iç yanlarında bu şekilde 18 nokta var. Bu 18 noktanın 11’inin de pozitif olması gerekiyor fibromiyalji için. Dolayısıyla sadece ağrım oluyor olayı değil.

 

PINAR AKKAŞ: Peki psikolojik sorunlar ana etken midir?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Şöyle; bu da tartışmalı nokta. Neden? Çünkü bir ağrı çok uzun süreli olduğu zaman insanın psikolojik problemleri de beraberinde çıkıyor, geçmediği zaman. İnsanın, devamlı ağrısı olan bir kişiyi düşünün, eşiyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla herkesle ilişkisi bozulabilir çünkü tahammülsüz hale geliyor. Normalde ağrı insanlarda tahammülsüzlük yaratır tabii ki. Onun için ağrısız olmayı isteriz, rahat olmayı isteriz. Huzurlu bir insan, keyifli bir insan pozitif enerji verir ve ilişkileri de iyi olur. Dolayısıyla ağrı uzun süreli olduğu zaman kişinin agresif ya da tahammülsüz olmasına yol açar.Bir de yapılan araştırmalarda çok titiz, mükemmeliyetçi, kişilik tipi A grup kişilerde daha yoğun olduğu saptanmış. Hanımlarda daha sık, 30’lu yaşlarda daha sık. Ve çok şiddetli tablodan hafif tabloya kadar seyreden değişik tipleri de var fibromiyaljinin. Bazı hastalar var çenesi kilitleniyor, bu kadar ileri derecelere kadar fibromiyalji gelebiliyor ve çok büyük problemler yaratabiliyor. Tabii tedavisi de çok inatçı olduğu için insanların da biraz morallerini bozuyor sonrasında.

 

EREL AKSOY: Nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz Hocam böyle bir hastayla karşılaştığınız zaman?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Fibromiyaljide ağrı kesiciler çok fazla işe yaramıyor, antienflamatuar ilaçlar bizim kullandığımız. Bazı psikolojik destek ve rahatlatıcı bir kere muhakkak kullanmak gerekiyor. Onunla beraber bizim uyguladığımız fizik tedavi ajanları var. Fizik tedavi ajanlarıyla amacımız tabii kasın dolaşımını düzenlemek. Kasta biriken laktik asidi atmak ve ağrıyı gidermek, kas spazmlarını açmak. Bunun için yüzel ısı, derin ısı uyguluyoruz ve masaj. Masaj fibromiyaljide çok faydalı, kuru sıcak hava faydalı. Mesela artıran ve azaltan faktörlere bakıldığında stresli ortamda çalışan bir kişide mesela çok daha yoğun. Mesela devamlı baskı yapan başında bir patronla çalışan eleman düşünelim hastada 8-10 saat ne tedavi yaparsanız yapın, o kadar aşırı stres ve gerginlik içerisinde o kişinin rahat olabilmesi mümkün değil. Onun için böyle bir kişide fibromiyalji varsa düzelmesi de çok zor. Onun için ortamı da düzenlemek gerekiyor. İnsan her zaman işini değiştirme lüksüne de sahip değil, b,r eğitiminiz var, bir işiniz var. Dolayısıyla o zaman ne yapmak lazım; kendinize gevşeme dönemleri ayırmak lazım. Mesela eve geldikten sonra bir yarım saat çok sevdiğiniz bir işi yapabilirsiniz. Bu televizyon seyretmek olabilir, yoga olabilir, uyumak olabilir, kitap okumak olabilir. Sadece fibromiyaljisi olan değil herkese söylüyorum, sorunu olmasa bile insan şöyle bir yarım saati kendine ayırmalı. Bu bence büyük keyif ve lüks. O yarım saatle çocuğunuzla olsa her türlü sorununuz da olsa bir yarım saat ayırmakta fayda var. İnsanın sevdiği bir işe, arkadaşına yahut her neyle mutlu oluyorsa yarım saatini ayırması lazım. Yoğun çalışma dönemlerinde insanın kendilerine küçük de olsa bir zaman mutlaka ayırmaları lazım. Bir de insanın kendini sevmesi lazım.

 

EREL AKSOY: Peki Hocam, fibromiyaljinin tanısını koymakta kriterlerden bahsettiniz. Tanı koymak kolay mıdır yoksa diğer sistemik hastalıklarla karışması mümkün bir durum mudur?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Fibromiyaljide tanı koymak çok kolay. Tablo karşınıza geldiği zaman zaten konuşmasından tavırlarından muayenesinden bunu anlıyorsunuz. Fibromiyaljide laboratuardaki bütün testler normaldir. Herhangi patolojik bir pozitif çıkmaz. Neyle en çok karışıyor? Boyun fıtıkları ve bel fıtıklarıyla. Boyun fıtığı olan bir kişi tabii boyun ağrısı boyun sırt bele yayıldığı için bel ağrısı da keza aynı şekilde. Ben acaba fibromiyalji mi oldum, yumuşak doku romatizması mı oldum diyor. Halbuki fibromiyalji hemen herkeste karşılaşılan bir tablo değil, aslında ağır bir tablo. Kolay bir hastalık değil fibromiyalji.

 

PINAR AKKAŞ: Fibromiyaljiyle fıtık aynı anda görülme durumda tedavi olarak herhalde farklı yöntemler uygulanacaktır. Ayırt etmek için MR gibi teşhis yöntemleri mi kullanılır yoksa başka yöntemler var mı?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Bazen karşınıza yanlış tanı konmuş hastalar da geliyor. Mesela bakıyorsunuz hastanın boyun bel sırt ağrısı var ama başka fibromiyalji tablosuna uymuyor. Ben boyun bel sırt ağrısı olan her hastada muhakkak boyun ve bel MR’ını çektiririm. MR bizim için çok kolay bir tanı aracı. Neden? Bir kere hasta ışın almıyor. Hastaların çoğu zannediyor ki direkt grafiye girersem ışın almam. MR’a girersem o daha komplike bir sitemde ışın alırım zannediyor. Ben de diyorum ki tam tersi yani çok basit olarak adlandırdığımız düz filmlerde ışın alıyorsunuz ama MR’da ışın almıyorsunuz. Dolayısıyla ben MR’ı çok seviyorum. Neden? Bir de kafada hiç soru işareti bırakmıyor MR. MR çıktı çıkalı çok iyi doktor olmanıza da gerek yok her şey ortada çünkü. Eski hekimler bu MR’lar falan yokken iyi bir muayene, o zaman her şeyin çok iyi olması gerekiyordu. Şimdi MR’da her şey tabii ki tüm bağ dokusu, kas dokusu, eklem kemik dokusu her şey ortaya çıkıyor. Dolayısıyla MR’da bel fıtığı olup olmadığı zaten görülüyor. Özellikle genç 30’lu yaşlarda olan hemen herkes internetle çok haşır-neşir. Öyle olduğu için, eğitimli grup genelde bunlar, herkes fibromiyalji mi olduk diye geliyorlar.

 

PINAR AKKAŞ: Popüler bir hastalık mı fibromiyalji?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Ortam stresli olmasa da bilgisayar başında çalışmak, aynı pozisyonda oturarak çalışmak boyun sırt bel ağrılarını muhakkak tetikliyor. Yani boyun bel fıtığı olmasanız dahi boyun sırt bel ağrısı yaşama ihtimali çok yüksek artık.

 

PINAR AKKAŞ: İlk başta fibromiyalji ağrıları ve miyofasiyal ağrı dediniz. İkisi arasındaki farklar nelerdir?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: İkisi arasında çok büyük fark var. Miyofasiyal ağrı da şu; ters bir hareketle mesela bir kasımızı çok zorlarız, o kasla diyelim ki ağır bir şey kaldırdık, sırt kısımlarında ve bel gruplarında çok olur bu, birden kasılır kalırsınız o kasta. O kasın içerisindeki dolaşım bozulur, o kasın içinde tetik nokta oluşur ve küçük kistik kayan bir nokta oluşur. Miyofasiyal trigger point dediğimiz şeydir bizim. Miyosiyal ağrının tedavisi çok basit, tek seans tedavi bile yeterli. Ben miyofasiyalde hiç fizik tedavi dahi yapmıyorum. Oraya hafif bir soğuk uygulama ve bir enjeksiyon, kuru iğne bile batırsanız bile hemen o noktayı açıyor, zaten problem halloluyor.

 

EREL AKSOY: Çok uzun süre devam eden miyofasiyal ağrıları olabiliyor mu yoksa çok kısa mı?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Çok nadir. Bazen insanların postürleri bozuk olabiliyor, yanlış hareketlerde bulunabiliyorlar zaman zaman oluyor ama miyofasiyal ağrı çok çabuk tedavi edilebilen bir durum, fibromiyaljinin aksine.

 

PINAR AKKAŞ: Kulunç farklı bir şey, değil mi?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Kulunç dediğimiz şey aslında eskiden fibrozit diyorlarmış. Fibromiyaljide de tabii kulunç var. Kulunç dediğimiz kürek kemiklerinin altında ve yanlarında küçük küçük o ağrılı noktalarda minik kistler de nohut gibi oluşumlar da elinize gelebiliyor. Kulunç fibromiyaljide de olur, çünkü sırt kısmında dolaşım bozulduğu için orada bir fibromiyalji tetik nokta var. Bir de kulunç, sırt kası çok zayıf olan, sırtını iyi kullanmayan insanlarda da olur. Sırt kası romboid kas dediğimiz iki kürek kemiğinin arasından tutup da ortaya çeken kas grubu zayıf olduğunda, normalde dik durabiliyoruz o kaslarla, o zaman hem dik duramıyorsunuz hem de kürek kemiklerinin üstündeki kas grubu zayıf olduğu için altındaki eklem bozulduğu için o takır-tukur sesler ortaya çıkıyor. Yani kireçlenmeler oluşuyor kürk kemiklerinin altında. Bu da tabii kulunç olarak algılandırılıyor. Kuluncun tedavisi sıcak ve masaj.

 

EREL AKSOY: Benzer durumlarda duruş bozukluklarıyla da karşılaşabiliriz, değil mi? Eğer omurgalarda bir eğrilik varsa, insanlarda duruş sıkıntıları varsa herhalde benzer sıkıntılarla karşılaşabiliriz.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Tabii ki duruş bozukluklarında sırt ağrısı ve bel ağrısıyla çok sık karşılaşırız.

 

PINAR AKKAŞ: Kulunçta masaj bir de sıcak dediniz, germe hareketleri de oluyor galiba. Onun dışında başka bir tedavi yöntemi var mı?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Sırt kası zayıflamışsa spesifik o kası güçlendiriyoruz. Artık elimdeki fizik tedavi sistemleri çok gelişmiş durumda. Benim özelliğim aslında, kaslarla çok ilgileniyorum ben. İlgilendiğim çok değişik alanlar var ama ilgimi en çok çeken kaslar. Neden ilgimi kaslar çok çekiyor? Çünkü kemik dokuyu bir eklem dokuyu dejenerasyondan kısmen koruyabiliriz ama bozulduğu zaman geriye dönüşü yok, eklemin de geriye dönüşü yok. Kemik erimesindeki osteoprozun da geriye dönüşü yok. Ama kasları güçlü tutarsak bütün bunları kemikleri ve eklemleri de koruyabiliriz. Tabii ben fizik tedavi uzmanı olarak benim için önemli olan insanın kılıfı. Bağ dokusu, kas dokusu, kemik eklem ve ayakta duruşumuz, dokomotor sistemimiz yani. Kaslar ne kadar güçlü olursa, ben kendi alanımda kişisel özelliğim; ben bir işi çok öğrenerek yapmayı seviyorum. Ben bir işi yapıyorsam çok iyi bilerek o işi yapmam lazım, o zaman keyif alıyorum. Neyi niçin yaptığımı bilerek yapan bir insanım. Erken olarak keşfettiğim şey kaslar oldu. Kas dokusunun çok güçlü olmasını bunu sağlarsak bir sürü fizik tedaviyle ilgili hastalığın da önüne geçilebileceğini gördüm. 1998 yılında ilk kendi kliniklerimi açtığımda, öncesinde devamlı seyahatlere kongrelere gidiyorum, bir kas sistemini keşfettim. Bu 98 yılında Türkiye’ye benim getirdiğim bir sistemdi. Bu kas sisteminin özelliği küçük bir cihaz bu aslında. Ama bu cihaz sihirli bir cihaz. Bu cihazın içinde her kas için ayrı kart var ve her kasa ben istediğimi yapıyorum. İstediğimi yapıyorum derken; mesela diyelim kırık oldu, eskiden ne oluyordu alçıya alınıyordu, alçıyı bir çıkarıyordunuz kol ya da bacak 5-6-8 santim incelmiş. Biz egzersizler yapıyorduk güçlendiriyorduk ama o incelik kalıyordu herkes bilir. Ama bu cihazda içindeki kas programlarıyla siz pasifsiniz ama işin güzel tarafı şu; sistemin mekanizması kasın motor noktalarına elektrotları takıyorsunuz ve o kası spesifik çalıştırıyorsunuz, işin güzel tarafı o. Şimdi bir hareketi yaparken kaslar beraber çalışırlar. Mesela şu mendili aldım, 15-20 kas grubu çalıştı, 15-20 kas grubu da buna direnç gösterdi. Çünkü direnç göstermese bunu ben kontrollü yapamam, pat diye atarım. Beyinen bunun kontrolünü yapıyoruz. Bir kısım grup bunu alıyor, bir kısım grup da bunu engelliyor ve kontrollü hareket yapıyoruz. Bunu yaparken yalnız 15-20 kas grubu beraber çalıştığı için ben istediğim kası istediğim oranda güçlendiremiyorum. Güçlü olan kas hareketi tamamlarken zayıf olan kas yine zayıf kalabiliyor. Dolayısıyla ben bir hastada kolunu bacağını egzersizlerle, ağırlıklarla güçlendireyim dersem iki hata yaparım, birincisi istediğim kası istediğim kadar güçlendiremem, ikincisi de o hareketi o ağırlıklarla yaparken eklemin içindeki basıncı artırırım, sıvıyı ödemi artırırım. İşte bu sistemde eklem hareketi olmadan kasın motor noktalarına elektrotları takıyorsunuz, elektrik bağlantısı falan yok cihaz kası çalıştırıyor. Dolayısıyla hasta yatıyor, ne tansiyonu ne kalbi hiçbir şeyi etkilenmiyor sistemik olarak, istediğimiz kası istediğimiz zaman da güçlendirebiliyoruz. Bu kas sistemi Avrupa’da çıkmıştı eskiden, istediğim gibi bunu ilk keşfedenlerden biri ben oldum. Kaslarla da çok ilgili olduğum için Türkiye’ye ilk ben getirdim, ilk ben kliniklerimde uygulamaya başladım, daha sonra bu konuda çeşitli araştırmalar da yapıldı. Türkiye’de tüm dünyada kullanılıyor, bu benim bulduğum bir şey değil de benim Türkiye’ye ilk getirdiğim şeylerden bir tanesi. Ve bu Türkiye’de daha sonrasında hiç bilinmiyordu bu sistem. Şimdi sağlık bakanlığı kabul etti tüm TTB’de geçerli. Gerek SGK’da gerek özel sigortalarda biz fizik tedavi uzmanları tüm Türkiye’de artık bu kas sistemini kullanıyoruz. Bu kas cihazları bizim için çok faydalı oldu. Neden? Çünkü bu kas cihazlarıyla çok daha rahat rehabilitasyonda, fizik tedavide istediğimiz neticeleri kaslar anlamında alıyoruz. Ama tabii ben kaslar üzerine çok yoğun çalıştığım için bunlarla daha değişik şeyle yapabiliyorum. Yani yüz kasları dışında bir kadın ya da erkeğin tüm vücut kaslarını istediğim oranda güçlendirebilirim, kas üzerine çok yoğun çalıştığım için. Buraya sırt kaslarından geldik. Dolayısıyla sadece sırt kaslarını da cihazlarla güçlendirdiğimiz zaman 15-20 seansta sırt kaslarını istediğimiz oranda güçlendirebiliriz. Öyle olunca da tabii dik durulabiliyor. Sırt kası güçlü olunca işin güzel tarafı kas doğal korse olduğu için özellikle kadında kireçlenmeyi engelliyor, kemik erimesini engelliyor, kırıkları engelliyor. O kadar muhteşem bir şey ki kaslar, Türkiye’de kas daha tam yerine oturmadı. İnsanlar bilseler ki kaslar bu kadar önemli kaslarına çok daha fazla önem verirler. Çünkü kas çalışırsa yağ da olmaz, işin daha da güzel tarafı. Bütün vücut kasları güçlü olan bir kadın ya da erkeğin yağ dokusu da belli oranda olur da normal olarak olur. Kasın çalışmasını etkilemez.

 

EREL AKSOY: Hocam, kaslardan bahsetmişken biraz da kemiklere geçelim. Biraz önce osteoporoz dediniz. Osteoporozun tedavisinin zor olduğunu belirttiniz. Gençlik yaşlarından itibaren spor yapmanın herhalde çok büyük önemi var, beslenmenin önemi var. Peki osteoporoz geçtikten sonra tedavide kullanılan bir takım ilaçlar var. Bunların faydaları veya zararları hakkında ne demek istersiniz?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Osteoporozun iki tipi var. Bir tanesi postmenopozal dediğimiz tüm kadınlarda menopoz dönemi sonrasında ortaya çıkar.İkincisi de senil tip dediğimiz 75 yaş sonrasında hem kadında hem erkekte ortaya çıkan tip. Tabii 75 yaşına gelen her kadında ya da her erkete kemik erimesi var. Ve bunun da zaten sağlık bakanlığı ilaç tedavilerini veriyor, kadında ve erkekte kemik dansitometrileri çekilmeden otomatik olarak veriyor. Postmenopozal osteoporoz tabii kadınlarda 40’lı yaşlarda, ilgili yaşlarda kadının genetiğine bağlı olarak, menopoza giriş yaşına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Her kadında var az ya da çok. Ufak-tefekse bir hanım narinse, sarışınsa, kasları da zayıfsa erken yaşta ortaya çıkıyor. Ama iriyarıysa, kemikleri kalınsa, kiloluysa tabii kilolu olmak kötü bir şey ama kilolu olmanın bir avantajı bu. Kilolu olanlarda kemik erimesi daha az oluyor kadın olsun erkek olsun. Burada önemli olan kilolu iriyarı olmak değil ince kaslı olmak. İnce kaslı olursak yine kemik erimesini engelleyebiliriz. Şimdi günümüzdeki tedaviler geriye dönüşü maalesef sağlamıyor tabii. Kemik yoğunluklarıyla biz yaptığımız tedaviyi her sene kontrol ediyoruz. Tedaviyi veriyoruz her sene kontrol ediyoruz nereye gidiyor diye. Baktığımız zaman bazen daha iyi sonuçlarla karşılaşıyoruz, ama minilizasyonda kısmen artış olduğu için yoksa kemik eski haline biraz daha geldiği için değil.

 

PINAR AKKAŞ: Mevcudu korumaya yönelik mi?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Mevcudu korumaya yönelik. Onun için ben her zaman hanımlara diyorum ki; bir an evvel erken bunun tedbirini almak gerekiyor. Çünkü bazı hanımlar, özellikle eğitimli hanımlarda da bunu çok görüyorum, kendine kondurmuyorlar, hani bana osteoporoz olmaz gibi, kimse kendinde kemik erimesi olabileceğini çok fazla düşünmek istemiyor. Ama netice itibariyle senelerle artık televizyon programları, eğitim programlarıyla herkes öğrendikleri gibi, her menopoza giren ya da girmek üzere olan her kadın bu tedavi içine girmelidir ve düzenli olarak da tedavisi yapılmalıdır. Çoğu hanım da buna az çok uyuyor. Sonuçların başarısına bakacak olursak erken yaşta aldığımızda hastayı da iyi takip ederseniz kemik yapıyı koruyabiliyorsunuz. Ben rutin programın dışında yani ilaç tedavisinin dışında iki önemli şey daha yapıyorum; bir tanesi sırt kası, ikincisi de bu ön bacak kasını sistemik kas çalıştırıyorum. Çünkü kemikler nasıl güçlü olur? Ritmik kas kontraksiyonuyla güçlü olur. Onun için biz yürüyün diyoruz, yüzün diyoruz. Çünkü her ikisinde de ritmik kas kontraksiyonu var. Kas kontraksiyonu kemiğin yapısının güçlü olmasını sağlar. Şimdi sırt ve kalçada trabeküler kemik yapısı daha fazla olduğu için sırtta ve kalçada yoğun kemik erimesi olur. Ve genelde de kadınlarda sırt kasları ve bacak kasları zayıftır. Her sene bir 15 seans sırt ve bacak ben sistemik güçlendirdiğimde sonuçlarımın çok daha iyi olduğunu gördüm. Onun içinde ben kendim böyle bir program uyguluyorum. Normal ilaç tedavisinin yanı sıra alabildiğim kadar hastayı, kabul eden hastalarımı sırt ve bacak kaslarını güçlendiriyorum. Sonrasında da yürüyün diyorum. Çünkü bacak kası zayıf olan bir kadın yürüse ne olur, dizi bozulur, kalçası bozulur çünkü yük biner. Ama bacak kası güçlü olan bir kadın yürüse ne olur, hem kemiğini korur hem dizini ve kalçasını korur.

 

PINAR AKKAŞ: Peki ikinci tip osteoporoz için tedavi yöntemleri aynı mıdır yoksa farklı yöntemler de var mıdır? Çünkü hem erkete hem kadında görülüyor 75 yaşında itibaren dediniz. Bundaki fark diğerine göre nedir?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Yine Türkiye’de bilinmeyen bir şey mesela 80 yaşında bir hasta kemik yoğunluğunu çektirmiş. “Gittim kemik yoğunluğumu çektirdim, kemik erimem yokmuş sonuçlar çok iyi çıktı hayran kaldım” diyor. Hastaya bir bakıyorsunuz osteoporoz postürü gelişmiş, boyu kısalmış 7-8 santim, kamburlaşmış ve kemikler tiril tiril grafilerde. Kemik dansitometresini çektirmiş, doktor da “maşaAllah müthişsiniz” demiş. Halbuki neden bu? Çok yoğun kireçlenme olduğu zaman kemik yoğunluğunda o kireçlenmeler hesap içine katıldığı için, kireçlenmeleri küçük gülün dikenleri gibi düşünün, onlar tabii sisteme katılınca sanki netice çok güzelmiş gibi çıkıyor. Onun için dünya sağlık örgütü ve aynı zamanda bizim Türkiye’de saplık bakanlığımızda demiş ki; 75 yaşına geldiği zaman bir insan kadın olsun erkek olsun artık kemik yoğunluğu çektirmeyin, ben raporumu da veriyorum, devlet ödüyor. Devlet otomatikman tedaviyi ödüyor. Biz sağlık raporu çıkarıyoruz, 75 yaşına gelmesi yeterli o kişinin rapor çıkarması için. Çünkü herkesin muhakkak ilaç tedavisi alması gerekiyor. Aksi taktirde kemikleri kendi kendine kırılabilir. Dediğim gibi bu yaştan sonra çekilecek kemik yoğunlukları da tam tersi bir netice verir ve hastaları çok fazla yanıltır.

 

PINAR AKKAŞ: Şimdi kireçlenmeden bahsettiniz, onunla ilgili devam etmek istiyorum. Genelde kireçlenmede yaşlı insanlar aklımıza geliyor, dizde bir rahatsızlık akılımıza geliyor. Onun dışında nasıl bir hastalıktır kireçlenme? Bir de böyle çeşitli sesler geliyor hareket ettirirken dizde ya da diğer eklemlerde. Mutlaka diğer eklemlerde de oluyordur ama çoğunlukla diz eklemlerinde oluyor galiba, onunla ilgili sormak istiyorum. Nasıl bir hastalıktır kireçlenme?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Aslında biz kemik erimesi tedavisini kadın doğumcularla beraber planlıyoruz. Kadın doğumun da çünkü çok önemli bir rolü var kemik erimesi tedavisinde. Şunu da söylemeden geçmemiz lazım; bir kadın menopoza girdiği zaman bana geldiğinde ilk etapta ben hemen kadın doğumcuya yönlendiriyorum. Çünkü neden? Bir kadın doğumcunun yeni menopoza giren bir kadını değerlendirmesi gerekiyor. Mamografilerinin çekilip kemik yoğunluğunun istenmesi gerekiyor. Eğer östrojen hormon alabilecekse onu da ben vermiyorum, kadın doğum uzmanının vermesi gerekiyor. Bu bir ekip çalışması çünkü. Biz de o zaman sadece egzersizini ve kalsiyumunu planlıyoruz, beraber çalışıyoruz. Eğer üzerinden 5-10 yıl geçmişse, hormon almayacaksa o zaman ben direk kendim alıyorum.

 

EREL AKSOY: Bundan yaklaşık 10-15 yıl önce yapılan çalışmalar neticesinde halk arasında, kadın doğumcular ve doktorlar arasında bir takım korkular oluştu. İşte meme kanserini verilen hormonların artıracağı yönünde. Ama tabii burada hasta seçiminin çok dikkatli yapılması lazım. Menopoz yaşının çok önemi var. Erken menopoza girmiş bir kadının vücudunda olması gereken hormon olmuyor. O hormonun kesinlikle yerine konması lazım. Ki bunu yapmadan önce ek bir hastalığın olup olmadığının tespit edilmesi lazım. İşte memede herhangi bir sıkıntı var mı, rahim duvarında herhangi bir kalınlaşma, rahim kanserine giden bir durum var mı? Bunu tabii dediğiniz gibi bir kadın doğumcunun öncelikle değerlendirmesi lazım. Eğer bir sıkıntı yoksa ondan sonra biz hormon tedavisini yine seçici olarak öneriyoruz. Ama menopoz yaşı normal olan bir hastada genellikle onu hastanın şikayeti varsa hormon verme yönünde. Yani Türkiye’de yaklaşık 47-48 yaş menopoz yaşı olduğu için bu yaşa gelmiş hastalar bir takım işte ateş basmaları en sık bilinen menopoz belirtisi, çok rahatsız oluyorsa, hayatını etkileyecek durumdaysa o zaman hormon tedavisi yapma yönünde bir tercih var şu andaki kadın doğum camiasında.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Yine de hormon aktif olarak devam ediyor. Netice itibariyle burada hormonu verecek olan, bu konuda karar verecek olan kadın doğum uzmanıdır. Bazen vermediği noktalarda da otomatikman diğer biz bütün şeylerini düzenliyoruz.

Şimdi kireçlenmeye gelelim. Kireçlenme hepimizin karşı karşıya kaldığı bir durum. Bu saçın beyazlaması, cildin kırışması gibi olan bir konu. Aslında 20’li yaşlarda başladığı saptanmış çalışmalarda. Çok erken yaşlarda başlıyor ama biz bunun bulgularını 40’lı yaşlarda hissetmeye başlıyoruz. Çünkü neden? Kıkırdak ağrısız bir doku. Ağrısız doku olduğu için örneğin diz ekleminde ağrıyı ne zaman hissediyoruz; ne zaman ki kıkırdak harap oluyor, aşınıyor, sinir uçlarına bası ortaya çıkıyor, bir takım ödemler reaksiyonlar çıkıyor, ondan sonra hasta ağrı hissetmeye başladığı noktada “benim kireçlenmem mi başladı” diye düşünüyor. Halbuki kireçlenme son derece sinsi olarak 20’li yaşlardan itibaren başlıyor. Onun için aslında çocuk gelişmeye başladığı dönemden itibaren çocuğa bu bilinci vermek lazım. Yani eklem kas ağırlı nasıl korunur, ne yapmak lazım, hangi sporları yapmak gerekir. Oluştuktan sonra da kireçlenmenin geriye dönüşü hiç yok, ameliyatı da yok biliyorsunuz. Bu boyundaki kireçlenmeler için de söylüyorum, boyundaki kireçlenmeleri çok sık takip ederim. Neden çok sıkı ve sık takip ederim? Boyundaki kireçlenmeler fıtıklarla beraber ileri yaşlarda denge sorununa yol açıyor. Bu çok korkunç bir şey. İnsanın 70’li yaşlarda denge sorunuyla yürüyememesi çok kötü. Çünkü bir de tedavisi de yok. Ameliyatı da yok. Boyunda temizliği falan da yok. Onun için de dikkatli olmak gerekiyor. Aslında önceden tedbirleri almak gerekiyor kireçlenmede.

 

EREL AKSOY: Genetik yapının faktörü var mı yoksa yanlış kullanıma bağlı ortaya çıkan bir durum mu? Yani önlem derken nelerden bahsediyoruz?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Genetik durum tabii çok önemli, genetik yatkınlık kireçlenmede de var. Eklemine göre de var. Mesela annenizde elde ve dizde yoğun kireçlenme varsa sizin de elinizde ve dizinizde olma ihtimali daha yüksek. Bir genetik yönü var. İkincisi eklemleri kullanma, mesela çok kilolu olmak çok kötü bir şey tabii eklemler açısından. Çünkü çok fazla yük biniyor eklemlere. Çok tembel olmak da çok kötü çünkü o da eklemlerde kireçlenmeye yol açıyor. Aşırı ağırlıklı sporlar yapmak da iyi değil eklemler için. Halter kaldırmak, bazı ağır taşımalı işler bunlar hep eklemleri bozucu olan şeyler. Bunun dışında sigara, alkol, kahve bunlar da yine kireçlenmeyi etkileyen faktörler olabiliyor. Hanımların mesela hamilelik dönemi. Hamilelik döneminde çok kilo almamak gerekir. Çok aşırı kilo da yine kireçlenmeyi artırıyor. Bir diğer faktör de travmalar. Travmalara çok dikkat etmek gerekiyor. Düşmeler, araba kazaları. Çünkü bir kemikte eklem travma görünce, darbe görünce o darbeye sekonder reaksiyon olarak daha yoğun bir kireçlenme ortaya çıkıyor. Onun için özellikle boyunda, boyun kazaları çok olur ya. Mesela Amerika’da herkesin en çok korktuğu şey nedir arabada giderken birisine arkadan çarpmak, en korkunç şey. Çünkü o çarptığınız kişi sizi mahkemeye verip çok büyük cezalar aldırabilir. O anda hiçbir şey çıkması gerekmiyor. Çünkü o travmanın etkisi 20 sene sonra çıkıyor, 30 sene sonra çıkıyor. Dolayısıyla boyuna gelen travmalara, kalçalara gelen, dizlere gelen travmalara dikkat etmek lazım. Bazı sporcular futbolcular özellikle çok düşme ve çarpmaya maruz kalıyorlar, işte onlarda daha yoğun bir kireçlenme hali var. Onun için onlar da ne yapacaklar? Daha dikkatli olacaklar. Kireçlenmeyi engelleyici preparatlar var mesela, hakikaten onların neticesinin faydalı olduğunu söyleyebiliyorum. Şimdi ben yeni bir şey çıktığı zaman hiçbir aman kesin konuşmam çünkü hemen bilemiyorsunuz. Şimdi ben PRP yapıyorum kireçlenmede. Mesela PRP’nin uzak vadeleriyle ilgili konuşmam istendiği zaman konuşamam. Çünkü ben her zaman araştırmalara baksam da kendi sonuçlarımı söylemeyi de sevmiyorum. Mesela benglukozamin preparatlarına 1998 yılından beri kullanıyorum hastalarıma çok eski. Belki en eski kullanan hekimlerden bir tanesiyim. Ben bunu yurt dışında gördüğüm için Türkiye’ye de resmi olarak gelmeye başlamıştı bazı firmalar tarafından. Ben öneriyordum hastalara yurt dışından alsınlar diye. Şimdi ben bunların grafilerini karşılaştırdığım zaman hastalarım -hastalarım beni bırakmazlar- çünkü ben hastamı her zaman kendim yerine koyarım. Tedaviyi planlarken de kendimi onun yerine koyar onun için en iyisi neyse elimden ne geliyorsa bilgim çerçevesinde, imkanlar çerçevesinde en iyiyi yapmaya çalışırım. O da bunu hissediyor ve beni bırakamıyorlar. Çünkü bilirler ki hakikaten ben elimden geleni yapıyorum. Fizik tedavinin de bir özelliği bu. Her branş için bu geçerli değil. Her sene fizik tedavisinde 2-3 yılda bir hastalar gelir. Dolayısıyla ben çok fazla hastalarımın grafilerini değerlendirme imkanım oldu. Boyunlarda değerlendirme yaptığım zaman yüksek oranda kireçlenmeleri engellediğini gördüm. Bununla ilgili protokoller çok farklı, herkes değişik protokol veriyor. Mesela üzerlerinde üç tane yazar, ben hiçbir aman üç tane vermiyorum çok fazla geliyor hastaya sabah öğle akşam. Hiçbir aman bunu alın ömür boyu kullanın demiyorum. Neden demiyorum? Çünkü yaz aylarında hava sıcak ve kuru. Eklemlerin dolaşımı güzel. Yazın bu preparatı amaya pek gerek yok bence. Kış aylarında almayı öneriyorum. Şöyle bir protokol yaptım; bu protokolü de dünyadaki protokollere bakarak genel bütün protokolleri değerlendirdim. Bana da en makul gelen protokol işin mekanizmasına bakıldığı zaman kış aylarında bunu kullanmak ve belli aylar çerçevesinde kullanmak. Ben yaşa göre veriyorum. Mesela 40 yaşına kadar her sene 3 ay kullanın diyorum, günde 1 tane yeterli bence. 40 yaşından sonra 40-60 yaş arası yine 3 ay kullanın ama 2 tane kullanın diyorum. 60 yaşından sonra 4 ay kullanın, 2 defa kullanın diyorum. 3 kere çok fazla 2 defa kullanıyorlar. Mesela bu protokolle ben çok iyi neticeler aldım. Hiçbir zaman hastalarına 12 ay boyunca kullanın demiyorum. Tabii belki 12 ay kullanınca neticesi daha iyi olabilir, bu konuda bir araştırma da yok onu da söyleyeyim. Tıpta hep araştırmalara bakarak konuşuyoruz neticede. Mesela yan ürünler, sistemik ilaçlar dışında tansiyon veya kardiyak ilaçlar gibi gerek ağrı kesicileri, gerek vitaminleri, gerek bütün yan desteklerin devamlı alınmana karşı olan bir hekimim. Belli mevsimlerde alınmasının insan sağlığı için daha uygun olacağını düşünüyorum.

 

EREL AKSOY: Kemik dokusu döngüye sahip bir doku canlı bir doku aslında ama kıkırdak bildiğim kadarıyla kendini yenileyen bir doku değil. Burada ilaçların mekanizması nasıl bir etkiye sahip oluyor? Ondan biraz bahsedebilir miyiz?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Bu kıkırdak dokusunun harabiyeti sonrasında dönüşümlü değil. Yalnız kıkırdak bu PRP uygulamalarında menisküste yumuşak dokuda hem de kıkırdak dokusunda kısmen iyileşme var, görülebiliyor. Önemli olan nokta şu; oluştuktan sonra değil oluşmadan önleyici tedaviyle, bunar hep önleyici tedaviler. Onun için önce alınması koruyucu anlamda çok daha iyi. Artışını engelliyor kireçlenmenin. Şunu diyorum; bir kireçlenme oluşmuş onun artışını engelleyebilirsiniz. Mevcut kireçlenmenin geriye dönüşü yok zaten. Kemik erimesinde de öyle hiçbir zaman geriye dönüş yok. Bu ikisinde de geriye dönüş yok.

 

PINAR AKKAŞ: Şöyle bir şey denebilir mi? 20 yaşlarda başlıyor dediniz, 40’lı yaşlarda belirti vermeye başlıyor. O zaman bu bitkisel içerikli preparatlar 20’li yaşlardan itibaren koruyucu anlamda kullanılabilir.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Kullanılabilir. Ama dünyada şu anda önerilen 30 yaş civarında alınması, 30 yaşına kadar çok fazla önerilmiyor, 30 yaşından sonra öneriliyor. Ama kalsiyumu da tam tersi, kalsiyum çok önemli neden? Küçükken çocuk süt içmeyi sevmiyor, beslenmesi iyi değil diyelim. Sonrasında diyor ki annesi; “bak işte senin kemiklerin ince kaldı zayıf kaldı, sen iyi beslenmedin.” Şimdi günümüzde biliyoruz ki 35 yaşına kadar kemik kütlesini artırabiliriz. Dolayısıyla kemik yapısını da güçlendirmek için işte 35 yaşına kadar ayrı efor sarfetmeliyiz. Yani ne kadar çok artarsa hem beslenmeyle ek de alınabilinir, spor da yapılabilinir kütleyi artırmak için. Yani gelişme döneminde dikkat edeceğimiz konu kemik kütleyi artırmak, kas dokusunu olabildiğince güçlendirmek. İleri yaşlara giderken olanı korumak için.

 

EREL AKSOY: Başka bir konuya gelmek istiyorum. MR’dan bahsettik. MR’da bir takın patolojik bulgular var, onlardan bir tanesi fıtıklar. Çeşitli branşların fıtıklara yaklaşımları farklı olabiliyor. Ortopedistlerin, beyin cerrahlarının ve fizik tedavicilerin. Bir fıtıkla karşılaşıldığı zaman MR’da onun ameliyat gerekip gerekmediği kararını vermede nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Eskiden ve hala da bu konuda tartışmalar var öyle mi olsun böyle mi olsun. Aslında protokoller dünyada artık belli merkezlerde belli. Belli amam bu belirliliğin herkes tarafından bilinmesi gerekiyor önemli olan o. Zaten omurgayla ilgili bazı hastalıkların ameliyatları ortopedistlerin, bazılarının nöroşirurjenlerin yani beyin cerrahlarını ilgilendiriyor. Ülke ülke de bu eğitimler farklı. Örneğin Amerika’da boyun ve bel fıtığı ameliyatları ortopedistler tarafından ve eğitimi ortopedide alınıyor. Türkiye’de ise ortopedistlerin eğitimi değil bu nöroşirurjinin eğitimi. Türkiye’de boyun ve bel fıtıklarının ameliyatı beyin cerrahları tarafından yapılıyor. Dolayısıyla bu beyin cerrahlarını ve bizi ilgilendiriyor. Ama ortopedistler de yapıyor belki yurt dışında eğitim aldıkları için. Ama normal koşullarda boyun ve bel fıtığı dediğiniz zaman bu iki grubu ilgilendiriyor Türkiye’de. Fizik tedavi uzmanlarını ve nöroşirurjenleri. Nöroşirurjenleri bu işin cerrahları, biz de dahiliyecileriyiz öyle söyleyeyim. Boynu beli ağrıyan bir hastanın fizik tedavi uzmanına gelmesi lazım. Neden? Siz karnınız ağrıdığı zaman ben cerraha mı gideyim diyorsunuz? Hemen ameliyat mı olmayı düşünüyorsun? Önce bir dahiliyeye gidiyorsunuz, değerlendiriliyorsunuz, ameliyat olacaksanız eğer o sizi cerraha yönlendiriyor. Şimdi MR’la saptanan sadece boyun bel ağrısı da demiyorum, MR’la saptanan boyun bel fıtıklarının yüzde kaçı ameliyata gidiyor biliyor musunuz? Yüzde 2’si, yüzde 2 ile yüzde 3’ü ameliyata gidiyor.

 

EREL AKSOY: Saptanan fıtıkların yüzde 2’si, evet.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Yani bu ne demektir? 500 kişinin boynu beli ağrıyabilir. Bunun da 100 kişisi boyun bel fıtığıdır, bunun da 2’si gidiyordur. Düşünün 500 kişinin 2 tanesini ilgilendiriyor ameliyat. Demek ki diğer kalanın hepsi fizik tedaviyi ilgilendiriyor. Çünkü Türkiye’de yanlış gidiş var, bu yanlış gidişi düzeltmek lazım. Neden? Yanlış gidişler her zaman ülkenin sağlık politikasına zarar verir. Çünkü ben hasta olarak yanlışlıkla iki ayrı hekime gittiğim zaman devlete zarar veririm. Çünkü devlet benim için ayrı hekime para öder, bu günah bir şeydir. Herkesin aynı şeyi yaptığını düşünün ne kadar büyük para kaybı devletimiz açısından. Siz doğru hekime giderseniz, cerraha da gitse dönecek dolaşacak fizik tedavi uzmanına gelecek. Yüzde 2-3’ü ameliyata gider. Ameliyat endikasyonu da çok, MR’lardan sonra bu yüzde yüz açık. Eğer MR’da ekstrüde herni görmüşseniz yani fıtık açılmış ve dışarıya çıkmışsa sizi derhal cerrahiye yönlendireceksiniz.

 

PINAR AKKAŞ: Ama hastanın hiçbir şikayeti yoksa ağrı anlamında?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Ekstrüde herni hastanın şikayeti olmaması diye bir şey olmaz. MR’da ekstrüde herni olduğunda EMG’de kök basısı olduğunda, onun nörolojik bulguları olduğunda hastada kas güçsüzlüğü nörolojik kayıpları olur. O zaman hastayı fizik tedavide oyalamamak gerekir. Hastaya yazık. Çünkü siz onu fizik tedavide oyalarken örneğim bacak bir düşer, ayak düşer düşük ayak oluşur ve o düşük ayak 72 saat içinde ameliyat edilmezse ondan sonra ameliyat edildikten sonra dahi hasta ömür boyu dizine kadar çubuklu bantlarla ayağının altına demirleri giymek zorunda kalır. Onun için endikasyon çok önemli, doğru karar vermek gerekiyor. Ben ekstrüde herni gördüğüm zaman derhal cerraha yönlendiriyorum hiç bir zaman o hastayı ellemem. Ama hastaya da şunu söylüyorum; ameliyata gittikten sonra ameliyattan 1 ay sonra muhakkak bana gel diyorum, ben senin kaslarını değerlendireyim. Çünkü yüzde 90 çok zayıf kas dokusu tekrar geriye gelmez. Onu benim güçlendirmem gerekir. Ben eğer o kası güçlendirmezsem o zaman ne olur? Fıtık aynı seviyeden üst seviyeden çıkar. Dolayısıyla biz Türkiye’de neyle karşılaşıyoruz sık sık? Çok başarılı bir cerrah, çok iyi bir ameliyat yapmış 1 ay sonra fıtık çıkmış. Hasta feveran ediyor bu nasıl cerrah? Ben de diyorum ki bu cerrahtan dolayı değil, ameliyatını çok iyi yapmış her şey çok iyi ama sen bacak kasın zayıf olduğu için ve 1 ay da devamlı koşturduğun için tekrar çıkmış fıtık. Burada eksik nokta ne? Türkiye’deki eksik nokta şu; ekip tedavisinin olmaması. Türkiye’de bizde herkes kendi alanında çok iyi, çok iyi hekimler var, eksiğimiz ekip olarak çalışmıyoruz. Bu çok zayıf. Üniversiteler dışında özel sektörde mesela nöroşirurjen ameliyatını yapıyor, egzersizini yapıp gönderiyor. Ortopedist kırığını alçısını alıyor egzersizini veriyor gönderiyor. Halbuki o egzersizi vermek de fizik tedavi uzmanının işi. Belki ben oraya egzersiz vermeyeceğim, belki başak bir şey düşünüyorum. Ama o diyor ki nasıl olsa buna egzersiz verecek diyor, o vereceğine ben vereyim niye gitsin diyor. Halbuki insan vücudu çok önemli, onu çok iyi taşımalıyız, bir porselen gibi taşımalıyız. Onun için de ne kadar iyi tedavi yaparsak sonucumuz o kadar iyi olur. Hekimlikte hepimizin amacı halka hizmet, kişisel düşünmemeliyiz. Çünkü başarı ekip başarısıdır. Ben her zaman ona inanıyorum. Biz fizik tedavide tabii hep ekip olarak çalışıyoruz. Mesela ben her zaman söylerim; ben çok iyi bir doktor olabilirim ama benim hastamın iyi olması benim çok iyi doktor olmamla bitmiyor maalesef. Ben çok iyi doktor olsam da benim cihazım iyi değilse, benim terapistim iyi değilse, benim verdiğim uyguladığım program iyi değilse sonuç iyi olmaz ki. Ben çok iyi bir program uygulasam dahi terapistim iyi olmazsa hasta iyi olamaz ki. Yani ekip de hepimiz iyi çalışmalıyız. Hekimler de her hastalık grubunda ekipler oluştururlarsa, çünkü her hastalık 3-4 hekim grubunu ilgilendiriyor. Bu gruplar kurulduğunda o zaman sonuçlar muhteşem olacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: Her hastalıkta ekip çalışması önemli ama galiba fizik tedavide çok daha önemli.

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Daha da önemli. Fizik tedavi uzmanları genelde diğer hekimlerle çok beraber çalışmalılar. Biz aşağı yukarı her hekim grubuyla çalışan uzmanlık dalıyız. Ama ne yazık ki Türkiye’de çok aktif olarak bu maalesef yok. Üniversitelerde dahi bu yok. Tabii olmasını istiyoruz, önümüzdeki yıllarda bütün hekimler, ben her zaman söylüyorum; hekimlerin ihtisas dalı içerisinde bence bir kaç ülkeyi hiç olmazsa bir ya da birkaç aylığına birkaç ülkeye gönderilmesi gerekiyor. Gözlem, görmek, insanlar ne yapıyor diye bakmak gerekiyor çok önemli. Ne kadar çok hekim yurt dışına giderse, görgüsü artarsa yurt dışı görgüsü ve yurt dışı bilgisi artarsa o zaman görecektir ki, hakikaten biz bunu ekip olarak yaptığımızda sonuçlar daha güzel. Ben çok iyiyim ama çok iyi olduğumun da bilinmesi gerekir. Çok iyi  ir hekim bana mesela tedavisi sonrası rehabilitasyona gönderdiğinde, çok güzel ameliyat yapıyor ban gönderiyor benim de hoşuma giderek onu güçlendiriyorum hasta muhteşem oluyor. Sonra da hastaya diyorum ki; bak ne kadar güzel, cerrahınız ne iyi yapmış. Bunu gidiyor cerraha söylüyor muhteşem bir şey oluyor. Bizim için böyle mutluluklar yaşamak çok önemli, bunun için biz hekim olduk. Neticede bunları ne kadar sık yaparsak hastalarımız için de o kadar iyi olacaktır.

 

PINAR AKKAŞ: Meral Hocam, programımızın sonuna geldik çok çabuk geçti. Ama ben yine de bir soru sormak istiyorum fizik tedaviyle ilgili. Fıtık rahatsızlıklarında fizik tedavinin önemi çok büyük. Fizik tedaviye gidiyor gir hasta, sonra onun yakın çevresinde aynı rahatsızlıkla muzdarip bir başka kişi daha oluyor ve birbirlerine yaptıkları tavsiyeler oluyor. Broşürler oluyor, kağıtta fizik tedaviyle ilgili egzersizler oluyor ve böyle bir yanlış yönlendirme oluyor. Halbuki hastanın yaşına durumuna göre her şey daha farklı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

 

MERAL KOZAKÇIOĞLU: Çok güzel soru. Çünkü matbu broşürler var şimdi. Hatta öğrenciliğimizden beri basarlar boyun, diz, bel egzersizleri. Bunları vermek bazen uygun olabilir, uygun olmayabilir. Ben her zaman hastaya göre terapiste egzersiz verdiriyorum. Tedavisi bittikten sonra duruma göre. Mesela boyun egzersizlerinde aksta bozukluk varsa, boyunun belli açılarda fıtığı varsa, mesela boyunun öne arkaya, sağa sola hareketleri çok sakıncalı. Boyun hareketleri yapmak her zaman güzel değildir ki. Bazen çok kötü olabilir. Dolayısıyla bazılarına güçlendirici vermek lazım izometrik, bazılarına germe, bazılarına reometri yani onu birebir hastaya göre uygulamak çok faydalı. Dediğiniz gibi başkalarının egzersizlerini başkaları kullanacak olursa o zaman tabii olmayan problemler ortaya çıkıyor. Yapılmaması gerekiyor.

 

EREL AKSOY: Çok değerli bilgiler verdiniz, ayağınıza sağlık diyoruz. Sorularımız vardı ama süremiz bu kadar.

 

PINAR AKKAŞ: Gerçekten çok güzel bir sohbet oldu, çok faydalandı izleyicilerimiz de. İzninizle programı kapatıyoruz.

Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yine değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.

 

http://a9.com.tr/izle/183935/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---24-Bolum---Prof-Dr-Meral-Kozakcioglu-Fizik-Tedavi-ve-Rehabilitasyon-Uzmani


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Ağrı
Bedenimizdeki Ayetler
Doktor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
Hastalık
Kemik
Omurga
Osteoporoz
Prof. Dr. Meral Kozakçıoğlu
Sağlık
Skolyoz
Yaşam ve Sağlık
fibrozit
fıtık
kasık fıtıkları
kifoz
kireçlenme
kulunç
tedavi
yumuşak doku romatizmaları