A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
ÇÖZÜM KURAN AHLAKI
Siz bu filmi seyrederken dünyanın farklı yerlerinde milyonlarca zavallı insan eziyet görüyor. Bazıları açlıkla pençeleşiyor. Kimisi küçük yaşta çalışmak zorunda. Kimisi ise evinden, ailesinden, çocuklarından koparılmış, yurdundan sürülmüş durumda. Hemen her gün gazetelerde, televizyonlarda bu insanların görüntülerine rastlarız. Ama çoğumuz gazetenin sayfalarını çevirince veya seyrettiğimiz kanalı değiştirince bu insanların varlığını unuturuz. Tüm dünya bu şekilde umursuz davrandığı sürece yeryüzünde haksızlık ve acı hiç bitmeyecektir.
Birçok kişi bu sorunları çözecek kişilerin zengin ve güç sahibi kişiler olduğunu düşünür. Oysa bu sorunları çözmek için zenginlik ve güç tek başına yeterli değil. Örneğin dünyada çok sayıda zengin ve gelişmiş ülke var ama Etiyopya'da da, Sudan'da da insanlar hala açlıktan eriyor. Gelişmiş teknolojiye ve dünyanın zengin kaynaklarına rağmen kimi insanlar halen bir tabak yemeğe muhtaç. Zenginliğin ve gücün muhtaç insanların yararına kullanılması için her şeyden önce vicdanlı ve ahlaklı olmak gerekiyor.
Çözüm, insanlara karşılıksız olarak yardım etmeyi amaçlayan bir vicdan anlayışıdır. Bu vicdan anlayışının tek kaynağı ise İslam'ın ahlakıdır. Samimi olarak iman eden insanlar, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için diğer insanlara yardım elini uzatır. Bu güzel ahlak modeline sahip olan müminleri Allah Kuran'da şöyle anlatır:
Şeytandan Allah'a sığınırız: “Kendileri ona duydukları sevgiye rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz size ancak Allah'ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz.” (İnsan Suresi, 8-10)
Yüce Rabbimiz, insanlar için iyi huylu olmayı, güzel ahlakı ve merhameti emreder. İnsanlık ancak Kuran ahlakını benimsendiği zaman gerçek adalet ve barışa kavuşabilir. Aksi takdirde dünya haksızlıklar ve adaletsizliklerle dolanacaktır. Bugün olduğu gibi.
SİYASİ HIRSA ÇÖZÜM: KURAN AHLAKI
Günümüzde birçok ülkede siyaset bazı insanlar için bir hizmet aracı olmaktan çıkıp, çıkara dayalı bir iş koluna dönüştü. Diktayla yönetilen pek çok ülkede durum çok daha vahim. Halk çok büyük bir sefalet içinde yaşar, açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla mücadele eder. Ama baştaki yöneticiler sefahatin, şatafatın doruklarında bir hayat sürerler.
1997 yılında ölen Zaire diktatörü Mobutu'nun hayatı bu konuya çok uygun bir örnektir. Mobutu, kişisel bakımı için özel uçağıyla her ay Fransa'dan kuaförünü getirtirken, halkı tek bir ekmek için birbiriyle çatışıyordu. Mobutu ülkesinin tüm yeraltı ve elmas kaynaklarını kendi üzerine geçirmiş, batılı ülkelerin kullanımını açmış fakat açlık ve sefalet içinde yaşayan halkını görmezlikten gelmişti.
Ocak 2006'da ölen Uganda diktatörü İdi Amin de zalimliğiyle nam salmış bir Afrika lideriydi. 1971'de askeri bir darbeyle iktidara gelen İdi Amin'in ilk icraatı, ülkedeki Hintli ve Pakistanlıları sınır dışı etmek oldu. Buna bahane olarak ise akıl hastalarına özgü bir senaryo sundu. Amin, Allah'ı kalp gözüyle gördüğünü ve ancak ülkesindeki yabancıları sınır dışı ederse huzura ereceğini söylediğini iddia etti. İdi Amin, diktatörlüğü süresince resmi rakamlara göre bizzat 300.000 kişinin ölüm emrini verdi. On binlerce kişi ise faili meçhul ya da kayıp olarak istatistiklere geçti. Allah böyle zalimlere Kuran-ı Kerim'de açıkça uyarılar da bulunur.
“O, iş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Suresi, 205)
EKONOMİK SIKINTILARA ÇÖZÜM: KURAN AHLAKI
Günümüzde birçok ülke ekonomik sistemini faiz ve dış borç üzerine kurmuş durumda. Bu kaynaklar olmadan ülke ekonomileri büyük krizlere girmekte. Ancak problem bununla sınırlı değil. Alınan borçlara verilen yüksek faizler, borçlu ülkeleri daha da batırmakta, milyonlarca insanın fakirlik içinde yaşamasına sebep olmakta.
Günümüzde özellikle de ekonomik açıdan iyi durumda olmayan ülkelerde ekonomik düzen, faiz sistemi üzerine kurulmuştur. İnsanlar üretime değil, paralarını bankaya yatırmaya teşvik edilmektedir. Bu yöntem ilk bakışta cazip ve kolay bir yol olarak görünür ama sanıldığı gibi insanlara refah ve zenginlik getirmez. Hiçbir yatırımın yapılmadığı, paranın bankalarda, yastık altlarında veya kasalarda biriktirildiği bir ekonomik sistem, hayat pahalılığı ve enflasyon gibi krizleri de beraberinde getirir. Parasını faize yatıranlar bu ekonomik sıkıntıyı bizzat yaşarlar. Faizde artan paraları enflasyonun hızına yetişemeyerek sürekli değer kaybeder.
Üretim yapılması durumunda ise ülke ekonomisinde bir düzelme yaşanır, piyasa hareketlenir ve bu da herkes için yarar sağlar. Nitekim parayı biriktirmek, malı yığmak, Allah'ın Kuran'da yasakladığı davranışlardır. Kuran'da insanların ellerindeki parayı sürekli olarak hayır yönünde kullanmaları emredilir. Allah, Kuran'da bildirdiği hükümlerle insanların yaşam şartlarını en iyi olacak şekilde düzenlemiştir. Bu nedenle faizi de yasaklamış, kişilerin ağır borç yükü altında ezilmelerini engellemiştir.
“Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faize bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim faize geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara Suresi, 275)
Bir başka ayette ise faizin insanlara bereket getirmeyeceği şöyle haber verilir:
“Allah faizi yok eder de sadakaları artırır. Allah günahkar kafirlerin hiçbirini sevmez.” (Bakara Suresi, 276)
YOKSULLARA ÇÖZÜM: KURAN AHLAKI
Çöp karıştırarak yaşamını sürdürenler. Çok az bir para karşılığında hayatını tehlikeye atarak çalışmak zorunda kalan çocuklar. Sokaklarda yaşamak zorunda kalan evsizler, beslenme yetersizliğinden kaynaklanan çocuk ölümleri ve buna benzer yoksulluk temelli pek çok problem. Amerika gibi zengin bir ülkede dahi yoksulluk içinde yaşayanların sayısı son 20 yılda 3 katına çıkmıştır. 2013 itibariyle Birleşik Devletler'de 46.2 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Bu adaletsizliğin önüne geçmek ancak Allah'ın emrettiği Kuran ahlakıyla mümkün olur. Toplumda sosyal adaleti ve barışı sağlayacak olan çözüm, ayetlerde ve Efendimiz (sav)’in örnek hayatında tavsiye edilen güzel ahlaktır. Allah, maddi yönden güçlü olan kişilerin nasıl davranması gerektiğini Nur suresinde şöyle açıklamıştır:
“Sizden faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar. Affetsinler ve hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22)
Yine ayetlerde yoksullara nasıl davranılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Yoksulluğunu dile getirmeyen onurlu kişilere de dikkat çekilerek bu kişilerin haklarının korunması emredilmiştir.
“Onların mallarında dilenip isteyen ve iffetinden dolayı istemeyip de yoksul olan için de bir hak vardır.” (Zariyat Suresi, 19)
“Sadakalar kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Bakara Suresi, 273)
Yoksulluğun getirdiği büyük bir problem de göçmen sorunudur. Fakir insanlar daha iyi kazanmak ve daha güzel yaşam şartlarına kavuşmak için başka ülkelere gidiyor ve maalesef insanlık dışı koşullarda çok düşük ücretlere çalışıyorlar. Bu da utanç verici bir sektörü ortaya çıkarıyor.
İnsan Kaçakçılığı
2003-2006 yılları arasında dünya genelinde tespit edilen insan ticareti mağdurlarının %20'si çocukken, 2007-2010 yılları arasında bu oran %27'ye yükselmiştir. Bölgesel bazda ele alındığında bu oran Afrika ve Orta Doğu'da %68'e kadar ulaşmaktadır. Bu çocukların 3'te 2'sini kız çocuklar oluşturmaktadır. İnsan ticareti mağdurlarının %60'ı ise kadındır. Diğer bir deyişle, kadın ve kız çocuklar toplam mağdur sayısının %75'ini teşkil etmektedir.
İnsan kaçakçılığı trajedinin bir boyutudur. Göçlerin nedeni sadece maddi değildir. Savaşlar da göçleri tetikleyen en önemli unsurlardandır. Örneğin 1994 Ruanda İç Savaşı'nda 2 milyon insan mülteci konumuna düştü. Bu insanların bir kısmı halen yurduna dönebilmiş değil.
Kosova'da yaşanan savaş nedeniyle 1998 Mart’ında mülteci göçü başlamış, Kosova'nın hemen hemen bütün şehirleri boşaltılmıştır. Yaklaşık 300 bin Kosovalı günlerce yürüyerek göç etmek zorunda kalmıştır. Yoğun kış şartları nedeniyle hayatını yitirenler olmuştur.
2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın ardından da yaklaşık 2 milyon Suriyeli, Ürdün, Türkiye gibi ülkelere sığınarak mülteci durumuna düşmüşlerdir. Suriye içinde ise yaklaşık 4 milyon insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığı bilinmektedir.
Allah'ın emrettiği ahlak, yurtlarını terk etmek zorunda kalanları en güzel şekilde ağırlamaktır. Mekke'de müşriklerin baskılarından bunalan müminler Medine'ye hicret ettiklerinde, Medineli Müslümanlar onları kendi evlerinde ağırlamışlardır. Bu durum, İslam dininin paylaşıma verdiği önemi göstermektedir. Bu güzel ahlak, Kuran'da şöyle bildirilir:
“Kendilerinden önce Medine'yi hazırlayıp imanı gönüllerine yerleştirenler ise hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir ihtiyaç olsa bile kardeşlerini öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa işte onlar kurtuluş bulanlardır.” (Haşr Suresi, 9)
IRKÇILIĞA ÇÖZÜM: KUR'AN AHLAKI
“Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, ırk ya da soyca değil, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Günümüzde yaşanan pek çok çatışmanın altında farklı ırklar arasında süregelen düşmanca duygular yatıyor. Bu çatışmaların kaynağı ise ırkçılık ve etnik düşmanlık. Bu yanlış düşüncelere sahip olanlar kendi ırklarını veya etnik gruplarını tutkulu bir biçimde savunurlarken diğerlerine karşı kin ve nefret beslerler. Onların yanılgılarına göre ırklar ve uluslararasındaki farklılıklar bir çatışma ve kıyasıya rekabet nedeniyledir.
Bu sapkın anlayış bir ırkın diğerlerinden fiziksel ya da zeka açısından üstün olduğunu, üstün olanın diğerlerine saygı, sevgi ve merhamet duymasının gereksiz olduğunu, hatta ikisinin bir arada bulunmasının bile yanlış olacağını iddia eder. Bu çarpık yaklaşıma göre farklı halkların var olmalarına gerek yoktur. Tüm farklı olanlar ortadan kaldırılmalıdır. Kuran ahlakına göre ise ırkçılığa yer yoktur. Kuran'da bildirildiğine göre Allah farklı halklar ve kabileleri birbirleriyle tanışmaları için yaratmıştır. İnsanların üstünlüğü mensup olduğu ırklara göre değil, Allah'a olan yakınlık ve ahlaka göredir.
İnsanlar arasındaki farklılıkların bir tanışma, yani kültürel alışveriş nedeni olmayıp bir çatışma nedeni olarak görülmesi, çağımızın büyük felaketlerinin çıkış noktasıdır. Zaire'deki iki kabili arasında yaşanan savaş, 20. yüzyılda ırklar arasında yaşanan çatışmalara çok acı bir örnektir. 1997 yılının ilkbaharında 5 büyük ülkeyi Zaire, Ruanda, Uganda, Burundi ve Tanzanya'yı içine alan bu savaşta Hutu ve Tutsi kabileleri birbirlerini katledildi. Bu savaş çok vahşi katliamlara sebep oldu. 500 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Güney Sudan'da da yaklaşık 50 yıldır süren kabile savaşlarında milyonlarca kişi öldü. Bir o kadarı da evini-yurdunu bırakıp komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Oysa Allah, ırkçılığı ve etnik ayrımcılığı kesinlikle lanetlemiştir. Bir ayette şöyle bildirilir:
“Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde öfkeli soy koruyuculuğunu, cahiliyenin öfkeli soy koruyuculuğunu kılıp kışkırttıkları zaman, hemen Allah, elçisinin ve müminlerin üzerine güven ve yatışma duygusunu indirdi ve onları takva sözü üzerinde kararlılıkla ayakta tuttu. Zaten onlar da buna layık ve ehildiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Fetih Suresi, 26)
SONUÇ
“Bizim üzerimizde de sorumluluk ve görev olarak apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” (Yasin Suresi, 17)
Bu filmde dünyada var olan ve çözüm bekleyen çeşitli sorunlardan söz ettik. Burada bahsi geçen konular aslında tüm insanların bildikleri ve şahit oldukları konulardır. Ancak insanların büyük çoğunluğu bu sorunların hiçbirini çözme sorumluluğunu üzerine almaz. Hatta üzerinde düşünme ihtiyacı bile hissetmez. Bir kısım insan ise bu sorunları sık sık gündeme getirir. Üzerinde düşünür ve bu sorunlardan dolayı sıkıntı duyar. Bunları çözmek ister ama başaramaz. İnsanların karşı karşıya oldukları sorunlara çözüm bulamamanın nedeni çözümün hep yanlış sistem inançlarda aranmış olmasıdır. Çözüm sadece şu veya bu sistemin uygulanması değildir. Mesele insanların dünyaya bakışın değişmesidir. İnsanların bencil ve acımasız değil, fedakâr ve merhametli olmasıdır. Çünkü tüm insanları yaratan Allah, onların en rahat edecekleri, refah, huzur ve güven duygusu içinde yaşayacakları sistemi ve ahlaki değerleri belirlemiş ve bunu insanlara Kuran aracılığıyla bildirmiştir:
“Sakınanlara, Rabbiniz ne indirdi dendiğinde ‘hayır’ dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır. Ahiret yurduysa daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.” (Nahl Suresi, 30)
Kuran ahlakından yüz çeviren, tüm hayatını bencil tutkularını tatmin etmek için geçiren, bunun uğruna diğer insanlara zulmedenler ise gerçekte büyük bir aldanış içindedirler. Allah bu insanlara şöyle öğüt vermektedir:
“Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Bu, dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir. Biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.” (Yunus Suresi, 23)