Tüm Hukukçular Birliği Genel Başkanı Av. Mustafa Kuran'ın katılımıyla Adil Yargı -10-
ADİL YARGI -10-
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hayırlı günler sayın izleyicilerimiz. Adil Yargı programımızda Avukat Ceyhun Göktağan'la birlikte bugünkü konuğumuz Sayın Mustafa Kuran. Sayın Kuran, Tüm Hukukçular Birliği Genel Başkanı. Kendisi sosyal hayatta da çok etkin bir isim. Türkiye'ye Gönüllü Teşekküller Vakfı Yönetiminde ve geçmişte de Aydınlar Ocağı'nın yönetiminde bulunmuş. GAP grubunda da aynı şekilde.
Efendim siz, tabii bir dernek olarak kırk yılı aşkın hukuk deneyiminizle birlikte Türkiye'de şu anda gelişen hukuk reformuna dernek olarak katkılarınız, düşünce olarak katkılarınız ve yeni Anayasa hazırlığındaki girişimleriniz nasıl oldu?
MUSTAFA KURAN: Türkiye'de uzun zamandan beri bir hukuk reformuna ihtiyaç duyulduğu her kesim tarafından kabul edilen bir gerçek. Ben 10 seneden beri Türkiye'de hukuk reformunun acilen yapılması hususunda, hem dernek olarak hem birlik olarak hem şahsen bütün makalelerimde ve televizyon programlarımda Türkiye'nin huzura ve birliğe kavuşabilmesi, Türkiye'de rahat bir nefes alabilmenin tek yolu adalettir ve adalet mülkün temeli olduğuna göre Türkiye'de mevzuatın mutlaka acilen değiştirilip bir hukuk reformunun yapılmasının zaruretine inanmış ve devamlı bunun üzerinde duran bir arkadaşınızım.
Türkiye'de hukuk reformu olmadan vatandaşın huzur ve emniyet içinde yaşaması mümkün değildir. Hakimlerimiz, avukatlarımız, hukukçularımız da mutlu değil bu işte. Çünkü geciken adalet, adaletsizliktir, zulümdür ve sıkıntıdır. Bu itibarla en adil olan bir mevzunun acilen halledilmesi gerekir. Bunu bütün hem Avrupa'da, Amerika'da ve bilhassa Türkiye'de aklı başında münevverler, elitler ve hukukçular mutlaka ve mutlaka bir reformun, adil bir hukuk reformunun yapılması ve Türkiye'de bu bağnaz fikirlerden, sıkıntılardan ceberut hareketlerinden ve hayata uymayan kanun maddelerinden kurtarılmasının zarureti vardı.
Ben 2004 yılında İstanbul Barosu başkan adayıyken bu reformla ilgili çok ciddi çalışmalarımız oldu. Hakimlerin geçim imkanlarının cüzdan mı, vicdan mı meselesinde bunun üzerinde çok durmuştuk. Aç alınan, sıkıntıda olan bir hakim ve savcının adalet dağıtmasının zorlulukları vardı. Bunun bir taraftan bitirilmesi gerekliydi ve Türkiye buna imkanlar tanıyabilen büyük bir devletti, büyük bir devlet. Çünkü biz adaletin bulunduğu yerde herkesin mutlu olabileceğini adaletin hakim olduğu bir yerde de devletin gelişebileceğine inananlardan olduğumuz için bunlar yapıldı.
Mesela bu hukuk reformunda henüz tam tamamlanmış değil. Daha büyük sıkıntılar var. Eksiklikler var. Ama bu acilen inşaAllah bu hükümet ciddi akıllı tutum ve davranışlarla Türkiye'de bu hukuk reformunun bitirilmesinin zarureti içinde, manevi sorumluluk içinde kendisini hissetmesi lazım. Ve biz onu bekliyoruz. Son dönemlerde yapılan bütün değişiklikler milletin lehine olmuştur. Halkla kaynaşmanın ve adaleti dağıtan grup, hakim ve savcıların milletin vicdanında talep edilen hususları yerine getirdikleri için de Türkiye de rahat nefes almıştır. Birçok sıkıntılardan ve hukuken engeller teşkil eden durumlardan kurtulması mümkün olmuştur.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet efendim. Tabii Türkiye'deki yargı sistemindeki gelişim, yapısal değişiklikler her zaman olumlu yönde oluyor. Örneğin Hakimler, Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi,
MUSTAFA KURAN: Yargıtayın, ek hakimlerin getirilmesi. Bunu her zaman söylüyorum. Davalar beş sene, yedi sene içinde veya on sene içinde bitme durumu Türkiye'de adaletsizlik yaratıyordu. Avukatların şikayetlerini, hakimlerin de şikayetine maal. Vatandaş geciken adalet, adalet değildir hükmüne tabi olmak üzere, temyize giden davanın bir sene, bir buçuk sene, en geç aslında bir sene içinde bitmesi lazım. Avrupa'daki uygulama bu. Üç ayda bitiriyor ve dava bitiyor. Gündemde kalmıyor. Zaman kaybı, personel kaybı, insan kaybı, huzursuzluklar bunlar hep kayıp. Dolayısıyla adaletin gerçekleşmesi hususunda erken adalet, adil adaletin tahakkuk etmesi lazım. Bu da bu hukuk reformunun içinde mütalaa ettiğimiz hususlardır. Düşününüz ki Yargıtay'da hakimler 382 kişi eklemeler yapıldı vs. Şimdi her yedi kişilik on kişilik mahkemeye yetine on tane de ekleme yapıldı. Günde bir dosya yerine iki ayrı heyet tarafında tetkik ediliyor ve neticelendiriliyor. Millet memnun. İki, Yargıtay başkanının bundan on gün evvelki bir televizyon konuşmasında hukuk davalarının bir sene içinde eritileceği, ceza davalarında ikinci iki sene içinde inşaAllah daha erken olmak üzere eritileceği hususundaki beyanı elbette iyi bir çalışmanın ve yapılan, hükümetçe yapılan tasarrufların mihenk taşı olarak kabul edildiği için faydalı olmuştur. Ve inşaAllah diyorum Ceyhun kardeşimle ilgili hukukçuların da rahatlığı bu. Bir dava beş sene devam ederse herkes müşteki. Yani bugün bu anda istinaf mahkemelerinin kurulması Türkiye'de büyük bir gelişme. Biz hukuk fakültesinde 40 sene evvel istinaf mahkemelerinin Türkiye için faydalı olduğunu hep profesörler söylüyordu. Ama 45 sene sonra ancak gündeme gelebildi ve kurulabildi. Bunlar büyük bir gelişmelerdir. Ve inşaAllah bundan sonra hakimlerin eskiden beri söylenen cüzdan-vicdan problemleri bitecek. Onların iyi bir hayat standardı güvenceleri olacak. Ve verdiği kararda da mutmain olabilen hukukçuların olması. Yani iyi bir hukukçu manevi değerlere bağlı olandır. İyi bir hukukçu mevzuatı iyi bilendir. İyi bir hukukçu vicdanıyla baş başa kaldığı zaman sorumluluğunu hissedebilen adamdır. Biz bu tarzda bir hukuk anlayışının, mahkeme kuruluşlarının ve vazifeli olan insanların bu tarzda olmalarını arzu ediyoruz.
Bundan başka toplum karamsardır. Toplum huzursuzdur. Ve mahkemeye dayanarak, güvenerek.. Şunu da söyleyeyim. Mafya nereden doğdu? Bundan 20 sene, 30 sene mahkemeler gecikince, mahkemeler asıl davacı ve davalıyı rahat ettirmedikçe, huzur bulmadıkça boşluk yaratılıyordu. O boşluğu da mafyalar yapıyordu. Adam öldürmeler, çek kırdırmalar, zoraki işler bunlar Türkiye'de yaşanmış vakalardır. Ama hukuk eğemenliği, hukuk anlayışı, hukukun üstünlük prensibi hakim olduğu dönemlerde de ki bu dönemlerde bakıyorsunuz o mafyalar bitmiş, sinmiş, yerine adaletin tecellisi için yalnız kanunun hakimiyeti meydana gelmiştir. Bunu arzu ediyoruz. Bunu biz arzuladığımız da 75 milyon insanın mutlu yaşaması ve Orta Doğu'da, Kafkaslar'da, Balkanlar'da güçlü bir devletin güçlü bir adli teşkilatında olması gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun 700 sene ayakta kalışının tek sebebi adaletin mülk olarak kabul edilmesi ve mülkün de temeli adalettir anlayışının manevi değerler ölçüsünde uygulamasıdır. Yani bugün Abdülhamid için söylüyorlar, cennet mekan, Fatih Sultan Mehmet olmak üzere, Abdülhamid'in 33 senedir saltanatında bir kan dökülmemiştir dünyada. Çünkü adalet fikri ilahi bir sır, bir gerçek, insanları mutlu edebilen bir unsur. Onun için adaletin olduğu yerde zulüm olmaz, istibdat olmaz, baskı olmaz, dikte olmaz. Yani insanın yaratılışına uygun, adil bir ölçüdür. Allah bizi böyle yaratmıştır ve böyle bir talebin içine sokmuştur. Dolayısıyla Türkiye'de 75 milyon insanın rahatı için hukukçuların akıllı ve iyi yetişmeleri, ehliyetli yetişmeleri. İkinci, hukuk reformunda da şu cümleyi de söyleyeyim. Hukuk fakültelerinden bu anda yetişen genç kardeşlerimiz maalesef iyi yetişmiyor. Hukuk reformu içinde bunların da değerlendirilmesi ve hukuk fakültesinden mezun olan hukukçuların çok iyi yetişmeleri ve yetişenlerin de hemen hakim veya avukat değil kendi stajyerliklerini bitirmesi, kurstan geçmesi ve hakikaten ona ehliyetine layık olması lazım.
Yine kainatın efendisi Hazreti Muhammed (sav)'in çok güzel bir sözü var: “Sulhta ferah var. Emaneti ehline veriniz. Veriniz ki rahat edesiniz.” İşte adalet ilkesi o emanettedir. O ehliyettedir. Ehliyetsiz, kabiliyetsiz, iyi yetişmemiş olan bir hukukçudan ne beklersiniz? Şudur sorumluluk. Evet, burada son hadiseler içinde yetkili yer aranmakta. Türkiye'de Genelkurmay ve diğerlerinin muhakeme edilecekleri yer Anayasa mahkemesi mi? Burası. Kanun açık. 12 Eylül 2010 yılında referandumla gelen Anayasada 145 ve 148. maddelerde Anayasa düzenini değiştirmek, hükümetin icraatlarını engellemek, hükümeti yok etmek sadetinde yapılan tüm tasarrufların asıl hukuk mahkemelerinde yani ceza mahkemelerinde görülmesinin amir hükmüne rağmen, bazı avukat ve hukukçu arkadaşlarımızın beyanları Türkiye'de herkesin kafasını kurcalamış ve onu şüpheye düşürmüştür. Tek yol o gün yapılan uygulamadır. Ve doğru olan uygulama budur. Anayasaya göre budur. Kanuna göre budur. Ve milletin vicdanında da makul olan görüş budur. Bunu ifade etmek istiyorum. Bunlar hep hukuk anlayışının Türkiye'de kendi yerini bulabilmesine bağlıdır.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet. Elbette tabii şimdi hukukun uygulayıcıları elbette sonuçta bir insan. Tabii kanunların çerçevelediği bir hukuk sistemi ne kadar kanunlar düzgün, eksiksiz, suiistimale açık olmayan şekilde hazırlanıyor olsa da sonuçta insan elinden çıkan ve nakısları eksiklikleri kusurları elbette bulunan ve uygulayıcıların vicdanına, teamüllere, tecrübesine, yetişmesine de bağlı olarak icra edilen bir adalet. Dolayısıyla hakimlerimizin, hukuk uygulayıcılarının karakteri nasıl olmalı? Kendi düşünceleri olsa bile hukuktaki karakterleri nasıl olmalı?
CEYHUN GÖKDOĞAN: Açıkçası bu konuda her insanın bir fikir yapısı ve ideolojisi olabilir. Bunda hiçbir beis yok. Ama bir dosya geldiği zaman önlerine o dosyayı incelerken düşüncesinden, fikir yapısından, ideolojisinden tamamen sıyrılması gerekiyor. Objektif dediğimiz, objektif hakim kriterine göre hareket etmesi gerekiyor. Mustafa Bey'in de ifade ettiği gibi uzaklaşması gerekiyor. Hukuk ve kanun, adalet neyse onun uygulaması gerekiyor. Dosyasına bakmalı. Dosyanın dışında kendi çevresinde dolanan tüm o fikirlerden, olumsuz fikirlerden sıyrılması gerekiyor. Tamamen sıyrılması gerekiyor. Ve hukukun gereğini yerine getirmesi gerekiyor. Dosyada düşme kararı verecekse düşme kararı vermesi gerekiyor. Davacının davası haklıysa onun hakkını vermesi gerekiyor. Veya haksızsa talebi davayı reddetmesi gerekiyor. Veya beraat kararı vermesi gerekiyor. Orada hukukun gereği neyse, kanunun gereği neyse onu uygulaması gerekiyor. Yoksa basının, bir takım kişi ve kuruluşların kendisine yönelik olan olumsuz tavırlarından etkilenmemesi gerekiyor. Kendisine yönelik olan baskılardan etkilenmemesi gerekiyor. Hukukun gereği ne ise onu yerine getirmesi gerekiyor.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet, tabii. Bu yüksek yargı için de geçerli. Her ne olursa olsun, her ne olursa olsun hukukun gereği yerine getirmesi gerekiyor. Örneğin, zaman zaman ülkemizde yeni kanunlar geliyor ve eski kanunlara kıyasla devam eden mahkemelerde bir uygulama yapmak gerekiyor. Ne yapmak gerekiyor? Lehe kanunu uygulamak gerekiyor. Bu mesela kanunun gereği olan bir şey. Lehe kanunu uygulanması gerektiği yerde lehe kanunu uygulanması gerekiyor. Gerekirse bir davada müdahili olmayan bir kişi davayı temyiz etmişse ve onunki geçersizse o davada ortadan kaldırılması gerekiyor hukuken ortadan kaldırılması gerekiyor. Veya kararın hukuka göre verilmesi gerekiyor. Sosyal etkileşimler, ideolojik düşünceler, psikolojik yaklaşımlar, baskı altında kalma veyahut ne der diye çekinme gibi düşünceler hiçbir zaman bir hukuk uygulayıcısının karakterinde barınmaması gereken şeyler. Doğru, dürüst, kanuna uygun, vicdanlı, cesur, kanun ne gerektiriyorsa onun yerine getirilmesi adaletin gereğidir.
CEYHUN GÖKDOĞAN: Türkiye eski dönemde bu tür uygulamalardan gerçekten çok çekti. Yani ülkemiz ve adalet hissi milletin nazarında çok zedelendi Mustafa Bey'in de ifade ettiği gibi. Eski dönemlerde adalet yerini bulmadığı düşündüğü için insanlar geçmiş dönemlerden nazaran, dediği gibi Mustafa Bey'in mafya doğdu Türkiye'de. Bu çok acı bir yaradır. Yani devletin olduğu bir ortamda mafya gibi gayri kanuni oluşumların hiçbir şekilde ortaya çıkmaması gerekiyor. Çünkü devlet en büyük nizamı ortaya koyan aygıttır bu sistemde. Hiçbir şekilde başka tür kanun uygulamalarının veya adalet dağıtıcılığının ortaya çıkmaması gerekiyor.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet, Türkiye güçlü bir devlet ve bu iradesini bu konuda gösteren bir dönemde yaşıyoruz. Ve hukukun gereğini ise hiçbir insan ayırt etmeden, hukukun gereği, kanunun gereği her türlü hukuki girişimler yapılıyor. Bu tabii elbette ki yargının nihayet kararlarında hepsine saygımız var. Çünkü bir insan sonuçta suçlu olduğu mahkemelerce kesinleştirilmeden hukuken de vicdanen de suçlu konumda değildir ve öyle nitelendirilemez.
Şimdi Türkiye'nin bu döneminde 30 yıl sonra yeni bir Anayasa yapılma girişimlerine inşaAllah başlandı. İnşaAllah da devam eder. Nasıl olmalı? Yeni Anayasadan beklentilerimiz nasıl olmalı? İçeriği nasıl olmalı?
MUSTAFA KURAN: Ben biraz evvelki konuşmanızda, hakimlerin cesur olmaları hususunu söylediniz. Gerçekten hakimler Türkiye'de bu son dönemde görebildiğimiz cesur hakimlerin vatan ve millet sevdası dışında iş yapmayan hakimleri gördük. Çok cesur hakimler gördük ve ben alkışlıyorum. 42 senelik ben avukatım, hukukçuyum. Hukuk sahasında da hem kitap yazdım, hem fikir ürettim, çalışmalar yapıldı. Hakikaten bu son dönemde her şeye rağmen çok cesur hakimlerin ve gerçek vatan evlatlarını uygulamalarında gördük. İş kolay değil. İş kolay değil. Dolayısıyla söylediğiniz o cesur kelimesi bugün yaşanan vakıadır. Bütün milletin militanca yapan bir grubun, hukuktan anlamayan ama devamlı televizyonlarda fikir serdeden bazı basın mensuplarının ne kadar hatalı ve sadece peşin hükümle konuştuklarına her gün üzülerek televizyon seyrediyor, dinliyorum. Hukukla alakası yok. Dosyanın münderecatını bilmez, yapılan işin mahiyetini bilmez ama fikir yürütüyor. Bu Türkiye'deki çaprazlığın, eksikliğin, karanlığın bir ifadesidir. Biz diyoruz ki emaneti ehline veriniz. Burada iyi bir ehliyetli bir adamın konuşması ayrı, gelişi güzel bir adamın bir fikir üretmesi veya söylemesi farklı.
Şimdi bu son hadiseleri aslında güncel olarak ben tutmak istiyorum. Neden? Türkiye bir çıkış yolunu arıyor. Bu uygulamaları yapan yargı, yargıdaki o sizin söylediğiniz cesur hakimler yapıyor. Bütün millete rağmen yani milletin duası var o hakimlerin arkasında. Milletin sevgisi var arkasında. Yalnız militanlar onu yanlış olarak değerlendiriyor. Ben Anayasayı ihlal en azından 25 sene. Anayasayı ihlal nasıl cinayet 25 senelik bir cinayet işleyen şahsın ağır cezada görülmesi halinde tutuklanması esassa, işin gerçeği bu dosya münderacatı onu gerektiriyor. Yani bir senelik suç işleyen bir şahsın hakimin hemen keyfi olarak tutuklaması diye bir şey yok. Görüyoruz, istisnalar kaideyi bozmaz, o günkü şartlar, o günkü durum ayrı. Ama işin mahiyeti itibariyle Anayasayı ihlal, Anayasa düzenini ortadan kaldırmaz suçun ağırlığı içinde tevkif şarttır.
Yani şimdi herkes, elbette hepimiz söylüyoruz, tutuklama istisna olmalıdır. Tutuksuz yargılanmak iyi ama delillerin karartılması meselesi var. Adalet o bakımdan herkes için gerekli. Şimdi ben bunları şu bakımdan söylüyorum; bu güncel hadiselerde hakikaten ben bir hukukçu olarak, tüm Hukukçular Birliği Genel Başkanı sıfatıyla arkadaşlarımla bu dertliği yaşıyoruz. Militanca hukuk bu kadar yozlaştırılamaz. Militanca hukuk ters gösterilemez, militanca insan Türkiye'nin aleyhinde fevd yapamaz. Dolayısıyla son gidişat doğrudur yerindedir ve inşaAllah Türkiye'yi sıkıntılardan, baskılardan kurtaracak diye hem dua ediyoruz duayla beraber de mücadelesini yapacağız. İşte bu mücadele yeni Anayasanın sivil ve adaleti temin edebilen, fertle cemiyet münasebetlerini düzenleyen, devlete ağırlık vermeyen, insan eksenli bir Anayasanın mutlaka bu sene bitirilmesi gerekir. Eğer politikacılar, bir kısım basın mensupları bunu engellemek hususunda yapacakları her cehl Türkiye için zararlıdır, Türkiye için faydalı olmayan bir çalışma olacaktır. Dolayısıyla sivil bir Anayasanın, çoğulcu bir Anayasanın, katılımcı bir Anayasanın, hukukun üstünlük prensibine bağlı bir Anayasanın, evrensel hukuku içinde barındırabilen ve herkese özgürlük tanıyabilen bir Anayasa. Ayrıca herkesin kendi dertlerini halledebileceğini görebildiği bir Anayasa.
Biz Türkiye'de, ben şunu da yapıyorum; Rusya 1917'de geldi, 1990'da gitti. Çin gitti. İtalya'dan gitti. Yani dik da, insan tabiatına aykırı bütün rejimler 70, 80, 100 sene sonra sıfıra irca edildi ve sürünüyor. Çünkü Allah'ın insanoğluna verdiği o kutsiyet içinde insan tabiatına aykırı hiçbir fikrin, hiçbir rejimin devamı mümkün değildir. Dolayısıyla Türkiye bu çığ, bu harekete, bu aydınlık, tekrar diyorum, Türkiye'nin meselesi yalnız 75 milyon insanın yalnız başına mutluluğu değil. Orta Doğu, Kafkaslar, Balkanlar'ın manevi sorumlusu biziz. Yapan hükümetin, devletin, bu andan itibaren Türkiye'de Avrupa ekonomik krizler geçirirken Türkiye'nin bu andaki durumu Allah'a şükür, inşaAllah sıkıntılara düçar olmaz, daha büyük genişleme olacak.
Ben Türkiye Cumhuriyeti'nde Aydınlar Ocağı olarak birkaç seyahate gitmiştim. Bazen Profesör Nevzat Yalçıntaş başkanlığında, bazen benim başkanlığımda. Oradaki bütün görüştüklerimde şunu söylüyordum; Çin, Türkiye Cumhuriyeti'ne geliyor, yatırım yapıyor. Fransız gelip yatırım yapıyor. Öbürü yapıyor ve Türkiye bundan lakayt kalabilir mi? Çünkü biz onlar bizim kardeşlerimiz. Biz dil ve din birliği içinde, Türk-İslam Birliğinin kurulmasının sevdalısıyız. Açık net söylüyorum. Bu İslam ve Türk sentezinin, Anayasanın manevi ruhuna da intikal ettirilmesi halinde, Türkiye üzerindeki bütün böyle sıkıntıları, kabukları atacaktır. İnsanca yaşama imkanlarını bulacaktır. Ceberut anlayıştan ve tek taraflı anlayıştan Türkiye kendisini kurtarmalıdır. Kurtarmaya meşburdur. Mahkûmdur. Tarih huzurunda biz mahkûmuz. Yani adalet dağıtan, dünyaya nizam verebilen, insanları sevebilen, düşmanlık, kin, kavga yerine dostluk, kardeşlik, sevgiyi birinci planı alan bir anlayışın ve artık 2011, 2012, 2013 kendisini göstermelidir. Benim inancım, yazdım, tekrar diyorum, bir cümlemi kullanayım; 21. asır, 21. asır İslam'ın uyanış ve diriliş çağı. Türkis İslam çağının da diriliş ve uyanışıdır. İnşaAllah bu gerçekleşecektir. Aklı olan, Kuran-ı Kerim'de ifadesi şu: “Akl olanlar bundan ibret alır.” Türkiye, bin yıllık tarihi ve kültürü içinde sıkıntılarla, fakirlikle, sahipsizlikler, kavgalarla, sen-ben davalarıyla vakit geçirmeye mecbur değildir. Bu sıkıntıların bertaraf edilmesi lazım.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet tam da öyle bir dönemdeyiz. İnşaAllah dediğiniz gibi birlik yakın. Ceberut yöneticiler de bahsettiğiniz İslam dünyasının üstündeki ceberut yöneticileri Cenab-ı Allah alıp götürüyor şu anda. O dediğiniz güzel sonuca Allah ortam hazırlıyor. Ülkemiz her zaman öncü bir ülke olmuştur. 600 yıl Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye'nin geçmişi bölgeye huzur, nizam, adalet ve barış getirmiştir. Dolayısıyla biz Türk milleti olarak zaten devletimize bağlı ve aşkla bağlı olan gerekirse onun için canını Allah adına feda edecek fertlerden oluşuyoruz Allah'ın izniyle. Ve hepimiz ülkemizin her kurumunu sahipleniyoruz. Yargıyı sahipleniyoruz. Bu konuşmaları onun için yapıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerini sahipleniyoruz. Ordu bizim ordumuz. Her kurumun içinden, üstelik 800 bin kişilik bir mensubu olan bir kurum, her kurumun içinden, insan unsurudur, yanlışlıklar, çürümüşler bunun içinde olabilir. Cenab-ı Allah şu anda bunu ayıklıyor. Türkiye o anlamda safrasını atıyor, saflaşıyor.
MUSTAFA KURAN: Bu da ilahi bir sır.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bizim kurumlarımız Allah'ın izniyle hepsinin arkasındayız. O yüzden yargının da o şekilde. Ne kadar gerektiğinde mağduru da olsak güvenimiz sonsuzdur ve eksikliklerini tamamlamaya çalışmak üzere gayret ederiz. Bu da hem milletimize hem de devletimize bir hizmettir Allah'ın izniyle. O nedenle sözü de size vermek istiyorum.
CEYHUN GÖKDOĞAN: Mustafa Bey biraz önce çok önemli bir konuya dikkat çekti. Anayasanın insan temelli olmasından dikkat çekti. Bu çok önemli bir husus gerçekten. Çünkü Türkiye'nin geçmiş dönemlerinde Anayasasının insan temelli olmamasına ötürü bütün devlet aygıtı, tüm hukuk sistemi, tüm kanunlar insanlara karşı bir şey gibi oldu. Özellikle 98'e, son dönemi söylüyorum ben, 98'e 2002 yıllarında bu insan temelli olmayan anlayış yüzünden birçok insan mağdur oldular. Polis nezaretinde, gözaltı süreçlerinde veya başka şekilde işkencelere maruz kaldılar. Çok ağır işkencelere, elektriklere maruz kaldılar, dayak yediler. Hukuk dışı ne uygulama varsa gözaltına alınan o insanlara uygulandı. Bunun temel şeyi insan temelli olmamasıdır. Dikkat edilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarında da sürekli bu hususa dikkat çekiliyor. Türkiye'nin işkence uygulamaları yüzünden mahkum olmasının temelinde asıl sır, Mustafa Bey'in de dikkat çektiği, kanunların insan temelli olmamasıydı. Şimdi yavaş yavaş bunlar değişiyor. Ama o dönemde olan uygulamaların da uygulayıcılarının gereken cezaları alması gerekiyor bir ibret olması açısından. Çünkü insanlar somut örnekler görmedikleri sürece, somut uygulamalar görmedikleri sürece aynı tekrarları yapmaya alışkındırlar. Mutlaka ve mutlaka kesinlikle ve kesinlikle eğer bir hukuksuzluk varsa bunu yapan devlet memuru ise gerekli cezayı görmelidir. Ya işte o polistir. Bunu şimdilik koruyalım bu seferlik. Bu sefer affedelim. Çocuk devam etsin. Onun ekmeği var, çoluğu var, çocuğu var, karısı var. E yapmayacak o zaman. Yani işkence ne demek? Bir insanı dövdüğünde veya bir insanı kaçırıp ona gereken cezayı veriyorsunuz. O insan polis olduğunda ne değişiyor? Hiçbir şey değişmez kanun nazarında. Suç suçtur. Yani kanunun önünde herkes eşittir. Kanunun önünde suç neyse onun cezası verilmelidir. Bu ceza verilmediği sürece bu uygulamalar devam eder. Nitekim gördük. Şimdi biz zannediyorduk ki kısa bir süre öncesine kadar Türkiye'de işkenceler durdu. İşte karakollarda uygulamalar kesildi. Büyük oranda kesildi doğru. Hepimiz kabul ediyoruz bunu. Ama geçen gün İzmir'de bir bayanın karakolda polisler tarafından nasıl dayak yediğini hepimiz ekranlar başında gördük. Demek ki o uygulamaları yapanlara kararlılıkla ve kararlılıkla üzerine gidilmesi gerekiyor. Gereken cezaların verilmesi gerekiyor. İşkenceyi uygulayan kimse bayan-erkek demeden, hele özellikle bayanlara işkence yapıyor, kime yaptığı önemli değil de, kesinlikle ve kesinlikle cezayı vermek gerekiyor. Gereken şeyi vermek gerekiyor. Ki onun mesai arkadaşları, onu gören memurlar şunu diyecekler; kardeşim devlette sistem değişti. Hiçbir şekilde bundan sonra bizim hukuk dışına çıkmamamız gerekiyor. Hiçbir şekilde hukuka aykırı uygulama yapmamamız gerekiyor diyebilsinler. Bunun yolu ancak hakimlerimizin veya dosyaları hazırlayan savcılarımızın gereken şekilde o cezaları, yaptırımları o kişilere uygulamalıdır. Yoksa bunlar memurlar, bunları idare edelim anlayışında Türkiye bir yere varamaz bu konuda.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Doğrudur. Elbette, geçmiş dönemin uzantıları devam ediyor.
MUSTAFA KURAN: Aslında bir toplumu ıslah etmek, meseleleri ıslah etmek bir günlük iş değil. Kolay iş de değil. Kolay iş değil. Mesela benim bir görüşüm var. Hükümet, hükümetle ilgili bu çalışmalarda yerinde istikrarlı uzlaşmacı olarak götürüyor. Ben bilakis hiçbir devlete, Menderes'e dahi nasip olmadı. Bu hükümet çok güçlü meclise ve meclis dışında elindeki fırsatları millet ve memleket lehine kullanması lazım. İcraat haline getirmesi lazım. Beklemek sadece zaman kaybıdır. Yani bir Anayasanın hazırlanmasında adli, gerekli yapılıyor. Ama toplum böyle bir günde düzelecek veya öyle bir çalışmalar, menfi şeyler yapılmak.. İhtilalin hazırladığı 1980 Anayasasında dahil daha sıkıntıların, daha kötü bazı tekliflerin olduğu söyleniyor. Halbuki biz özgürlükçüyüz. Bizim anlayışımızda sen-ben yok. Bir varız. Ötekileştirme, ırki mesele hiç yok. Ben yüz tane makale yazdım. Irki mesele 19. asrın anlayışına giren ve tarihte gömülen bir anlayıştır. Irki meseleyle bir meseleyi halletmek mümkün müdür? Yani evrensel hukuk var. İnsan tabiatına uygun aklın, vicdanın kabul edebileceği hukuk düzeni var. Ve her şeyden evvel kanun var. Kanunun çerçevesi için de, yani hakimler biraz evvel sizin söylediğiniz suçsuz doğru, dosyaya baktıklarında delillendirme dışında böyle şu veya bu tesirle karar vermemeleri lazım. Bu son dönemde o kararlı olan, cesur hakimlerin varlığını ben hissediyorum. Ne pahasına olursa olsun, şikayetlere rağmen, kırgınlıklara rağmen, baskılara rağmen vicdanlarından ve hukuk anlayışından vazgeçmedikleri ortada.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet, Ceyhun Bey'in bahsettiği dönemlerde 99'larda işkence suçunu işleyenler kendi siyasi amirlerinden cesaret alıyorlardı. Tam tersi mahiyette. O dönemdeki İçişleri Bakanı 99'da, sizin müvekkiliniz olan davada, “PKK'dan daha beter” sözü kullanarak hem yargı mensuplarının üzerine hem emniyet mensuplarının üzerinde böyle rahat, gayri hukuki davranışları uygulamalarına yol açan konuşmalar yapıyorlardı. Yani o dönemki zihniyet şimdi değişiyor. Ama bu değişirken mesela şimdi siyasi irade işkenceye sıfır tolerans diyor ama aynı iradenin yargıçlarımız tarafından da gösterilmesi gerekiyor. O dönemden gelen davalarda hiçbir şekilde suiistimale bırakmamak, şüpheye yer bırakmamak yani işkencenin şüphesi bile işkencenin kendisidir zaten. Böyle bir gözünüzle görmüş gibi bir şeyi zaten göremezsiniz. 10 yıl evvel olmuşsa bir işkence onun belirtileri zaten açıktır, şüphesi dahi işte adli tıp raporlarının varlığı, tanıkların varlığı, beyanların varlığı o dönemdeki genel zihniyetin yaklaşımı, sistematik hale getirilip ortaya konmuş olması deliller dolu.
CEYHUN GÖKDOĞAN: 500 kişi alıp 500 kişiye aynı ifadeyi kullanıyorsa orada işkenceden bahsetmemek çok komik olur zaten. Farklı farklı birbirlerini hayatlarının hiçbir devresinde tanınmayan 500 tane insanı 4 yıllık 5 yıllık süre içerisinde gözaltına alıyorsunuz. Ve bu 500 insanın ortak ifadelerinde de kendilerine yapılan uygulamalar aynı. Şimdi bunun tesadüf olması tesadüf değil de yani, insanların bir araya gelip böyle bir şey yaptığını düşünmek mümkün değil şey olarak. Kesinlikle orada işkence uygulaması vardır.
MUSTAFA KURAN: Ben şunu eklemek istiyorum aslında. Bu yeni açılım, yeni hareketler var ya hepimizin biraz evvel zatıalinizin de söylediği tarzda. Birçok dosyaların yeniden açılması taraftarıyım. Yani on sene evvel nasıl faili meçhullerin dosyaları açıldıkça insanların hem vicdanları rahat ediyor hem de haksızlıklar, baskıların nasıl olduğu ortaya çıkıyorsa birçok davalarda mağdur olan yalnız ilim, yalnız İslam ve yalnız memleket ve millet sevdalısı gibi iş yapan insanların başına ne felaketler geldi. Mesela Sayın Adnan Oktar hakkında açılmış olan davaların, dosyaların açılmasının taraftarıyım. Neden 10 sene, 15 senedir çile, sıkıntı, cefa, ne yapıldı? Ve hepsi beraatla neticelendi. O fikrin anlayışı, yani adil olmayan insanların, vicdansız bazı yöneticilerin, o anda bu adam, bu zihniyeti mahkum edelim diye adaletsiz davranmaların sonucunda açılan dosyalar.
Dolayısıyla Türkiye'de son dönemde on sene, on beş sene yani ne derseniz deyin Türkiye'de her şey belli, açık. Bu açılımlarla her dosyanın açılmasının Türkiye'deki ibret noktası. Biraz evvel söylediniz, ibret alınmazsa tarih tekerrür edermiş. İbret almak gerekir. Bu itibarla ben dosyaların haksızca açılan, mesela bir şey daha söyleyeyim; adalet adına üzgünüm, hiç suçu, günahı olmayan, hiç suç beraat eden, açılan davaların da haksızca açıldığı, gün görülmüş, zaman içinde ispatlanmış birçok insanlarımızın dışarıda bu gurbet acısını çekmeleri, o son ömürlerini memleket kokusunun hasreti içinde çekmeleri bu günah değil midir? Eksiklik değil midir? Kusur değil midir? Bütün bu dosyaların açılmasını taraftarıyım. Adalet öyle gerçekleşir.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet, çok güzel söylediniz. Ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ediyorum.
Eğer eklemek istediğiniz son şeyler varsa da rica edeyim.
CEYHUN GÖKDOĞAN: Benim istediğim sonuç şudur; Biraz önce Mustafa Bey'in dediği, kanunların insan temelli olması gerçekten çok önemli ve özgürlük temelli olması çok önemli. Türk Ceza Kanunu'nun 288. maddesi var. Adil Yargılımayı etkilemeye teşebbüs suçu. Şimdi bu fikir-düşünce özgürlüğüne aykırı bir kanun, benim hukukçu olarak görüşüm. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin uygulamaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasamızda güvence altına alınan düşünce ve fikir-vicdan özgürlüğü kapsamında bir insanın herhangi bir konuda fikrin açıklamasının asla ve asla kanun tecziyesi altında bulunmaması gerekiyor. Bununla ilgili de bir an önce ben hukuki bir düzenleme yapılmasını bekliyorum. Kısa sürede umarım bu uygulama yapılır.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Zaten baskıya yönelik ayrı kanunlar var. O baskı işlemi cezai uygulaması..
CEYHUN GÖKDOĞAN: 277. madde var. Yargı görevini yapılana etkileme suçu zaten kanunumuzda var. Artı böyle bir şey yapmak, insanları bir dosyayla ilgili beyanatta bulundu diye mahkemeler önünde sanık durumunda bırakmak hukuka aykırıdır yani çok açık bir şekilde.
MUSTAFA KURAN: Ben de son sözlerimi, ben Kuran'ın bayraktarlığını yapmış olan bu aziz millet, dertten, kederden, sıkıntılardan, maddi sıkıntılardan, manevi baskılardan kurtarılması hususu kalbî dileğimdir. Yeni bir Anayasanın tam manasıyla insan eksenli, hürriyetçi, özgürlükçü ve insanların tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir Anayasanın oluşması Türkiye için tek çıkar yoldur. Üç, bu Anayasa hazırlanırken bütün siyasi partilerin teklifleriyle beraber sentezleşerek çıkması kalbî dileğimdir. Çünkü Türkiye bizim, başka bir memleketimiz yok. Dolayısıyla bu 45-50 dönemlerde yaşanan, 50-60 seneden beri yaşanan bütün bu sıkıntıların mevzuat olarak ortadan kaldırılması yepyeni bir ruhla, yepyeni bir Anayasanın, sivil Anayasanın hazırlanmasına bağlıdır. Bütün bu baskılar zaten kendi bünyesinde bertaraf olacaktır. Dolayısıyla bu açılım hadiselerinde tabii hükümetin bu anlayışını da desteklemek lazım. Türkiye'de birlik beraberlik hiçbir ırki mülahaza olmadan herkes kardeştir. Kardeşlik hükmüne tabi olmak üzere birbirini anlaması lazımdır. Ve ben tek inandığım, her yerde söylediğim, siz insanlar birbirini sevmedikçe iman edemezler, iman etmedikçe cennete giremezler. O halde sevgi halesi için de 75 milyon insan arasına bu sevgiyi, bu dostluğu, bu kardeşliği ve adil bir düzenin, adil bir nizamın kurulmasının zorunluluklarını söylüyorum. Adalet Mülkün Temelidir noktası ve yargı reformunun yapılmasından sonra neticede, bütün bu söylediklerimizin muhteviyatı içindedir.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: İnşaAllah. Sayın Mustafa Kuran, çok teşekkür ederiz katkılarınızdan dolayı. Adil Yargı programımızın sonuna geldik. Yeni bir programda beraber olma ümidiyle, hoşça kalın. Hayırlı günler.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
