HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Canlılığın temeli Karbon

Canlılığın temeli Karbon

Harun Yahya
2138
06 Kasım, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

 

CANLILIĞIN TEMELİ KARBON

 

AKILLI TASARIM Yani Yaratılış

 

Film boyunca zaman zaman tasarım kelimesiyle karşılaşacaksınız. Bu kelime, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği vurgulamak için kullanılmaktadır. Allah'ın tüm evrende kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimizin önce plan yaptığı, daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'ın yaratmak için herhangi bir tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde O'nun olması için yalnızca “Ol” demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

Şeytandan Allah'a sığınırım: “Bir şeyi dilediği zaman O'nun emri yalnızca ol demesidir. O da hemen olur.” (Yasin suresi, 82)

“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen olur." (Bakara Suresi, 117)

İçinde yaşadığımız evrenin tüm fiziksel dengeleri canlı yaşam için özel olarak yaratılmıştır. Evrenin genel yapısı, dünyamızın bu evren içindeki yeri, yeryüzünün fiziksel özellikleri, hava, ışık ve su tam olarak bizim ihtiyaç duyduğumuz özelliklere sahiptir. Molekül seviyesine indiğimizde ise bu özel yapı kendisini daha açık ve benzersiz bir şekilde gösterir. Molekül seviyesinde yani gözle görülmeyen atomların dünyasında her şey kusursuzdur. Elimizi, gözlerimizi, saçımızı, ciğerlerimizi oluşturan ya da bize besin sağlayan tüm canlıları, bitkileri, hayvanları, ağaçları, kuşları oluşturan elementler özel tasarlanmış yapı taşlarıdır. Fizikçi Robert Clark, ''Evren, plan mı, kaza mı?'' adlı eserinde canlılığın yapı taşlarının çok özel ve üstün birer yaratılışla var edildiğini şu sözlerle açıklar:

 

“Yaratıcı, yaşamın inşası için kullanılmak üzere özel parçalar yaratmıştır.”

 

Clark'ın bahsettiği bu özel parçalardan birisi karbon elementidir. Bütün galaksi ve yıldızların oluşumu büyük patlama yani Big Bang'den sonra oldu. Yıldızları dengede tutan, yıldızın çekirdeğinin kütlesel çekimine karşı ürettiği hidrojeni helyuma çeviren ısının baskısıdır. Zamanla ısı ortaya çıkaran bu dönüşüm azalınca yıldız kendi içine çöker. Büyük kütleli yıldızlar bu çökmeden sonra bir süpernova patlamasıyla dışa saçılırlar. Bunun neticesinde karbon, oksijen, demir gibi canlı yaşamının temelini oluşturan ağır elementleri evrene saçarlar. Karbon birçok yönüyle diğer elementlerden farklı özellikler gösterir. Bu farklılıklar onu yaşam için vazgeçilmez hale getirmiştir. Karbon, periyodik tablodaki 6. elementtir. En önemli özelliği ise yeryüzündeki birçok şeyin arabamızın lastiklerinden bilgisayarımıza, kullandığımız doğalgazdan selüloza, yediğimiz etten hücrelerimizin içindeki DNA'ya kadar her şeyin temelini oluşturmasıdır.

Şimdi izleyeceğiniz filmde karbonun yapısı hakkında bilgiler edinecek ve büyük bir yaratılış deliline şahit olacaksınız.

 

Karbon Elementinin Mucizevi Oluşumu

 

Canlılığın temeli olan karbon elementi ancak devasa yıldızların merkezinde çok özel ve mucizevi reaksiyonlar sonucunda üretilir. Bu mucizevi reaksiyonlar gerçekleşmese bugün evrende karbon diye bir element, dolayısıyla da canlılık diye bir kavram olmayacaktır. Mucizevi diyoruz, çünkü bu reaksiyonlar normalde ihtimal dışı olan şartların aynı anda bir araya gelmesiyle gerçekleşir.

Şimdi bu olayı inceleyelim.

Karbon atomu dev yıldızların çekirdeklerinde iki aşamalı bir işlem sonucunda meydana gelir. Önce iki helyum atomu birbiriyle birleşir ve böylece ortaya 4 protona ve 4 nötrona sahip bir ara element çıkar. Bu ara elemente berilyum denir. 3. bir helyumda berilyum eklendiğinde ortaya 6 protonlu ve 6 nötronlu karbon atomu çıkmış olur.

Birinci aşamada ortaya çıkan berilyum, berilyumun dünyada bulunan normal yapısından farklıdır. Periyodik tabloda yer alan normal berilyum, fazladan bir nötrona sahiptir. Kırmızı devlerin içinde oluşan berilyum ise farklı bir versiyondur. Buna kimya dilinde izotop denir. Konuyu inceleyen fizikçileri uzun yıllar boyunca şaşkınlığa düşüren nokta ise, kırmızı devlerin içinde oluşan bu berilyum izotopunun anormal derecede kararsız olmasıdır. O kadar kararsızdır ki, oluşmasının ardından geçen saniyenin katrilyonda biri kadar çok kısa bir anda parçalanmaktadır. Peki ama nasıl olur da oluştuğu anda yok olan berilyum izotopu karbona dönüşmektedir?

Berilyum izotopunu karbona çevirecek olan helyum atomu tesadüfen mi gelip birleşmektedir? Elbette böyle bir şey imkansızdır. Bu tesadüfen üst üste geldiklerinde saniyenin katrilyonda biri kadar bir zaman içinde birbirine fırlatılan iki tuğlanın üzerine bunlar dağılmadan bir üçüncü tuğlanın daha eklenmesi ve bu şekilde ortaya bir inşaat çıkması gibi hatta bundan çok daha imkansız bir olaydır. Ünlü bilim adamı Paul Davis de bu mucizevi olayı şöyle anlatmaktadır:

 

 “Karbon çekirdeği, büyük yıldızların merkezlerinde üç helyum çekirdeğinin arka arkaya oldukça hassas bir süreç içinde birbirine karşı karşıya gelmesi sonucunda oluşur. 3 çekirdeğin rastlaşmasının nadir bir durum olması nedeniyle bu reaksiyon verimli bir hızda ancak rezonans adı verilen, çok iyi belirlenmiş enerji seviyelerinde gerçekleşebilir. Bu seviyelerde reaksiyon kuantum etkileriyle büyük ölçüde hızlanır. Bu rezonanslardan biri, helyum çekirdeğinin büyük yıldızlarda sahip olduğuyla aynı tür enerjiye neredeyse tam denk gelecek biçimde ayarlanmıştır.”

 

Kırmızı devlerde çifte rezonans adı verilen bir mucize gerçekleşir. İki helyumun rezonans yaparak birleştiği anda ortaya çıkan berilyum, saniyenin katrilyonunda biri kadar bir anda bir üçüncü helyumla ayrı bir rezonans yapıp birleşir ve karbon oluşturur. Bu normal şartlarda gerçekleşmesi son derece imkansız bir bilimsel olaydır. George Greenstein bu çifte rezonansın neden çok olağanüstü bir mekanizma olduğunu şöyle anlatır:

 

“Bu hikayede birbirinden çok farklı üç yapıyla birbirinden çok farklı iki rezonans vardır. Bu atom çekirdeklerinin neden bu denli uyum içinde çalıştıklarını anlamak çok zordur. Bu bir bisiklet, bir araba ve bir kamyon arasında çok derin ve kompleks rezonanslar keşfetmek gibi bir şeydir. Neden bu denli ilgisiz yapılar birbirleriyle uyum sağlasınlar? Bizim ve evrendeki tüm hayat formlarının varlığı bu olağanüstü işlem sayesinde mümkün olmuştur.”

 

Dev yıldızların çekirdeklerinde karbon atomunun oluşmasını, kendiliğinden gerçekleşmesi olanaksız bir olaya benzeten Greenstein, materyalist dogmaya olan inancı nedeniyle bu durumun açık bir yaratılış mucizesi olduğunu ifade edememektedir. İlerleyen yıllarda oksijen gibi diğer bazı elementlerin de bu gibi olağanüstü rezonanslarla oluştuğu ortaya çıkmıştır. Bu olağanüstü işlemleri ilk kez keşfeden Fred Hoyle ise Galaksiler, Çekirdekler ve Kuvasarlar adlı kitabında, bunun tesadüfen olamayacak kadar planlı bir işlem olduğu sonucuna varmış ve koyu bir materyalist olmasına rağmen keşfettiği çifte rezonansın ayarlanmış bir iş olduğunu kabul etmiştir. Bir başka makalesinde ise şöyle yazmıştır:

 

“Eğer yıldızlarda atom çekirdeklerinin birleşimi yoluyla karbon ya da oksijen üretmek isterseniz ayarlamanız gereken iki ayrı düzey vardır. Ve yapmanız gereken ayar tam da şu anda yıldızlarda var olan ayardır. Gerçeklerin akıl süzgecinden geçirilerek yorumlanışı ortaya koymaktadır ki üstün bir akıl fiziğe, kimyaya ve biyolojiye müdahale etmiştir ve doğada varlığından söz etmeye değer bilinçsiz güçler yoktur. Gerçeklerin hesaplanmasıyla ortaya çıkan sayılar o kadar akıl almazdır ki beni bu sonucu tartışmasız biçimde kabul etmeye götürmektedir.”

 

Hoyle, bu mucizevi olaydan öyle etkilenmiştir ki, diğer bilim adamlarının da bu açık gerçeği görmezden gelemeyeceklerini şöyle vurgulamıştır:

 

“Kanıtları inceleyen herhangi bir bilim adamı kendisini şu sonuca varmaktan alıkoyamaz. Yıldızların içinde meydana getirdikleri sonuçlar göz önüne alındığında nükleer fiziğin kanunları kasıtlı olarak tasarlanmışlardır.”

 

 Yaşamın Temel Yapı Taşı

 

Şu an için yeryüzünde çeşitli şekillerde bir araya gelmiş, yaklaşık 2 milyon farklı yapıda bileşik bulunduğu hesaplanmaktadır. Bu bileşikler sadece iki atomun bir araya gelmesiyle oluşabildiği gibi milyonlarca atomun bir araya gelmesiyle de oluşabilir. Ancak ilginç olan elementlerin her birinin kendine has bileşik meydana getirme özelliklerinin olmasıdır. Kimi elementler bir başka elementle hiçbir şekilde birleşemezler. Kimileri de sadece bir veya iki bileşik meydana getirirler. Ancak karbon elementi bütün bunlardan farklıdır. Tek başına 1.700.000 farklı tipte bileşik meydana getirebilmektedir. Yeryüzündeki farklı bileşiklerin toplam sayısının 2.000.000 olduğunu dikkate aldığımızda karbon dışındaki diğer elementlerin toplam 300.000 bileşik tipi meydana getirdiklerini görürüz. Bunu anlamı şudur; Karbon büyük bir yaratılış harikasıdır.

Ünlü kimyager David Burney'de Yaşam adlı kitabında karbon elementini şöyle tarif eder:

 

“Karbon çok olağan dışı bir elementtir. Karbon ve onun bu olağan dışı özellikleri olmasaydı dünyada yaşam olmazdı.”

 

 Vlasov ve Trifonov 107 Kimya Öyküsü'nde ise karbonun diğer elementlere göre bariz özelliklerini şu şekilde anlatırlar:

 

“Mendeleyev çizelgesi yani periyodik cetvelde eşsiz bir element vardır. Bilinen 2 milyon farklı molekülden 1 milyon 700 bini karbon atomlu iskelete sahip moleküllerdir. Bu bileşikler kimyanın organik kimya denilen muazzam dalında incelenirler. Karbon atomları uzun çizgiler boyunca birbiri ardına dizilerek çok kolay zincir oluştururlar. En kısa zincir 2 karbon atomundan oluşur. Peki en uzun zincir hangisidir? Henüz bilinmiyor. Diğer elementlerin hiçbirinin böyle bir yeteneği yoktur. Karbon, zincir oluşturma kapasitesi bakımından rakipsizdir. Zincirler dallanabilir ve halka oluşturmak üzere kapanabilir. Halkalar 3, 4, 5, 6 ve daha çok karbon atomundan oluşan çokgenlerdir.”

 

Hayati önemi olan bu elementin miktarca az olması ise oldukça ilginçtir. Karbon, tüm canlıların bileşiminin ağırlıkça sadece yüzde 9-10’unu, dünyanın bileşiminin ise yalnızca 100 binde 17'sini içerir. Az miktarda bulunmasına rağmen karbon kendi bedenimiz de dahil olmak üzere hayatımızın her parçasında vardır ve onun yerini alabilecek bir başka element de yoktur.

Karbonun diğer elementlerle kolaylıkla birleşebilme özelliği kurduğu bağlardan kaynaklanmaktadır. Karbon, moleküler özelliği nedeniyle aynı cinsten atomları birbirine ekleyebilmekte, farklı cins atomları da birleştirebilmektedir. Diğer atomlar genellikle bu özelliklere sahip değildir. Onlar belirli atomlarla bağlar kurabilir, diğerlerini ayırt ederler.

Karbon, diğer karbon atomlarıyla da çok güçlü kovalent bağlar kurar. Bu bağlar, güçlü ve sağlam bağlar olduğundan çok büyük ve uzun moleküllerin oluşmasına olanak sağlar. Vücuttaki karbonhidrat, protein, yağ ve nükleik asitler de bu tür karbon bağlarıyla meydana gelmiş olan büyük moleküllerdir.

Bilim adamları, yıllar boyunca karbonun yerini alabilecek bir elementin var olup olmadığını araştırdılar. Karbonun özelliklerine en yakın element silisyumdu. Bu nedenle silisyumun bir şekilde karbonun kurduğu birleşikleri kurması gerektiğini düşündüler. Ancak tüm çabaları sonuçsuz kaldı. Çünkü silisyum, karbon gibi çeşitli elementlerle bu kadar çok bileşik oluşturacak bir özellik göstermiyordu. Bunun en önemli nedeni karbonun kendi atomlarıyla kurduğu güçlü bağlardı. İki karbon arasında meydana gelen bağlantı çok güçlüydü ve bu nedenle çok daha uzun ve sabit bağlantılara olanak vermekteydi. Silisyum ise karbona çok yakın bir element olmasına rağmen kendi atomlarıyla birleşme sırasında güçlü bir bağ kuramıyordu. Kurduğu zayıf bağ da uzun zincirlerin oluşması için uygun değildi. İngiliz kimyager Nevil Sidgwick Kimyasal Elementler Ve Bileşikleri başlıklı kitabında karbonun alternatifsiz olması hakkında şunları yazar:

 

“Yaşamın temeli olarak silikonun karbonun yerine alacağı bir dünya düşüncesinin imkansız olduğundan artık emin olacak kadar bilgiye sahibiz.”

 

Dünya, karbonun oluşması ve bileşikler meydana getirmesi için gerekli olan şartlara sahip, bilinen tek gezegendir. Örneğin, karbonun bileşikleri oluşturabilmesi için gerekli olan sıcaklık aralığı, eksi 20 ila 120 santigrat derecedir. Karbon bileşikleri, eksi 20 santigrat derecede donmaya, 120 santigrat derecede parçalanmaya başlarlar. Biz bu parçalanma ve bozulmaya dünya şartlarında da şahit oluruz. Örneğin bir orman yangınında aşırı ısı ağaç gövdelerinin yapısını tamamen değiştirir. Karbon bileşikleri değişime uğrar ve ağacın yapısı bu değişiklikten dolayı tamamen farklılaşır. Karbon artık orijinal yapısını kaybetmiştir.

Görüldüğü gibi bir miktar sıcaklık değişiminde bile karbon bozulmaya uğrar ve dolayısıyla bu değişim tüm dünyaya hakim olursa canlılık ortadan kalkar. Bu, dünyada özel bir tasarımın var olduğunun en önemli delillerinden bir tanesidir.

Karbonun canlı birleşikler meydana getirmesine olanak veren sıcaklık aralığı ise yalnızca dünyada mevcuttur. Ve bu son derece hassas bir sıcaklık aralığıdır. Bir kıyas yapmak gerekirse, Güneş sisteminde dünyadan bir önceki gezegen olan Venüs'te sıcaklık yaklaşık 450 santigrat derece, Dünyadan bir sonraki gezegen olan Mars'ta ise eksi 53 santigrat derecedir. Bu kavurucu sıcaklık ve dondurucu soğuklukta karbon elementinin canlı bileşikler meydana getirmesi imkansızdır.

Uzayda milyarlarca derece sıcaklıktaki yıldızların aynı zamanda da mutlak sıfır kabul edilen, eksi 273 santigrat derecelik uzay boşluklarının olduğu da unutulmamalıdır. Bu muazzam ısı farkı içinde sadece dünyanın karbon bazlı yaşama elverişli bir sıcaklık aralığında olması, gerçekten de çok büyük bir nimet ve özel bir yaratılıştır. Önemli olan bu mükemmellikleri ve Allah'ın eşsiz sanatını görerek insanın Allah'a muhtaç olduğunu kavraması ve O'nun büyüklüğünü takdir etmesidir. Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:

“Şimdi ekmekte olduğunuz tohumu gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık, böylelikle şaşar kalırdınız. Şöyle de sızlanırdınız; Doğrusu biz ağır bir borç altına girip zorlandık. Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık. Şimdi siz içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz yoksa indiren biz miyiz? Eğer dinlemiş olsaydık, onu tuzlu kılardık. Şükretmeniz gerekmez mi? Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz yoksa onu inşa eden biz miyiz?” (Vakıa Suresi, 63-72)

Karbondaki Tasarım

 

Karbonun kimyasal özellikleri de hayranlık uyandırıcıdır ve Allah'ın bir mucizesidir. Kimyasal olarak saf karbon, şekerin havasız ortamda ısıtılarak ayrıştırılmasıyla elde edilir. Karbon içindeki öteki maddeler alevde klor gazıyla iyileştirilerek temizlenir. Daha sonra suyla yıkanır ve hidrojen gazı ortamında klordan ayrılır. Karbon çok ağır bir maddedir. Suda sulandırılmış asit ve bazlarda ve organik çözücülerde erimez. Yüksek sıcaklıklarda oksijenle birleşerek karbon monoksit oluşturur. Sıcak nitrik asit ve potasyum nitrat gibi oksitleyici maddelerde militik asit ve bazı metallerle yüksek sıcaklıklarda karbürleri oluşturur. Karbon bileşiklerinin bazıları sadece birkaç atomdan oluşurken bazılarında binlerce hatta milyonlarca atom vardır. Sadece karbon atomları bu denli uzun ve kalıcı bileşikler oluşturabilirler. İngiliz kimyager Nevil Sidgwicg kitabında karbon hakkında şunları yazar:

 

“Karbon, yapabildiği bileşiklerin sayısı ve çeşitliliği yönünden diğer elementlerden tamamen farklı, özgün bir yapıdadır. Şimdiye dek karbonun yarım milyonun üzerinde farklı bileşiği ayrılmış ve tanımlanmıştır. Ama bu bile karbonun güçleri hakkında çok yetersiz bir bilgi verir çünkü karbon tüm canlı maddelerin temelini oluşturur.”

 

KOVALENT BAĞLAR

 

Karbon organik bileşikleri oluşturmak üzere başka atomlarla birleştiğinde, atomlar arasında kurulan bağa kovalent bağ adı verilir. Kovalent bağ, 2 atomun elektronlarını paylaşmaları ile kurulur.

Elektronlar atom çekirdeklerinin etrafında belirli yörüngeler içinde yer alır. Çekirdeğe en yakın yörüngede sadece 2 elektron yer alabilir. Daha sonraki 18 elektron alır ve böylece devam eder. Dikkat çekici olan, atomların yörüngelerindeki elektron sayılarını tamamlamaya yönelik bir eğilimlerinin olmasıdır. Örneğin ikinci yörüngesinde 6 elektron bulunan oksijen, bu yörüngeye 2 tane daha elektron ekleyerek sayı 8'e çıkarmak ister.

Atomların neden böyle bir eğilimi olduğu sorusu cevaplanamamaktadır. Ama bu eğilim olmasa canlı organizmaların var olamayacağı da açıktır. Kovalent bağlar atomların bu yörünge tamamlama isteği sayesinde kurulur. Yörüngelerin tamamlamak isteyen iki farklı atom elektronlarını paylaşarak bu tamamlamayı gerçekleştirirler.

Örneğin suyu oluşturan 2 hidrojen ve 1 oksijen atomu kovalent bağ yaparlar. Oksijen 2 hidrojendeki birer elektronu paylaşarak ikinci yörüngesini sekize tamamlamaktadır. Hidrojenlerin her biri de oksijenin elektronlarından birer tanesini kullanarak kendi yörüngelerini ikiye tamamlamaktadırlar. Karbon da işte bu tür kovalent bağlar kurarak çok farklı maddeler oluşturur. Metan bunlardan bir tanesidir. Metanın oluşumu 4 ayrı hidrojen atomunun karbonda kovalent bağ yapmasıyla oluşur. Karbonun atom sayısı oksijeninkinden 2 eksik olduğu için karbon 2 yerine 4 hidrojenle bağ kurmaktadır.

Ancak karbonun kurduğu bağlar başta belirttiğimiz gibi çok geniş bir yelpaze oluşturur. Karbonun sadece hidrojenle kurduğu farklı bağlar hidrokarbonlar olarak bilinen büyük aileyi meydana getirir. Bu aile içinde doğal gaz, sıvı petrol, gaz yağı, kerosen ve çeşitli makine yağları vardır. Etilen ve propilen olarak bilinen hidrokarbonlar ise petrokimya endüstrisinin temelidir. Başka hidrokarbonlar benzen, toluen ve turpentin gibi bileşikler meydana getirir.

Giysilerimizi güvelenmekten korunması için dolaplara konan naftalin ise bir başka tür hidrokarbondur.

Klor veya florla birleşen hidrokarbonlar ise anestezi maddeleri, yangın söndürücüler ve buzdolaplarında kullanılan freon adı verilen farklı maddeler oluştururlar. Karbonun hidrojen ve oksijenle yaptığı kovalent bağlar ise bir başka geniş yelpaze oluşturur. Bunlar arasında etanol ve propanol gibi alkoller, aldehitler, ketonlar ve yağ asitleri vardır.

Yine karbon, hidrojen ve oksijen birleşiklerinden oluşan çok önemli iki madde ise yediğimiz besinlerin içindeki enerjiyi sağlayan glukoz ve fruktozdur. Ağacın sert maddesini ve kağıdın ham maddesini oluşturan seliloz, balmumu, sirke ve formik asit gibi maddelerin her biri yine karbonun hidrojen ve oksijenle yaptığı kovalent bağlarla oluşur. Karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomlarıyla bağ kurduğunda ise bu kez ortaya yine çok önemli bileşikler çıkar. Bu bileşiklerin başında vücudumuzun temel yapı taşı olan proteinleri oluşturan aminoasitler gelir. DNA'yı oluşturan nükleotitler ise yine karbon, hidrojen, oksijen ve azot bileşiminden oluşan moleküllerdir

Kısacası karbon atomunun kurduğu kovalent bağlar canlılığın var olabilmesi için mutlaka gereken şartlardan birisidir. Eğer karbon, oksijen, azot ve hidrojenle kovalent bağlar kuramayacak olsa yaşamdan söz etmek de mümkün olmayacaktır. Karbonun bu bağları kurabilmesini sağlayan şey ise kimyacıların metastability dedikleri özelliğinden kaynaklanmaktadır. Ünlü biyokimyacı Haldane bu özelliği şöyle açıklar:

 

“Bir molekülün metastabil olması demek, bir dönüşüm sırasında serbest enerji açığa çıkarabilmesi ama ısı, radyasyon ya da bir katalizörle birleşme durumları hariç istikrarlı olarak kalabilmesi demektir.”

 

Bu teknik tanım, karbon atomunun çok özgün bir yapıya sahip olduğu anlamına gelmektedir. Bu özgün yapı sayesinde karbon normal şartlar altında çok kolay kovalent bağı kurabilmektedir.

Ancak burada çok ilginç bir nokta vardır. Karbonun yaşam için zorunlu olan söz konusu metastability özelliği sadece çok dar bir ısı aralığı için geçerlidir. 100 santigrat derecenin üzerine çıkıldığında karbon bileşikleri son derece kararsız hale gelirler. Bunu hepimiz günlük yaşamımızda gözlemleriz. Eti pişirirken yaptığımız şey aslında karbon bileşiklerinin yapısını değiştirmektir. Ancak önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir. Pişen et artık tamamen ölü hale gelir. Yani canlı organizmalarda kullanılan yapısından farklılaşır. Nitekim çoğu karbon bileşikleri 100 santigrat derecenin üzerinde bozulur. Vitaminlerin büyük bölümü hemen parçalanır. Şekerler aynı şekilde yapı değişikliğine uğrar ve besin değerlerini yitirirler. Biraz daha yüksek bir ısıda, örneğin 150 santigrat derecede karbon bileşikleri yanmaya başlar.

Yani karbon bileşiklerinin kovalent bağlar kurup bu bağları kararlı olarak koruyabilecekleri ısı aralığının üst sınırı 100 santigrat dereceyi aşmaz. 0 santigrat derecenin altındaki bir ısıda ise organik biyokimyanın varlığı imkansızlaşır. Ama diğer bileşikler böyle değildir.

Organik olmayan maddelerin çoğu ısı değişimlerinden bu şekilde etkilenmezler. Bunu görmek için bir parça etin yanında biraz metal, cam ya da taş koyup bu karışımı ısıtabilirsiniz. Isı arttıkça etin yapı değiştirdiğini, karardığını ve sonunda yandığını görürsünüz. Ama metale, cama ya da taşa ısıyı yüzlerce derece daha arttırsanız bile bir şey olmaz.

Dikkat ederseniz karbon bileşiklerinin kovalent bağları kurmak ve korumak için ihtiyaç duydukları ısı aralığı tam da dünya üzerinde var olan ısı aralığıdır. Oysa daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi evrenin içindeki ısılar en sıcak yıldızların içindeki milyarlarca derecelik korkunç sıcaklıklardan mutlak sıfır noktası olan eksi 273 santigrat dereceye kadar değişebilmektedir. Ama insan için yaratılmış olan dünya, tam da hayatın yapı taşı olan karbon bileşiklerinin ihtiyaç duyduğu daracık ısı aralığına sahiptir.

İşin daha da dikkat çekici bir yönü, aynı ısı aralığının suyun sıvı olduğu yegane ısı aralığı oluşudur. Bir önceki bölümde incelediğimiz gibi yaşamın temel şartlarından biri olan su, tam da karbon bileşikleri için gereken ısıya ihtiyaç duymaktadır. Böyle bir uyumu zorunlu kılan bir doğa kanunu ise yoktur. Bu durum, suyun, karbonun ve dünyanın özelliklerinin birbirine uygun olarak yaratıldığının bir göstergesidir. Allah'ın yaratmasındaki kusursuzluk Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:

“O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman olan Allah'ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çatlaklık, bozukluk ve çarpıklık görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir. O göz, uyumsuzluk bulmaktan umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk suresi, 3-4)

Zayıf Bağlar

 

Canlı bedenlerindeki atomları bir arada tutan yegane bağlar, kovalent bağlar değildir. Bir ikinci bağ sınıfı daha vardır. Farklı türleri olan bu bağların hepsine birden zayıf bağlar adı verilir. Temel yapı taşı olan proteinler, karmaşık üç boyutlu formlarına zayıf bağlar sayesinde sahip olurlar. Bunu açıklamak için proteinlerin yapısına değinmek gerekir.

Proteinler genellikle aminoasit zincirleri olarak bilinirler. Bu doğru bir tanımdır ancak yetersizdir. Çünkü aminoasit zinciri tanımı bir kolyedeki inci taneleri gibi artarda dizilmiş iki boyutlu bir diziyi çağrıştırmaktadır. Ama proteinleri oluşturan aminoasitler bir ağacın farklı dağlarındaki yaprakların konumu gibi üç boyutlu bir şekle sahiptirler. Kovalent bağlar, aminoasitleri oluşturan atomları bir arada tutarlar. Zayıf bağlar ise aminoasitleri gerekli üç boyutlu şekil içinde birleştirirler. Eğer zayıf bağlar olmasa proteinlerin var olması ve görevlerini yerine getirmesi imkansızdır. Proteinlerin olmadığı bir ortamda ise canlılıktan söz edilemez.

Proteinlerin birbirleriyle ve DNA ve RNA gibi yapı taşlarıyla etkileşimleri de çoğu zaman bu zayıf bağların yardımıyla olur. DNA'da bilgi yedekli bir şekilde depolanırken de zayıf bağlar kullanılır. DNA'nın aynı bilgiyi taşıyan zincirinin her harfi karşı bağdaki harfle 2 veya 3 hidrojen bağıyla bağlanır. DNA zincirinden üretim yapılabilmesi için zincire bağlanan proteinler yine zayıf bağları kullanırlar. DNA'nın kopyası çıkartılırken de bu zayıf bağlar proteinlerce kırılır ve yine zayıf bağlarla DNA'ya bağlanan enzimlerce kopyası çıkartılır ve tekrar birleştirilir. Bu zayıf bağların gücü de özel olarak ayarlanmıştır. Eğer çok daha zayıf olsalar, proteinler ve diğer yapı taşları gerekli fiziksel ve kimyasal etkileşimleri yapacakları zamanı bulamazlar. Çarpışıp hiçbir şey olmamış gibi ayrılırlar. Çok güçlü oldukları takdirde bir defa bir araya geldiğinde bir daha ayırması çok zor olacaktır. Bunun neticesinde ise işlevsiz madde yığınları olacaktır.

İşin dikkat çekici yanı ise zayıf bağlarında ihtiyaç duydukları ısı aralığının aynı kovalent bağlar gibi yine dünya üzerinde var olan ısı aralığı oluşudur. Oysa zayıf bağlarla kovalent bağların yapıları birbirinden tamamen farklıdır. Aynı ısıya ihtiyaç duymalarını gerektirecek hiçbir doğal sebep yoktur. Buna rağmen her iki bağ sınıfı da aynı ısı aralığı içinde kurulabilirler. Eğer kovalent bağlarla zayıf bağlar farklı ısı aralıklarında kararlılık gösterselerdi, protein inşası yine imkansız hale gelirdi.

Karbon atomunun olağanüstü özellikleriyle ilgili olarak incelediğimiz tüm bu bilgiler, yaşamın temel malzemesi olan bu atomla, yaşamın diğer temel malzemesi olan su ve yaşamın barınağı olan dünya gezegeni arasında çok büyük bir uyum olduğunu göstermektedir. Michael Denton, Doğan'ın Kaderi adlı kitabında bu gerçeği şöyle vurgular:

 

“Evrendeki dev ısı yelpazesi içinde tek bir daracık ısı aralığı vardır ki bu aralıkta 1. sıvı suya, 2. metastability özelliğine sahip çok bol ve farklı organik birleşiklere ve 3. kompleks moleküllerin üç boyutlu şekillerini kararlı kılan zayıf bağlara sahibiz.”

 

Bu daracık ısı aralığı ise az önce belirttiğimiz gibi bilinen bütün gök cisimleri arasında sadece Dünyada vardır. Dahası hayatın iki önemli temel taşı olan karbon ve su, Dünyada son derece bol miktarda bulunmaktadır. Tüm bunlar karbon atomunun ve onun olağanüstü özelliklerinin yaşam için özel olarak tasarlandığını, Dünya gezegeninin ise karbon temelli bir yaşam için özel olarak yaratıldığını göstermektedir.

 

Sertlik Şampiyonu Elmas

 

Dünyanın en sert maddesi karbon elementinin bir allotropu olan elmastır. Peki elmasa bu özelliği veren nedir? TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinden Metin Çakır bu durumu şöyle anlatmaktadır:

 

“Elmasın en sert madde olması karbon elementinin geometrik dizilimiyle ilişkilidir. Karbon elementinin başka bir allotropu olan grafit ise elmasa göre oldukça yumuşak bir maddedir. Başka bir deyişle karbon elementi en sert elementtir demek doğru olmaz.”

 

Kovalent bağ yapan atomların oluşturduğu maddeler, iyonik bağ yapan atomların oluşturduğu maddelere göre daha sert olurlar. Nasıl ölçüldüğüne gelince bunun için göreceli bir yol var. Fransız mineralogist Frédéric Moche, yaklaşık 170 yıl önce sert olan bir madde, kendisinden daha yumuşak olan maddeyi çizer ya da yıpratır mantığını öne sürerek bir sertlik sınıflandırması yapmıştır. Buna göre, sertlik durumunu 1 ile 10 arasında ölçeklendirmiş ve en az sert madde olan minerale 1, en sert maddeye yani elmasa 10 puan vermiştir. Bu ölçeğe göre tırnaklar 2,5, cam 5,5 ve bakır bozuk paralar 3 derecesinde sertliğe sahip. Daha hassas ölçümlere göre sertlikte elmasın yanına bile yaklaşılamıyor. Elmasın sertliği 1600 iken, elmastan sonra gelen korundum-korendon maddesi 400 ve yakut ise sadece 200'de kalıyor.

Peki, elması bu kadar sert yapan nedir? Kurşun kalemlerde kullandığımız kırılgan ve yumuşak grafit uçla elmasın aynı atomlardan oluşması oldukça dikkat çekicidir. Grafit de tıpkı elmas gibi karbon atomlarından oluşur. Ne var ki biri oldukça yumuşakken diğeri alabildiğine serttir. Biri kara bir kömür parçası gibiyken diğeri pırıl pırıl bir yüzeye sahip olabilmektedir. Biri doğada son derece bol bulunurken diğerine rastlamak çok zordur. Tabii ki tüm bu nedenlerden dolayı elmas, grafit ile kıyaslanmayacak maddi bir değere sahiptir.

Peki karbon atomu nasıl olup da birbirinden bu kadar farklı iki kimliğe bürünebilmektedir? Elmasın kristal yapısı, kristal dünyasındaki en mükemmel örnektir. Bir benzeri daha yoktur. Elmas kristallerinde karbon atomları, elmasa sertlik özelliğini kazandıracak ideal bir geometrik düzen içindedir. Grafit de karbondan oluşmasına karşın, atomları elmastaki gibi bir düzenle sıralanmazlar. Bu durum, bilim adamları tarafından allotropi olarak adlandırılır.

Bir elementin atomlarının uzayda farklı farklı şekillerde dizilmesiyle oluşan yapıya allotropi denir. Bu olayı gerçekleştiren atomlara da allotrop atomlar denir. Örneğin oksijen gazı ile ozon gazı oksijen atomlarının allotroplarıdır. Elmas, grafit ve amorf karbon da karbon atomunun allotroplarıdır. Elmas ve grafitin bazı fiziksel özellikleri şöyledir: (görsel-grafik)

Görüldüğü gibi sadece atomlarının dizilişi farklı olmasına rağmen her iki madde arasında çok büyük farklılıklar vardır. Elması değerli kılan tüm özellikleri oluşumu sırasında ortaya çıkan şartlara bağlıdır. Doğal elmasın oluşumu için olağanüstü koşullar yani aşırı yüksek sıcaklık ve basınç gerekir.

Elmas yer kabuğunun derinliklerinde doğar. Erimiş elmas içeren kısımlar yüzeye fışkırıp donabilir ancak bu olay çok nadiren gerçekleşir. Bu nedenle yeryüzünde çok az sayıda elmas yatağı vardır. Zengin yatakların sayısı ise birkaçı geçmez.

Doğal elmasın yapısı ve oluşum şekli, bilim adamları için yol gösterici olmuş ve bu sayede yapay elmas üretilebilmiştir. Bazı denemeler sonunda 100.000 atmosfer basınç ve 3.000 derece sıcaklık altında tutulan grafit, elmas haline getirilmiştir. Ancak üretilen sentetik elmaslar doğal olanları kadar değerli değildir. Yapay elmaslar çok sert yapılarından dolayı endüstride bir çeşit zımpara olarak kullanılmaktadır.

Kimyager Sidgwick'in de belirttiği gibi içinde sadece 6 proton, 6 nötron ve 6 elektron bulunduran karbon atomu tam bir mucizedir. Sadece atomlar arasındaki bir sıralama farklılığının bu kadar farklı sonuçlar doğurması ve bu sonuçların insanlığa büyük imkanlar sunması bütün bunların Allah'ın bir lütfu olduğunu anlamamıza yeter. Kaldı ki karbon atomunun canlılık için önemli olan herhangi bir özelliğinin dahi tesadüfen oluşması imkansızdır. Kısacası diğer her şey gibi karbon atomunu da tüm özellikleriyle birlikte Allah yaratmıştır.

“Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatandır.” (Nisa Suresi, 126)

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
mp4
Allah'ın yaratması
Aminoasit
Atom
Besin
Canlılığın Kökeni
DNA
Evren
Hayvanlar Alemi
Karbon
Kimyasal
Kovalent Bağ
Mucize
Protein
Zincir
hidrojen
mRNA
saç
İman
İmanın Güzellikleri