A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
Beynin Sırları: Koku ve Tat Mucizesi
Beyin, sırları hala çözülemeyen sınırsız kapasite. Bu kusursuz tasarımdaki küçük bir aksaklık, hayatımızda birçok şeyin değişmesine sebep olabilecek hassasiyettedir. Günümüzdeki bilimsel araştırmalar ise bizleri bu mucizevi organın fonksiyonlarına ve sırlarına bir adım daha yaklaştırmıştır.
Hayatımız boyunca çevremizi kuşatmış olan ve yaşamımızı zenginleştiren binlerce tat ve kokuyla iç içe bulunduk. Doğada bulunan sayısız çiçeklerin, yağmurun ardından canlanan toprağın, sevdiğimiz bir insanın kokularını düşünelim. Aynı zamanda çeşit çeşit yiyeceklerin birbirinden farklı tatlarını. Şimdi de hayatımızdaki tüm tat ve kokuları yok sayalım. Bunları bir an için yok saymak bile bize gösterir ki, koku ve tat zenginliği bizler için eşsiz bir nimettir. Bu nimeti bize veren ise tüm varlıkların yaratıcısı olan Allah'tır. Bir Kuran ayetinde bu konuda şöyle buyrulur:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgiyendir.” (Nahl Suresi, 18)
Tat ve kokuları tüm çeşitliliklerine rağmen hiçbir güçlük çekmeden algılarız. Çünkü Allah eşsiz nimetleri onların farkına varmamızı sağlayacak sistemlerle birlikte yaratmıştır. Bu sistemler hayatımız boyunca hata yapmaksızın bizim adımıza çalışır. İzlemekte olduğunuz filmin amacı da bu kusursuz sistemleri inceleyerek Allah'ın sınırsız ilmini ve kudretini bir kez daha ortaya koymaktır. Allah'ın yaratışındaki kusursuzluk Kuran'da şöyle tasvir edilir:
“O Allah ki yaratandır. Kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Şimdi koku alma sistemini ve buradaki eşsiz tasarımı birlikte inceleyelim.
Koku Alma Sistemindeki Tasarım
Kokular, nesnelerden buharlaşan kimyasal tanecikler yani moleküllerdir. Örneğin taze çekilmiş kahvenin kokusu olarak algıladığımız şey aslında kahveye ait uçucu koku molekülleridir. Bir kokunun yoğunluğu, buharlaşmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Fırından yeni çıkmış bir kek, bayat bir keke oranına çok daha fazla kokar. Bunun nedeni, koku moleküllerinin sıcağın etkisiyle havada serbest hareket etmesidir. Serbest hareket eden moleküller geniş bir alana yayılabilir. Pek çok molekülün kendine has kokusu olmasına rağmen suyun kokusu yoktur. Bu ise bizim için büyük bir nimettir. Suyun bu özelliği birçok karışıklığın önüne geçer.
Örneğin kuru bir gülle üzerinde su damlaları olan bir gülün kokuları arasında hiçbir fark olmaz. Kokuları birbirlerinden ayıran şey çevreye yaydıkları taneciklerin yapılarındaki farklılıktır. Bu farklılıklar ise oldukça hassas ayrımlara dayanır. Öyle ki tek bir karbon atomunun değişmesiyle birlikte bizim için çok çekici olan bir koku çok itici bir hale dönüşebilir. Farklı besinlerin kendilerine has kokuları da koku molekülleri meydana getiren atomlar ve aralarındaki bağların özel olarak düzenlenmesinin sonucudur. Her molekül belirli bir amaç doğrultusunda ve tam olması gerektiği gibi planlanmıştır. Şüphesiz bu muhteşem tasarım, her şeyi yaratmış olan Allah'a aittir.
Peki nasıl koku alırız ve bu kokuları nasıl tanımlarız? Şimdi bu soruların yanıtlarını birlikte inceleyelim.
Her nefes aldığımızda, hava olarak adlandırılan ve trilyonlarca molekülden oluşan gaz karışımı, burun deliklerinden içeri girer. Gözle görülmeyecek kadar küçük olan koku tanecikleri de bu karışımın içinde yer alır. İçeri giren havanın bir kısmı, burnun içindeki türbin kemikler tarafından koku alıcı bölgeye yönlendirilir. Böylece koku molekülleri, burun boşluğunun üst bölümünde bulunan koku algılayıcı bölgeye ulaşır. Bu bölgedeki algılayıcılar, kendilerine gelen moleküllerle ilgili bilgiyi beyne aktarırlar. Beyinde bulunan koku alma merkezi ise, farklı koku reseptörlerinden gelen mesajları toplu olarak ve büyük bir hızla değerlendirir. Bu değerlendirmenin sonucu, koku olarak tanımladığımız algıyı oluşturur. Kısacası burun, kimyasal analiz laboratuvarı gibi çalışır. O kadar hassastır ki, on binden fazla kokuyu mükemmel bir doğruluk oranıyla tanımlayabilir. İlginç olansa burunda gerçekleşen tüm bu işlemlerin şaşırtıcı hızıdır. Kahve moleküllerinin burnumuzdan içeri girmesiyle, kahve kokuyor yargısına varmamız arasında geçen zaman bir saniyeden çok daha kısadır.
Bu kusursuz sistemin, evrim teorisini savunanların ileri sürdüğü gibi rastlantıların eseri olamayacaksa çok açıktır. İnsan vücudunun tüm diğer sistemleri gibi koku alma duyusu da son derece kompleks bir tasarımın ürünüdür. Bu, Allah'ın yaratma sanatıdır.
Günümüzde koku alma sistemiyle ilgili araştırmalar hala devam etmektedir. Edinilen her yeni bilgi, bu kompleks sistemin mükemmelliğini gözler önüne serer niteliktedir. Şimdi bu kompleks sistemi oluşturan bölümleri yakından inceleyelim.
Gözlerin hemen altında bulunan koku bölgesi, yapışkan bir sıvı olan mukus salgısıyla sarılır. 0.06 mm kalınlığındaki mukus tabakasının bu kalınlığı en ideal değerde yaratılmıştır. Öyle ki bu tabaka daha kalın olsaydı, koku alma kapasitesi düşecek, daha ince olsaydı da vücudun savunma sistemi zayıflayacak ve içindeki koku tüycükleri kolaylıkla tahrip olacaktı.
Koku alma mukus tabakasında başlar. Koku taneciklerinin koku tüycüklerindeki reseptörlerle buluşabilmeleri için öncelikle bu tabakayı geçmeleri gerekir. Bunun için özel görevlendirilmiş bağlantı proteinleri vardır. Mukus tabakasında bulunan bu proteinler, koku tanecikleriyle birleşir ve onlara bir rehber gibi yol gösterir. Bu düzen, şaşırtıcı olduğu kadar göz alıcı bir yaratılış kanıtıdır da.
Koku alma sisteminin bir diğer parçası da koku hücreleridir. Koku hücrelerinin temel görevi, koku moleküllerinin taşıdıkları mesajları alarak koku soğancığına götürmektir. Bir koku hücresi 3 ana bölümden oluşur. Ortada hücre gövdesi vardır. Bunun bir ucunda silya isimli tüycükler, diğer ucunda da akson isimli sinir uzantısı bulunur. Silya tüycükleri koku molekülleriyle temasın kurulduğu bölgelerdir. Hücrenin bir ucundaki silyaların sayıları 10 ila 30, uzunlukları 0.1 ile 0.15 mm arasında değişir. Silyalar, eşi benzeri görülmeyen olağanüstü bir haberleşme teknolojisine sahiptir. Mukus içinde eriyen koku molekülleri silyalardaki özel reseptörlerle birleşir. Bu birleşme, anahtar-kilit uyumu kadar hassastır. Birleşme sırasında koku alıcı hücrede bir sinyal oluşur. Bu hücreler, koku moleküllerinin taşıdığı mesajları elektrik sinyallerine dönüştürür.
Bu aşamada koku hücrelerinin diğer ucundaki aksonlarda şaşırtıcı birçok işlem meydana gelir. Hücrede açığa çıkan sinyali beyindeki koku soğancığına taşımak için aksonlar işbirliği yapar. 10 ile 100 arasındaki akson, koku soğancığına ulaşmak için bir demet oluşturur ve topluca elek kemiğinin içinden geçer. Burada dikkati çeken diğer bir mucize, elek kemiğinin özel tasarımıdır. elek kemiği, koku sinirlerinin geçişini olanak tanıyan delikli bir yapıya sahiptir. Aksi takdirde sinirlerin birbirleriyle bağlantı kurmaları mümkün olmayacak, dolayısıyla bütün işlemler gerçekleşse bile koku almak imkansız hale gelecektir. Koku alma sistemindeki tüm bu detaylar öylesine planlanmıştır ki, koku hücresindeki haberleşme kusursuz bir şekilde gerçekleşir.
Koku alma sisteminin diğer önemli bölümü de koku soğancığıdır. Koku soğancığı, beynin ön bölümünde, koku bölgesinin ve kafatasını oluşturan kemiğin hemen üzerinde yer alır. Burundaki iki koku bölgesine karşılık, beyinde de iki koku soğancığı bulunur. Her bir soğancığın büyüklüğü bir bezelye tanesi kadardır. Koku soğancığı aynı bir haber merkezi gibi çalışır. Koku alıcılarından gelen tüm sinyaller önce bu merkezde toplanır. Milyonlarca bilgi burada tekrar düzenlenir. Daha sonra yorumlanması için özel koku sinirleri kanalıyla beyindeki ilgili noktalara gönderilir. Yani bu minik organ milyonlarca koku hücresi arasındaki kusursuz koordinasyonun yürütüldüğü yerdir. Bu kusursuz sistemin mükemmel bir tasarımla var edildiği ise açıktır.
Bu tasarım Allah'ın yaratma sanatıdır. Aksini iddia edip bu sistemdeki mükemmel tasarımı tesadüflere bağlayan kişilerse büyük bir yanılgı içindedirler. Akıl sahibi bir insanın bu kimselere vereceği cevap Kur'an'da şöyle açıklanır:
“Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün, eli-ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde bir adam kılan Allah'ı inkâr mı ettin? Fakat o Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam." (Kehf Suresi, 37-38)
Burun denildiğinde ilk akla gelen koklama duyusudur. Oysa yapılan araştırmalar sonucunda burunun sadece yüzde beşlik bölümle koku aldığı anlaşılmıştır. Geri kalan %95'lik bölümde ise solunum sistemiyle ilgili çok önemli iki görev yerine getirilmektedir. Görevlerden ilki nefes alınan havanın ısıtılması ve nemlendirilmesidir. Burnun iç yüzeyini kaplayan mukus tabakası su buharı salgılayarak giren havayı nemlendirir. Mukus tabakasının hemen altındaki kılcal damarlarda geçiz sırasında havanın ısınmasını sağlar. Böylece hava, akciğerlerin hassas yapıları için en uygun hale getirilir. Bu mekanizma, sıcaklık ve nem ortamını düzenleyen gelişmiş bir klima sistemi gibidir.
Burnun ikinci görevi ise, solunan havanın içindeki toz zerrelerini ve mikropları durdurmaktır. Havadan gelen bu zararlı tanecikler, mukus tabakası tarafından yakalandıktan sonra silya tüycükleri devreye girer. Zararlı maddeler içeren mukus, tüycükler tarafından hızla yutağa itilir. Daha sonra da öksürükle dışarı atılır ya da yutularak midedeki asitler tarafından yok edilir. Görüldüğü gibi mukus tabakası, mukus üretici hücreler ve tüycükler burnun içinde bir kimyasal arıtma tesisi meydana getirirler. Açıkça görülmektedir ki, burundaki bu sistemler aynı zamanda mükemmel bir mühendislik örneğidir ve Allah'ın kusursuz yaratışının delillerinden biridir. Bir Kuran ayetinde Allah'ın yaratma kudreti şöyle bildirilir:
“Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O bir işin olmasına karar verirse, O'na yalnızca ol der. O da hemen oluverir.” (Bakara suresi, 116-117)
Sistem İçindeki Mekanizmalar
Yemek kokularının yoğun olduğu bir restorana girdiğinizde içerideki kokuları hemen algılarsınız. Ama kısa bir süre sonra kokuları fark etmemeye başlarsınız. Bunun nedeni adaptasyon denilen mekanizmanın devreye girmesidir. Sürekli duyduğumuz kokulardan rahatsız olmamamız ve yeni kokuları rahatlıkla algılayabilmemiz bu mekanizma sayesinde gerçekleşir.
Koku algısının bir diğer mucizevi yönü de koku hafızasıdır. Algıladığımız her türlü koku, özel bir kodlamayla beynimizdeki koku belleğinde arşivlenir. Bir kokuyla karşılaştığımız anda beynimiz bu arşive başvurarak kokuyu tahlil eder. İlk defa duyumsadığımız, hafızamızda bilgileri bulunmayan bir koku da diğer kokulara benzetilerek yorumlanır. Kokuya ait bilgiler görsel ve işitsel bilgilerden çok daha kalıcıdır. Tek bir kokuyu algılamamızla birlikte zihnimizde birçok ânın canlanmasının nedeni de budur.
Hayvanlardaki Koku Duyuları
Hayvanlar yaşadıkları ortama en uygun olan koku alma sistemiyle yaratılmıştır. Kokulara karşı olağanüstü hassas burunları olan köpeklerin koku duyarlılığı, insanlarınkinin bir milyon katıdır. Dolayısıyla köpekler, havadaki en küçük orandaki kokuları dahi kolayca algılar. Bu özellikleri nedeniyle insanların ve gelişmiş cihazların altından kalkamayacağı işleri başarırlar. Uyuşturucu maddeleri, kaçak malları, kayıp insanları, suçluları, felakete uğramış kişileri bulmakta köpeklerin bu üstün özelliklerinden yararlanılır.
Koku almanın hayatları için büyük bir önem taşıdığı bir başka canlı da somon balıklarıdır. Somon yavruları, kış aylarının sonunda akarsularda yumurtalarından çıkarlar. Yumurtadan çıktıktan hemen sonra ya da akarsularda birkaç yıl geçtikten sonra okyanusa doğru göç ederler. Yolculukları bununla sınırlı değildir. Açık denizlerde üreme olgunluğuna erişen somonlar, insanı şaşkınlığa düşüren bir yolculuk daha yaparlar. Bu yolculuk, yumurtalarından çıktıkları yere doğrudur ve bu sefer amaç kendi yumurtalarını bırakmaktır. Somon balıklarının bu uzun ve zahmetli yolculuğunda yön bulmalarına yardımcı olacak araçları yoktur. Buna rağmen yüzdükleri nehrin ağzını kolaylıkla bulur ve ırmağın çok sayıdaki kolu arasında kendilerini doğduğu yere götürecek olanı hatasız seçerler. Çünkü bir yön bulma duygusu gibi çalışan mükemmel bir koku alma sistemine sahiptirler. Kısacası koku alma duyusu binlerce kilometrelik yolculuğunda uzman bir rehber gibi somona yol gösterir.
Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği canlılardan biri de sivrisineklerdir. Dişi sivrisineğin yumurtalarının gelişmesi için kana ihtiyacı vardır. Kanın kaynağını ise koku yoluyla belirler. Koku duyuları o denli hassastır ki, insan vücudundan havaya yayılan kimyasal maddeleri, hatta kilometrelerce uzaktaki bir kokunun kaynağını rahatlıkla saptayabilirler. Sivrisineğin üzerinde düşünülmesi gereken bir yaratılış örneği oldu ise Kuran'da şöyle bildirilir:
“Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de ondan üstün olanı da örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenlerse, Allah bu örnekle neyi amaçlamış derler. Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak o, fasıklardan başkasını saptırmaz.” (Bakara Suresi, 26)
KOKU ALMA TEKNOLOJİSİ
Günümüzde koku alma duyusunun uyarıcı olabileceği yangın, gaz kaçağı gibi tehlikelere karşı önlem olarak bazı elektronik cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazların tasarımındaysa insan burnunun koku alma niteliği örnek alınmıştır. Bu cihazlardan biri yangın dedektörleridir. Yangın dedektörleri dumanı tespit ederek alarm verir. Dedektörün içindeki özel algılama bölümü insan burnundaki koku alıcı hücrelere benzemektedir. Ancak koku alıcı hücrelerdeki sistem yangın dedektöründen çok daha komplekstir.
İnsanlardaki koku alma sisteminden esinlenerek tasarlanan başka bir cihaz da elektrik burundur. İnsan burnundaki üstün yaratılış örnek alınarak geliştirilen bu modellere de elektronik burun adı verilmiştir.
Elektronik burunlar, başta gıda, parfümeri, tıp ve kimya sanayi olmak üzere değişik sektörlerde kullanılmaktadır. Bütün bu cihazlara rağmen burundaki hücrelerin algılama kapasitesinin bir eşi olmadığı, bilim adamları tarafından açıkça ifade edilmektedir. Koku alma sistemi, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah'ın üstün yaratışının delillerindendir. Bu sistemin tüm canlıların hizmetine verilmesi ise çok büyük bir nimettir.
Tat Alma Sistemindeki Muhteşem Tasarım
İnsan yaşamak için yemek ve içmek zorundadır. Ancak tat alma duyumuz bunu bir zorunluluk değil, zevk haline dönüştürür. Bu dönüşüm mucizevi bir sistemle gerçekleşir. Tat alma sistemi, proteinleri, iyonları, kompleks molekülleri ve pek çok kimyasal bileşiği analiz eder. Vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddeleri yine tat alma duyusu sayesinde seçilir. Şimdi bu mükemmel sistemi daha yakından inceleyerek ne kadar önemli bir yaratılış delili olduğunu birlikte izleyelim.
Besinlerimizin binlerce çeşidi vardır. Buna rağmen tat alma sistemi sayesinde farklı tatları kolaylıkla ayırt edebiliriz. Bu yeteneğin sırrı ise dildeki organizasyonda gizlidir. Yediğimiz veya içtiğimiz her besin pek çok değişik tat molekülünden oluşur. Ve dil denilen harika laboratuvar, kimyasal yapıları farklı olan sayısız molekülü şaşmaz bir doğrulukla tahlil eder. Peki, böylesine becerikli olan dilimiz nasıl bir tasarıma sahiptir?
Dilde çok sayıda sinir lifi bulunur ve bu tasarım onun her yönde rahatlıkla hareket edebilmesine olanak sağlar. Konuşurken, gıdaları çiğnerken ve yutarken dil önemli görevler üstlenir. Ağza alınan besinler tükürük bezlerinin salgılarıyla ıslatılır ve yumuşatılır. Daha sonra da yutağa doğru itilir. İşte bu sırada dildeki tat alıcı hücreler faaliyet aletidir. Tat alıcı hücreler sadece dilde ve ağzın belirli bölgelerinde yer alırlar. Dildeki tat hücreleri, tat tomurcuğu adı verilen soğana benzer yapılar şeklinde bir araya toplanmışlardır. Tat tomurcukları da papilla olarak isimlendirilen yapıların içinde bulunurlar. Papillalar dile pürüzlü bir görünüm veren minik çıkıntılardır. Dilin üst yüzeyinde ve yanlarında yer alırlar. Tat tomurcuklarının sayısı 10.000 civarındadır. Bu sayılar, yaratılıştaki dengeyi göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Çünkü tat hücreleri ve tomurcuklarının sayısı normalin altında olması durumunda, tat alma yeteneği azalmakta, hatta kaybolmaktadır. Normalin üstünde olması durumunda ise, alışılmış tatların aşırı tatlı veya acı şeklinde algılanması söz konusu olmaktadır. Kısacası, her hücre tam olması gereken sayıdadır.
Diğer bir harikuladelikte, hücrelerin tam olmaları gereken yerde bulunmalarıdır. Eğer bu yerler değişseydi, mesela tat hücreleri dilin üzerinde ve yanlarında değil de altında olsaydı, tat algısı büyük ölçüde kaybolurdu. Tat hücrelerindeki her detayın yerli yerinde olması, akıl ve sağduyu sahibi insanlara varlığın en temel gerçeğini bir kez daha hatırlatır. Allah'ın her şeyi mükemmel bir düzen içinde ve kusursuz olarak yarattığıdır.
Tat konusunda yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda, tatlı, tuzlu, acı, ekşi, umami olmak üzere beş ana tat olduğu belirlenmiştir. Umami, glutamat, et, balık ve baklagiller familyasında bulunan bir tattır. Araştırmaların gün ışığına çıkardığı başka bir bilgi de eskiden beri kabul edilen tat haritasının yanlış olduğudur.
Son bilimsel çalışmalar, tat hücrelerinin birden fazla uyarıcıya tepki verdiğini göstermiştir. Diğer bir deyişle, her bir tat hücresinde düşünüldüğünden çok daha kompleks haberleşme sistemleri vardır. Her tat hücresi birden çok uyarıcıyla iletişim kurmaktadır. Alıcı hücrelerdeki haberleşme yöntemleri, hücrelerin üstün bir yaratılış eseri olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Beyinde yaklaşık olarak 100 milyar sinir hücresi bulunur ve bir şeyler yiyip içildiğinde, 3 tat siniri, tat hücrelerinden aldıkları mesajları 100 milyar adresten ilgili olanlara taşır. Bir başka deyişle, insan vücudundaki sinirler gelişmiş bir ülkenin posta sisteminden çok daha mükemmel çalışır. Her an çok sayıda bilgiyi olağanüstü bir başarıyla doğru adreslere taşır ve hiçbir bilgiyi kaybetmezler. Peki bu mesajlar leziz bir pastaya nasıl dönüşür? Bunun cevabı henüz bilinmemektedir. Ancak her yeni bulgu, tat alma sisteminin önceden hayal bile edilmediği kadar kompleks olduğunu göstermektedir. Bu da insana bir kez daha Allah'ın yaratma sanatını gösterir.
Bizi güzel kokuları ve eşsiz tatlarıyla sayısız bitkiler, meyveler ve sebzelerle rızıklandıran Allah'tır. Bir Kuran ayetinde insana bu gerçek şöyle hatırlatılır:
“O gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler kılıyoruz. Meyvesine ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.” (En’am suresi, 99)
Tat alma sisteminin göz kamaştırıcı yapısı birçok bilim adamı için esin kaynağı olmuştur. Günümüzde insan dilinin fonksiyonlarını taklit eden cihazlar geliştirilmeye başlanmıştır. Bu cihazlardan biri de elektronik dildir. Elektronik dilin amacı, bayat besinleri tazelerinden ayırt etmek ve gıdalarda bakterilerin neden olduğu çürümeleri tespit etmektir. Bu elektronik devrede yüz kadar minik delik bulunmaktadır ve bu deliklerin her biri yapay bir tat tomurcuğu şeklinde tasarlanmıştır. Elbette insan diliyle kıyaslandığında yapay dilin tat alma kapasitesi çok düşüktür. Elektronik dille kıyaslanmayacak kadar üstün olan insan dilinin ve tat alma sistemininse ne kadar büyük bir nimet olduğu açıktır. Bu sistemin kökeni için yaratılış dışında açıklama aramaksa akıl dışıdır.
Bu filmde biz insanlara verilmiş büyük birer nimet olan koku ve tat alma mekanizmalarını inceledik. Ve bu kompleks mekanizmaların hayranlık uyandıran yaratılış delilleriyle dolu olduğunu gördük. Evrendeki her şey gibi koku ve tat mekanizmalarını yaratan Allah'tır. Ve unutulmamalıdır ki bu nimetlere karşı insanın tek bir görevi vardır, Allah'a şükretmek. Bu gerçeği göz ardı edenlere ise Kuran'da şöyle seslenilir:
“De ki: Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar, ‘Allah’ diyeceklerdir. Öyleyse de ki, peki, siz yine de korkup sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse, haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hâlâ çevriliyorsunuz?” (Yunus Suresi, 31-32)