HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 10

Merak Ettikleriniz - 10

Harun Yahya
649
23 Ağustos, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 10

 

DİDEM ÜRER: Merhaba, yeni bir bölümde daha bir aradayız. Ben Gülgün Göktan'la birlikte sorularınıza cevap vermeye çalışacağız bu akşam da.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Merhaba, hoş geldiniz programımıza. Bize merak ettiğiniz soruları, merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz.

 

DİDEM ÜRER: İnşaAllah, ilk sorumuzla başlayalım inşaAllah.

 

17 yaşında Deniz yöneltmiş bu soruyu: “Merhaba, dua etmenin çok önemli olduğunu hep annem anlatıyor. Ben de sürekli dua ediyorum. Fakat bazen dualarımın kabul olmadığını görünce acaba dua etmesem mi diye düşünceler zihnime geliyor istemsiz olarak. Nasıl bu düşüncelerden kurtulabilirim?” demiş Deniz.

Şimdi öncelikli olarak Deniz’e sen hiçbir zaman dua etmekten vazgeçme diyerek başlayalım cevabımıza. Duanın ne demek olduğunu bilirse aslında Deniz daha rahat eder içi ve daha güzel dua eder, daha samimi dua eder. Allah Kuran’da duayı şöyle tanımlamış, Furkan Suresi’nde diyor ki, 77. ayette Rabbimiz ayette, şeytandan Allah'a sığınırım: “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?”

Yani bizim Allah'la en samimi bağlantıya geçtiğimiz an aslında dua ettiğimiz an oluyor. Fakat duayı sadece bir şey istemek için edenler olduğu gibi Allah'la aslında samimi bir konuşma şekli olarak da kabul edebiliriz duayı. Sadece başı sıkıştığında, bir ihtiyacı olduğunda dua etmek, Allah'ı sadece o anlarda hatırlamak aslında samimi bir davranış olmaz Kur'an'a göre de, Rabbimiz katında da. Rabbimiz dua için yine ayetlerde şöyle bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım, Bakara Suresi 186. Ayette: “Kullarım beni sana soracak olursa muhakkak ki ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad olurlar” diyor Rabbimiz.

Buna aslında Deniz düşünürse, bu ayeti düşünecek olursa Allah diyor ki: “Bana dua edenin duasını cevap veririm.” Fakat bu duanın cevap veriliş şekilleri bizim tahmin ettiğimiz gibi olmayabilir. Çünkü Allah yine Kuran’da “insanlar hayra dua ettikleri gibi şerre de dua edebilirler” diye bildiriyor. Yani duanın bize icabet olunma şekli, yani duanın kabul ediliş şekli bizim tahmin ettiğimiz gibi olmuyor olabilir. Orada Deniz'in kendi ahireti için Rabbimiz hiç tahmin etmediği şekilde o duaya bir cevap veriyor olabilir o fark etmiyor olabilir gerçekten.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Bizim için güzellik zaten, biz sınırlı bir akla sahibiz Allah'ın bize bildirdiği kadar bir muhakeme ve yargıyla düşünebiliyoruz. Allah sonsuz akıl sahibi Allah'ın bizim bilemediğimiz her detayı bilerek, bizim için en iyisini bilerek bize o duamızın sonucunu yaratması bizim için bir lütuf ve nimet zaten. Çünkü biz o sınırlı akılla neyin iyi olacağı konusunda tam isabetli bir çıkarım yapamamış olabiliriz. Ama Rabbimiz en iyisini biliyor ve bize en faydalı olacak sonucu yaratıyor.

 

DİDEM ÜRER: Bir de dua bir ibadet, bunu bilmek gerekiyor ve Allah'a ibadet etmek bizim için bir nimet. Allah duayı bir ibadet şekli olarak yaratmış. Yine ayetinde Mümin Suresi 60. Ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “Rabbiniz dedi ki bana dua edin size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenenler cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.”

 

Şimdi orada Allah'a olan boyun eğiciliğimizin bir göstergesi dua. Çünkü biz duayı nasıl ediyoruz? Son derece samimi, yalvara yalvara, için için ve Allah'la samimi bir bağlantı kurarak. Bir insanın olabilecek en samimi yaşadığı an Allah'a dua ettiği o özellikle ihtiyaç içindeyken yalvara yalvara dua ettiği an olmuş oluyor.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Aczini en iyi fark ettiği, ne kadar muhtaç konumda olduğunu, Allah vermediği takdirde, dilemediği takdirde hiçbir şeye gücünün yetmediğini, ancak Allah'ın lütfetmesiyle herhangi bir konuda bir nimet bulabileceğini çok şuurunda olduğu ve enaniyetinin, kibrinin neredeyse o anda hiç yaşamadığı belki veyahut da herkesin tabii değişik olabilir ama aczini çok fark ettiği bir an, eğer samimi duaysa.

 

DİDEM ÜRER: O samimiyette de işte insan gerçek samimiyeti aslında görüp yaşamış oluyor ve Allah'a karşı her an o samimiyet içerisinde olması gerekiyor. Mesela dua ederken ihtiyaç içindeyken Allah'a karşı son derece samimi olarak yaklaşırken birdenbire nefsinin arzuladığı bir günah içerisine girerken birden o samimiyeti kestiğinde nasıl aslında samimiyetsizlik yaptığını insan kendi nefsine şahit olmuş oluyor. O yüzden de öyle bir şey işte Allah'ın da söylediği gibi büyüklenenler Allah'a karşı ibadet etmekten büyüklenenler, Allah'a boyun eğmekten kaçınanlar o samimiyetsizliklerine kendileri de şahit olmuş oluyorlar.

 

GÜLGUN GÖKTAN: O yüzden dua etmiyorlar zaten hayatları içerisinde de. Allah'tan dilemiyorlar.

 

DİDEM ÜRER: Şimdi Allah bir de nasıl dua edeceğimizi de bize Kuran'da aslında ayetlerle göstermiş. Bir kere genellikle mesela Deniz’e bir tavsiye olarak, duanın yeri ve zamanı yoktur. Yani istediğin zaman, istediğin yerde Allah'la zaten kendi aranda olan ve Allah'la bağlantıya geçtiğin her andır. Müslümanın tabii ki her an aklında Allah vardır ama samimi dua ederken daha derinleşir Müslüman. Ama Rabbimiz diyor ki bize duanın yeri olmadığını ayetinde Ali İmran Suresi’nde şöyle bildiriyor. Şeytandan Allah'a sığınırım: “Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki: Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin. Bizi ateşin azabından koru.”

 

 Şimdi Allah'a her halikarda yani yan yatarken, otururken, uyurken, uyurken derken şuurlu olarak uyumadan önce yatağa yattıklarında, ayakta yürürken, bir iş yaparken belki her an Allah'a yönelebiliyor Müslüman ve her an derin düşünebilme imkanı var. Derin düşünmek için böyle karanlık bir odaya çekip her şeyden kendini izole edip o şekilde değil, aksine doğadaki Allah'ın yarattığı bütün nimetleri görerek daha da çok derinleşebilir Müslüman, daha iyi düşünebilir. Ama bunu yaparken bir yandan da Allah'ın büyüklüğünü fark ettiği için Allah'a hep kendisini koruması için azabından, büyüklüğünden, ne kadar boyun eğici olduğunu göstererek dua ediyor.

Peki nasıl dua ediyor Müslüman? Yüksek olmayan bir sesle yani gösteriş için dua etmez Müslüman. Çünkü en samimi olduğu andır diye söylüyoruz. Yalnız başına ve için için dua eder. Yine bunu da Allah Araf Suresi’nin 205 ve 206. ayetlerine şöyle bildiriyor, şeytandan Allah'a sığınırım: “Rabbini sabah akşam” yani herhangi bir vakit fark etmez her an, “yüksek olmayan bir sesle kendi kendine ürpertiyle yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. Şüphesiz Rabbinin katında olanlar ona ibadet etmekten büyüklenmezler.”

 

 Hep Allah duadan sonra ibadette büyüklenmemeyi hatırlatıyor. İşte öyle bir samimiyet ve öyle bir boyun eğicilikle ve Allah'ın varlığını hissederek dua onu da Müzemmil Suresi’nin 8. Ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım: “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca ona yönel.”

 

Bu her şeyden kendini çekmek, dünyadan, bütün ortamlardan her yerden ayrılıp da tamamen izole olmak anlamında değil ruh hali olarak Allah'ın varlığını her an yakın olarak hissetmek anlamında. Ve son bir ek daha yapayım bu ayetlerle birlikte dua anlatımıma. Korku ile ümit arasında olması gerekiyor dua ederken. Yani biz Allah'a yalvara yalvara dua ederken ahireti istiyoruz. Onun rızasını kazanmayı istiyoruz başta ve rahmetine kavuşmayı istiyoruz. Ama hiçbir zaman emin olamıyoruz. O yüzden de Allah'a hem korku hem de ümitle dua ediyoruz. Onu da Rabbimiz Yusuf Suresi’nin 87. Ayetinde: “Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler toplumdan başkası Allah'ın rahmetinden umudunu kesmez” diye bize bildiriyor, inşaAllah.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Çok teşekkürler Didem’ciğim. Çok güzel anlattın dua konusunu. Gerçekten Allah bizim en yakın dostumuz, en sevdiğimiz varlık. O yüzden de en yakın olacağımız, en samimi olacağımız varlık. İnşaAllah bu nimeti herkes çok güzel fark eder ve en güzel, en yoğun şekliyle yaşar. Dünyadaki hiçbir nimetle, maddi hiçbir güzellikle kıyaslanmayacak müthiş bir nimet Allah'tan bize lütuf.

 

DİDEM ÜRER: O yüzden de buradan bir kere daha Deniz’e söyleyelim. Her şartta ve her imkanda muhakkak dua etmeye devam et. İnşaAllah Allah onların hepsine icabet ediyor. Sen bunların hepsinin hikmetini ahirette inşaAllah göreceksin.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Tabii inşaAllah.

 

Başka bir sorumuz var. Pınar Turan kardeşimiz, geçen programda bahsetmiştik fakat vaktimiz olmadığı için bu programa bırakmıştık. “İslam aleminin biraz olsun öz eleştiri yapmasının zamanı gelmedi mi artık? Hristiyan dünyasına baktığımızda Hristiyanlardan birbirleriyle savaşan bu kadar çok topluluk görmüyoruz. Ama Müslüman dünyasındaki ölümlerin %90'ının yine de Müslümanların eliyle olduğunu şahit oluyoruz. Hocam bu durumun asıl sebebi nedir ve bunu nasıl önleyebiliriz?” diye sormuş Pınar.

 

Çok önemli bir soru gerçekten. Anlatıyoruz gerçi her sorumuzda bunu biraz parça parça ama bir kere daha değinelim. Şu anda gerçekten dünyanın her yerinde çok büyük bir acı yaşandığını görüyoruz. Bir gün buradaki artık olamaz daha, acı bir olay derken bir başka ülkeye bir anda gözler çevriliyor. O olay tali bir konu gibi geride kalıyor. Halbuki ikisi de birbirinden gerçekten dehşet verici ortamlar oluyor. Çok büyük kayıplar yaşanıyor. Hemen hemen özellikle de son aylarda, son bir yıl içerisinde Orta Doğu'da giderek şiddetlenen, artan her gün yeni haberler geliyor bu yönde. Bunlar tabii ahir zamanın bir özelliği. Bunu biz hadislerden Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği ahir zaman bilgilerinden çok iyi biliyoruz. Bunların inşaAllah İslam ahlakının hakimiyetinin yaklaştığını gösteren alametler olduğunu, hemen bundan önce böyle bir ihtiyaç insanların içerisine girmesi için, Allah'a dönmeleri için özel olarak yaratıldığını biliyoruz. Ama çözümünü de bunun aslında Allah gösteriyor. Bunun çözümü de çok kolay. Fakat Müslümanlar bu çözümü düşünmeye herhalde kimi Müslümanlar diyelim dünyanın çeşitli yerlerindeki o kadar herhalde yanaşmıyorlar. Arkadaşımızın söylediği gibi öz eleştiriye yanaşmaktansa hep başkalarını suçlama yoluna gidiyorlar. Müslümanların hedef alındığı, Müslümanlara özellikle bunların yapıldığı. Tabii bu tarz projeler olabilir, gizli bu tarzda planlar olabilir, hedefler olabilir. Ama Müslümanların önce kendi yaptıkları hatalara da bir bakmaları gerekiyor. Şu an dünyada baktığımızda büyük oranda bağnazlığın hakim olduğunu biz biliyoruz. Bunun etkilerini de biliyoruz. İslamofobinin en büyük sebeplerinden birinin İslam adına ortaya çıkan ancak İslam ahlakıyla aslında hiçbir şekilde bağdaşmayan terör örgütleri olduğunu biliyoruz. Ayrıca bu terör örgütlerinin eylemleri dışında da Müslümanların kendi içlerinde hurafelere kapılıp din dışı gösterdikleri yaşam şekillerinin Müslüman olmayanları korkuttuğunu biliyoruz.

Az önce bahsettiğimiz, önceki programda da anlattığımız bütün konular buna dair, misal sanata, estetiğe önem vermemeleri, bunları helal olan nimetler olarak görmemeleri, güzel giyinmeyi, güzel evleri, Müslümanların zenginliğini bunların hepsini yanlış olarak değerlendirmeleri önemli.

Şimdi batı toplumlarına baktığımızda bir korku var Müslümanlardan. Göçmenlerden çekiniyorlar, ülkelerine gelen turistlerden çekiniyorlar. Kim terörist acaba diye hep Müslümanlara böyle bir yaklaşım içerisindeler. İşte burada Müslümanların düşünmesi gerekiyor. Biz nerede yanlış yapıyoruz? Neden böyle bir izlenim oluşuyor diye. Acaba onlar son derece medeni olduklarını, kültürlü olduklarını, modernlikten çok hoşlandıklarını, aydın olduklarını bilim yanlısı olduklarını, sanata, estetiğe önem verdiklerini, güzel ahlaklı olduklarını, nefret toplumlarına karşı olduklarını kavgaya, kargaşaya, teröre karşı olduklarını çok daha iyi vurgulasalar, kendi kullandıkları üsluplarda hem Müslümanlara karşı hem diğer düşüncelere karşı hoşgörüyü, adaleti, merhameti çok daha iyi gösterseler acaba bu ön yargı ortadan kalkar mı? Bunu bir değerlendirmeleri gerekiyor.

 

DİDEM ÜRER: Bir de önce aslında senin bu anlattıklarınla beraber, kendilerinin saygı duyulacak insanlar olduğuna inanmaları gerekiyor Müslümanların gerçekten. Çünkü şu anda hem Müslümanlar kendi kendilerine saygı duymuyorlar hem birbirlerine saygı duymuyorlar. Dünyada Müslüman ölümleri sadece bir istatistik olarak geçiyor ve bu gerçekten aslında çok büyük çok vahim bir olay. Orada mesela belki binlerden yüz binlerden bahsedilirken sadece bir istatistiki bilgi gibi insanların arasına geçiyor. Haberlere konu olurken bir insan değil de sanki zarar gelmiş bir eşyadan bahsediliyormuş gibi bir lakaytlık içerisinde aslında bahsediliyor. Halbuki hepsi can, hepsi insan ve başta kendi kendilerine o saygıyı Allah'ın yarattığı en güzel surette yarattığı bir varlık olarak, bir insan olarak, inanan bir insan olarak böyle bir saygı göstermeleri gerekiyor ki diğer insanlar da onu görebilsinler.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Yani bu dünyadaki bu zulmü, kendi içlerinde yaşadıkları bu zulmü durdurmaları mümkün. Hepimizin çok iyi bildiği Allah'ın vaadi var, müjdesi var biliyorsun. Nur Suresi 55. ayette, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım: Allah bize güvenliğe çevirebileceğini dünyaya vaat ediyor korkularından sonra. Şu an insanlar korku içerisinde. Müslüman ülkesinde hemen hemen ya etnik çatışmalar, ya saldırılar, terör eylemleri, hepsi mezhep çatışmaları ardı arkası kesilmiyor. Ama bunları durdurmak çok kolay. Biz eğer samimi olarak biz öz eleştiri yoluna gidersek Allah bizim aklımızı açar, yolumuzu açar, yollarını gösterir, onları uygulatmayı da çok kolay kılar. Ama eğer hep suçu başkalarında ararsak düzeltecek bir şey aramazsak kendimizde o zaman bulamayabiliriz tabii ki. Bu yüzden bizim yazılarımızla, sohbetlerimizle, Hocamız’ın eserleriyle, programlarıyla bu çağrıları çok çok önemli gerçekten.

Bağnazlığın İslam dininden tümüyle temizlenmesi, İslam dininin, İslam ahlakının güzelliğinin, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşandığı gibi tüm güzelliğiyle ortaya konması gerekiyor ki dünyadaki bu korku kalksın. Müslümanların da ezilmesi ortadan kalksın. O zaman kimse Müslümanlara potansiyel bir düşman, potansiyel zarar verecek bir insan olarak bakmayıp birlikte yaşayabilecekleri, sevgi duyabilecekleri, dost olabilecekleri, farklı fikirde de olsalar, farklı dinde de olsalar, hoşgörüyle komşuluk yapabilecekleri, iş ortaklığı yapabilecekleri, aynı okulda okuyabilecekleri toplumun barışçıl bireyleri olarak görecekler. Bu yönde bütün ülkelerin, bütün toplulukların, İslami grupların çok ciddi çalışma yapması gerekiyor. İnşaAllah Allah mutlaka güzel bir sonuç yaratacaktır.

 

DİDEM ÜRER: Bunu aslında Hocamız sık sık dile getiriyor gerçekten. Herhangi bir Müslüman ülkede herhangi bir olay olduğunda hemen Batı toplumları suçlanıyor. Neden yardım etmiyorsunuz diye. Tabii ki Batı toplumlarının da Müslüman ülkelere bakış açısını değiştirmeleri gerekiyor. Bizim daha önceki programlarda da anlattığımız gibi. Sosyal Darwinizmin zihniyeti olarak zaten elimine edilmesi gereken topluluklar olduğu gözüyle değil, insan oldukları, sadece petrol kuyularını yönetebilecekleri bir grup olarak değil, onları yönetip elde edecekleri maddi bir imkan kaynağı olarak değil, burada yaşayan aileleri olan, canları, hayatları olan insanlar olduklarını gerçekten Batı toplumunun düşünmesi gerekiyor.

Fakat burada Hocamız her zaman hatırlattı. Geçtiğimiz günlerde de Başbakanımızın da aslında aynı hatırlattığı gibi Müslümanların bir olay olduğunda önce kendilerine dönüp o öz eleştiriyi yapmaları gerçekten çok önemli. Neden Batı bize yardım etmiyor değil, neden Müslüman topluluklar bir araya gelip, zaten böyle bir ortam meydana gelmeyecek şekilde kendilerini buna uygun hale getirmiyorlar. Bunun muhakkak sorulması gerekiyor. Burada da en önemli açık Müslümanların zaten kendi aralarında düştükleri tefrikadan dolayı, ki yine Başbakanımız geçtiğimiz günlerde bunu söylemişti. Tefrika zaten her zaman başkasının onlara zulmetmesine vesile olur diye. Hocamız’ın da her zaman üstünde durduğu gibi ihtilaf değil ittifakta birleşmesi Müslümanların. İhtilafta rahmet olmadığı, ittifakın farz olduğu konusunda Müslümanların bu konuyu zaten birinci dereceden Allah'ın farzı olduğunu Bediüzzaman Hazretleri’nin de söylediği gibi “İttihat-ı İslam'ın farz olduğunu” düşünmeleri gerekiyor. Bu şekilde hareket etmedikleri için, Allah, şeytandan Allah'a sığınırım: “Siz birbirinizle dost olup veli olmazsanız bir araya gelmezseniz yeryüzünde büyük fitne ve bozgunculuk çıkar” diye Rabbimiz bildiriyor Enfâl Suresi’nde. İşte tam olarak şu anda dünyada gerçekleşen de bu oluyor. Müslümanlar birlik olmadığı için, Müslümanlar birbirlerine inanan samimi kullar olarak bakmadıkları için, çeşitli ayrılıkları öne sürüp birbirlerine vahşet uyguladıkları için, artık tartışmayı bir kenara bıraktık. Fikir ayrılıklarında birbirleriyle anlaşamamazlık değil direkt vahşet uygulama var ortada.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Sen benden misin diyor. Değilim diyor. O zaman öldürüyor, yani böyle bir noktaya gelmiş durumda gerçekten.

 

DİDEM ÜRER: Başka bir alternatif de yok sadece ölümle karşılık buluyorlar ki Kuran, bütün dinlerin, bütün insanların inanan olsun, inanmayan olsun her zaman yaşaması üzerine, yani masum bir canın hiçbir zaman alınmaması üzerine bütün insanların, herkesi kazanmaya yönelik. O yüzden de buradan bir kere daha, Müslüman aleminin İttihat-ı İslam'ın farz olduğunu ve İttihat-ı İslam sağlanmadığı sürece bu ayrılıkların, bu çatışmaların, bu kargaşaların devam edeceğini hatırlatıyoruz. Ama tabii ki İttihat-ı İslam'ın olması için de Allah dünyayı adetullah gereği Peygamberimiz (sav) de bize bildirdiği gibi sevgi öğretmenine ihtiyaç olacak şekilde yaratmış. O yüzden de Hz.  Mehdi (as)’ın önderliğinde biz bütün dünyada rahatlığa, barışa vesile olacak İslam aleminin ittifakını bir an önce oluşturması için Allah'a buradan dua ediyoruz, inşaAllah.

 

Ben bir soru daha okuyayım, bir izleyicimizden gelmiş diyor ki: “Daha önce Müslüman olan sonradan ateist olan bir arkadaşım, her şeyi Allah yaratmış peki Allah'ı kim yaratmıştır gibi bir soru sordu. Nasıl cevap vermeliyiz?” diyor.

 

Şimdi insanların aslında birçoğunun ateist olmasına sebep olan şey Allah'ın varlığını takdir edememeleri. Zaten Allah'ın varlığını gereği gibi takdir edemedikleri için Allah'ın yaratma gücünü de anlayamıyorlar. Tek yaptıkları şey Allah'ı -haşa- insan vasıflarıyla değerlendirmek oluyor. Bir insan düşünüyorlar. Allah da o insanı yaratmış, o insana o özellikleri vermiş. O özelliklerin en üstününe sahip olan bir yaratıcı gibi. Ama çoğunlukla göklerde bulunan –haşa, Rabbimizi tüm bu eksik vasıflardan tenzih ederim- ve dünya işlerine pek karışmayan, sadece dünyayı yaratıp bırakan -haşa- ve insani en üst vasıflarda olan bir yaratıcı gibi değerlendiriyorlar. Halbuki Allah, sizin hayalinizin, tahayyülünüzün, aklınızın alabileceği sınırların çok ötesinde üstün bir kudret sahibi bir yaratıcı. Yani bu ne demektir? Bizim şimdi hayalimizin ötesi ne demek? Biz aciz varlıklarız. Bizi hayal etmeyi öğreten. Bilgimizi veren de Allah. Biz bir kere yaratılmışlarız, yani yaratılmışları yaratanla kıyaslamak yapılabilecek en büyük hatadır. Halbuki Allah yarattığı bütün varlıkları zamana ve mekana tabi olacak şekilde yaratmış. Biz zamanı biliyoruz. Program başladı, kaç dakika geçti, bu programın bir başı var ve bu programın bir sonu olacak. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek var ve biz buna tabiyiz. Bunun dışında bir yaratış bilmiyoruz biz, yani bir şekle tabi olmamışız. Biz bir mekan içinde oturuyoruz, varlıklarımız var bedenlerimiz, bu bedenlerle birlikte dünya dediğimiz bir gezegende yaşıyoruz ve o dünyada uzay boşluğu içerisinde diğer gök cisimleri ile birlikte hareket ediyor ve bir mekana tabiyiz. İşte Allah bütün bunların dışında bu da ne demektir? Zamanı yaratan Allah, mekanı yaratan Allah ve Allah zamandan ve mekandan münezzeh, yani onlara tabi değil. Dolayısıyla Allah'ın öncesi ve Allah'ın sonrası diye bir şey zaten söz konusu olamaz. Öncesi de yoktur, sonrası da yoktur. Allah Evveldir, Ahirdir ve hepsidir. Yani bizim zaman dediğimiz ve geçmişten başlayıp da sonsuza kadar sürecek olan o zaman Allah katında tek bir andır. Yaratılmıştır ve bitmiştir. Allah onu yaratmıştır. İçindeki her detayı, her saniyeyi bilir, her olayı bilir kaderinde. Onun içinde yaşamış olan milyarlarca insanın her saniyesini bilir ve yaratır. Ve bu yaratılmış olanları biz gerçekleştikçe görürüz. İşte Allah bunların hepsinden münezzehtir. Çünkü bunları yaratan Allah'tır. Siz Allah'ı insani vasıflarla değerlendirmez, Allah'ın gücünü gereği gibi takdir ederseniz o zaman Allah'ı tam kavramış olursunuz. Tabii ki hiçbir zaman. gücünün sınırlarını tam olarak kavrayamayız. Ama nasıl bir yaratıcı olduğunu, sonsuz güç sahibi olduğunu ve Allah'ın büyüklüğünün ne demek olduğunu çok iyi kavrayabilirsiniz. Bunu Hocamız’ın çok güzel bir örneği vardı kısaca onunla da tamamlamak istiyorum. Dünya üzerinde biz biliyoruz ki atomlardan meydana geliyor her şey. Ve dünya üzerinde bütün uzay evrenle birlikte sayısız gezegen ve gök cisimleri var. Bizim uçsuz-bucaksız evren dediğimiz o evrenin hepsinin şu anda dünyada mevcut olan atomlardan sadece bir tanesinin içerisinde olduğunu düşünün. Ve dünya üzerine mevcut olan atom sayısı kadar yaratılmış evren olduğunu düşünün. Allah hepsini aynı anda yaratma, gözetme ve hepsinin içerisinde bizim dünyamız gibi dünyalar ve dünya tarihi yaratmaya kadirdir. Ki bu bizim aklımızın alabileceği bir örnektir. Bunun çok daha üzerinde sonsuz evreni aynı anda yaratma ve yönetmeye kadirdir Allah ve hepsinde bir kader yaratmaya kadirdir. Bizim aklımız işte bunun sınırlarını almayı geçer. Hiçbir şekilde kavramımız mümkün olmaz ama Allah böyle güç sahibidir. Belki kardeşimiz bu şekilde düşünebilir, inşaAllah.

 

GÜLGUN GÖKTAN: Allah, Kendisinin yüceliğini gereği gibi takdir edebilmemizi nasip etsin. Çok önemli Allah'ı ne kadar çok takdir edebilirsek inşaAllah imanımız derinliğimiz inşaAllah o derecede Allah güçlendirir, inşaAllah.

 

DİDEM ÜRER: Bugünkü programımız da burada sona eriyor. İnşaAllah bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Bir sonraki programda görüşmek dileği ile, inşaAllah.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

Allah Korkusu
Allah sevgisi
Allah'a sığınmak
Allah'ın varlığı
Avrupa Birliği
Aylin Kocaman
Bağnaz
Bağnazlık
Bağnazlığa Karşı Mücadele
Derin düşünme
Didem Ürer
Dua
Gülgün Göktan
Kuran Ahlakı
Kuran Bilime Yol Gösterir
Kuran-ı Kerim
Merak ettikleriniz
Müslüman
Radikalizm
Terörist
PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
bağnaz zihniyet
İman
İmanın Güzellikleri
İslam Ahlakı
İslamiyet