Yaşam ve Sağlık – 22. Bölüm – Dr. Ahmet Gödeoğlu, Göz Hastalıkları Uzmanı
PINAR AKKAŞ: Değerli izleyenlerimiz, A9 TV ekranlarından yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bu hafta programımızı Dr. Cihat Gündoğdu ile birlikte hazırladık. Stüdyo konuğumuz Göz Hatalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Gödeoğlu bizlerle birlikte. Hoş geldiniz programımıza.
AHMET GÖDEOĞLU: Hoş bulduk. Teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Öncelikle göz kusurları, gözün yapısı bunlardan başlayabiliriz. Kısaca bize göz kusurlarını anlatabilir misiniz?
AHMET GÖDEOĞLU: İnsanın en değerli organlarından bir tanesi gözümüz. Zaten bir insanı tarif ederken ‘iki gözüm’ deriz mesela, ‘gözümün bebeği’ deriz. Yani göz hayatımıza girmiş sözcüklerle de çok değerli bir organımız. Gözümüz olmadan kendimiz hayatta hiçbir şeyi göremeyiz. Dolayısıyla eşyalarla, insanlarla bağlantımız kısıtlanır. Dolayısıyla göz kusurları da hayatımızı zorlaştıran rahatsızlıklar ama tedavisi mümkün olan, tedavi edilebilen rahatsızlıklar. Genelde hepimizin bildiği üç çeşit kırma kusuru tarif edilir. Miyop birincisi. İlkokulda herkese uzağı görememek diye öğretilir. İkincisi hipermetrop yine yakını görememek diye öğretirler bize. Bir de astigmat o da yine uzağı görememenin bir çeşidi. Bu kusurlar sıklık olarak değişik toplumlarda değişik yüzdelerde seyretmektedir. Ülkemizde yüzde 5 ile 10 oranında bu kırma kusurlarının sıklığı söz konusudur. Miyop ne demek önce onu tarif edeyim. Miyop demek; uzağı görememek dedik. Fiziksel olarak da gözümüzün merceğinin kırıcılığının fazla olması demek. Göz aslında bir mercekler sistemidir. Yaklaşık fiziki olarak 64 diyoptrilik merceğimiz var bizim bir gözümüzde. Bunun en büyük kısmını gözümüzün en öndeki tabakası olan kornea oluşturur, yaklaşık 40 civarında. Ondan sonra da gözümüzün içindeki lens 22 diyoptri kırıcılık değeri olarak oluşturur. Bunların toplamı bizim gözümüzdeki mercek sistemini oluşturur. Bu mercek sistemi eğer fazla kırıcılığı varsa yani diyoptrisi fazlaysa biz buna miyop diyoruz. Ne olur miyopta; dış dünyadan gelen görüntüler gözümüzün arkasındaki görme merkezinin tam ortasına değil de önünde görüntü oluşur. Dolayısıyla biz bunu bulanık görme şeklinde algılarız, miyop buna diyoruz. Tabii biraz şimdi bilimsel bir açıklama oldu ama yani uzağı görememek miyop. Hipermetrop da bunun tam tersi yakını iyi görememek. Bunda da dış dünyadan gelen görüntüler merceğimizin görme merkezinin arkasında oluşuyor. Bunu da yine biz net görememe şeklinde algılıyoruz. Astigmatta da aynı şekilde görüntü görme merkezinin değişik yerlerinde yine görüntüleri net olarak algılayamıyoruz. Dolayısıyla bu görme kusurlarından dolayı dış dünyadan gelen görüntüleri net olarak görmemiz mümkün olmuyor.
PINAR AKKAŞ: Tedavi yöntemleri olarak bildiğimiz gözlük kullanma, lens kullanma bir de son zamanlarda lazer ameliyatları değil mi?
AHMET GÖDEOĞLU: Yani burada tabii insan daha iyi görmek istiyor. Daha iyi görmek istediği için de ya gözlük kullanması gerekir, ya lens kullanması gerekir. Veya cerrahi olarak tedavi olması gerekir. Birincisi gözlük, bu miyoplarda, hipermetroplarda, astigmatta da başarıyla görmeyi sağlayan bir enstrüman. Lens de öyle günlük hayatımıza girmiş olan bir enstrüman o da. Artı bunu gözlük ve lens kullanmadan lazer tedavisiyle de tedavi edebiliyoruz. Tabii bunun da belli koşulları var. Her hastamızı lazer yapamıyoruz. Lazer olması için öncelikle muayene ve tetkikten geçiriyoruz. Muayene ve tetkik yaklaşık 12-13 tane tetkikten ibaret. Onların sonucunda eğer uygun bulursak o zaman öneriyoruz hastamıza lazer olmasını.
CİHAT GÜNDOĞDU: Buna refraktif cerrahi diyorsunuz. Yani kırılma kusurlarını gideren cerrahi.
AHMET GÖDEOĞLU: Refraktif cerrahi kırma kusurlarını tedavi eden cerrahinin adı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada peki ışığın kırılması söz konusu yani gözün içine girerken retinaya ulaşırken burada çeşitli aşamalar zannediyorum. Burada kornea da çok büyük yer arzediyor. Lensi çok iyi biliriz, işte lens retinanın üzerine görüntüyü düşürmekte kırılma vs. orada önemlidir diye düşünüyoruz ama korneanın da çok büyük önemi var zannediyorum. 44 diyoptri, evet.
AHMET GÖDEOĞLU: 44 diyoptri kornea, 22 diyoptri lens. Neredeyse yarısı korneanın. Korneayı çok bilmez insanlar. Merceği belki duymuşlardır da. Halbuki kornea gözümüzün en öndeki tabakasıdır. Korneayı şöyle tarif edebiliriz; mesela bir saate baktığınız zaman satın camını görmeyiz sadece içini görürüz. Yelkovanı akrebi ve sayıları görürüz. Aslında orada bir cam vardır, gözdeki cam da korneadır. Kornea yaklaşık 500 ila 600 mikron civarında bir kalınlığı var yani bir milimin yarısı kadar. Ve gözümüzün mercek sisteminin en önemli kısmını oluşturuyor, 44 diyoptrilik bir mercek. Kendi içerisinde 5 tabakası var korneanın. Ve bu refraktif cerrahiyi yani kırma kusurlarının tedavisini biz korneada yapıyoruz.
PINAR AKKAŞ: Kornea tabakası tedavi edilmiş oluyor.
AHMET GÖDEOĞLU: Kornea tabakasını miyoplarda lazer yardımıyla düzleştiriyoruz. Miyoplarda çünkü dik oluyor kornea. Hipermetroplarda dikleştiriyoruz, düz oluyor onlar da. Astigmatlarda da dik olan kısmı düzleştiriyoruz, düz olan kısmı onda dikleştiriyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Astigmatta çünkü homojen bir yüzey olmuyor. Yüksekler diye nitelendirebilir miyiz?
AHMET GÖDEOĞLU: Yüksek kısımlar oluyor onları çeşitli kadranlarda dik olan kısımları düzleştirme yapıyoruz. Aslında tabii mükemmeli arıyoruz yani. Mükemmel göz emetrop gözdür yani hiç kırma kusuru yoktur. Ne düzdür ne diktir. Bu gözü bulmaya çalışıyoruz. O zaman hastamız net olarak görüş sağlıyor. Net olarak görüş sağladığı zaman görüntü direk makulaya yani görme merkezine düşüyor. Gözümüz bir fotoğraf makinesi vazifesi de yapıyor aslında. Görüntüyü alıyor görme merkezine düşürüyor. Tabii orada iş bitmiyor. Bu kornea ve lensten geçtikten sonra görüntü retina dediğimiz gözün arkasındaki tabakanın bir bölümü olan makula yani görme merkezinde görüntü oluşuyor. Ondan sonra bir dizi kimyasal ve elektriksel işlemlerle oradaki görüntü beyindeki görme merkezine gidiyor ve öyle görüntü oluşturuluyor. Öyle bir sistem meydana getirilmiş.
Biraz önce bahsettiniz, çok detaylı bir göz muayenesi yapılarak karar veriliyor lazer ameliyatına. Bununla beraber mesela yaş önemli bir faktör galiba değil mi lazer ameliyatlarında? Ya da sistemik hastalıklar olabilir, diyabet olabilir, romatizma olabilir bunların dışında kimler lazer ameliyatı olamaz? Tam sağlıklı bir göz mü olması gerekiyor tabii göz kusurları dışında? Korneanın kalınlığı mesela etkili midir bu ameliyatlar için?
AHMET GÖDEOĞLU: Onu şöyle söyleyebilirim; kimler refraktif yani lazer olamaz? Bir dizi sayabiliriz burada. Bir defa hastanın 18 yaşını geçmesi gerekir, 60 yaşın altında olması gerekir. Ve gözündeki kırma kusurunun son 2-3 yılda ilerlememesi gerekir, durmuş olması gerekir, sistemik hastalığının olmaması gerekir. Mesela şeker hastalığı olmaması gerekir. Hiper tansiyonunun olmaması gerekir, bağdokusu hastalıklarının olmaması gerekir. Aşırı derecede kuru göz yani gözyaşı azlığının olmaması gerekir hastanın. Onun dışında da topografi dediğimiz bir tetkik var bu tetkik korneanın haritası demek Türkçesi. Bu kornanın haritasına bakıyoruz. En çok lazer4 olamayan hastalar korneanın bir hastalığı olan keratokonus hastalığı. Keratokonus bir numaralı lazer olamayacak hastadır. Ne demek keratokonus? Keratokonus gözün kornea tabakasının ince olması birincisi. Artı o normal yuvarlak şeklini kaybedip biraz daha yamuk bir şekil alması ve devamlı incelmeye devam etmesi. Buna biz keratokonus diyoruz. Keratokonus olduğu zaman ona başka tedaviler uyguluyoruz, lazer yapmıyoruz ona. Onun dışında lazer olamayacak hastalar mesela hamileler, emziren anneler bunlara lazer yapmıyoruz. Bunun dışında lazere uygun olmayan hastalar üveit dediğimiz bir hastalık var, üveit olmaması gerekir, romatizmaya bağlı bunun gibi hastalıklar sayılabilir.
CİHAT GÜNDOĞDU: burada dönüp dolaşıp şuraya geliyoruz; uygulamış olduğunuz o lazer cerrahisi de aslında kornanın kendini daha sonra iyileştirmesiyle ortaya çıkan bir sonuç, elde edilen bir süreci var ve burada ona ulaşıyorsunuz. Burada yine dönüp dolaşıp korneanın özel yapısı canlı yapısı karşımıza çıkıyor. Kornea şeffaf olmasıyla beraber cam gibi zannedilebilir aslında canlı bir doku.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Şimdi biz lazeri nereye yapıyoruz bu önemli. Kornea ama korneanın neresine yapıyoruz? Korneanın beş tabakası var dedik başta. Bunların içerisinde yüzde 90 kısmı stromadır. Yani hücre olmayan tabakadır. Destek dokusu diyoruz buna, lazeri biz buraya yapıyoruz. En üstte epitel tabakası var sonra bazal membran var bu yaklaşık 100 mikronluk kısımdır. Totalda da 500-600 mikronluk bir tabaka. Stroma 350-400 mikronluk bir tabakadır. Onun altında da dezma ve endotel tabakaları vardır. Bu 5 tabakadan 1 tanesine yapıyoruz. Oraya ulaşmak için de değişik refraktif cerrahi yöntemleri var. Ben yaklaşık 20 yıldan beri bu işi yapıyorum. Tabii 20 yılda çok değişti, teknikler de değişti. İlk yaptığımızda PRK yapardık, Ostreama ulaşmak için önce epiteli kazırdık stromaya ulaşırdık oraya yapardık. Sonra stroma yaptıktan sonra epitelyum yeniden çıkar. Kendi kendine çıkardı tabii çok ağrılı bir işlemdi. Ama daha sonra leyzig yöntemi bulundu. Leyzig yönteminde o stromaya ulaşmak için mikrokeratom dediğimiz bir cihaz var, o cihazla bir flep kaldırıyoruz yani bir kapakçık kaldırıyoruz. O kapakçığı kaldırdıktan sonra stratomaya ulaşıyoruz, lazeri yapıyoruz sonra kapatıyoruz. Sonra ileri tarihlerde bu mikrokeratom yerine bu kapağı kaldıran lazerler çıktı femto second lazer dediğimiz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hiç bıçak kullanmadan, bıçaksız lazer dedikleri yöntem.
AHMET GÖDEOĞLU: Bıçaksız dediğimiz yöntem bu. Bu femtosecond dediğimiz lazer de şu; saniyenin milyonda biri seviyesinde lazer atışı yapıyor. Tabii muazzam bir şey. Tabii orada eledron dediğimiz, biraz da lazer hakkında bilgi vereyim. Lazer deyince insanların aklına savaş yapan kırmızı ışıklar gelir veya çocukların tabancaları gelir. Aslında lazer sanayide kullanılan bir sistemdir. 25 çeşit lazer var. Biz göz hastalıklarında bunun birkaç tanesini kullanıyoruz. Ve refraktif cerrahide de argon flor gazının kullanılmasıyla ortaya çıkan ekzamer lazer kullanıyoruz. Lazer aslında İngilizce kelimelerin bir araya geldiği Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation. Yani o gazları tek voltaj elektrik akımına tabi tutarak oradaki atomlardaki eledronların yer değiştirmesiyle ortaya çıkan ışınlar lazer ışınıdır. Onlar mercek sisteminde toplanıyor, o lazerin özelliği o dokuyu yontuyor, yontma özelliği var. Tabii bunu bilgisayar destekli belli bilgisayar atışı bir lazer atışlarıyla oradaki yontulacak doku hesaplanıyor ve orada bir yontma yapıyoruz yani düzleştirme veya dikleştirme. Düzleştirme yaparken tam korneanın ortasını alıyoruz. Dikleştirme yaparken de kenarını alıyoruz, dikleşiyor o zaman. Bir mimarın taşı yontup yeni bir yapıt meydana getirmesi gibi. Sonra leyzig deflep kaldırılması dönemi de sona erdi. Şimdi de flepsiz lazer yapılıyor. Yani korneadan bir zar, kapak kaldırmadan sadece belli bir delikten lentikül dediğimiz bir parça çıkarılıyor ondan sonra kornea daha çabuk tabi iyileşiyor bu sefer. Ve o reflasyon kusurları kolayca tedavi olmuş oluyor. Şu an en son günümüzde uygulanan sistem bu, flepsiz lazer.
CİHAT GÜNDOĞDU: Yine tabii orada bir iyileşme süreci beklenmiş oluyor değil mi?
AHMET GÖDEOĞLU: Daha çabuk iyileşiyor. Eskiden 90’lı yıllarda lazer yaparken 4-5 gün hasta ağrı çekerdi, onun iyileşmesi uzun sürüyordu. Şimdi 2-3 saat sonra hasta görmeye başlıyor. Çabuk iyileşiyor, iyileşme periyodu daha hızlı. Tabii bu tedaviler dünyada kabul edilmiş tedaviler. Şu ana kadar istatistiki olarak 50 milyona yakın insan dünyada lazer olmuş. Ülkemizde de sıklıkla yapılan bir tedavi. Ve bunun artık kötü sonucu yani komplikasyonları çok az görülüyor. Tedavi de çok ilerledi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Enfeksiyon kapma riski de oldukça azalmış oluyor böylece flep kaldırılmadığı için.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii.
PINAR AKKAŞ: peki tekrar lazer ameliyatında sonra kişi geri miyop olabiliyor mu mesela? Hipermetrop ya da astigmat geri gelebiliyor mu?
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. O da kişiye göre değişmekle beraber mesela miyopla yüzde 5 ila 10 arasında, hipermetroplarda yüzde 10 ila 20 arasında. Astigmatlarda yine kişiye göre değişmekle yüzde 20’ye yakın tekrarlama olabilir. Çünkü nihayetinde doku bir cevap veriyor. O cevabın şekline göre tekrarlama da olabilir veya olmayabilir de.
PINAR AKKAŞ: Teknik, teknoloji sürekli ilerliyor, az önce bahsettiniz bıçaklı yapılan yöntemlerden, bıçaksı yapılan yöntemlerden. Bir de kişiye özel lazer tedavisi uygulanıyor galiba, bu farklı bir yöntem midir?
AHMET GÖDEOĞLU: Kişiye özel lazer tedavisi şu demek; biz ona wavefront ölçümüyle kişiye özel custom ablasyon diyoruz. Bu da şöyle yapılıyor; normalde tedavi aynı ama ölçüm tekniği farklı. Normal lazerlerde sadece korneadaki reflasyon kusurları ölçülerek yapılır. Korneada ne kadar kusur var? Gözlük taktığı numara var ya mesela adam 3 numara miyop, korneadan ölçülüyor makineyle, 3 numaraya göre yapılırsa normal lazer oluyor standart lazer. Bir de wavefront dediğimiz şey sadece korneayı ölçmüyor, kornayı, lensi, vitrausu ve retinayı tüm gözü ölçüyor. O kişinin tüm ölçümleri bir bilgisayar sisteminde toplanıyor ona göre bir ölçüm yapılıyor. Tabii onda hasta daha iyi görebiliyor.
PINAR AKKAŞ: Güvenilirliği daha mı fazla diğerlerine göre?
AHMET GÖDEOĞLU: Hastaya göre değişiyor. Bazı hastalar için gerekli, bazı hastalar için gerekli olmayabilir. Ama yüzde 100’ün üzerine çıkan hastalar olabilir. Yüzde 200 bile gören ben gördüm.
CİHAT GÜNDOĞDU: O nasıl tam olarak anlamlandırıyorsunuz?
AHMET GÖDEOĞLU: Kartal göz diyorlar. Kartallar biliyorsunuz insanın gördüğünde üç kat daha fazla görüyorlar. Yüzde 300 görüyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Görme alanı olarak mı yoksa görme keskinliği mi, detay?
AHMET GÖDEOĞLU: Görme olarak daha fazla görüyorlar. Görme alanı olarak da 360 derece görürler. İnsan 270 derece görür. Onlarda çünkü gözler yanlarda olduğu için aynı ambulansın ışığı gibi her tarafı görebiliyor. Arkasını da görebiliyor. Ve 300 metreden bir farenin kuyruğunu görüyor. Bizim o kadar görmemize gerek yok. Yüzde 200 de fazla aslında. Cenab-ı Allah yüzde 100’ü yeterli görmüş bize. Her şeyi görsek belki rahatsız oluruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Peki ameliyat sonrası yorumlar nasıl? Yüzde 200 gören hastalar nasıl bunu fark ediyorlar?
AHMET GÖDEOĞLU: Hasta bazen, “ben yanlış hanımla evlenmişim görmemişim” diyor. Hanımdan şikayet ediyorlar veya “iyi ki de onunla tanışmışım” diyor. Bu lafın latifesi de. İnsanın tabii her şeyi görmesi ve her şeyi duyması nasıl gerekmiyorsa bizim görmemiz gereken şeyleri görsek yeterli. Çünkü fazlası da insanı rahatsız ediyor. Şimdi burada virüsler, başka dalga boyutundaki görüntüleri göremememizde bir hayır var. Rahatsız oluruz yoksa. Cinleri görebiliriz mesela, cinleri görmüyoruz. Cenab-ı Allah onları bize göstermiyor. Bizim görmemiz gerekenler ve görmemizden mutlu olacağımız şeyleri görüyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Gerekenleri görüyoruz. Mesela araba kullanırken onu nasıl daha detaylı mı görüyor? Daha uzağı ya da işte keskin mi görüyor?
AHMET GÖDEOĞLU: Keskin görüyor. Onun bir ölçü sistemi var snellen denilen bir sistem göz hastalıklarında. 6 metreden duvardaki harfleri, yüzde 200’e kadar var, 200’ü görürse yüzde 200 görmüş oluyor. Normal insan da yüzde 150-200 görebilir, o tedaviyi olmadan da görenler var. Aslında herkese Cenab-ı Allah farklı bir şekilde vermiş. Bazılarını da kulakları daha iyi duyuyor, Allah’ın takdiri. Mesela yarasalar görmezler ama iyi duyarlar. Onlarda da duyma sistemi iyi gelişmiştir. Mesela hayvanların bazıları renkli görmüyorlar, siyah-beyaz görüyorlar. İnsan renkli görüyor. Mesela bazı hayvanlar üç boyutlu görmüyorlar iki boyutlu görüyorlar. Bunlar tabii bize Allah’ın verdiği nimetler, kendimizin elde etiği şeyler değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii, şimdi görmeyi bir kavram olarak biz düşünsek bulabileceğimiz bir şey değil. İşitme de yine aynı şekilde, tatma da yine aynı şekilde. O istemi hazır olarak buluyoruz. İşte retinadaki özel renklere hassas hücreler var, karanlıkta görmeye hassas hücreler ayrıca belli yerlere özellikle serpiştirilmiş. Bu böyle bir düzen şeklinde ayarlanmış bir ortam var. Gözün kendine ait bir yaratılışı var sonuç itibariyle. Çünkü tesadüfen açıklanamayacak bir mükemmeliyet var burada. Hiçbir şey tesadüf değil, rastgelelik söz konusu değil. Düzen olunca tabii ki düzen koyucunun adını söylemek gerekiyor. Allah. Allah yaratmıştır diyoruz kesinlikle bir şekilde. Burada tabii ki renkleri de görme aynı şekilde buna bağlı, bu organizasyona bu çubuk ve koni hücrelerine bağlı ya da işte makulada olsun, fovea da olsun hücrelerin özel konsantrasyonu mu demeliyiz, yoğunluğu mu dememiz gerekiyor o keskinliği görmek için? Bu konuyu biraz açabilir miyiz?
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Görmemizin esas yoğun olduğu yer gözümüzün retina tabakasının makula dediğimiz görme merkezidir. Bu makula yaklaşık toplu iğnenin başının onda biri büyüklüğünde. Yaklaşık 190 mikronluk bir yer. Ve onun da en yoğun hücrelerin olduğu yer fovea. Yani orası görme hücrelerimizin yüzde 90’ının olduğu bir yer. O kadar alandan görüyoruz aslında. Diğer alanlar ne işe yarıyor diye aklımıza bir soru gelebilir. Onlar da o görmenin diğer kısımlarını oluşturuyor. Yani santral görme var bir de periferik görme. Dedik ya 360 derece görüyor kartallar, insan 270 derece görüyor. Görme genişliğini dağlayan da retinanın diğer kısımlarıdır. Merkezi görme yani 30 derecelik görmeyi sağlayan makuladır. 30 derce şöyle baktığımız çok dar bir alandır. Oradaki alanda yaklaşık milimetrekarede, zaten milimetrenin de altında bir yer, milyonlarca hücre var. O hücreler reseptör hücreleri, hori ve basil hücreleri. Bunlardan bazıları renkli görmeyi sağlıyor, bazıları siyah-beyaz görmeyi sağlıyor. Buradaki tabii bir dizi elektriksel enerji kimyasal enerjiye dönüştürülüyor ve oradan beyinde optik görme siniriyle belli merkezlere uğrayarak görme merkezine ulaşıyorlar. Ve o sayede insanın o üç boyutlu ve düz görüntü olması sağlanıyor. Bu tabii bir nimet. Aslında insan çok büyük bir görme nimetine sahip. Ben bir gün Anadolu’da çalışırken bir tane hasta geldi zengin bir adam, o bölgenin hatırı sayılır derecede malı-mülkü olan bir adam gözleri görmüyor. Tabii yeni bir doktor geldi diye oraya Anadolu’ya gittiğinizde hastalar gelir acaba bir ümit bulur muyum diye. Sonra baktım ben yapacak bir şey yok. Adam diyor ki, “benim görmemi sağla 1 metre göreyim ne istersen veririm” diyor, “istersen senin önünde eğilirim” diyor. Ama işte insanın yapacağı bir şey yok. O görmeyi, o harap olan bölgeyi biz yeniden yapamıyoruz. Halbuki bir insana sorsak, bir tane gözünü biz sat desek acaba 1 trilyona satar mı? Demek her insan zengin aslında. 1 trilyon, 2 trilyonluk şeye sahibiz. Bunları bedava almışız onun için insan organlarının değerini tabii ancak yok olduğunda anlıyor. Öyle hastalar geliyor ki mesela şeker hastalığının son dönemindeki hastalar 1 metre, 2 metre görebilmek için her şeyini vermek isteyenler var. Onun için sağlığımızın kıymetini sağlığımız yerindeyken bilmemiz gerekir.
CİHAT GÜNDOĞDU: Çokça şükretmek gerekiyor. Nimet olduğunu bilip.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Ve o görmeyi de yine kendimize faydalı şeyler için kullanmamız gerekir. O zaman sağlıklı olarak vazife yapmış oluruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada makuladan bahsetmişken sarı nokta hastalığı denen bir rahatsızlık var. Son günlerde daha çok böyle bilinmeye başlandı. Bundan bahsedebilir misiniz?
AHMET GÖDEOĞLU: Sarı nokta hastalığı makulanın bir hastalığıdır. Oradaki hücre sayıları azalıyor. Eskiden makulada bu sarı nokta hastalığını fazla görmüyorduk. Çünkü eskiden dünyada da ülkemizde de yaşam süreleri bu kadar uzun değildi. Bundan 100 yıl önce ortalama yaşam 40-45 yıldı. Şu an Türkiye’de 70’lerde. Avrupa’da 80’lerde. Bu genelde 60 yaşından sonra görülen bir hastalık olduğu için günümüzde sıkça rastlıyoruz. Bunda da çeşitli tedaviler oluyor, yapıyoruz. Özellikle bunda iki tip var, bir kuru tipi bir yaş tipi var Türkçe söylemek gerekirse. Yaş tipinde kısmi tedaviler yapılıyor, iğne yapabiliyoruz, lazer yapıyoruz. Kuru tipinde yapamıyoruz.
PINAR AKKAŞ: Belirtileri nelerdir?
AHMET GÖDEOĞLU: Bunda belirtiler santral görme azalıyor, cisimlerin görmede renk kalitesi düşüyor, zaman içerisinde azalıyor görme. Ve zaman içerisinde de kaybolabiliyor, ilerledikçe kayboluyor. Bu tabii biraz da uzun yaşam sürelerinin sebep olduğu bir hastalık.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sebep etken ne bunda? Yani açıklanabilmiş bir şey var mı kaçınmamız gereken?
AHMET GÖDEOĞLU: Yaşlılık. İnsanın hücreleri yerinde durmuyor devamlı yaşlanıyor. Nasıl ki katarakt aslında bir yaşlılık hastalığıdır. Çünkü kataraktın yüzde 90’ı yaşlılığa bağlı, bu da yine hücrelerin yaşlanmasıyla ilgili. Biz bu yaşlanmanın önüne geçemiyoruz. Belki vitamin takviyeleridir, ilaçlardır falan bunlar bir nebze çözüm olabilir ama nihayetinde ya bu hücreleri değiştireceksiniz. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Retina nakli yapmanız lazım, retinayı komple değiştirmeniz gerekir. Nasıl ki korneayı değiştirebiliyoruz, kornea naklini başarılı bir şekilde yapıyoruz. Retina nakli şu an için olmuyor yapamıyoruz. Çünkü retinada milyonlarca hücre var, o hücreleri bir araya getirmek veya başka birisinin makulasını oraya nakletmek mümkün olmuyor. Ama bu konuda çalışmalar var. Ben inanıyorum ki bu da olacak. Çünkü bu hastalıkların ileride mutlaka ben tedavi olacağını düşünüyorum. Çünkü bundan 20-30 yıl önce yapılamayan şeyler şu an yapılabiliyor bu da yapılacak. Belki kök hücre tedavisi şeklinde veya retina nakli yapılabilecek. Bu konuda çalışılıyor, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Peki burada çeşitli vitamin tedavileri genelde veriliyor hastaya. Onlar ne kadar sonuç alınabiliyor? Ya da beslenmemize ne kadar dikkat edersek bu önlenebilir o anlamda soruyorum.
AHMET GÖDEOĞLU: Bunların kısmi faydası olabiliyor ama. Antioksidanları almak gerekebilir, yaşlanmamak gerekir. Spor, sebze, meyve özellikle domates, likopen çok faydalı olduğu söyleniyor. Biz hastalarımıza muti vitamin veriyoruz. O vitamin takviyelerinin faydası olduğu görülüyor. Tabii o hücrelerin oraya yeniden getirelim koyalım aynı korneada olduğu gibi. Çünkü korneada başka bir insandan kornea alıp verebiliyoruz. Bu yüzde 100’e yakın başarılı. Tıp o kadar gerçek ki ileride belki organları bile değiştirip yerine yenileri takılacak yani oraya doğru gidiyoruz. Belki göz toptan, bir arabanın yedek parçası nasıl değiştiriliyor, tıp oraya doğru gidiyor. Ama şu an için bu mümkün değil. Çünkü damarlı bir tabakadır retina. Kornea öyle değil, kornea damarsız.
CİHAT GÜNDOĞDU: O yüzden transferi kolay oluyor.
AHMET GÖDEOĞLU: Damarsız olduğu için reddetme şansı çok az. Çünkü vücutta ret olayını başlatan lenfositler T lenfositleri. Onlar yabancı olarak tanıyorlar ve yok etmeye çalışıyorlar. O da kanlarla geldiği için, korneada kan olmadığından dolayı. Orada ret şansı zayıf oluyor. Ama retinada ya ona ilaç vereceksin lenfositleri öldürmek için. O da o kadar sinir hücreleri oksijene çok duyarlı, çok başarılı sonuç alınamıyor. Bu konuda çalışmalar var. Daha ileride sonuç alınabilir.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kornea nakli demişken, orada korneanın tam tabakasını mı kesip oraya dikme şekilde yapılıyor yoksa belli bir tabakası mı sıyrılıp, kadavradan zannediyorum?
AHMET GÖDEOĞLU: Şimdi onun da iki türlü yöntemi var. Bir tanesi penetran dediğimiz tüm katları nakil yapıyoruz. Bir de belli tabakaları, o da lameller diyoruz. Mesela kornanın sadece epitel ve endotel kısmını veya sadece endoteli değiştiriyoruz, buna lameller diyoruz, lamel şeklinde. Öbürü de tüm katlarını değiştirdiğimiz sistem. İki siste de şu an uygulanıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dikişe gerek kalıyor mu yoksa aynen kendi dokusu gibi kabul ediyor mu?
AHMET GÖDEOĞLU: tabii dikişe gerek var ama doku yapıştırıcısı da kullanılabiliyor. Başarılı, şu an dünyada sıkça yapılan, ülkemizde de sıkça yapılan bir operasyon. Biz de yapıyoruz kornea nakli.
PINAR AKKAŞ: biraz önce katarakt örneğini verdiniz yaşlılık hastalığıdır diye. Katarakttan biraz bahsetmek istiyorum. Katarakt bildiğimiz gibi yaşlı insanlarda çok sık görülüyor yüzde 90 dediniz. Ama bunun dışında doğumsal olan ya da kazalara bağlı olan kataraktlar da olabiliyor, değil mi? Biraz onlardan bahsedebilir misiniz?
AHMET GÖDEOĞLU: Kataraktların en çok sebebi yaşlılık senil katarakt dediğimiz. Bunun dışında konjenital dediğimiz doğduğunda bile kataraktı olan çocuklar bebekler olabiliyor. Metabolik mesela şekere bağlı, doku hastalıklarına bağlı, enzim hastalıklarına bağlı katarakt olabilir. Travmatik katarakt olabilir. Bunların tedavisi de benziyor diğer tedavilere. Başarıyla tedavi edebiliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Katarakt gözün hangi kısmı zarar görüyor ya da yaşlanıyor?
AHMET GÖDEOĞLU: Gözün içindeki mercek, gözde iki tane mercek var. Bir kornea en önde bir de mercek var 22 diyoptrilik. O mercek saydamlığını kaybettiği zaman katarakt oluşuyor. Onu da değiştirebiliyoruz. Gözde korneayı değiştirebiliyoruz, merceği değiştirebiliyoruz. Şu an için iki tanesini değiştirebiliyoruz.
Peki birden mi oluyor yoksa aşama şamam mı gelişiyor? Yani hasta hemen fark edebiliyor mu katarakt olduğunu?
AHMET GÖDEOĞLU: Birden gelişmez yavaş yavaş gelişir. İki tane gözümüz olduğu için tabii bir gözde olup diğerinde olmayabilir. Ancak hasta gözünü test etmesi gerekir az mı görüyor iyi mi görüyor diye. Genelde insanlarımız iki gözle bakıldığı için çok test etmezler. Ancak ilerleyince geliyorlar. İkisi de aynı anda olursa o zaman ikisini bir den kapattığından hemen gelirler. Tabii merceğin neresinden başlıyor merceğin ona bağlı. Ortadan başlıyorsa çabuk kapanıyor, kenardan başlıyorsa daha yavaş seyrediyor. Doktor kontrolünde tespit edilebilir. Hastanın kendisinin tespit etmesi için dikkatli bir hasta olması test etmesi lazım. Şikayet olarak görüntüde azalma olabilir, ışıklarda yansıma olabilir, gece az görme olabilir bunlardan anlaşılabilir.
PINAR AKKAŞ: Doğumsal olan kataraktlarda yani yetişkin insan fark edebilir ama doğumsal olanlarda herhalde anne-babalar fark etmesi gerekiyor.
AHMET GÖDEOĞLU: Anne-baba fark etmesi gerekir. O da tabii dikkatli bir anne baba olması lazım. Gözünde kayma olabilir çocuğun, o zaman hekime götürmeliler. Artı bir de her çocuk doğduğunda 6 aylıkken, 1 yaşındayken mutlaka göz doktorunun görmesi lazım atlanmaması için. 0 yaşında, 6 aylık ve 1 yaşındayken göz doktoruna mutlaka gitmeliler.
CİHAT GÜNDOĞDU: Görme kusurlarından bahsettik, katarakttan, korna naklinden bahsettik. Bir de şaşılık var. Gözün anatomisine baktığımızda çok özel yerlere çok hassas bir şekilde yerleştirilmiş kaslar olduğunu görüyoruz. Kimse bunu günlük hayatta görmüyor. Biz bu göz kapağını kaldırdığımız zaman özellikle kadavralar üzerinde yapılan çalışmalarda ortaya çıkıyor. Gizli kaslar var ve tam da bizim istediğimiz hareketleri yaptırmak üzere göz küresine yerleştirilmiş özel kaslar. Bunlardaki milimetrik bir hata şaşılığa sebep oluyor öyle değil mi? Burada nelerle karşılaşıyorsunuz? Nasıl sorunlar oluyor? Nasıl düzeltiyorsunuz?
AHMET GÖDEOĞLU: Şimdi gözün ne kadar önemli olduğunu aslında bir şey daha bize gösteriyor; beynimizden 12 tane sinir çıkıyor bunun 6 tanesi göze gidiyor sadece göze. Diğer 6 tanesi vücudun diğer taraflarına gidiyor. Mesela kulağa 1 tanesi gidiyor, buruna 1 tanesi gidiyor ama göze 6 tanesi gidiyor. Bu tabii vücutta önemli bir organ olduğunu gösteriyor gözün.Şimdi gözün hareketleri o kadar muazzam ki bu kaslar sayesinde bu hareketler sağlanıyor. Her gözde 6 tane kas var, yukarı baktıran, aşağı baktıran, sağa sola baktıran, yukarı dışa baktıran, aşağı içe baktıran 6 tane toplam kasımız var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir tanesi de yandan çevirmek üzere. Özel bir kirişi var.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Beyne gelen sinirin 1 tanesi sırf yukarı dışa baktıran kas, sadece o kası çalıştırıyor 1 tanesi onun için ayrılmış. Tabii bu kaslar eğer biri fazla biri az çalışıyorsa o zaman işte kayma oluşuyor. Normalde simetrik olarak ortada olması lazım göz yuvarlaklarının, göz bebeklerinin. Eğer biri içeride biri ortadaysa kayma, şaşılık olarak değerlendiriyoruz. Biri yukarıda biri ortada olursa yine kayma. Bu kaslarla alakalı. Tabii kasları biz görmüyoruz, iyi ki de görmüyoruz. Görsek o kadar nahif gözükmeyiz biraz daha dehşetli gözükebiliriz. Onları Cenabı Allah konjonktivamızın altına yerleştirmiş. Konjonktiva diye bir soku var, bu gözbebeğimizin sklera ile birleştiği yeren başlıyor tüm gözü sarmalıyor. Bir zardır bu ve bu zar öyle bir zar ki konjonktiva zarı diyoruz, çok süngerimsi bir zardır. Bizim gözümüzün beyazlığını veren de bu tabaka. Altında sklera tabakası var. Kaslar skleraya yapışmış üzerinde konjonktiva var onları görmüyoruz. Bir perdenin arakasındakileri nasıl görmüyorsak onları da görmüyoruz. İyi ki de görmüyoruz, görsek dehşete kapılabiliriz. Muazzam bir siste var orada. 6 tane sinir sırf göze geliyor beyinden ve 6 tane kası çalıştırıyor. Ve o göz hareketleri o kadar çok hızlı ki onu zaten kendiniz normal yapmanız mümkün değil. Allah’tan otomatiğe bağlanmış. Çok olağanüstü bir takip sistemi var. En önemlisi de gözün görme kalitesi çok yüksek megapiksel olarak fotoğraf makinelerinden falan yüzlerce kat daha kaliteli görüntü.
CİHAT GÜNDOĞDU: O görme keskinliği piksel olarak tarif ediliyor görme kalitesi.
AHMET GÖDEOĞLU: Yani renk duyarlılığı, renklerin ayrımı.
CİHAT GÜNDOĞDU: İşte 16 milyon renk var deniyor, 32 milyon deniyor. Onun kat be kat ötesinde görme kalitesine sahibiz. İnsan bunu düşünmeden edemez, bu mükemmellik karşısında şükretmesi gerekir illaki.
AHMET GÖDEOĞLU: Şükretmemi gerekir.
PINAR AKKAŞ: Şaşılıkla ilgili ciddi gelişmeler oluyor değil mi son zamanlarda. Önemli ölçülerde sağlam güçlü tedaviler yapılıyor. Bunlardan bahseder misiniz?
AHMET GÖDEOĞLU: Şaşılık tedavisi cerrahidir. Ve şaşılığın tedavisi mümkün. Eğer zamanında müdahale edilirse kolaylıkla düzelir. Sadece geç kalındığı zaman görme tembelliği oluşuyor. Görme tembelliği tedavisinde de ilerlemeler var ama mümkün mertebe erken olması önemli. Baştan söylediğim gibi mutlaka çocukları doğduğunda 6 aylıkken ve 1 yaşındayken mutlaka doktora götürmesi lazım halkımızın. Bu çok önemli. Çünkü aileler fark demeyebilirler. Özellikle tek gözünde olduğu zaman fark edemeyebiliyorlar. Ancak doktor kontrolünde bu yakalanabilir ama tedavi konusunda bir sıkıntı yok. Şaşılığı rahatlıkla tedavi edebiliyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Orada kasları kısaltarak mı yapıyorsunuz bunu? Cerrahi olarak müdahale ediyorsunuz.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Sistem kasları güçlendirip zayıflama üzerine. Kısaltırsak tabii o zayıflıyor öbürü güçleniyor. Sistemi güçlendirdiğiniz zaman öbürünü zayıflattığınız zaman ortaya geliyor kaslar. Olay tamamen güçlendirme ve zayıflatma üzerine kurulmuş.
CİHAT GÜNDOĞDU: Orada bir de göz tembelliğinden söz ettiniz. Göz tembelliği ne demek?
AHMET GÖDEOĞLU: Göz tembelliği şu; yüzde 100 üzerinden değerlendirirsek görmeyi yüzde 100’ün altına düşmesi görme keskinliğinin. Yüzde 10 olabilir, 20-30 olabilir, o tabii etkilenmeyle ilgili. Şimdi normalde bizim gördüğümüz şeyleri üç boyutlu görüyoruz. Bu nasıl oluşuyor? Bu bir dizi sistemler sayesinde oluşuyor. Bir defa üç boyutlu görmemiz için iki tane göz olması gerekiyor. Tek gözle üç boyutlu göremezsiniz. İki gözün görüntüsünün toplamı bir araya geldiği zaman üç boyut oluşuyor. Biz tek gözümüzle iki boyutlu görebiliriz. Üç boyutlu görüntü iki gözümüzün toplamıyla meydana geliyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: O zaman bu beynin bir yorumu, gözlerle alakası yok üç boyutun.
AHMET GÖDEOĞLU: Dedim ya iki göz olması lazım. Bir de anpiyopi yani görme tembelliği seviyesinin belli bir seviyenin üzerinde olmaması lazım. Mesela hasta yüzde 50’nin altında bir göz tembelliği varsa onda üç boyutlu görüş çok zayıftır veya yoktur. İşte kayma, şaşılık da görme tembelliğine sebep oluyor. Yoksa estetik olarak kaymayı düzeltmek çok kolay. Ama görme tembelliğini özellikle 7 yaşından sonra tedavi etmek çok zor. Belli bir yere kadar tedavi edebiliyorsunuz, ha körlüğe gitmez ama az görür o göz. Ne olur; ileride belki pilot olmak ister olamaz, polis olmak ister olamaz. Güvenlik görevlisi olmak ister olamaz yani hayatında zorluklara sebep olabilir. Yoksa bir göz yüzde 100, bir gözü de yüzde 10 görse yetiyor insana. Beraber gördüğü zaman yüzde 10 bile yeter. Hatta ehliyet alanlara yüzde 11 gördüğü zaman yeterli kabul edilir. Çünkü o dengeyi sağlayabiliyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: O zaman tabii sizin sıklıkla karşılaştığınız bir durum olduğu için söylüyorum, görme kusurlarında iki göz arasındaki görme kusuru farı kaç kaç olunca görme tembelliği başlama noktası oluyor?
AHMET GÖDEOĞLU: Genelde ikiden fazla olursa tembellik olur diye söylenir. Ama tabii gözlük kullanırsa hasta veya lens kullanırsa o tedavi edilebilir.
PINAR AKKAŞ: Konumuz değişti ama ben lazer ameliyatlarıyla ilgili tekrar sormak istiyorum. Miyopta, hipermetropta, astigmatta üst sınır ne olmalıdır? Mesela kaç numara olursa artık bu aşamada ameliyat yapılamaz?
AHMET GÖDEOĞLU: Şöyle; genelde miyoplarda 10 numaraya kadar, hipermetropta 6’ya kadar, astigmatta da 5’e kadar yapıyoruz. Ama tek kriter o değil tabii. 12 tane kriter var, onları hasta karşılıyorsa uygun bir aday olarak görüyoruz. O zaman lazere alıyoruz hastayı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Minimum kaç derece olursa, mesela 0.50, 0.3?
AHMET GÖDEOĞLU: 1 numaranın üzerinde olması lazım.
CİHAT GÜNDOĞDU: 0.75’i yapmıyorsunuz, 1 numara olması lazım diyorsunuz.
AHMET GÖDEOĞLU: Yapılabilir PRK yapılabilir onlara eski sistem, ağrılı olur hasta. Onu da çok etkilemez zaten 1 numaranın altındaki miyop. Zaten insanların çoğunda 1’in altında numarası olan kusurları olan çok insan var. Gözlük kullanmadan hayatını idame ettirebilirler. O numaralar çok etkilemiyor. Hayatını da etkilemiyor ihtiyaç duymuyor. Zaten gözü 0 olan insan yüzde 5’i geçmez toplumda. Mutlaka herkeste 0.25, 0.50 olur.
PINAR AKKAŞ: Bu göz ameliyatları için çok fazla yapılıyor dediniz ülkemizde. Yurt dışından da galiba değil mi ülkemize çok fazla bu ameliyatlar için gelenler var. Sadece sebep maliyet olarak mı, ucuz olması mı yoksa başka etkenler de var mı?
AHMET GÖDEOĞLU: Hem maliyet hem de tecrübe. Ülkemizde iyi yapılıyor bir de ucuz yapılıyor. Bir de ülkemizi görmek istiyor insanlar geliyorlar oluyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Özellikle İstanbul’u gezmeye geliyorlar.
AHMET GÖDEOĞLU: İstanbul’u geziyorlar, boğazı görüyorlar, balık yiyorlar. Daha iyi görüyorlar. Dünyanın her tarafından geliyorlar. Benim Çin’den bile hastam var. Çin’den çok gelmez normalde, oradan bile geliyor. Geçenlerde Danimarka Kopenhag belediye Başkanı Sekreteri. Kızcağız oradan atlamış internetten bulup gelmiş. İlk defa Türkiye’ye geliyor, lazer için gelmiş. İnternette araştırmış bakmış doktor kim, hastane kim. Artık dünya küçüldü tabii. İnsanlar her tarafı araştırıyorlar. Daha az maliyet, daha tecrübe istiyorlar.
PINAR AKKAŞ: Ama teknik olarak da herhalde Türkiye’yi tercih diyorlar.
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii. Türkiye Avrupa’nın bile ilerisinde Allah’a şükür. Cihaz ve tecrübe olarak daha ileriyiz. Özellikle Almanya’dan, Hollanda’dan Avrupa ülkelerinden bize çok geliyorlar. O konuda çok iyiyiz, sağlıkta zaten Türkiye iyi. Sadece göz değil sağlıkta Allah’a şükür.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şu anda özelikle o zaman tercih edilen sistem femtosecond lazer olarak mı? Kaç dakika sürüyor toplamda o?
AHMET GÖDEOĞLU: Tabii femtosecond lazer. 5-10 dakika acısız ağrısız. Büyük nimet tabii. Görmek büyük nimet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii hastalığı da veren Allah, şifayı da veren yine Allah. Hekimleri de Allah vesile ediyor. Verenin de alanında yine, şifayı verenin de Allah olduğunu hatırlamak gerekiyor illaki, inşaAllah.
AHMET GÖDEOĞLU: kesinlikle, elhamdülillah.
APINAR AKKAŞ: Yavaş yavaş sonuna geldik programın. Söylemek istediğiniz, evet.
AHMET GÖDEOĞLU: benim söylemek istediğim; halkımız mutlaka göz muayenelerini ihmal etmesin. Özellikle kendilerinin, çocuklarının, gözlük kullananların mutlaka 6 ayda bir, kullanmayanların da mutlaka yılda bir muayene olmaları gerekir. Bunu ihmal ediyoruz. İyice problemimiz arttıktan sonra gidiyoruz doktora. Halbuki doktorla yakınlığımızın artması gerekir. Bize hastalarımız geldiklerinde şöyle derler; adam 60 yaşına gelmiş mesela, “Allah’a şükür hiç doktora gitmedim şu ana kadar.” Bununla öğünürler halbuki çok yanlış. Onu artık değiştirmemiz lazım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Daha iyi görebilecekken görememiş olmuş oluyoruz.
AHMET GÖDEOĞLU: Erken teşhis mutlaka yaşam kurtarır deniyor ya, erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır. İlerlediği zaman tedavi sonuçları daha başarısız olur. Şimdi artık sağlık sistemimiz de buna uygun, hastalarımız rahatça gidebiliyorlar. Onun için hastalarımız mutlaka kontrollerini yaptırsınlar. Hasta olmayanlar da mutlaka yılda bir göz doktoruna gitsinler. Teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür ederiz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Buraya kadar yoruldunuz geldiniz. Dilinize sağlık, ayağınıza sağlık.
PINAR AKKAŞ: Bir Yaşam ve Sağlık programımızın sonuna geldik. Haftaya başka bir konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/183635/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---22-Bolum---Dr-Ahmet-Godeoglu-Goz-Hastaliklari-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500