MERAK ETTİKLERİNİZ 12
DİDEM RAHVANCI: Allah herkese hayırlı akşamlar versin inşaAllah. Bugün de Didem Ürer arkadaşımla birlikte, ben Didem Rahvancı, merak ettikleriniz programında sizlerle birlikteyiz.
DİDEM ÜRER: Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresinden ulaştırabilirsiniz. Şimdi başlıyoruz inşaAllah.
DİDEM RAHVANCI: İlk olarak Murat Kılınç bir soru sormuş: “Niye sürekli protein, hücre gibi konuları anlatıyorsunuz? Bu konuların dinimizle ne ilgisi var?” demiş.
Şimdi bir kere Müslüman'ın her konu hakkında mutlaka bilgisi olması gerekir. Bu protein olabilir, hücre olabilir, insanın oluşumu, gözün yapısı, sinir sistemi, savunma sistemi, bunun yanında canlıların yaratılışı, mesela bir kuşun kanadı, atmosferin yapısı, bütün canlıların özellikleri, mesela bir bombardıman böceğinin özelliği. Bunların hepsi Müslüman'ın ilgisini çeken konulardır ve Müslüman'ın bu konularla ilgili bilgisi olur. Çünkü bütün bu detaylar, bütün bu yaratılış detayları insanın imanını artıran konulardır. İnsanlar Allah'ın zatını göremezler ama O'nun varlığını, kudretini O'nun yarattıklarında görürler. Allah'ı, O'nun yarattıklarından tanırlar.
Allah ayetinde de şöyle bildiriyor, Gâşiye Sûresi 17. ve 20. Ayetlerde, kovulmuş şeytandan Rabbim sana sığınırım: “Bakmıyorlar mı o deveye nasıl yaratıldı? Göğe nasıl yükseltildi? Dağlara nasıl oturtulup kuruldu? Yere nasıl yayılıp döşendi?”
Allah “bakmıyorlar mı” diye bildiriyor. Yani Allah başka diğer birçok ayetinde de “düşünmez misiniz” diye bildiriyor. Müslüman bunlara bakacak, bunları görecek, bunları düşünecek, bunları değerlendirecek.
Şimdi hücre protein gibi konulara gelince de bizim bu konuları sık sık anlatmamızın bir kere birinci nedeni bu. Diğerinde de şimdi hepsinde teker teker insanı çok fazla hayrete düşüren ince ince detaylar var. Mesela her insanın vücudunda tamamen müthiş bir uyum içinde çalışan 100 trilyon hücre var. Ve bu hücrelerin hepsi dünyanın en gelişmiş fabrikasından daha bir mükemmel ve daha güzel bir uyumlu sistem içinde çalışıyorlar. Sonra bu hücrenin içinde DNA var. Bakın DNA, 1 milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak bilgi hazinesine sahip bir yapı. 1 milyon ansiklopedi sayfası ne demek? 1 ansiklopedi değil, 2 değil, 3 değil. Bir kütüphane dolusu 1 milyon sayfa ansiklopedik bilgi her hücrenin içinde, çekirdeğin içinde bulunan DNA'da saklanmış. Allah onları oraya paketleyip saklamış. Şimdi hücreyi bir fabrika olarak kabul edersek bu fabrikanın makineleri var, duvarları var eşyaları var, hatta vidaları var. Bunlar nedir? İşte bunlar da proteinlerdir. Protein olmasa canlılık olmaz. İmkansız. Allah'ın dilemesi dışında protein olmadan canlılığın olabilmesi imkansız. Bu proteinlerin hepsinin farklı görevleri var. Bunlar neler yapıyorlar? Bunlar hücrede kimyasal reaksiyonlar yapıyorlar? Mesela derinin pürüzsüz olmasını sağlayan kolajen proteinleri var. Keratin proteinleri var. Saçı, tırnağı sertleştiriyorlar. DNA molekülü proteinler olmadan asla olmuyor. Hücreler bölünemiyor. Hücreler bilgi üretemiyor. Kaslar çalışmıyor. Kaslar çalışmayınca ne oluyor? Dolayısıyla görme olmuyor, konuşma olmuyor, hareket edemiyor insan. Yani bunların tamamı Allah'ın yaratma sanatı ve bunları anlatmak, bunları anlamak, bunları düşünmek, Allah'ın yaratma sanatını görmek insanın imanının güçlenmesi için gerçekten çok önemli.
Şimdi biz bu imanımıza vesile olan konuları biz bu şekilde anlatıyoruz, bu bilgileri topluyoruz, size aktarıyoruz, kendi aramızda konuşuyoruz. Bu bizim için çok önemli. Bizim bu yaptığımız işi aynı şekilde yapan bir topluluk daha var. Bizden çok daha detaylı biliyorlar bunları hatta. Bizden çok daha fazla bilgiye sahipler. Fakat aramızda bir fark var. Biz bu mükemmel sistemlerin tamamını Allah'a bağlarken ve mükemmel sistemlerin tamamı bizim imanımızı artırırken, onlar bu sistemlerin tamamının tesadüf olduğunu ve evrim süreci içinde zamanla oluşup değişim gösterdiğini söylüyorlar. İşte bizim aramızdaki fark bu. Biz bunları anlatırken, bizim bunu anlatmamızın bir sebebi de bu teoriyi yani evrim teorisini tamamen çürütmek ve Allah'ın yaratmasındaki mükemmellikleri insanlara göstermek.
DİDEM ÜRER: Burada Didem’ciğim, şimdi senin de söylediğin gibi evrim teorisi gerçekten 19. yüzyıldan başlamak üzere olabilecek en büyük bilim sahtekarlığı olarak tarihe geçti ve bundan sonra da daha da geçeceğe benziyor. Çünkü Hocamız’ın vesilesiyle evrim teorisi gerçekten şu içinde bulunduğumuz yüzyılda yerle bir oldu. Evrim teorisi öyle bir şeyle ortaya çıkıyor ki, öyle bir insanları kandıracak deliller ortaya sunuyor ki, bilim açısından baktığınızda bu delillerin hiçbirinin bir bilimsel anlamı olmadığını görüyorsunuz. Yani evrim teorisi aslında gerçekte hiçbir bilimsel delille sahip olmayan tam ve gerçek anlamda bir sahtekarlıktır.
Şimdi biz bunu kendimiz mi sadece böyle iddia ediyoruz? Evrime karşı geldiğimiz için mi? Hayır. Mesela örneğin Sidney Üniversitesi'nden evrimci bir antropolog olan Dr. Michael Walker şöyle söylüyor, bakın yeniden tekrarlıyorum, evrimci bir antropolog. Diyor ki: “Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin'in teorisine dilleriyle” bakın dilleriyle yani bir delille değil, “sadece dilleriyle hizmet ediyor olmalarının tek nedeninin bu teorinin bir yaratıcı olduğunun reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız” diyor.
Yani evrim teorisi aslında Allah'ın varlığına karşı öne sürülmüş olan bilimsel hiçbir değeri olmayan bir aldatmacadır. Fakat tabii ki Allah'ın varlığına karşı ideolojik olarak mücadele eden insanların bir kısım bilim çevrelerinin de ve materyalist çevrelerin tam anlamıyla üstüne atladığı bir teori oldu. Bu anlamda da aslında evrim teorisi canlılığın tesadüfen meydana geldiğini iddia etmesi sebebiyle de bizim burada, demin Didem'in de anlattığı gibi, hem proteinle hem de hücre bazında konuyu ele almamıza sebebiyet veriyor.
Şimdi protein deyince biz protein nedir? Protein bir canlının en küçük yapıtaşı olan aminoasitlerin bir araya gelerek oluşturduğu vücuttaki her türlü işleve sahip olan vida veya işçilerdir. Yani bütün vücutta fonksiyonel olarak işe yarayan işçilerdir. Fakat bu işçilerin meydana gelmesi için ne gereklidir? Buna bakmak gerekiyor. Yani tek bir proteinin evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüfen meydana gelmesi mümkün müdür? Cevabımız hayır. Hiçbir şekilde mümkün değildir. Neden? Çünkü tek bir proteinin tesadüfler sonucu meydana gelmesi iddiasını ortaya koyan kişilere bizim vereceğimiz cevap, bir proteinin meydana gelebilmesi için onunla birlikte aynı zamanda eş zamanlı olarak yüzden fazla protein.
Burada demin Didem'in anlattığı 1 milyon ansiklopedi sayfasından fazla bilgiye sahip her hücrenin çekirdeğindeki DNA. DNA ile birlikte hücrenin bütün organelleri yani tam ve kompleks olarak bütün hücrenin yarım veya eksik herhangi bir parçası eksik olarak da mümkün değil, hücre zarından, hücre çekirdeğine, golgi aygıtından, ATP öğreten mitokondriye kadar bütün özellikleriyle birlikte bir hücrenin zaten var olması gerekir. Yani bir protein tesadüfen var oldu diye evrimciler size anlatırken aslında var olması gereken vücudun diğer parçalarını göz ardı ederler, ki bu da işte çok önemli bir aldatmacadır insanlar için.
O yüzden burada Didem'in de ayetlerle anlattığı gibi evrim teorisine verilebilecek en önemli cevaplardan biri, tek bir proteinin, daha insan bedeninin en küçük parçalarından biri olan proteinin tesadüfen meydana gelmesinin imkansız olduğu gerçeğini insanlara anlatmaktır. O yüzden de tabii ki sürekli anlatıyoruz.
DİDEM RAHVANCI: Tabii. Elhamdülillah.
Devam edelim. Pelin Avas sormuş bu soruyu da: ''Bir duygunun, bir düşüncenin şeytandan mı olduğunu nasıl anlarım?'' diyor.
Bu aslında anlaşılır. Gerçekten çok kolay anlaşılır inşaAllah. Özellikle bir samimi bir mümin için, samimi bir Müslüman için çok kolaydır. Ama önce şeytanın ne olduğunu bir iyi anlamak gerekiyor.
Şeytan insanın en tehlikeli düşmanıdır. Hatta Hocamız Sayın Adnan Oktar'ın da ''İnsanın Apaçık Düşmanı Şeytan'' adında bir kitabı var. Soru soran arkadaşımıza da bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
Şimdi şeytanın tek bir arzusu vardır. Olabildiğince insanı, bu insanlar için de biz de dahiliz, siz de dahilsiniz, bunları saptırmak Allah'ın yolundan ve bu kişileri cehenneme sürüklemek. Şeytanın tek amacı budur. Zafer kazanması için de şeytanın illa insanları saptırırken Allah'a inançlarını tamamen yok etmesi gerekmez. Başka putlara taptırtması gerekmez ya da çok uç sapkınlıklar yaptırması gerekmez. Zaten kendisi de Allah'ı inkar etmiyor şeytanın. Çünkü kendisi de Allah'ın varlığına inanıyor. Onun tek istediği Allah'ın dininden ve Kuran’dan uzaklaştırmaktır insanları. Halis, Allah'a ibadet eden insanları ibadetlerini engellemek. Bunun sonucunda da onları cehenneme sokup sonsuz azap çekmelerini sağlamaktır.
Şimdi şeytanın en önemli özelliği nedir? İsyankar olmasıdır. Allah ayetinde de şu şekilde söylüyor. Yani ilk şeytanın isyan etmesi nasıl oluyor? “Allah meleklere Adem'e secde edin” diyor. İblisin yani şeytanın dışında diğer bütün melekler Allah'a itaat ederlerken iblis “hayır” diyor. “Çamurdan yarattığın bir varlığa ben secde eder miyim?” diyor ve bu şekilde şeytanın isyanı başlıyor. Allah da onu katından kovuyor ve bunun karşılığında şeytan diyor ki Allah'a: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı insanları saptırmak için mutlaka onların bütün doğru yolların üzerine pusu kurup oturacağım” diyor. Çok önemli, şeytanın aslında bir görevi bu. Bütün doğru yolların üzerine oturup pusu kurmak ve insanları saptırmak. İnsanlara vesveseler vermek.
DİDEM ÜRER: Şeytanın isyanının temeli de, senin şimdi okuduğun gibi büyüklenme aslında. Büyüklendiği için enaniyetten dolayı isyan etmiş oluyor Allah'a.
DİDEM RAHVANCI: Şimdi vesvese çok önemli, insana bir kere vesvese geldi mi onu tanıyacak, bilecek ve bir kere bunun kesin olarak şeytandan olduğunu bilecek vesvese geldiğinde ve ne yapacak? Allah'ı düşünecek, Allah'ı zikredecek, Allah'ı anacak ve o vesvesenin çok hızlı bir şekilde kendisinden uzaklaştığını görecek.
Şimdi eğer bir mümin içinde bulunduğu ruh halinden veya ortamda bir şeylerin sıkıntı verdiğini veya vicdanının o durumdan rahatsız olduğunu hissediyorsa ki bu zaten vicdan yoluyla yapılan Allah'ın rahmani bir uyarısıdır ki bu çok büyük bir nimettir. Bu o kişinin asıl samimiyeti ne delilidir. Hemen bir kolay bir yolu vardır bunun. Bir durup düşünmesi, kendisine dışarıdan bakması ve bulunduğu ortamı bir değerlendirmesi gerekir. Mesela o sırada kafasından geçen düşünceler Kuran'a uygun mu? Mesela yaptığı bir plan varsa o planlar Allah rızasına uygun mu? Ahireti ve Allah'ın rızasının dışında bir plan mı bu planlar? Olaylar karşısında acaba tevekküllü mü yoksa tevekkülsüz bir tavır içinde olduğundan mı o sıkıntı ona gelmiş? Veya mesela Kuran okumayı, dua etmeyi, salih amellerde bulunmayı erteliyor mu? Allah'ın rızasını daha fazla göstereceği bir durum varken o başka bir şey mi seçiyor? Mesela bu nedir? Birisine tebliğ yapma imkanı vardır o sırada. Allah'ı, dini, Kuran ayetlerini anlatma imkanı vardır ama o televizyon seyretmeyi tercih ediyordur. Orada tabii ki içine bir sıkıntı gelir çünkü o vicdanlıdır aslında, samimidir aslında. O sıkıntı onun vicdanlı olduğunu gösteriyordur. Ya da Kuran okuyacakken şeytan ona uyu der. Dua edecekken şeytan ona git uyu der. Hayırlı bir faaliyet yapacakken şeytan ona der ki bugün pazar git tatil yap der. Onu yapma bunu yap der. İşte bunlar aslında hepsi bilinir. Yani şeytandan olduğu bilinen şeylerdir. Orada insanın hiçbir şekilde kendisini kandırma yoluna gidip işte aslında burada da samimiyim, burada da ben vicdanımı kullanıyorum, yanılgısına düşmemesi gerekir. Eğer gerçekten vicdanını rahatsız eden, kendisini sıkan bir durum varsa orada mutlaka şeytanın parmağı olayın içine giriyordur.
Ama şu çok önemli, Müslümanın kalbini rahatlaması açısından şeytanın hilesi çok çok zayıftır. Ve insanın çok uyanık olması gerekir ama çünkü şeytan çok sinsi de yaklaşabilir. Yine de mümin şeytanı da, şeytani davranan bir insanı da hemen anlar. Hiçbir şekilde onun o zavallı taktiklerinin içine düşmez. Çünkü Allah ayetinde de bildiriyor, “gerçekten iman edenlerin ve Rablerine tevekkül edenlerin üzerinde şeytanın hiçbir zorlayıcı gücü yoktur” hiçbir etkisi yoktur. Şeytanı bağımsız bir güç olarak düşünenler çok yanılırlar. Çünkü şeytan tamamen Allah'ın kontrolündedir. Yani şeytanın yaptığı hileler de, şeytanın yaptığı zayıflıklar da, şeytanı saptırmaya çalıştığı insanlar da hiçbir şekilde kendi başlarına bir güç sahibi değillerdir. Bunların hepsi Allah'ın kontrolündedir. O yüzden mutlaka insanın bunun farkında olması ve şeytana karşı uyanık olması gerekiyor.
Allah istese şeytanı yaratmayabilirdi fakat imtihan için bizim buna ihtiyacımız var. Yani bizim cennetin kıymetini anlamamız için buna ihtiyacımız var. Allah korkusu için buna ihtiyacımız var. Allah mükemmel bir sistem kuruyor. Ve o mükemmel sistemin içerisinde şeytanın da olması gerekiyor. O imtihanın tamamlanması için şeytana da ihtiyaç var. Müminlerin çok rahat olması gerekiyor. Çünkü Allah inşaAllah bütün müminleri cennette yaratıyor. Bütün küfrü de cehennemde yaratıyor. Yani o Allah'tan uzak yaşayan, küfür karakteri içinde yaşayan, Kuran’dan uzak yaşayan insanları cehennemde yaşatıyor. Kardeşimizin böyle bir soru sorması bile aslında onun samimiyetine inşaAllah delil olan sorulardan biri.
DİDEM ÜRER: MaşaAllah, tabii ki senin de söylediğin gibi Allah samimi olan kullarının kurtulacağını ve onların müstesna olduğunu ayetlerinde bildiriyor. Şeytanın gücü ve hilesi o kadar zayıf oluyor ki hiçbir şekilde bir etkisi olmuyor inşaAllah.
Ben de bir izleyicimizin sorusunu okumak istiyorum şöyle sormuş: “Bir insan tarafından öldürülen birisinin kaderi o insan tarafından öldürülmek miydi? Yoksa insanların yaptığı şeyler başka bir insanın kaderini etkileyebiliyor mu?" diye sormuş kardeşimiz.
Şimdi genellikle kader inancı bazen çok iyi kavranamayabiliyor gerçekten. İnsanların kafasında önemli bir soru işareti olabiliyor. Halbuki samimi olarak Allah'a iman eden, Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü tam anlamıyla kavramış olan bir insan için kader anlayışı çok kolaydır. Bakarız biz dünyada, Allah'ın müdahalesi, yaratması, gücünün etkisi ve bütünüyle hakimiyeti olan işlerin dışında bir iş meydana gelebilir mi? Kesinlikle hayır. Düşünün, bazı insanlar derler ki -haşa- Allah bazı olayları yaratır, insanlar onları yönlendirir. Böyle bir şey sonsuz güç ve akıl sahibi Allah tarafından yaratılan bir olay olamaz. Çünkü bu insanlar bunu kavrayamıyor demektir. Çünkü bu insanlar Allah'ın insanları kendi haline bıraktığını söylerken kaderin dışında bir olayın meydana geldiğini iddia ediyorlardır. Ki böyle bir şey de mümkün değildir. Allah her şeyi bilir. Çünkü Allah zamansız ve mekansızdır, zamana ve mekana tabi değildir Allah. Bizim bildiğimiz gibi bir olayı Allah yaratır sonra biz onu geliştiririz de zaman içerisinde bu olay farklı şekilde sonuçlanır gibi düşünen insanlar Allah'ın her şeyi tek bir anda yarattığını ve bittiğini fark edemeyen ve bunu kavrayamayan insanlardır. Dolayısıyla kaderin dışında hiçbir şey meydana gelmez.
Fakat inşaAllah buradaki soruda sorulan aslında o kişinin kaderi, o kişinin ölüm vakti gelmiş demektir. Yani o kişinin eceli gelmiştir. Allah her insan için, her kişi için bir ecel vakti tayin etmiştir. Bunu ayetlerinde belirtir. Ve o “ecel vakti geldiğinde bu ne bir saat öne alınabilir ne de geri alınabilir” diye Allah ayetlerinde belirtir. O insanın eceli nedir? Bir şeyin vesile olması gerekir. Ya o insan uykudayken ölecek ya ayağa takılacak yere düşecek ya bir trafik kazası geçirecek ya bir hastalık vesile olacak ya da bu şekilde, imtihan dünyasında olduğumuz için özellikle Müslümanlara yönelik de saldırılar da oluyorsa eğer işte orada da başka bir insan onun ölümüne vesile olacak demektir. Diğer insan orada cinayet işleyerek harama girmiştir ve Allah katında büyük bir suçtur bu. Tek bir insanı öldürmek bütün dünyayı öldürmek gibidir. Ama orada hayatını kaybeden insanda ya şehit olur Allah katında veya Allah o ölümü nasıl tayin ettiyse o kişi için onun hükmüyle ahirete gitmiş demektir.
Ama burada bir insanın başka bir insana yaptığı o insanın kaderini değiştirmez. Zaten o insan onu öldürmese o insan yine başka bir sebeple kader içerisinde tam belirlenmiş olan o an içerisinde hayatını kaybedecektir. Aynı şekilde yine Allah Necm Suresi’nin 38. ayetini şöyle bildirir, şeytandan Allah'a sığınırım: “Doğrusu hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez” diyor Allah.
Şimdi bu ayette de çok açık olarak başka bir insanın işlediği günah hiçbir şekilde başka bir insanın sorumluluğu olamaz. Yani o günahı kendi başına işlemiştir. Allah'a karşı kendi sorumluluğundadır ve bütün hesabını ahirette kendi başına verecektir. Ama başka bir insan, sen bu günahı işledin ben senin yerine işte bu günahın yükünü kendi üzerime alıyorum gibi bir şey uygulayamaz. Çünkü Kuran’da böyle bir açıklama yoktur. Ki bunu aslında Hristiyanlar da şu anda günümüzde çok yanlış bir inanç olarak uyguluyorlar. Hz. İsa (as)’ın kendini feda ettiğini iddia ediyorlar. Bütün Hristiyan camiası için onların hepsinin günahlarını üzerine aldığını iddia ediyorlar ki böyle bir şey de hiçbir şekilde Kuran'a göre uygun değildir. O yüzden biz yine burada da Kuran ışığında gördüğümüz şekliyle her insanın kaderinde belirlenmiş olan ecel vakti ne zamansa hayatını kaybedecek. Buna vesile olan bir şahıs veya herhangi başka bir sebep olabilir. Bunu hiçbir şekilde ertelemekte geri almakta, ileri atmak da mümkün değildir, inşaAllah.
Bugünkü yayınımız sona eriyor. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Görüşmek üzere, inşaAllah.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500