A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
Allah'ın İsimleri – 1
Sizi kim yarattı? Size bu bedeni, gözlerinizin rengini, saçlarınızın rengini kim verdi? Boyunuzun uzunluğunu, dilinizin rengini kim belirledi? Sizinle birlikte diğer insanları, gökleri, yeri ve bu ikisinin arasında yaşayan canlıları kim yarattı? Uzayın derinliklerindeki gezegenlerin, güneşin ve yıldızların düzenini kim oluşturdu?
İnsanların çoğu bütün bunlara aynı şekilde karşılık verir. Bizi Allah yaratmıştır. Kuşkusuz bütün bu soruların doğru cevabı da budur. Peki bizi ve tüm kainatı en ince ayrıntısına kadar yaratan Yüce Allah'ı ne kadar tanıyoruz?
İzlemekte olduğunuz bu film, bize şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimizi Kuran'da bildirilen sıfatlarıyla tanıtmak için hazırlanmıştır. Bu filmin amacı, insanların üstün kudret sahibi Allah'ı gereği gibi tanımalarını sağlamak, böylelikle O'na daha yakın olmalarına vesile olmaktır.
El-Evvel, ilk.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır. O her şeyi bilendir.” (Hadid Suresi, 3)
Evrenin bir başlangıcı var mıdır? Kuşkusuz bu soru, yüzyıllar boyunca insanların cevap aradıkları bir soru olmuştur. Bu mükemmel düzenin bir yaratıcısı olduğunu kavrayabilen insanlar, evrenin bir başlangıcı olduğuna inanmışlardır. Ancak insanların bir kısmı da bir yaratıcının varlığını kabullenmek istememiş ve bu yüzden evrenin bir başlangıcı olmadığını, ezelden geldiğini ve ebede gideceğini iddia etmişlerdir. Ancak bugün bilimin ulaştığı nokta, bu kişilerin apaçık bir yanılgı içinde olduklarını kanıtlamıştır.
Bugüne kadar evrenin varoluşuyla ilgili çeşitli tezler ortaya konmuştur. Ancak günümüzde tüm bilim çevreleri ortak bir noktada birleşmektedir. Bilimin yakın zamanda keşfettiği bir gerçek duruma açıklık getirmektedir.
1929 yılında Edwin Hubble tarafından ortaya konduğu gibi, kainat sürekli genişlemektedir. Bu gerçekten yola çıkan bilim adamları önemli bir çıkarım yapmışlardır. Zaman kavramını tersine çevirirsek, genişlemekte olan evreni sıkışan bir sistem olarak, mesela daralmakta olan dev bir yıldız gibi düşünebiliriz. Bu durumda ortaya çıkan sonuç şöyledir.
Zaman kavramına göre daralan evren sonunda tekliğe ulaşır. Yani kainatın başlangıcı, tek bir noktanın büyük bir patlamayla açılması suretiyle oluşmuştur.
Kısacası içinde yaşadığımız kainatın bir başlangıcı vardır. Bu ise evrenin sonsuz güç sahibi olan bir yaratıcının var ettiğini gösterir. İşte bu sonsuz gücün sahibi olan yaratıcı Yüce Allah'tır. Ve canlıların, gezegenlerin, galaksilerin, tüm evrenin yaratılmadığı ve hatta zamanında henüz var olmadığı anda yalnızca O vardır. Çünkü O Evvel’dir.
El-Adl, Adil olan adaleti emreden.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Ey iman edenler! Adil şahitler olarak Allah için hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)
Allah, adalet yapanların en hayırlısıdır. O'nun mizanı tüm kainatı kuşatmıştır. O, adaletini dünyada ve ahirette kullarına gösterecektir. Her şeyi hakkıyla gören, her şeyin içini dışını bilen, her şeyden haberdar olan Allah'ın tüm işleri hikmetli ve adaletlidir. İnsanların yaşamları boyunca işlediği tüm fiiller, ahiret gününde Allah'ın sonsuz adaletine göre değerlendirilecektir. Zulüm yapanların zulümlerinin karşılıksız kalmayacağını, tek bir iyi sözün bile mükafatının verileceğini Allah Kur'an'da bize bildirmiştir. Allah katında iyi ile kötü bir değildir ve Allah bunlar arasında adaletle hükmeder.
Allah'ın sonsuz adaletinin en açık tecelli edeceği yerse ahiret hayatıdır. Şüphesiz Allah hiçbir şeyi unutmayan ve vaadine en sadık olandır. İstisnasız her insan dünyada yaptıklarının karşılığını ahirette muhakkak görecektir. Böylece dünyada kötülük yapanlar bunun cezasını çekecek. Allah'a iman edip hayırlı işler yapanlar ise yaptıklarının karşılığını en güzeliyle muhakkak Allah'tan alacaklardır.
El-Afüv, affı çok olan.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız şüphesiz Allah affedicidir, güç yetirendir.” (Nisa Suresi, 149)
İnsan yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir varlıktır. Her an pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Ancak insanı yaratan ve ondaki bu eksiklikleri bilen Allah, yapılan hataları da affedicidir. Allah'ın affediciliği olmasa hiçbir insanın cennete girmesi mümkün olmazdı. Fakat unutmamak gerek ki, Allah samimi kullarını affeder. Önemli olan kişinin samimi olup, Allah'a karşı aczini bilerek tevbe etmesidir. Allah kendine içten yönelip dönen insanların günahlarını affeder ve onları bağışlar. Allah bu gerçeği Kuran'da şu şekilde bildirmiştir:
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Allah'ın üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tövbe edenlerinkidir. İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.” (Nisa Suresi, 17)
El-Alim. Her şeyi çok iyi bilen.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Şüphesiz Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki o sinelerin özünde saklı olanı bilir.” (Fatır Suresi, 38)
Allah, göklerin, yerin, bu ikisi arasında olan tüm canlıların, kâinatta işleyen tüm kanunların, her an meydana gelen tüm olayların bilgisine sahiptir. Çünkü tümünün yaratıcısı Allah'tır. Üstelik Allah'ın bilmesi sınırsızdır. Allah aynı anda dünya üzerinde doğan ve ölen insanların kimliklerini veya yeryüzündeki her bir ağaçtan düşen yaprakların sayısını bilir. Aynı zamanda evrendeki milyarlarca galaksi içindeki milyarlarca yıldızın her birinin özelliklerini ve burada saymakla asla bitiremeyeceğimiz her şeyi bilir. Rabbimiz, yeryüzünde ve aynı anda uzayda meydana gelen her olayı, dünya üzerindeki milyarlarca insanın, hayvanın ve bitkinin hücrelerinde kolda olan şifreleri de bilir. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Gaybın anahtarları onun katındadır. Ondan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü o bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere, hepsi ve her şey apaçık bir kitaptadır.” ((En’am Suresi, 59)
İnsanın unutmaması gereken çok önemli bir sır vardır. Allah burada sayılan tüm detayların yanında insanın içini, aklından geçenleri, gizli veya açık işlediği tüm fiilleri de bilir. İnsan, içinde yaşadığı duyguların, düşüncelerin, sıkıntıların yalnızca kendi bilgisi dahilinde olduğunu zanneder. Ama bu büyük bir yanılgıdır. Kainatın her noktasına olduğu gibi Allah insanın içine ve dışına da tam olarak hakimdir.
El-Azîm. Pek azametli, büyük.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O yücedir, büyüktür.” (Şura Suresi, 4)
Allah'ın büyüklüğü ve azameti kuşkusuz bir insanın kavrama sınırlarının çok üstündedir. Fakat insan yine de kendi aklının sınırları dahilinde Allah'ın ne kadar güçlü ve kudretli olduğunu görebilir, anlayabilir. Zira tüm kainat Allah'ın büyüklüğünü gösteren sayısız örnekle doludur. İnsanın yalnızca yaşadığı dünyayı biraz incelemesi dahi, her şeyi yaratan Allah'ın azametini ona hissettirmeye yetecektir. Tonlarca ağırlıktaki bulutları taşıyan gökyüzü, binlerce metre yükseğe uzanan dağlar ve içlerinde milyonlarca çeşit canlının bulunduğu denizler ve ormanlar. Bunlar ve burada sayılamayan sayısız detay Allah'ın büyüklüğünün açık delillerindendir. İşte insan bir iki dakika düşündüğünde yaratıcımıza kulluk etmesi gerektiğini fark edebilir. Yani tüm kainatı yaratan, milyarlarca yıldızı barındıran, milyarlarca galaksinin tümünü kontrolü altında tutan Yüce Allah'a.
El-Bâri. Yaratan, kusursuzca var eden.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“O Allah ki yaratandır, kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O aziz, hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Yaşadığımız evrenle ilgili her şeyde bir denge ve ahenk vardır. Özellikle bilim alanında yeni gelişmeler kaydedilip bugüne kadar bilinmeyen detaylar ortaya çıktıkça bu denge ve ahenk daha da netleşmektedir. Kainat üzerinde var olan her sistem üstün bir aklın tasarımıdır. Bu üstün aklın sahibi her şeyi hayranlık uyandırıcı bir düzen içinde var etmiştir. Kainattaki bir cisim, yeryüzünde yaşayan milyarlarca canlı müthiş bir uyum içinde varlıklarını sürdürürler. Doğadaki düzen hiçbir şekilde bozulmaz ve bu milyonlarca yıldır aynı şekilde devam eder. Evrenin ve dünya üzerindeki canlılığın bu muhteşem uyumu Allah'ın yaratma sanatının apaçık kanıtlarındandır.
El-Cebbar. Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“O Allah ki ondan başka ilah yoktur. Melik’tir, Kuddüs'tür, Selam’dır, Mümin’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından çok yücedir.” (Haşr suresi, 23)
İnsanların en büyük yanılgısı Allah'a karşı büyüklenmeleri, gurura kapılmalarıdır. Bunun altında, insanın kendini Allah'tan bağımsız bir varlık olarak görüp, sahip olduğu bazı özelliklerin kendinden kaynaklandığını zannetmesi, dolayısıyla kendine bir benlik vermesi yatar. Halbuki bu son derece büyük bir akılsızlıktır. İnsan biraz durup düşünse, bu dünyaya kendi hissiyle gelmediğini, hayatının ne zaman son bulacağını bilmediğini, sahip olduğu hiçbir özelliğin kendi seçimiyle kendine verilmediğini rahatlıkla görebilir. Bu gerçekler karşısında insanın, kendini yaratana karşı büyüklenmeye kalkmasının ne kadar anlamsız ve bir o kadar da akılsızca bir tavır olacağı ortadadır. Oysa insanın Allah'ın büyüklüğünü, her şeyi yoktan var ettiğini, insanların sahip olduğu bütün imkan ve özellikleri verenin Allah olduğunu bilmesi gerekir. Dahası, Allah'ın dilediği anda bütün nimetleri geri alabileceğini, tüm canlıların ölümlü olduğunu da unutmamalıdır. Ayrıca tek baki kalacak olanın Allah olduğunu kabul edip ona teslim olması gerekir. Çünkü Allah, kendine karşı haksız yere büyüklenme gösteren, aczini bilmeyen ve yüz çeviren herkese dilediği zaman zorla boyun eğdirmeye muktedir olandır.
El-Hak, Varlığı hiç değişmeden duran.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“İşte böyle. Şüphesiz Allah, O hak olandır. Ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.” (Lokman suresi, 30)
Zaman ve mekân, canlı cansız her şey gibi yaratılmış kavramlardır. Zaman ve mekânın hiç olmadığı bir anda yoktan bir madde âlemi yaratılmış ve bu âlem içinde zaman-mekân kavramları oluşmuştur. Zaman içinde geriye gittiğimizde bir sınırla karşılaşırız ve bu sınırın gerisine asla geçemeyiz. Bir olay içinde kullanabileceğimiz en eski ifade evrenin yaratılış anıdır. Hatta bugün bilim çevrelerinde tespit edilen sınır, kainatın yaratılma anından itibaren 10 üstü eksi 43 saniyedir. Bu zaman diliminden öncesi için ne zaman ne de mekan tanımlanamamaktadır.
Bu noktada karşımıza zamanın ve mekanın olmadığı bir boyut çıkar. İnsanın sınırlı olduğu bu iki kavram, belirli bir anda yaratılmış olduklarına göre bu yaratılıştan önce bir zamansızlık ve mekansızlık mevcuttu. İşte bizlerin asla dışına çıkamadığımız bu kavramları yaratan, onların tamamen dışında olan Allah'tır. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir ve dolayısıyla varlığı her zaman mevcuttur. Asla değişmez. Tek gerçek varlık O'dur. O'nun zatı dışında her şey ancak O'nun ol demesiyle var olmuştur.
El-Kahhar. Kahreden, her şeye her istediğini yapacak surette galip ve hakim.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Yerin başka bir yere, göklerin de başka göklere dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıkacaklardır.” (İbrahim Suresi, 48)
Allah insanlardan sıkıntıyı gidermeye ve onların kalplerine ferahlık vermeye kadir olduğu gibi, onları büyük bir azapla kahretmeye de kadirdir. Kuran'da Allah'ın kendi katından gönderdiği azaplarla helak olmuş kavimlerden örnekler verilir. Bu insanlar hak dinden yüz çevirdikleri ve Allah'a başkaldırdıkları için onlar hiç şuurunda değillerken üzerlerine gelen büyük bir felaketlerle yok edilmişlerdir. Fakat bu Allah'ın inkar edenlere dünya hayatında verdiği bir karşılıktır. Asıl olan, Allah'ın sonsuz rahmetine karşılık O'nun kadrini tanımayan ve nankörlük eden, yeryüzünde kötülük yapan insanların ahirette karşılaşacağı sonsuz azaptır.
El-Kuddüs, hatadan, gafletten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik, Kuddüs, Aziz, Hakim olan Allah'ı tesbih eder.” (Cuma Suresi, 1)
Allah yeryüzünde, gökyüzünde, uzayın derinliklerinde, toprağın altında bulunan her şeyin tek yaratıcısıdır. İnsanın gözünü çevirip etrafına baktığında görebildiği düzen, kanun ve uyum Allah'a aittir. İnsanın göremediği, algılayamadığı alemler de Allah'a boyun eğmiştir.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Şüphesiz Allah gökleri ve yeri zeval bulurlar diye tutuyor. Andolsun eğer zeval bulacak olurlarsa kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz.” (Fatır Suresi, 41)
Allah'ın kulu olan insan ise son derece acizdir. İnsan hata yapar, unutur, yanılır, gaflete düşer. İnsanlar hem bedeni hem ruhi yönden ve aciz içindedir. Ömürleri boyunca bedenlerine bakmak, onlara sürekli ihtimam göstermek zorundadırlar. Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son derece aciz bir duruma düşerler. Bütün bunlar insanın düşünmesi ve öğüt alması için yaratılır. Her şeyin yaratıcısı olan ve en güzel isimlerin sahibi olan Allah, tüm bu eksikliklerden münezzehtir.
Malikül mülk, var olan her şeyin tek ve mutlak sahibi.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“De ki, ey mülkün sahibi Allah'ım! Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır senin elindedir. Gerçekten sen her şeye güç yetirensin.” (Ali İmran Suresi, 26)
Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda gördüğünüz her şeyin sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk, sahibinin var ettiği atomlardan oluşmaktadır. Saksıda duran çiçek, sahibinin ona sağladığı güneş, su gibi imkanlarla büyümektedir. Pencereden görünen deniz ve içindeki tüm canlılar, sahipleri dilediği için orada bulunmaktadır. Tüm bu varlıkların ve kainattaki her şeyin sahibi, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Ve hatta kendi bedeniniz, O da sizden tamamen bağımsız olarak sizi var edenin kontrolündedir. Tüm uzuvlarınız, damarlarınız, sinir sisteminiz, hücreleriniz, her biri sahibinizin ilminin ve üstün aklının eseridir. Bu sayılanların hiçbiri sizin sahip olmayı düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz şeyler değildir. Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi bedeninizdeki kusursuz sistemle hem de içinde bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle karşılaştınız. Ancak bundan önce bunların hiçbirine sahip değildiniz ve bundan sonra da kendi iradenizle bunlara sahip olmanız mümkün değildir. Elbette bu gerçek tüm insanlar için geçerlidir. O halde her şeyin mülkü, yaratıcımıza yani her şeyin sahibi olan Allah'a aittir.
Er-Rahman. Er-Rahim. Merhamet eden. Verdiği nimetleri iyi kullananları ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatlandıran.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, rahim olan O'dur.” (Haşr Suresi, 22)
Rahman olan Allah, sonsuz merhametini ve lütfunu görünen ve görünmeyen her şeyde tecelli ettirir. İnsan bu görünen ve görünmeyen nimetlerle hayatını devam ettirir. Allah'ın rahmeti her şeyi kapsar. Örneğin her gün toprağın içindeki milyonlarca tohumu Allah filizlendirir. Bereketli topraklarla yerin altındaki 4500 derece sıcaklıktaki dev kütleyi saklayıp örter, gökten tonlarca berrak su indirir, aynı anda dünyanın her yerinde milyarlarca canlıya rızık verir, her an ciğerlerimize dolan oksijeni yaratır ve hayat veren sayısız nimetleriyle yarattıklarını çevreler. Allah, 100 trilyon hücreden oluşan insanın her bir hücresini yaratan, bunların her birine ayrı ayrı görevlerini öğreten, içlerinde her biri 1 milyon sayfalık bilgiyi içeren DNA'ları yerleştiren, bu sistemi milimetreden çok daha küçük bir küpün içine sığdırdığı protein, yağ ve su moleküllerine yaptıran ve bütün bunlarla insana can veren ve varlığını her an sürdürmesini sağlayandır. Tüm insanlar ana rahmine düştüğü andan toprağa geri döndüğü ana kadar sadece Allah'ın yarattığı nimetleri tanır, bilir ve onlarla yaşar.
İnsanlardan bu nimetleri gören, yaratılış amacını kavrayarak O'na kulluk edenler olduğu gibi, nankörlük ederek O'ndan yüz çevirenler de vardır. Buna rağmen Allah, insanların üzerinde Rahman ismini en güzel şekilde tecelli ettirir. İman etmeyenler de dünya hayatında soludukları hava, içtikleri su dahil olmak üzere gizli açık tüm nimetlerden faydalanır. Allah müminlere verdiği gibi onlara da mal mülk, içinde oturacakları güzel evler ve soylarını devam ettirecekleri evlatlar verir. Onları da güzel rızıklarla besler. Onlara da sağlık, güç ve güzellik verir. Bu Allah'ın Rahman sıfatının tecellisidir. Allah, dünya hayatında inkar edenleri belki dine dönerler, düşünüp aklederler ve şükrederler diye yararlandırmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki Allah'ın ayetlerinden yüz çevirenler, Allah'ın nimetlerinden ancak dünyada yararlanabilir. Ahirette ise bütün nimetler, Allah'ın verdiklerini yalnızca Rabbimize yakınlaşmak ve O'nun rızasını aramak için kullanan ve O'na şükreden müminlere aittir. Bu da Allah'ın rahim sıfatının tecelli etmesidir.
Er-Rezzak. Rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Hiç şüphesiz rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.” (Zariyat Suresi, 58)
Kuluna karşı çok şefkatli ve merhametli olan Allah, insanları içinde sayılamayacak kadar çok nimetle dolu olan topraklarda yaşatır. Öyle ki insan toprağı ekip biçmeden bile toprak yemyeşil ürünler ve başaklar verir. İçinden sarı, kırmızı, yeşil, turuncu meyveler ve sebzeler çıkar. Masmavi denizlerin içi ise yine binlerce çeşitte ve değişik lezzette balıklarla doludur. Bütün bunları insanlara veren, Rezzak olan Allah'tır. Allah saydığımız tüm nimetleri insanlara dünya hayatında bağışlar. Cennette ise müminler için çok daha güzeli vardır. Öyle ki Secde Suresi’nin 17. ayetinde, Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Artık hiçbir nefis yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin saklandığını bilmez.” Denilerek cennetteki nimetlerin üstünlüğüne dikkat çekilmiştir.
Eş-Şafi. Şifa veren.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.” (Şuara suresi, 80)
İnsanın acizliğini kavradığı ve ne kadar muhtaç konumda olduğunu en çok fark ettiği anlardan biri, şüphesiz hasta olduğu anlardır. Allah, insana bu duyguyu yaşatmak için hepsi birbirinden farklı yüzlerce hastalık yaratmıştır. Her hastalığın kişi üzerinde meydana getirdiği bedensel ve ruhsal etkiler birbirinden çok farklıdır. Ancak hepsi hikmetli bir yaratılışın delilidir. Gözle bile görülemeyen bir virüsün insanı tanınamayacak hale sokması, vücuda giren bir mikrobun kimi zaman teşhis dahi edilememesi Allah'ın gücünün en açık delillerindendir. Bilim adamlarının tek bir virüsü ortadan kaldırmak için yaptığı deneyler, araştırmalar Allah'ın yaratmadaki üstünlüğünü gözler önüne serer. Hastalığı veren Allah olduğu için bu hastalığın geçmesi de ancak Allah'ın dilemesiyle olur. Allah dilediği takdirde Şafi sıfatıyla verdiği hastalığı ortadan kaldırır. Nitekim Allah dilemedikçe tüm dünyanın doktorları, en gelişmiş teknolojik aygıtlar, keşfedilen en son ilaçlar bir araya gelse yine de o kişinin hastalığının iyileşmesi imkansızdır. Kullanılan ilaçların hepsi hastalığın iyileşmesi için birer vesiledir. Eğer Allah dilerse, uygulanan tedaviyi vesile kılarak kişinin iyileşmesine izin verir. Ne var ki Allah dilemedikçe çok basit gibi görünen bir hastalık dahi kişinin ölümüne sebebiyet verebilir. Bu durumda insanın yapması gereken, kendi haddinin yanında Rabbimizin sonsuz gücünü görebilmek ve sıkıntı içinde var olduğu her an Allah'tan yardım dilemektir. Unutmayın ki Allah'tan başka bir yardımcı ve veli yoktur.
Ettevvâb. Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Ancak tevbe edenler, kendilerini ve başkalarını düzeltenler ve indirileni açıklayanlara gelince, artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul edenim, esirgiyenim.” (Bakara Suresi, 160)
İnsan her an hata yapmaya, günah işlemeye, zaafa düşmeye açık bir nefse sahiptir. Bir de kendini sürekli olarak Allah'a isyana sürüklemeye, vesvese vermeye çalışan şeytan gibi düşmanı vardır. Ancak Allah, insana hatalarını telafi etmek için bir yol göstermiştir. Tevbe etmek. Daha önce de belirttiğimiz gibi insan her an hataya düşebilir, günah işleyebilir veya bir vesveseye kapılabilir. Ancak ne kadar büyük bir hata yaparsa yapsın, kendi için bir dönüş yolu vardır. Allah samimi olarak tevbe eden kullarının tevbelerini kabul eder ve onları bağışlar. Bu yüzden bir insan geçmişinde ne kadar gafil olursa olsun umutsuzluğa kapılması doğru olmaz.
El veli, iyi kullarına dost.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkar edenlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara Suresi, 257)
İman eden bir insanın hem dünyada hem de ahirette gerçek dostu vardır. Bu dost onu asla terk etmez. Her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun için herkesten daha güvenilirdir. Daima karşılıksız armağan edendir. Kuşkusuz bu benzersiz dost Allah'tır. Allah, müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur. O, kendine inanan insanları her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek bir mutluluk verir. Gafil bir insan ise hayatı boyunca güveneceği, her durumda sıkıntısını giderebilecek güçte, zengin ve muktedir bir insan ya da bir güç arayışı içindedir. Fakat bunu ararken zaten kendini yaratmış, yaşamını sürdürmesini sağlayan büyük kuvvet sahibi, her şeyi yapmaya kadir olan Rabbimizi unutur. Kendine kötülükten başka hiçbir katkısı olmayan, ahirette de cennette de bir pay sahibi olmasını engelleyen şeytanı dost edinir. İşte bu onun için sonun başlangıcıdır. Karanlık bir dünyanın girişidir. Allah'a iman eden, imanında da samimi olan insanlarsa hiç hüzün ve kaybolmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine girerler. Çünkü Allah inananlara, dinine ve sözlerine sadık oldukları sürece kurtuluş nasip edecektir. Asıl büyük karşılığı ise ahirette onlara verecektir. Allah, inananların dünyada ve ahiretteki tek gerçek dostudur.
Kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım:
“O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Meliktir, Kudüs'tür, Selam’dır, Mümin’dir, müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.” (Haşr Suresi, 22-24)