MERAK ETTİKLERİNİZ 15
DİDEM RAHVANCI: Allah herkese hayırlı akşamlar versin, inşaAllah. A9 TV'de Merak Ettikleriniz programında yine Didem Ürer ile birlikteyiz.
DİDEM ÜRER: Merhaba. Bize sorularınızı merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Başlıyoruz inşaAllah.
“Selam olsun. Sorum şöyle: Ahirette cennetlik insanlar cehennemliklerle konuşacak mı? Yani cehennemlikler acı çekerken yakından yanından konuşup Allah'a şükredecekler. Bu doğru mu? Rabbimiz razı olsun” demiş izleyicimiz.
Allah inşaAllah hepimizden razı olsun. Aleyküm Selam. Buna tabii ki en güzel cevabı yine Allah'ın bize ayetlerinde anlattığı bilgilerle verebiliriz. O yüzden de Araf Suresi’nden bazı ayetleri okuyup onları açıklamaya çalışacağım inşaAllah izleyicimiz için.
Şöyle bildiriyor Allah ayetinde Araf Suresi 44. ayetlerinden itibaren, şeytandan Allah'a sığınırım: “Cennet halkı ateş halkına şöyle seslenecekler: Bize Rabbimizin vaad ettiğini gerçek buldunuz mu? Onlar da evet derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri şöyle seslenecektir: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinde olsun.”
Bu ayetten gördüğümüz şekliyle cennet halkı ve cehennem halkı birbirlerini görebiliyorlar ahirette ve konuşabiliyorlar hatta. Ve Allah'ın adaletinin nasıl gerçek olduğunu dünyada pervasızca belki Allah'ı inkar edenler hiçbir şekilde hayatlarını Allah'ın rızasını uygun şekilde geçirmeyenler ahirette bu yaptıklarını ve sonsuza kadar karşılığını alacaklarını aslında görmüş oluyorlar ve Rabbimiz de ayetinde ateş halkına seslendiriyor cennet halkını. Böylece onların konumunu gördüklerinde gerçekten şükredebilecekleri gibi oluyorlar ve Allah'ın adaletini onlara bir kere daha hatırlatıyorlar. Rabbimiz bize vaat etmişti, bunun gerçek olduğunu gördünüz mü diye soruyorlar.
Yine 45. Ayette: “Ki onlar Allah'ın yolundan alıkoyanlar, onda çarpıklık arayanlar ve ahireti tanımayanlardır.”
İşte ahireti inkar edenlerin kimler olduğunu Allah bize tanıtıyor bu ayetinde. Yani ateş halkı diye burada, cennet halkı ile ateş halkı'nı görüştüklerindeki o insanların özellikleri Allah'ın yolundan alıkoyanlar yani hem kendileri Allah'a inanmadıkları gibi aynı zamanda inananları da o yoldan, doğru yoldan alıkoymaya çalışan insanlar. “Onda çarpıklık arayanlar” sürekli Allah'ın dininde, Allah'ın anlattıklarında ve güzel ahlak özelliklerinde Kuran'la bize bildirilende, çarpıklık arayıp sürekli eleştiri getirenler ve bunun doğru olmadığını anlatanlar ve “ahireti tanımayanlar” yani sonsuz hayatı, gerçek ahiret yurdunu tanımayanlar, dünya hayatının tek yurt olduğunu zannedenler ve ölünce yok olacağını zanneden insanlar ve hayatlarını bu şekilde yaşayıp ölmüş olan insanlar.
“İki taraf arasında bir engel ve burçlar, Araf üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır.” Ahirette işte hem iman edenler hem inkar edenler ahirete gittiklerinde yüzlerinden hemen kimin cennetlik kimin cehennemlik olduğu anlaşılacak şekilde yaratılacaklar. Allah bu ayrımı hemen bakar bakmaz anlaşılacak gibi yaratıyor.
“Cennete gireceklere selam size derler, ki bunlar henüz girmeyen fakat girmeyi şiddetle arzu edip umanlardır.” (A’raf/46) İşte Müslüman vasfı budur. Cennete girmeyi şiddetle arzu ederler, umarlar fakat bir yandan da sürekli korku içindedirler. Sonsuz ahiret hayatına cennete ulaşana kadar, Allah'ın kendilerinden razı olduğunu kesin öğrenene kadar hep bu korku ile umut arasındadır Müslüman.
“Gözleri cehennem halkından yana çevrilince, Rabbimiz bizi zalimler topluluğu ile birlikte kılma derler.” (A’raf/47) İşte burada şükrettikleri, o izleyicimizin sorduğu sorunun tam cevabı olan ayet. Cehennem halkının orada gördüklerine şükredip Allah'a yeniden dua ediyorlar. Ölmüş olmalarına rağmen, ahirete gitmiş olmalarına rağmen Allah'ın onları o cehennem halkıyla birlikte kılmaması için Rablerine yalvararak dua ediyor Müslümanlar.
“Burcun üstündeki adamlar kendilerini yüzlerinden tanıdıklarında, adamlara,” ileri gelen bir takım adamlara “seslenerek derler ki: Ne güç ve servet toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız, istikbarınız size bir yarar sağlamadı.” (A’raf/48) Yani dünya üzerindeki hiçbir maddi karşılık ahirette bize bir şey kazandırmayacak. Ancak bu maddi özellikler, güç, makam, mevki, parasal imkanlar ne olursa olsun bunlar ancak Allah yolunda kullanılırsa ve Allah rızası için değerlendirilirse ahirette bize bir fayda sağlayacaklar.
“Kendine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? Cennettekilere de, girin cennete sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız” (A’raf/49) diye bildiriyorlar. İşte Allah'ın kendine rahmet eriştirmeyeceğini söylüyorlar inkar edenler inananlar için. Onlarla dünya hayatında alay ediyorlar. Hatta geçmişlerin hikayelerine mi inanıyorsunuz diye Allah'ı, Kuran'ı ve bütün peygamberleri tenzih ederim. Bu şekilde alaycı üslupları oluyor ve Allah'tan onlara bir rahmet gelmeyeceğini iddia ediyorlar dünyada. Ama onlar da cennete giriyorlar. Ve ateşin halkı cennet halkına sesleniyor. Yani cennet halkı ateş halkına seslendiği gibi onlar da cehennemden Müslümanlara, inananlara cennet halkına sesleniyorlar.
“Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın. Derler ki: Doğrusu Allah bunları inkar edenlere haram kılmıştır.” (A’raf/50) Onlar yine hala orada pervasızca Allah'ı inkar etmiş olmalarına rağmen inananların nimetinden istifade etmeye çalışıyorlar. Onlar da cehennemde artık bunlar size yasak haram kılınmıştır diye söylüyorlar. Ve Allah yine ayetinde bu insanların hükmüne bildiriyor:
“Onlar dinlerini bir eğlence ve oyun konusu edinmişlerdi. Ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar bugünleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi biz de bugün onları unutacağız” (A’raf/50) diyor. Tam olarak işte dünya hayatına dalıp Allah'ı ayetlerine ve ahireti yok sayanlar ve inkar edenlerin ahiretteki karşılıklarını da Rabbimiz bize bu ayetinde bildirmiş, inşaAllah.
DİDEM RAHVANCI: Tabii inşaAllah. Allah razı olsun insanlara.
Emre Bey sormuş: “Bu hayatta güçlü olan ayakta kalır mantığının doğru olmadığını sürekli söylüyorsunuz, anlatıyorsunuz ama bu doğru değil mi? Şu anda da bu şekilde değil mi? Hayvanlar da bile bu şekilde” diyor.
Evet, hayvanlar da bu şekilde olabilir ama biz insanız, bizim aklımız var, vicdanımız var, mantığımız var. Güçlü olan hayatta kalır, bizim çok fazla üzerine durduğumuz Darwinist bir mantıktır. Darwinist mantığın sosyal hayata yansımış halidir. Ve bu mantık 20. yüzyılda ve daha öncesinde de esas 20. yüzyılda gerçekleşen bütün savaşların bütün bu çalkantıların, karmaşanın, çatışmanın hepsinin doğum yeridir. Bu mantıktır. Yani hepsi bu mantıktan doğmuştur. Bütün bu acılar, bütün bu sefalet, bütün bu cinayetler hepsi bu mantıktan doğmuştur. Bu ideoloji din ahlakının güzelliğini tamamen ortadan kaldıran bir ideolojidir. Din ahlakında dayanışma vardır, fedakarlık vardır, yoksulların ve zayıfların korunması vardır. Tüm insanların eşit sayılması gibi erdemler vardır din ahlakında. Güçlü olanın hayatta kalması mantığında bunların hiçbiri yoktur. Bunların hepsi kökten gider. Çünkü ne oluyor orada? Güçlü olan ne? Ya fiziksel olarak güçlü olacak, ya maddi olarak güçlü olacak, ya imkan olarak güçlü olacak. Güçlü olan ayakta kalırsa o zaman diğer zavallı halkın durumu ne olacak? Diğer zavallı kişilerin durumu, ondan biraz daha aşağıda olan kişilerin durumu ne olacak? Bu ideoloji tamamen Darwin'in evrim teorisine dayanan bir ideolojidir. Zaten Darwin ilk türlerin kökenini yazdığında Karl Marx ve diğer aynı zihniyeti paylaşan kişiler, o kitabın üstüne atlamışlardı ve Karl Marx zaten kendi söylüyordu, bizim aradığımız mantık işte bu diyordu. Yani güçlü olanın ayakta kalması, biz zaten bunu arıyorduk. O yüzden çok iyi oldu böyle bir teorinin ortaya çıkması. Yani gerçek olup olmaması zaten onlar için hiç önemli değildi. Sadece mantıken böyle bir şeyin ortaya çıkması onların hepsinin çok hoşuna gitmişti o dönemde. Hatta öjeni politikasını çok fazla ülke, özellikle Almanya, Hitler Almanya’sında öjeni politikası o zaman çok benimsenmişti. Yüz binlerce insan kısırlaştırıldı. Hastalar, bütün zihinsel olarak özürlü olanlar, yaşlılar, yeteneksizler, kimsesizler böyle yüz binlerce insan gaz odalarına gönderildi, aç bırakıldı. İlaçla hayatlarına son verildi bu insanların, düşünebiliyor musunuz? Yani işte bu sizin dediğiniz bu mantık doğru değil mi dediğiniz bu mantık, öyle hani güncel olarak kullanılabilecek bir mantık değil. Yani çok büyük bir ideoloji bu, çok kötü bir ideoloji. Bakın sakat olduğu için gaz odasına gönderiliyor. Yaşlı olduğu için ilaç verilerek öldürülüyor. Ya da bir özrü bir arazı olduğu için öldürülüyor, dışlanıyor. Özel çiftliklere kapatılıyor bu insanlar. Toplumdan soyutlanıyorlar. Bu durumun tabii şundan hiçbir farkı yok. Şu an günümüzde evet doğru, bazı ülkelerde bazı toplumlarda hala bu mantık devam ediyor. Mesela ırkçı saldırılara maruz kalan zenci bir öğretmen ya da zenci bir insan. Bencil duyarsız çocuklar tarafından bakımsız, mahrum bırakılmış mesela yaşlı bir anne baba. İşvereninin tarafından çok sağlıksız koşullarda çalıştırılan işçiler. Evet, işte bunlar hep bu mantığın üzerinden gidiyorlar ve bu mantığın sonucu olan şeyler hepsi. Bu kişiler hayatın boş amaçsız olduğunu zannederler. Sorumsuz, başıboş bir hayat sürerler. Maddi manevi bunalım içindedirler. Kendilerini bu şekilde belki yüceltmeye çalışırlar, güçlü olmaya çalışırlar. Kendilerinden daha altta olanı ezmeye çalışırlar. Onları ezdikçe üstün olacaklarını düşünürler.
Fakat şu çok önemlidir. Bir kere zaten Kuran'da takva esastır. Kuran'da Müslümanlar içinde hiçbir zaman ne fiziksel özellikleri, ne maddi özellikleri, ne sahip olduğu özellikler hiç önemli değildir. Önemli olan o kişinin takvasıdır, Allah'a olan yakınlığıdır. Çünkü şu çok önemli; bu kendilerini üstün görenler, güçlü olanın ayakta kalacağını düşünenler hep dünya hayatına göre yaşıyorlar ve dünya hayatına göre düşünüyorlar. Halbuki ölüm var, ahiret var. Ahirette kendisinden daha alt tabakada olduğunu düşündüğü kişi belki öyle bir yerde görecek ki onu cennette çok güzel bahçelerde Allah'ın razı olduğu bir kişi olarak görecek. Kendisini de belki cehennemde ateşin ortasında bulacak. Yani dünyada bir kişinin fazla mala sahip olması, fiziksel olarak ya da imkan olarak üstün olması hiç önemli değil. Önemli olan onun takvaca üstün olması. Ahirette çünkü sadece biz takvamızla Allah'ın karşısına çırılçıplak olarak çıkacağız. Ne malımız olacak, ne arabamız olacak, ne işimiz olacak, ne paramız olacak, ne güzelliğimiz olacak. Hiçbir şeyimiz olmayacak. Biz sadece takvamıza ve Allah'a olan yakınlığımıza ve sevgimizle Rabbimizin karşısına çıkacağız. O yüzden güçlü olan hayatta kalır mantığı hayatta kalsa bile bu dünya hayatında ayakta kalır. Ahirette Allah korusun cehennemin dibini boylayabilir o kişi.
DİDEM ÜRER: Tabii, şimdi Darwinistlerin burada yaptıkları en önemli hatalardan bir tanesi doğadaki bazı mekanizmaları, gerçek olan mekanizmaları insanların sosyal hayatına yönlendirmeleri oldu. İşte burada tabii ki doğa üzerinde bir çitanın kovaladığı zayıf bir ceylan yavrusu tabii ki orada ölüme mahkum olabilir. Yani bu makuldür. Daha güçlü olan ceylanlar yine hayatlarını devam ettirirler veya daha güçlü olan başka hayvanlar hayatlarını devam ettirip daha zayıf olanlar yine yaşamlarını kaybedebilirler. Bu son derece doğaldır. Fakat bu canlılara yeni bir tür özelliği getirmez. Yeni bir geliştirerek onları farklı bir türe dönüştürmez. Ama işte burada evrim teorisini savunan insanlar ve materyalist zihniyeti savunan insanlar doğa üzerindeki bu mekanizmayı alıp insanların yaşamlarını adapte etmeye çalıştıkları için, insanların üzerinde ancak güçlü olan ayakta kalıp zayıf olanın ezilebileceği zihniyetini insanları ikna etmeye çalıştıkları için, işte kapitalist, vahşi kapitalist sistemle birlikte dünya üzerinde bu sistem çok yayıldı gerçekten. Çünkü işlerine geldi insanların. Genellikle çünkü insanlar kendi maddi menfaatleri açısına işlerine gelen sistemi alma gibi bir psikolojiye sahiplerdir. O yüzden de işte şu anda hala içinde bulunduğumuz yüzyılda bile, işte kimseye güvenmeden hatta babalarına bile güvenmeme mantığı üzerinde bütün insanların başkalarını ezerek üste çıkma gibi bir zihniyetleri gelişti. Ama Kuran ahlakı bunu tamamen ortadan kaldırır.
Kuran ahlakında paylaşım vardır. Komünistlerin Kuran ahlakından öğrendikleri sosyal adalet zihniyeti ancak Kuran ahlakının içerisinde Allah korkusuna sahip bir zihniyetle meydana getirilebilir. Çünkü komünizmde de ne vardır? Bütün malı mülkü alırlar, devletin yaparlar. İnsanların elinde hiçbir şey kalmaz. Sonra da açlıktan ölürler. Böyle bir zihniyet de hiçbir şekilde doğru değildir. Gerçek sosyal adalet Kuran'da olan zihniyettir. Bu da nedir? Herkesin ihtiyaçtan arta kalanını diğer kardeşine vermesi, zorluk gününde esire dahi elindeki yemeği yedirmesi, hep fedakarlık vardır. Hep karşı tarafa karşılıksız vermek vardır. Çünkü Allah'ın özelliği karşılıksız ihsanda bulunandır Rabbimiz. Ve Rabbimiz kullarından da böyle karşılıksız olarak fedakarlıkta bulunmayı ister insanlardan. İşte Kuran ahlakı da bu yüzyılda, içinde bulunduğumuz yüzyılda Hz. Mehdi (as) vesilesiyle bütün dünyaya yayılacak. Ve insanlar birbirlerine karşılıksız olarak vermeyi alışkanlık haline getirecekler. Bundan zevk alacaklar. Ve böylece ne kadar huzurlu, ne kadar çatışmasız bir dünya içerisinde, dünyanın mevcut kaynaklarıyla fazla fazla rahat yaşayabildiklerini bütün insanları aslında görmüş olacaklar, inşaAllah.
Ben de bir soru daha okuyayım madem Mehdiyet'ten bahsettik şöyle demiş bir izleyicimiz: “Bir kanalda Hz. Mehdi (as)’ın beklenmemesi gerektiği, Mehdi beklemenin dilimizde olmadığı anlatılıyordu. Bu doğru mu?” diyor.
Bu doğru değil tabii ki. Mehdi (as)’ı beklemek demek bir insanın koltuğuna yatıp veya yatağına yatıp 24 saat uyuyup nasıl olsa Mehdi gelecek demesi değildir. Bu zaten son derece mantıksız bir şeydir. Ayrıca Hz. Mehdi (as) da zaten ilk başladığında görevini, kendisinin Mehdi olduğunu bilmeyecek. Dolayısıyla o da o zaman bu zihniyette Mehdi beklemenin rehavetiyle birlikte bir kenara çekilip hiçbir faaliyet içerisine girmemesi gerekirdi. Ama böyle değildir.
Müslümanlar zaten kendi başlarından sorumludurlar. Yani biz burada aslında Didem'in ayette de söylediği gibi, yapayalnız tek başına ve bütün insanlar çırılçıplak Allah'ın huzuruna gidecekler. Yani hiçbir şeyimiz olmayacak bizim Rabbimizin huzuruna gittiğimizde ahirette. Bizim elimizdeki tek şey bugüne kadar kazandıklarımız olacak. Her nefis kendi kazandıklarıyla ahirete gidecek. Yani Müslüman, mesela Peygamber Efendimiz (sav)’in dini yaymış olması, Kuran'ı anlatmış olması bana bir kazanç olarak ahirette benim sağlayabileceğim bir şey olmayacak. O dinin kazancıdır. Her Müslüman'ın yaptığı ibadet dinin kazancıdır, dinin yayılmasını sağlar. Ama din yayılması demek, bütün Müslüman olanlara bir pay çıkaracak anlamında değildir. Herkes kendinden sorumludur ve kendi yaptığı ibadetlerle Allah katında bir özellik kazanır bu insanlar. O yüzden Hz. Mehdi (as) nasıl vicdanını kullanıp Allah'ın dininin bütün dünyaya yayılması için gayret gösterecekse, her Müslüman'ın da tek tek vicdanını kullanıp Allah'ın dininin bütün dünyaya yayılması için gayret göstermesi gerekir. Bu zaten bir ibadettir ve bu bir sorumluluktur.
Allah kendi dinini, Allah'ı anmanın en büyük iş olduğunu söyler. Kendi dininin anlatılmasını söyler. Nimetlerin genelleme yaparak bile bitmeyeceğini anlatır. Yani Müslüman zaten 24 saat ibadet halindedir. 24 saat zevkle Allah'ı anar. O yüzden de hiçbir şekilde bekleme, rehavete kapılma diye bir şey söz konusu değildir. Ayrıca eğer biz ahir zamanda bu kadar kutlu bir şahısla bir arada yaşayacaksak, Allah Hz. İsa (as)'ı yeniden yeryüzüne gönderecekse bir Müslüman zaten değil rehavete kapılmak, malı, varlığı, aklı, zihni, bedeni ne varsa bütün gücüyle bu kutlu şahıslara zemin hazırlamak için gayret gösterir. Samimi Müslümanın yapacağı zaten budur. Ancak bu şekilde Müslüman kendi sorumluluğunu yerine geçirmiş olur. Yoksa başkalarının günahlarını nasıl yüklenmezseniz başkalarının sevaplarını da yüklenemezsiniz. Sadece herkes kendisinden sorumludur.
Ve Mehdi (as) da Peygamber Efendimiz (sav)’in müjdesidir. Ahir zamanda müjdelenmemizi Mehdi (as) ile birlikte Peygamberimiz (sav) buyurmuştur. Biz de buradan yine bir kere daha kanalımızda Hz. Mehdi (as)’ın müjdesini bütün dünyaya duyuruyoruz. İnşaAllah ahir zamanda içinde bulunduğumuz dönemde Mehdi (as) gelecek, geldi şu anda görevinin başında. Biz de hep birlikte buna şahit olacağız bütün yaşayan insanlar olarak ve Hz. İsa (as)'la birlikte de dini nasıl hakim kıldığını dünya üzerine görmüş olacağız, inşaAllah.
DİDEM RAHVANCI: Tabii Peygamberimiz (sav)’in hadisi var: “Sizden ona kim yetişirse yani Hz. Mehdi (as)'a kim yetişirse kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin ona katılsın. Zira o Hz. Mehdi (as)'dır” diyor.
İnşaAllah biz de yetişmişizdir. İnşaAllah onun devrinde yaşıyoruz. Çünkü bütün hadislerden anlıyoruz Peygamberimiz (sav)’in inşaAllah müjdelediği o güzel şahsın bu dönemde geleceğini, Hz. Mehdi (as)'ın, Hz. İsa (as)’ın bu dönemde geleceğini, inşaAllah. Allah birlikte olmayı nasip etsin.
Bu akşamki programımızın da inşaAllah sonuna geldik. Bize sormak istediğiniz soruları merakettikleriniz@a9.com.tr adresine yollayabilirsiniz. Haftaya tekrar görüşmek üzere, hayırlı akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500