logo HARUN YAHYA

Büyük Beklentileri Olmayan Mülteciler

Büyük Beklentileri Olmayan Mülteciler

Tehran Times – 21 Eylül 2015

Geçtiğimiz haftalarda, sosyal medyada sıkça paylaşılan bir fotoğraf tüm dünyayı şoke etti. Bir Türk asker, Suriyeli mülteci minik Aylan'ın Bodrum sahiline vurmuş cansız bedenini bulduğunda tüm dünya derinden sarsıldı. Suriye'deki savaşa kayıtsız kalan ve bu dehşet ortamından kaçan Suriyelilerin yaşadığı zorlukları görmezden gelen birçok kişi ve bazı hükümetler nihayet bu trajik durumun farkına varabildi. Aylan, insaniyetin sembolü olmuş, herkes bu minik çocuğu kendi evladının yerine koyarak durumu değerlendirmişti. Büyük yankı uyandıran bu sevimli çocuğun kıyıda yatan cansız bedeni insanların hafızlarına kazınmış, mültecilerin taleplerini görmezden gelen hükümet yetkileri dahi gözyaşları içinde ve alkışlarla Suriyeli mültecileri ülkelerine kabul ettiklerini açıklamışlardı. Bu acı olay elbette hiç kimsenin isteyeceği bir şey olmamakla birlikte, kıyıda yatan sevimli Aylan yaşadığımız bu acımasız dünyada merhametin ve insaniyetin hala var olduğunu gözler önüne serdiği için önemlidir.

Komşu ülkelerdeki koşullar

Suriye'deki savaştan kaçanların yüzde 95'i üç komşu ülkeye sığındı; Türkiye, Lübnan ve Ürdün. Üç ülke, ekonomik bakımdan pek zengin olmasalar da ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmanın dini ve insani bir sorumluluk olduğunu bilerek mültecilere kucak açtılar. Ancak savaş giderek kızıştığından, binlerce kişi Suriye'yi terk etmeye devam ediyor. Burada unutulmaması gereken şudur; komşu ülkelere sığınan mültecilerin sorunları sadece savaştan kaçmakla bitmemekte; bir kısmı zor koşullardaki mülteci kamplarında yaşam savaşı verirken, bir kısmı da istikrarsız ve güvensiz ortamlarda yaşamak zorunda bırakılmaktadır.

Örneğin; Ürdün'e sığınan mülteciler Birleşmiş Milletler'in bağışları tükendiği için yardım alamıyorlar. Bu noktada hayatta kalabilmek ve ailelerine yiyecek ve barınak bulabilmek umuduyla başka ülkelere yöneliyorlar. Oysa, mülteciler yerleştikleri ülkelerde gerekli yardımı alarak istikrarlı bir yaşama kavuşabilseler, orayı terk etmeyecek, Akdeniz ve Ege Denizinde çıktıkları bu ölümcül yolculukları göze alarak Avrupa'ya ulaşmaya çalışmayacaklardır. Dahası, hayatlarını tehlikeye atarak Suriye'ye geri dönmeyi bile tercih eden aileler var. Halihazırda, Ürdün'deki yardımlar kesildiğinden beri, savaş bölgesine dönen mültecilerin sayıları iki katına çıkmış durumda.

Aylan bebeğin Bodrum sahillerinde karaya vurmuş cansız bedeni, bütün dünyayı çalkalamış ve vicdani muhasebe yapmaya zorlamıştı. Fakat her trajedide olduğu gibi bunun da etkisi kısa sürdü.

Mültecilerin Avrupa'da karşılaştığı zorluklar

Mültecilerin bir ülkeden diğerine geçerken göze aldıkları uzun ve zorlu yolculuk Avrupa topraklarına sağ salim ulaşacakları garantisini hiçbir zaman vermiyor. Son iki yıldır Avrupa'ya ulaşmak için denize botla açılan mültecilerin çoğu hayatlarını kaybettiler. Ulaşmayı başaranlar ise bazı Avrupa ülkeleri tarafından hiç de hoş karşılanmadılar.

Son zamanlarda yine soysal medyada paylaşılan videolarda bu mazlum insanların bazı Batılılar tarafından uğradıkları kaba muameleye de şahit oluyoruz. Örneğin; Macaristan'da bir bayan kameraman, kucağında oğluyla yürüyen Suriyeli göçmen babaya çelme takarak yere düşürdüğünde bu durum toplumda büyük infial uyandırmış, kameraman yaptığı davranıştan dolayı özür dilemek zorunda bırakılarak çalıştığı işten de çıkarılmıştı. Elbette bu, medya vasıtasıyla haberdar olduğumuz utanç verici olaylardan yalnızca biri. Yüzlerce mülteci Sırbistan sınırındaki polis kordonu eşliğinde kamplara zorla yönlendiriliyor ve parmak izleri alınıyor. Yine Macar yetkililerin mültecilerden oluşan kalabalığa sandviç fırlatmaları ve bir lokma yiyecek için birbirleriyle mücadele eden insanları gösteren video kayıtları, ihtiyaç içindeki bu insanların durumunu gözler önüne seriyor. Avrupa'daki bazı ülkeler – Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan ve Fransa – mültecilerin ülkelerine girişlerini engellemek için sınırlara dikenli tel inşa etmeye başladılar. Oysa hayatta kalmaktan başka isteği olmayan bu insanlar kesinlikle birer tehlikeli terörist veya azılı katil değiller ve maruz kaldıkları kötü muameleyi de asla hak etmiyorlar. Bu noktada herkes vicdanının sesini dinlemeli ve kendini onların yerine koyarak hareket etmelidir.

Almanya ve diğer ülkelere nazaran daha az sayıda mülteciyi ülkelerine almaları beklenen Orta Avrupa devletleri ise AB'nin kararından memnun değiller. Macaristan Başbakanı Victor Orban bu krizi "yasadışı göçmenlerin isyanı" şeklinde yorumlarken, Slovakya Başbakanı Robert Fico ise mültecilerden yalnızca Hristiyan dinine mensup olanları kabul edeceklerini açıkladı. Oysa geçmişte yaşanan savaşlar Avrupa'da da bir mülteci grubu doğurmuştu. Avrupa, Suriyeli bu masum insanların yaşadıkları zorlukları geçmişte bizzat tecrübe etmesine rağmen şimdi unutmuş gözüküyor. Örneğin; Otuz Yıl savaşında Çek topraklarındaki nüfusun üçte biri Avrupa'nın çeşitli bölgelerine göç etmeye mecbur kalırken, yine Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nda çok sayıda kişi yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştı.

1. Evinize Dönün

Mülteci ve İslam karşıtlığı, şu an Avrupa'da gitgide gelişen çok büyük bir virüstür. Bu karşıtlık zihniyeti, bazı Avrupalıları ırkçılığa süreklemekte ve Avrupa'nın asıl olarak kendine zarar vermektedir.

Mülteciler için barışçıl bir çözüm önerisi

Bu problemi elbette barışçıl yollarla çözmek gerekiyor. Mültecileri içeri almamak için ülke sınırlarına duvarlar örmek ya da dikenli teller çekmek kesinlikle mantıklı bir çözüm değil. Toplumsal anlamda uzlaşma sağlanması önemli çünkü asıl fark yaratacak olanlar devlet yöneticilerinden ziyade o ülkelerde yaşayan halklardır. Yine sosyal medya sayesinde gözlemlediğimiz İngiltere örneğinde olduğu gibi. Başlangıçta İngiliz hükümeti mültecileri ülkeye almak istememiş ancak kamuoyunun baskısıyla politikasını hızla değiştirmek zorunda kalmıştır. Artık toplumlar kendilerini yöneten siyasileri demokratik yollarla etkileyebiliyorlar. Dolayısıyla toplumlarda insani ve vicdani bilinçlenmenin arttırılması son derece gereklidir. Uluslararası İltica Yasası teorik anlamda mantıklı görünse de bu yasanın pratikte öyle olmadığı anlaşılıyor. Çünkü AB'ye üye olan her ülke birbirinden farklı duruşlar sergileyebiliyor ve tutarlı bir işbirliği olmayınca da köklü bir çözüm bulunamıyor.

Mültecilere düzenli yardım ve koruma sağlayacak gerekli kanunları çıkarabilmek için resmi toplantılar düzenlenmeli; daha da önemlisi bunun bir insanlık görevi olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır. Mülteciler kesinlikle devletlerin üzerinde birer yük olarak görülmemeli, Allah'ın ihtiyaçlarından bizleri sorumlu kıldığı misafirler olarak değerlendirilmelidirler. Sonuçta bu insanlar sadece hayatlarını kurtarmak pahasına sahip oldukları her şeyi geride bırakıp kaçmaktadırlar.

Diğer taraftan devletlerin BM'ye bağış yaparak katkıda bulunması da oldukça önemli. Böylece komşu ülkelere sığınan mülteciler ihtiyaçları olan yardımı alabilirler. Bununla birlikte bu insanlara istihdam sağlayarak hayatlarını idame etmelerine de destek olunmalıdır. Asla unutulmaması gereken şudur; eğer mülteciler istikrarlı bir hayata kavuşabilirlerse kesinlikle sığındıkları ülkeleri terk etmeyecek, hayatlarını tehlikeye atan zorlu yolculuklara çıkmayacaklardır. Sonuç olarak hepimiz bu felaket yüklü iç savaşı durdurmak adına – özellikle de Ortadoğu'da - güçlerimizi birleştirip barışı sağlamak için çaba göstermeliyiz.

Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nur Suresi, 22)

 

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER
Bu kitapta ara
Mültecilerin Hayatını Nasıl Kolaylaştırabiliriz? Güvenlik Sorunu Duvarlarla Çözülmez Mülteciler Avrupa İçin Sorun Değil Önemli Bir Değerdir Seçim Zaferi Rohingyalara Ne Getirecek? Sayın Adnan Oktar'ın A9 Televizyonunda mülteciler konusundaki açıklamaları Ya Bir Mülteci Kampında Yaşıyor Olsaydınız? Suriyeli Mülteci Kardeşlerimizin Güvenliği Misafirperver Türk Halkına Emanet Libya'da Öncelik Bloklar Arası Sevgi ve Şefkat Tesisi Olmalı; Devamında Uzlaşı Doğal Olarak Gelir Avrupa Mülteci Krizine Net Çözüm: Sevgi Tampon bölge Suriyeliler için güvenli bir sığınak Sonsöz Mültecilere Destek Olmak Allah'ın Razı Olacağı En Güzel Tavırdır Yeniden Rohingya, Yeniden Bir İnsanlık Dramı Krizin 4. Yılında Suriyeli Mülteciler Tarih Türkiye'yi Unutmayacak Yermuk'ta Yaşanan İnsanlık Suçuna Acil Son Verilmelidir! Yermuk'ün Yardım Çığlığı Yemen'in Onlarca Sorunundan Biri: Göç Avrupa İnsanlık için Harekete Geçmeli Avrupa Mülteci Sınavından Geçecek mi? Avrupa Ülkeleri Yaşadıkları Mülteci Akını Karşısında Neler Yapabilir? Büyük Beklentileri Olmayan Mülteciler Denizin "Kara Suları"na Terk Edilenler Dünyadaki Mülteci Sorunu Sevgiyle Çözülür Evrim Aldatmacası Giriş Harabe Bir Ülke: Suriye İnsan Hakları, Bildirge Üzerinde Var Ama Dünya Üzerinde Yok Kaçak Göçmenler: Avrupa'da Sadece Bir İstatistik mi? Kuzey Afrika'da Sığınmacılarla Değil, Sığınmacı Olmayı Mecbur Kılan Koşullarla Mücadele Edilmeli Libya'nın Mülteci ve Göçmen Çıkmazı Mülteciler Paris Saldırılarının Sorumlusu Değil Mağdurudur Mülteciler Türkiye'yi AB'ye Yakınlaştırdı Myanmar'da Yaşananlar İnsanlık Suçudur Myanmar'daki Zulmün Perde Arkası "Ölüm Yolu"ndan Gelenler ve Avrupa'nın Sınavı Rohingya Halkından Birleşmiş Milletlere Yardım Çığlığı Rohingya Müslümanları Kendi Yurtlarından Sürgün Ediliyor Rohingya Trajedisi mi, Yoksa Vicdan Körelmesi mi? Sayın Adnan Oktar'ın A9 Televizyonunda mülteciler konusundaki açıklamaları Soykırımlar... Başı Öne Eğik Liderler... Suriye ve Yermuk Kampı'nda Yaşanan İnsanlık Dramı Devam Ediyor Teknelerle Gelen Sığınmacılar Tayland İçin Bir Yük Mü? Türkiye Mülteciler Konusunda Tekrar Önemli Bir Rol Üstleniyor Türkiye-Suriye Sınırında Bir An Önce Güvenli Bölge Oluşturulmalı Türkiye'nin Suriyeli Göçmenlere Yardımı Ekonomik Bir Kayıp Değildir Vicdanlar Körelince Çocuklar da Ölür Ya Arakanlı olsaydınız? Zulmün Nedeni Müslümanların Sahipsiz Olmasıdır

Özet

Bu kitap bölümü, Suriye'deki savaştan kaçan mültecilerin yaşadığı büyük acılara ve karşılaştıkları zorluklara dikkat çekmektedir. Mültecilerin sadece birer yük değil, Allah'ın bizlere emanet ettiği insanlar olduğu vurgulanırken, Avrupa'daki ırkçı tutumlar eleştirilmektedir. Bölümde, Müslümanların ve tüm insanlığın bu mazlumlara karşı vicdani ve dini bir sorumluluk taşıdığı, kalıcı çözümün ancak İslam ahlakıyla mümkün olduğu savunulmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Mülteciler devletler üzerinde bir yük değil, Allah'ın yardıma muhtaç kıldığı ve müminlerin gözetmekle sorumlu olduğu misafirlerdir.
  • Nur Suresi 22. ayet, yoksullara ve hicret edenlere karşı affedici ve bağışlayıcı olmayı emreden temel bir iman ahlakı prensibidir.
  • Mülteci krizine çözüm için sınırları kapatmak yerine, vicdani bilinçlenmeyi artırmak ve uluslararası düzeyde kalıcı bir merhamet anlayışını tesis etmek gereklidir.
  • Avrupa'da gelişen mülteci karşıtlığı ve İslamofobi, toplumsal bir virüs olarak hem mültecilere hem de Avrupa toplumunun kendi huzuruna zarar vermektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Mültecilere karşı Müslümanların takınması gereken ahlaki tavır nedir?

İslam ahlakına göre mülteciler birer yük olarak görülmemeli, Allah'ın ihtiyaçlarından Müslümanları sorumlu kıldığı emanetler olarak değerlendirilmelidir. Onlara şefkat ve merhametle yaklaşmak, bir insanlık görevi ve dini sorumluluktur.

Nur Suresi 22. ayet mülteci krizi bağlamında neyi hatırlatır?

Bu ayet, faziletli ve varlıklı olanların yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere yardım etmesini, onları bağışlayıp hoşgörü göstermesini emreder. Allah'ın bağışlayıcılığını umanların, darda kalanlara karşı esirgeyici olması gerektiğini vurgular.

Mülteci krizinin çözümü için neden sadece fiziksel sınır önlemleri yeterli değildir?

Dikenli tel ve duvar örmek gibi fiziksel engeller, mültecilerin hayatta kalma arayışını durdurmaz. Sorun ancak toplumsal bilinçlenmenin artırılması, istikrarlı yardım mekanizmalarının kurulması ve çatışmaların barışçıl yollarla sonlandırılmasıyla aşılabilir.

Avrupa toplumlarında gözlenen mülteci karşıtlığı ne gibi sonuçlar doğurur?

Mülteci ve İslam karşıtlığı, Avrupa toplumlarında ırkçılığı körükleyen bir virüs işlevi görmektedir. Bu zihniyet, hem mazlum insanların acı çekmesine neden olmakta hem de toplumsal huzuru bozarak Avrupa'nın kendisine zarar vermektedir.