logo HARUN YAHYA

"Ölüm Yolu"ndan Gelenler ve Avrupa'nın Sınavı

"Ölüm Yolu"ndan Gelenler ve Avrupa'nın Sınavı

Arab News – 5 Eylül 2015

Bir kamyon kasasında üst üste yığılmış insanların cansız bedeni belki de bazıları için insanlığın nasıl körelip gittiğinin en büyük göstergelerinden birisi. Geçen hafta önce 71 mültecinin kamyonda havasızlıktan boğulduğu haberi ve ardından Akdeniz'in "ölüm yolu"nda yeni bir facia ile uyandık. Böyle korkunç bir manzaraya, o insanları botlara veya kamyonlara dolduranların yürekleri nasıl dayandı bilinmez. Zor durumdaki bu insanlar, acaba tek derdi para olan insan kaçakçıları için çok mu değersizdi?

Budapeşte'de halk, 71 kişinin kamyonda katledildiği facia üzerine bir anma etkinliği düzenledi. Amaç, bu olayı unutturmamak ve insan tacirlerine dikkat çekebilmekti. Aynı saatlerde Libya kıyılarına vuran cansız çocuk cesetlerine kimse söyleyecek söz bulamıyordu. Savaştan kurtulmayı başaran çaresiz insanların katili bu defa insan tacirleri oluyordu. Avrupa'nın gözleri önünde.

Avrupa, göçmen krizini II. Dünya Savaşı'ndan beri ilk defa bu kadar güçlü şekilde yaşıyor. Fakat verdiği sınav oldukça başarısız. Geçtiğimiz yıl, denizde ölüm kalım savaşı veren göçmenlere yardım etmeme kararıyla gündeme gelen Avrupa, artık bu derece vicdansız kararlar alamayacak kadar göçmen sorununun içinde. Geçtiğimiz aylar, hatırlanacağı gibi, AB üyesi 28 ülkenin savaştan kaçan insanları "almama" kavgalarıyla geçti. Kimisi dünyanın en büyük ekonomilerini oluşturan AB üyeleri, "ne kadar az göçmen olursa o kadar kalkınır, soyumu o kadar korurum" mantığıyla hareket ediyor olmalı ki, fazla göçmeni barındırmayı etik bir sorun ve ekonomik yönden de bir külfet olarak gördü. Göçmenler bir türlü bölüşülemedi.

Bütün bunlar olurken katlanarak artan göçmen sayısı şu anda bazı Avrupa ülkelerini adım atmaya zorlamış gibi gözüküyor. Geçen hafta Makedonya sınırında gerçekleşen şiddet olaylarının ardından Makedonya sınırında mülteciler için kamp kurulması, Almanya'nın Suriyeli mültecileri bünyesine alacağını ve sınır dışı etmeyeceğini açıklaması elbette sevindirici adımlar. Fakat Merkel'in bir uyarısı var. Eğer mültecileri adil bir şekilde bölüştürmeyi başaramazsak, pek çokları için Şengen konusu gündem haline gelecektir diyor Merkel. Bilindiği gibi Şengen, tüm AB ülkelerinde serbestçe seyahat özgürlüğü sağlayan bir uygulama. Göçmenlerin özellikle Almanya'yı hedefledikleri düşünüldüğünde pek çoklarına bu sözler haklı gelebilir. Ama insan şunu sormadan edemiyor: Türkiye, Ürdün veya Lübnan sadece birkaç ay içinde bünyesine toplam 4 milyon mülteciyi alırken bu insanların Ortadoğu'da adil şekilde dağıtılmasını şart koşmuşlar mıydı? Elbette hayır. Sınırlarımıza sığınan insanlar savaştan canlarını kurtarmaya çalışan zavallılar. Bizler, Allah için, insanlık adına onlara bakmakla, onları konuk etmekle yükümlü kişileriz. Bizim için bu, birtakım Avrupalıların düşündüğünün aksine, daha gelişmek, daha güzelleşmek ve daha derinleşmek için güzel bir fırsat.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Avrupa mülteci politikasına sert eleştiriler yönelten isimlerden biri. Schulz, "Akdeniz bir toplu mezara dönerken, bazı Avrupalılar büyük hatalar yapıyorlar," derken, Fransa Dışişleri bakanı Laurent Fabius, bazı Avrupa ülkelerinin mülteci kabul etmemesini bir skandal olarak nitelendirdi. Fabius, Macaristan'ın mülteci akınını engellemek için sınıra tel örgü çekmesini ise "AB değerleriyle bağdaşmıyor" diyerek eleştirdi. Peki nedir bu AB değerleri? Bu değerler kalkınmaya göre mi, insanlığa göre mi belirlenmiş? Eğer insanlık ön plandaysa, Avrupa, adını lekeleyecek bu göçmen kavgasına baştan girmemeliydi.

Burada elbette bir kısım Avrupalı politikacıları ve Avrupa halkının büyük kısmını hariç tutmak gerekiyor. Pek çok politikacının bu konuya sahip çıktığı ve Avrupa halkının göçmenleri korumak adına büyük gayret sarf ettiği bilinen bir gerçek. Almanya'da göçmen karşıtı eylemler olsa da, bunların halkın çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılandığı ve "sığınmacılara hoş geldiniz" etkinliklerinin binlerce kişi tarafından gerçekleştirildiği biliniyor.

1. Hadi mültecileri en iyi şekilde karşılayalım.

2. Tek dünya, tek aile

3. Mülteciler hoşgeldiniz. Kimse yasadışı değildir.

Son dönemlerde çok konuşulan mülteci ve göçmen arasındaki ayırım elbette değerlendirilmeye alınmalı. Savaştan ve zulümden kaçan ve kendi ülkelerine dönemeyecek konumda olan kişiler mülteci olarak tanımlanıyorlar. Bu kişiler, 1951'de yapılan bir anlaşma gereğince uluslararası statüde korunuyorlar ve ülkelerine zorla gönderilemiyorlar. Göçmenler ise kendi ülkelerinde baskı altında olmayıp daha iyi bir hayat için başka ülkelere giden kişilerden oluşuyor. Dünyanın çalkalandığı şu dönemde, elbette ülkelerin, bu tanımlamalara göre, göçmenlerden ziyade mültecilere öncelik vermeleri doğaldır. Nitekim bir kısım Avrupa ülkeleri düzenlemelerini şu an buna göre yapmakta. Fakat Avrupa söz konusu olduğunda en fazla göçmen çıkaran Balkan ülkelerinin konumunu da burada es geçmek olmaz. Bu sorunu çözmek için ilk aşama, bir kısım Balkan ülkelerinin AB müzakerelerinin hızlandırılma taleplerini göz önüne almak ve bu konuda çeşitli düzenlemeler yapmaktır. Çünkü Avrupa içinde yoksulluk çeken ülkeler olmasındansa Avrupa'nın birlikte kalkınması istediğimiz bir şeydir. Avrupa Birliği'nin asıl amacının da bu olduğunu unutmamak gerek.

"AB'nin bütün bunlara nasıl gücü yetsin?" diye düşünenler olabilir. AB'nin buna gücü yeter, bundan daha fazlasını da yapmaya gücü yeter. Merak edenler, ekonomik anlamda Avrupa'daki pek çok ülkeden daha güç bir konumda olup mültecilerin bütün bakımını üstlenen Türkiye'ye şöyle bir bakabilirler. Bu özveri aynı zamanda Avrupa ülkelerine mutlaka güzel bir değer olarak da geri döner. Avrupa için gerekli olan tek şey bunu istemek ve mültecinin bir "bela" ya da "yük" değil, Allah misafiri olduğunu görebilmektir.

Avrupalı liderler, bir zamanlar Almanya, Yunanistan veya Polonya gibi ülkelerden halkların mülteci olarak ayrılmak zorunda kaldıklarını, bu mültecilerin diğer ülkelerin kucak açmasıyla hayatta kalabildiklerini ve bu minnettarlığı tarihin silip asla yok edemediğini hatırlamalıdırlar. Şunu da asla unutmamalıdırlar; bir insanı kurtarmak, tüm insanlığı kurtarmak gibidir.

Göçmen kavramından farklı olarak, savaştan ve zulümden kaçan ve kendi ülkelerine dönemeyecek durumda olanlara mülteci adı veriliyor. 1951'de yapılan anlaşma gereğince bu kişiler, uluslararası statüde korunmak zorundalar ve kesinlikle ülkelerine geri gönderilemezler.

 

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER
Bu kitapta ara
Mültecilerin Hayatını Nasıl Kolaylaştırabiliriz? Güvenlik Sorunu Duvarlarla Çözülmez Mülteciler Avrupa İçin Sorun Değil Önemli Bir Değerdir Seçim Zaferi Rohingyalara Ne Getirecek? Sayın Adnan Oktar'ın A9 Televizyonunda mülteciler konusundaki açıklamaları Ya Bir Mülteci Kampında Yaşıyor Olsaydınız? Suriyeli Mülteci Kardeşlerimizin Güvenliği Misafirperver Türk Halkına Emanet Libya'da Öncelik Bloklar Arası Sevgi ve Şefkat Tesisi Olmalı; Devamında Uzlaşı Doğal Olarak Gelir Avrupa Mülteci Krizine Net Çözüm: Sevgi Tampon bölge Suriyeliler için güvenli bir sığınak Sonsöz Mültecilere Destek Olmak Allah'ın Razı Olacağı En Güzel Tavırdır Yeniden Rohingya, Yeniden Bir İnsanlık Dramı Krizin 4. Yılında Suriyeli Mülteciler Tarih Türkiye'yi Unutmayacak Yermuk'ta Yaşanan İnsanlık Suçuna Acil Son Verilmelidir! Yermuk'ün Yardım Çığlığı Yemen'in Onlarca Sorunundan Biri: Göç Avrupa İnsanlık için Harekete Geçmeli Avrupa Mülteci Sınavından Geçecek mi? Avrupa Ülkeleri Yaşadıkları Mülteci Akını Karşısında Neler Yapabilir? Büyük Beklentileri Olmayan Mülteciler Denizin "Kara Suları"na Terk Edilenler Dünyadaki Mülteci Sorunu Sevgiyle Çözülür Evrim Aldatmacası Giriş Harabe Bir Ülke: Suriye İnsan Hakları, Bildirge Üzerinde Var Ama Dünya Üzerinde Yok Kaçak Göçmenler: Avrupa'da Sadece Bir İstatistik mi? Kuzey Afrika'da Sığınmacılarla Değil, Sığınmacı Olmayı Mecbur Kılan Koşullarla Mücadele Edilmeli Libya'nın Mülteci ve Göçmen Çıkmazı Mülteciler Paris Saldırılarının Sorumlusu Değil Mağdurudur Mülteciler Türkiye'yi AB'ye Yakınlaştırdı Myanmar'da Yaşananlar İnsanlık Suçudur Myanmar'daki Zulmün Perde Arkası "Ölüm Yolu"ndan Gelenler ve Avrupa'nın Sınavı Rohingya Halkından Birleşmiş Milletlere Yardım Çığlığı Rohingya Müslümanları Kendi Yurtlarından Sürgün Ediliyor Rohingya Trajedisi mi, Yoksa Vicdan Körelmesi mi? Sayın Adnan Oktar'ın A9 Televizyonunda mülteciler konusundaki açıklamaları Soykırımlar... Başı Öne Eğik Liderler... Suriye ve Yermuk Kampı'nda Yaşanan İnsanlık Dramı Devam Ediyor Teknelerle Gelen Sığınmacılar Tayland İçin Bir Yük Mü? Türkiye Mülteciler Konusunda Tekrar Önemli Bir Rol Üstleniyor Türkiye-Suriye Sınırında Bir An Önce Güvenli Bölge Oluşturulmalı Türkiye'nin Suriyeli Göçmenlere Yardımı Ekonomik Bir Kayıp Değildir Vicdanlar Körelince Çocuklar da Ölür Ya Arakanlı olsaydınız? Zulmün Nedeni Müslümanların Sahipsiz Olmasıdır

Özet

Bu kitap bölümü, Avrupa'nın göçmen krizine yönelik tutumunu ve bu kriz karşısındaki insani sınavı irdelemektedir. Mültecilerin yaşadığı zorluklar, ülkelerin bu soruna bakış açıları ve İslam ahlakının bir gereği olarak mültecilerin birer Allah misafiri olduğu gerçeği üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, krizin çözümü için fedakârlık ve insani değerlerin ön planda tutulması gerektiği vurgulanmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Mülteciler, İslam ahlakına göre Allah misafiridir ve onlara şefkatle bakmak Müslümanların önemli bir sorumluluğudur.
  • Avrupa ülkeleri, mülteci krizini ekonomik bir yük olarak değil, insani bir sorumluluk ve ahlaki bir sınav olarak değerlendirmelidir.
  • Savaştan kaçan mülteciler, uluslararası anlaşmalar gereği korunmalı ve zorla geri gönderilmemelidir.
  • Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerin mültecilere gösterdiği özveri, Avrupa için örnek teşkil eden bir vicdani duruştur.

Sıkça Sorulan Sorular

Mülteci ve göçmen tanımları arasındaki temel fark nedir?

Mülteciler, savaştan veya zulümden kaçan ve ülkelerine dönemeyecek durumda olan kişileri ifade eder. Göçmenler ise baskı altında olmayıp daha iyi yaşam koşulları arayışıyla başka ülkelere giden kişilerden oluşur.

Mültecilere karşı takınılması gereken ahlaki tutum nasıl olmalıdır?

Mülteciler bir yük veya bela olarak görülmemeli, Allah misafiri olarak kabul edilmelidir. Onlara kapı açmak, yardım etmek ve şefkat göstermek insani bir görevdir.

Avrupa'nın mülteci krizindeki genel yaklaşımı neden eleştirilmektedir?

Göçmen sorunu karşısında bazı ülkelerin ekonomik kaygıları ön plana çıkarması ve mültecileri kabul etmeme eğilimleri vicdani ve insani değerlerle bağdaşmadığı için eleştirilmektedir.

Mülteci krizinin çözümünde uluslararası dayanışmanın önemi nedir?

Krizin tek başına bir ülke tarafından yüklenilmesi yerine, devletlerin sorumluluğu paylaşması ve mültecilerin adil şekilde dağıtılması toplumsal huzur ve insani yaşam için gereklidir.